TBK Madde 508 Vekilin borçları: Hesap verme

Özet 2 fıkra · ~1 dk okuma

TBK 508, vekil; vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene teslim etmekle yükümlüdür. Vekil, teslimde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.

Resmi Metin

Hesap verme

Madde 508- (1) Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür.

(2) Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Vekilin hesap verme borcu, sadakat borcunun (TBK m.506) somut ve denetlenebilir görünümüdür; vekil vekâletle ilişkili olarak eline geçen para, eşya ve belgeleri kendinde tutamaz. Borç iki koldan doğar: vekâlet verenin istemi üzerine yürütülen işin hesabını sunmak ve aldıklarını iade etmek. Teslimi geciken para yönünden temerrüt aranmaksızın faiz işlemesi, borcu kendiliğinden ağırlaştırır. Vekilin kendi adına fakat vekâlet veren hesabına edindiği hakların geçişi ayrı bir konudur ve TBK m.509 kapsamındadır; salt iadeyle karıştırılmamalıdır. Dava vekâletinde hesap ve iade borcu, TBK m.512 uyarınca azil ya da istifayla sözleşme sona erse dahi birikmiş kısım bakımından varlığını korur. Uygulamada rastlanan hata, hesabın yalnız istem hâlinde talep edilebileceğinin gözden kaçırılması ve masraf mahsubu adı altında iadeden kaçınılmasıdır. Özel yetki gerektiren işlemler için TBK m.504, dava vekâletinde ise ayrıca HMK m.74 birlikte değerlendirilmelidir.

Gerekçe

Türk Borçlar Kanunu’nun 508. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

818 sayılı Borçlar Kanununun 392 nci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 508 inci maddesinde, vekilin hesap verme borcu düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 392 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “müvekkile tediyeye mecburdur.” şeklindeki ibare, “tediye” sözcüğünün para borçlarının ifasını ifade etmek için kullanılmasının doğru olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda “vekalet verene vermekle yükümlüdür.” şeklinde ifade edilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 392 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “zimmetinde kalan paranın” şeklindeki ibare, Tasarıda “tesliminde geciktiği paranın” şeklinde; aynı fıkrada kullanılan “faizini de vermeye” şeklindeki ibare, faizin para borçlarında söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda “paranın faizini de ödemekle” şeklinde değiştirilmiştir.

Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

İlgili Yargıtay Kararları - TBK m.508 uygulaması

Aşağıdaki ilkeler, ilgili kararlardan derlenmiştir.

Yargıtay 3.HD E. 2024/4319 K. 2025/3567 Bozma

Vekilin, vekâletle ilişkili olarak aldıklarını iade etmediği iddiasıyla tahsil edilen paranın iadesi istenen davada (TBK m.508); vekilin parayı gerçekten tahsil ettiğini ve vekâlet ilişkisinin bulunduğunu ispat yükü davacı vekâlet verendedir; soyut beyana dayanılarak hüküm kurulamaz.

Detaylı özeti gör

Davacılar (vekâlet verenler), dava dışı bir inşaat şirketi lehine yaptıkları ödemelerin tahsili için davalı avukatı vekil tayin ettiklerini, avukatın icra dosyalarında haricen tahsilat yapmasına rağmen kendilerine ödemede bulunmadığını, izinleri dışında borçlular lehine ibraname düzenleyip dosyalardan feragat ettirdiğini ileri sürerek, TBK m.508 kapsamında başlangıçta 10.000,00 TL, ıslahla 655.250,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı avukat ise davacıların alacaklarını dava dışı bir kişiye temlik ettiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davalı avukatın tahsil ettiği ödemeleri müvekkillerine iade ettiğine dair belge sunamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise, TBK m.508 uyarınca vekilin hesap verme ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını iade yükümlülüğü bulunsa da, vekilin parayı gerçekten tahsil ettiğini ve ilgili icra dosyalarında vekâlet ilişkisinin varlığını ispat külfetinin davacı vekâlet verende olduğunu vurgulamıştır. Dosyaya kazandırılan icra dosyalarının incelenmesinde davalı avukatın vekâletinin ve tahsilat yaptığına dair delilin bulunmadığı, soyut beyanlara dayanılarak hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.

Yargıtay 3.HD E. 2024/2140 K. 2025/1522 Onama

Vekilin TBK m.508'deki hesap verme ve vekâletle ilişkili aldıklarını iade yükümlülüğü, vekâlet ilişkisi sürdükçe devam ettiğinden, vekâlet ilişkisinden doğan alacaklarda zamanaşımı ilişki sürdükçe işlemez; azil, istifa veya ölüm gibi sona erme ya da vekilin hesap vermesiyle işlemeye başlar.

Detaylı özeti gör

Uyuşmazlık, avukat olan davacının davalıyla kurduğu vekâlet ilişkisinden doğan alacağın tahsiline ilişkindir. Davacı vekil, davalıya avukatlık hizmeti sunduğunu ancak haklı bir gerekçe olmaksızın azledildiğini ileri sürerek ödenmeyen dava masrafları ile vekâlet ücreti alacağı için şimdilik 100,00 TL'nin tahsilini istemiş; davalı ise davanın zamanaşımına uğradığını ve azlin haklı olduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi alacağın ispat edilemediği gerekçesiyle davayı reddetmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ise vekâlet ilişkisinin Kadıköy 16. Noterliğinin 16.07.2013 tarihli azilnamesiyle sona erdiğini, davanın ise beş yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 13.11.2018 tarihinde açıldığını belirterek istemi zamanaşımından reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, TBK m.508 uyarınca vekilin yürüttüğü işin hesabını verme ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını iade etme yükümlülüğü nedeniyle zamanaşımının vekâlet ilişkisi sürdükçe işlemeyeceğini, sürenin ancak azil, istifa veya ölüm gibi sona erme hâllerinde ya da vekilin hesap vermesiyle işlemeye başlayacağını vurgulamıştır. Vekâlet akdinden doğan alacakların TBK m.147/5 gereği beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu, azil tarihinden itibaren bu sürenin dava açılmadan önce dolduğu sonucuna vararak Daire, kararı oy birliğiyle onamıştır.

Yargıtay 3.HD E. 2022/8063 K. 2023/1612

Vekil, TBK m.508 uyarınca vekâletle ilişkili olarak aldığı ve teslimde geciktiği paranın faizini, teslimde geciktiği tarihten itibaren ödemekle yükümlüdür; faize hükmedilmesi için vekilin ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek yoktur.

Detaylı özeti gör

Davacı, banka hesabından para çekme işlemleri yapması için davalıyı Kadıköy 5. Noterliğinin 30.06.2010 tarihli vekâletnamesiyle vekil tayin etmiş; davalı bu hesaptan çektiği 1.000.000 TL'nin hesabını vermeyince, davacı Kartal 2. Noterliğinin 30.01.2017 tarihli ihtarnamesiyle davalıyı azlederek paranın yasal faiziyle iadesini istemiştir. Davalı, taraflar arasındaki ilişkinin simsarlık sözleşmesine dayandığını ve beş yıllık zamanaşımının dolduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, yazılı simsarlık sözleşmesi bulunmadığından ilişkiyi vekâlet olarak nitelendirmiş ve 1.000.000 TL'nin ihtarnamenin tebliğini izleyen üçüncü gün olan 03.02.2017 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar vermiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise TBK m.508 uyarınca vekilin, vekâletle ilişkili olarak aldığı ve teslimde geciktiği paranın faizini ödemekle yükümlü olduğunu, bu faize hükmedilmesi için vekilin ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek bulunmadığını belirterek, faizin davalının parayı çektiği ve teslimde geciktiği tarih olan 02.07.2010'dan itibaren işletilmesi gerektiğini kabul etmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi kararını düzelterek onamıştır.

Yargıtay 3.HD E. 2022/3583 K. 2022/6144 Bozma

Vekilin, işin hesabını verme ve vekâletle ilişkili olarak (üçüncü kişilerden) aldıklarını vekâlet verene verme yükümlülüğüne aykırılığı; vekâlet verene, ölümü hâlinde mirasçılarına karşı tazmin sorumluluğu doğurur ve bu nedenle husumet vekile yöneltilir.

Detaylı özeti gör

Davacı, Bursa Osmangazi Çekirge Mahallesi 4191 ada 5 parseldeki binada bulunan 6 numaralı dubleks daireyi, müteahhitle yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında Bursa 14. Noterliğinin vekâletiyle satması için davalıya vekâlet vermiş; davalı bu daireyi vekâleten dava dışı bir kişiye 57.000 TL bedelle satmış, ancak inşaat sözleşmesi feshedildiğinden davacıya ne bedel ödenmiş ne de takas dairesi devredilmiştir. Davacı, taşınmazın rayiç değeri için açtığı davada talebini 13.02.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle 325.952 TL'ye yükseltmiş; davalı ise satış sözleşmesinin tarafı olmadığını ileri sürerek pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi davanın vekilin sorumluluğundan doğduğunu, davalının vekâlet görevini kötüye kullanarak sadakat ve özen borcuna aykırı davrandığını kabul ederek 234.641 TL alacağın 20.02.2015 tarihinden işleyecek faiziyle tahsiline hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi ise davalının sözleşme tarafı olmadığı gerekçesiyle davayı pasif husumet yokluğundan reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, HMK m.31 uyarınca hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğunu vurgulayarak, uyuşmazlığın vekilin özen, sadakat ve TBK m.508 kapsamındaki hesap verme yükümlülüğüne dayandığını belirtmiş; vekilin, yürüttüğü işin hesabını verme ve üçüncü kişilerden aldıklarını vekâlet verene teslim yükümlülüğüne aykırılığının tazmin sorumluluğu doğuracağını, bu nedenle davalı vekile husumet yöneltilmesinde bir aykırılık bulunmadığını belirterek esasa girilmesi gerektiğine değinmiş ve kararı davacı yararına bozmuştur.

Yargıtay 1.HD E. 2016/12501 K. 2019/5066 Bozma

TBK m.508 uyarınca vekilin hesap verme borcu kapsamında, vekâletle ilişkili olarak aldığı bedeli vekâlet verene ödediğini ispat yükü vekildedir; vekil, taşınmazın satış bedelini vekâlet verene ödediğini kanıtlamakla yükümlü olup, aksi hâlde ödenmeyen bedelin araştırılması gerekir.

Detaylı özeti gör

Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkindir. Davacı, miras yoluyla intikal eden taşınmazların satışı için uzaktan akrabası olan davalıya vekâletname verdiğini, davalının satıştan önce 47.500 TL avans gönderdiğini, dava konusu 624 parseldeki payının çok düşük bedelle davalı vekil tarafından diğer davalıya satıldığını ileri sürmüştür. Davalılar ise taşınmaz bedellerinin temlikten önce davacıya ödendiğini savunmuş; yerel mahkeme, banka yoluyla gönderilen bedelin satış bedeli avansı olarak kabul edildiğini benimseyerek payın değerinin ödendiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle tazminat talebini kısmen kabul etmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, davalının davacı aleyhine başlattığı icra takibi ile sonrasında açılan itirazın iptali davasının sonucunun araştırılması gerektiğini vurgulayarak, avans olarak belirlenen tutar davacı tarafça iade edilmişse TBK m.508 uyarınca vekilin hesap verme borcu kapsamında taşınmaz bedelini ödediğini ispat yükünün vekilde bulunduğunu belirtmiştir. Ödenmeyen taşınmaz bedeli araştırılmadan eksik araştırma ile hüküm kurulmasını doğru bulmayan Daire, 07.10.2019 tarihinde kararın bozulmasına oy birliğiyle karar vermiştir.

İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.

İlgili Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Kararları - TBK m.508 uygulaması

Adana Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları. Aşağıdaki ilkeler ilgili kararlardan derlenmiştir.

Adana BAM · İstinaf · 6. Hukuk Dairesi E. 2019/751 K. 2020/660 Düzelterek Esastan Red

Vekâletnameye dayanarak taşınmaz hisselerini satan vekilin, satış bedelini vekâlet verene ödediğini ispat etmesi gerektiği; ödemenin ispatlanamadığı durumda sorumluluğun satış tarihindeki rayiç bedel üzerinden doğacağı ve bu bedele ancak dava tarihinden itibaren faiz işletileceği kabul edilmiştir.

Detaylı özeti gör

Karar özeti: Miras yoluyla intikal eden taşınmaz hisselerinin satışı için genel vekâletname veren kişi, vekilin satış bedellerini kendisine ödemediğini ileri sürerek alacak davası açmıştır. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiştir. Daire, vekilin hesap verme yükümlülüğü gereği satış bedelini ödediğini ispat yükünün vekilde olduğunu, bu yükün karşılanamadığını, sorumluluğun satış tarihindeki rayiç bedel üzerinden hesaplanacağını ve aynı davada ancak bir kez ıslah yapılabileceğinden ikinci ıslahın dikkate alınamayacağını belirlemiş; vekâlet veren tarafından bizzat yapılan satışları kapsam dışında bırakarak ilk derece kararını kaldırıp düzelterek davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.

Adana BAM · İstinaf · 6. Hukuk Dairesi E. 2019/617 K. 2020/309 Kısmen Kabul

Vekaletnameye dayanarak taşınmazı satan vekilin, vekaletle ilişkili olarak aldıklarını verme yükümlülüğünde ispat yükü vekildedir; satış bedelini ödediğini kesin delillerle ispat edemeyen vekilden taşınmazın satış tarihindeki rayiç değerinin istenebileceği kabul edilmiştir.

Detaylı özeti gör

Karar özeti: Mirasbırakanın ölümünden kısa süre önce verdiği vekaletnameye dayanarak taşınmazı satan vekilden, satış bedelinin ödenmediği gerekçesiyle mirasçılar alacak istemiştir. İlk derece mahkemesi tapuda gösterilen satış bedeli üzerinden davayı kabul etmiştir. Daire, vekilin aldıklarını vekalet verene verme yükümlülüğünde ispat yükünün vekilde olduğunu, satış bedelini ödediğini kesin delillerle ispat edemeyen vekilden taşınmazın satış tarihindeki rayiç değerinin istenebileceğini belirtmiştir. Süresinde cevap vermeyip ön inceleme aşamasından sonra ileri sürülen ve karşı tarafça muvafakat edilmeyen zamanaşımı savunmasını da yerinde görmeyerek vekilin istinaf başvurusunu esastan reddetmiş; rayiç değerin belirlenmesi için mirasçıların istinaf başvurusunu kabul ederek kararı kaldırmıştır.

Adana BAM · İstinaf · 1. Hukuk Dairesi E. 2019/1651 K. 2020/297 İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

Vekilin, vekalet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını verme, bu nedenle aldığı her şeyi vekalet verene ödeme ve zimmetinde kalan paranın faizini verme yükümlülüğü altında bulunduğu belirtilmiştir.

Detaylı özeti gör

Karar özeti: Davacı, vekil tayin ettiği kişinin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazlarını muvazaalı şekilde devrettiğini ileri sürerek tapu iptali, tescil ve alacak istemiş; ilk derece mahkemesi son kayıt maliki davalı K2 yönünden tescil talebini reddedip alacak talebini vekil ve ona devreden yönünden kabul etmiştir. Adana BAM, son devralan K2'nin vekille çıkar ve işbirliği içinde olduğunu veya vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bildiğini gösteren bir tespit bulunmadığını, TMK m.3 anlamında iyiniyetinin korunması gerektiğini saptamıştır. Bu nedenle ilk derece kararını usul ve yasaya uygun bularak davalı K3'ün istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) kararları bölgesel niteliktedir; bağlayıcı içtihat değildir, Yargıtay denetiminde değişebilir. İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır.

Bize WhatsApp'tan ulaşın!