DAVACI:
K1 – N1
DAVALI :
1- K2 -N2 A1
DAVALI :
2- K3 -N3 A2
DAVALILAR :
3- K4 -N4 A3
4- K5 -N5 A4
DAVA
NIN KONUSU
:
Tapu İptali Ve Tescil (Satış Vaadi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı K3 vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin maliki olduğu A5 mahallesi A6 Mevkiindeki 700 ada 1 nolu parsel ve 700 ada 2 nolu parsel gayrimenkulleri üzerinde bir bina yapmaları konusunda müteahhit firma ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi Gülnar Noterliği tarafından 03/03/2014 tarihli işlem no:00445 arsa payı kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve düzenlenme şeklinde satış vadi olarak anlaşıldığını, müvekkilinin iyi niyetli olarak 03/03/2014 tarihinde işlemden hemen sonra 00446 işlem nolu vekaletnameyi yüklenici firmanın kardeşi olan ve asıl işlemleri müteahhitliğini yapan kendisi öğretmen olduğu için tacir olamayan K5’e müvekkili adına kayıtlı tapuların gerçek veya tüzel kişilere satmaya yetkili olarak vekil tayin ettiğini, K5’in 700 ada 1 nolu, 701 ada 2,3 ve 8 nolu parsel gayrimenkullerin satımı ve 3. Kişilere devretmek için aldığı vekaletnameyi sözleşmeyi kötüye kullanarak 701 ada 8 parsel ve 701 ada 2 parsel numaralı gayrimenkulleri olağan akışa aykırı bir şekilde 02.09.2015 tarihinde işbirlikçinin muvaazalı olarak inşaat mühendisi K3’e tapuları devrettiğini ve bu devirden 34 gün sonra yanında çalışan K2’e 06.10.2015 tarihinde iki tapuyu rayiç bedelleri düşük olarak muvaazalı olarak devir edildiğini açıklanan nedenlerle davalılar K5, K4, K3, K2 tarafından gerçekleştirilen satış işlemi sonucunda oluşan (700 ada 1 parsel ve 701 ada 2 parsel) de kayıtlı tapu kaydının iptali ile tedbir konulmasına müvekkili adına tesciline, (Dava değerine yönelik istem, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” veya dava değerinin çekişmeli olup olmaması hususları; dava konusuna dair hazırlanan dilekçeye göre değişiklik arz edebilmekle birlikte , somut olayınız esas alınarak ilgili işlemler değerlendirilmelidir.) yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep etmiştir.
Davalılar K5 ve K4 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalılar
K3 ve K2 vekili Av.
K6 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle;müvekkili K3’in işi gereği diğer davalı K5 isimli şahsın müteahhit olarak inşaat işi yaptığını bilmekte olduğunu, K5’in vekaletname gereği ilgili parselin payı karşılığı kendisine ait olduğunu ve müvekkiline sunduğu Gülnar Noterliği’nce usulüne uygun düzenlenen geçerli bir vekaletname gereğince satış yapabileceğini söylemesi üzerine A5 Mahallesi, A6 mevkiinde kain 700 ada 2 ve 8 nolu parselleri satın aldığını, davacı tarafın talebi ile bağlı kalındığını, dilekçenin sonuç ve istem kısmında iptalini istediği taşınmazın 700 ada 1 ve 2 nolu parseller yönünden olduğunu, müvekkilinin satın almış olduğu parselin 1 nolu parsel olmadığından bu parsel yönünden davanın reddi gerektiğini , müvekkili açısından husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, davanın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olduğunu, alacak davası şeklinde açılmadığını, müvekkilinin dava açılmadan önce dava konusu 700 ada 2 nolu parseli, üçüncü iyi niyetli kişi olan K2’e sattığını, mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istekli davaların kural olarak kayıt malikine karşı açılması gerektiğini açıklanan nedenlerle davacının davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Tüm dosya kapsamının incelenmesinde somut olayda; davacı K1 tarafından diğer davalı K5’e dava konusu taşınmazların satış yetkisini de içerir düzenleme şeklinde vekaletname verildiği, tarafların dava konusu taşınmazlar üzerine bir bina inşaa etmek amacıyla arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıkları, gelinen süreçte taraflar arasındaki anlaşmanın bozulduğu ve yapılması planlanan inşaatın yapılamadığı, ancak davalı K5 tarafından 03/03/2015 tarih ve 2562 yevmiye numaralı satış senedi ile aldığı vekaletnameye istinaden diğer davalı K3’e devrettiği, davalı K3’in ise dava konusu bu taşınmazları 06/10/2015 tarih ve 3024 yevmiye numaralı resmi senet ile yine davalılardan K2’e devrettiği, davalı K5’in ise devrettiği bu taşınmazların bedellerini davacı ve vekil eden K1’a ödemediği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, taraflar arasındaki hukuki ilişkide taşınmazı son devralan davalı K2’ün üçüncü kişi konumunda bulunmadığı, kaldı ki vekil davalı K5 ile çıkar ve iş birliği içerisinde ve vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilen konumunda da bulunduğunu gösterir bir tespitlemenin dosya kapsamında mevcut olmadığı, taşınmazları üçüncü kişi konumunda bulunan davalı K3’den devraldığı, TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetinin korunması gerektiği nazara alınarak davacının tapu iptal tescil talebinin davalı K2 yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. Yine davacının alacak talebi yönünden ise aynı gerekçeler ve vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak talebinde davalı sıfatının bulunamayacağı nazara alınarak pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bununla birlikte F1 İnş. Ltd. Şti. (yetkilisi K4 yönünden de aynı hukuki gerekçelerle alacak talep edilemeyeceğinden bu davalı yönünden de pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının, diğer davalılar K5, K3, F1 İnş. Ltd. Şti. (yetkilisi K4 alehine ikame etmiş olduğu tapu iptal ve tescil talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; tapu iptal ve tescil davalarının kayıt maliki aleyhine açılması gerektiği anlaşıldığından bu davalılar yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda; dava konusu taşınmazların tapuda yazılı olan devir bedellerinin taşınmazların gerçek değerinden neredeyse iki katı daha az bir bedel olduğu, teknik bilirkişi raporlarında dava konusu iki taşınmazın toplam bedelinin devir tarihi itibariyle 52.725,70 TL olduğunun tespit edildiği, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve davalı K5’in devrettiği taşınmazların bedelini davacıya ödemediğini kabul etmesi , dosya kapsamında davalı K5 ve davalı K3 arasındaki davacıya ait taşınmazlara ilişkin devir işlemlerinin çıkar ve iş birliği içerisinde gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, başka bir ifade ile TMK’nın 3. maddesi anlamında vekil K5’in vekalet görevini kötüye kullandığını davalı K3’in bildiği, aksi kabulün hayatın olağan akışına da uygun düşmeyeceği nazara alınarak davacı vekilinin tahkikat aşamasındaki ıslah talebi doğrultusunda davanın alacak talebi yönünden kabulü ile; dava konusu taşınmazların gerçek değeri olan 52.725,70 TL nin taraflar arasındaki resmi akit tarihi olan 03/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar K5 ve K3’den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Davacının terditli taleplerinden yalnızca alacak talebi kabul edildiğinden tapu iptal ve tescil talepleri açısından vekalet ücretine hükmedilmemiş, husumet yokluğu nedeniyle reddedilen talepte ise vekil ile temsil edilen davalı K2 lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. (Aynı yönde Yargıtay 15. HD. 03/02/2014 tarih ve 2013/969 esas, 2014/617 karar sayılı kararı).
Mahkememizin 25/10/2017 tarih ve 2016/256 Esas, 2017/367 Karar sayılı ilamında yukarıda belirtilen gerekçelerle verilen karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 30/04/2018 tarih ve 2018/392 Esas, 2018/413 Karar sayılı ilamında; davanın 23/09/2016 tarihinde vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle 10.000 TL bedel gösterilmek suretiyle açıldığı, dava dilekçesinde; davalı olarak F1 İnş… Ltd. Şti. ve K4’in gösterildiği, tensip zapında K4’nin davalı olduğu, kararda şirketin davalı gösterildiği hakkında karar verildiği, kararın da K4’ye tebliğ edildiği ve dava açılırken peşin harcın maktu yatırıldığı, sonradan tamamlatılmadığı, bu şekilde HMK 31, 119/2 maddesine göre dava dilekçesinde kanuni noksanlık bulunduğu halde yargılamaya devamla karar verildiği, talebin açıklatılmadığı ve 492 Sayılı Harçlar Kanunu’na göre davacı, yargılama harcını dava açarken mahkeme veznesine peşin nispi harcı yatırmak zorunda olduğu (HMK. 120. maddesi), davanın açılması nedeniyle alınacak yargı harçlarının türü, ödeme yeri, zamanı ve usulü 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 27. ve izleyen maddeleri ile Kanun’un eki olan Harçlar Tarifesi’nde gösterildiği, harcın eksik yatırılması halinde yapılacak işlemler ve izlenecek yol ile harcın yatırılmaması ve yaptırımı aynı kanunun 27 ve 32. maddelerinde belirtildiği, davacı tarafça yatırılan tamamlama harcının peşin alınması gerekli harç alınmış gibi kabul edilerek yatırıldığı, harcın eksik alındığı, bu nedenle harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilmesinin yasaya aykırı olduğu, yine Mahkemece davacı asil ve vekilinin 19/04/2017 tarihli celsede tazminat talep etmediklerini belirttikleri halde; 25/10/2017 tarihli celsede davacı vekilinin ıslah talep ettiği, tazminat talebinin olduğunu belirttiği talebini değiştirdiği, HMK 177. ve 178. maddesine uygun kısmi ıslah yapılmadan yargılamaya devam edildiği, ıslah dilekçesinin ya da tutanağın tebliğ edilmediği, harcının alınmadığı, yargılamaya devamla karar verilmesinin usule aykırı olduğu, karara göre de dava dilekçesinde ve sözlü ıslah beyanında faiz talebi de olmadığı halde faize karar verilmesinin hatalı olduğundan bahislekaldırılarak mahkememize iade edilmiş ve yukarıdaki esasa kaydedilerek yeniden yargılaması yapılmıştır.
Mahkeme davacı tarafa eksik olan harcı yatırması için süre verilmiş, davacı taraf 12/10/2018 tarihinde tamamlama harcını yatırarak makbuzu dosyaya sunmuştur.
Dosyanın 25/10/2017 tarihli celsesinde davacı vekili tarafından yapılan sözlü ıslah beyanında; öncelikle tapu iptal tescil olmadığı takdirde taşınmazın değeri kadar tazminat talep ettiği görülmüş, 30/01/2019 tarihli celsede davacı tarafa yapmış olduğu ıslah beyanını açıklaması için süre verilmiş, davacı taraf 13/02/2019 tarihli dilekçesi ile; öncelikle dava konusu A5 Mahallesinde kaim 701 Ada 2 Parsel ve 701 Ada 8 Parselde kaim taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili K1 adına tesciline, olmadığı takdirde, dava konusu A5 Mahallesinde kaim 701 Ada 2 Parsel ve 701 Ada 8 Parselde kaim taşınmazların değerine karşılık 52.725,70 TL alacağın 03/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiş, davalılara bu beyan dilekçesi ve 25/10/2017 tarihli duruşma zaptı tebliğ edilmiştir.
Davacı vekilinin sunmuş olduğu dilekçesinde dava konusu taşınmazların değeri kadar olan 52.725,70 TL tazminat talebi sözlü ıslah beyanı ile uyumlu olup, ıslah beyanında faiz talep etmediği görülmüştür. HMK’nun 141. maddesi uyarınca taraflar ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ıslah ve karşı tarafın muvafakati hükümleri saklı kalmak kaydı ile iddiasını veya savunmasını genişletemeyeceğinden yahut değiştiremeyeceğinden ve HMK’nun 176/2. hükmü uyarınca aynı davada taraflar bir kez ıslah yoluna başvurabileceğinden, davacı vekilinin 25/10/2017 tarihli celsede yapmış olduğu ıslahta bildirmediği faiz talebini beyan dilekçesi ile talep etmesi mümkün olmayıp, mahkememizce faize karar verilmemiştir.
Mahkemece Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 30/04/2018 tarih ve 2018/392 Esas, 2018/413 Karar sayılı ilamında belirtilen dosyadaki eksik hususlar giderilmiş olup yukarıda belirtilen gerekçelerle, davacının tapu iptal tescil talebi yönünden; davacının davasının davalılar K5, K3, F1 İnşaat Nak. Gıda. Pazarlama Petrol Ürünleri Temizlik Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti (yetkilisi K4 yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine,davacının davasının davalı K2 yönünden reddine,Davacının alacak talebi yönünden; Davacının davasının davalılar F1 İnşaat Nak. Gıda. Pazarlama Petrol Ürünleri Temizlik Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti (yetkilisi K4 ve K2 yönünden pasif husumet yokluğu nedeniylereddine
, yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı
K3 vekili dilekçesinde özetle; davacı dava dilekçesindeki taleplerini dava sonuna kadar defalarca değiştirmiş olduğunu, neredeyse dilekçedeki taleplerin dava tarihi ile karar tarihinde birbirine benzemez bir hal aldığını, yerel mahkeme tarafından talep sonucunun ve davanın sürekli değiştirilmesine karşın; bu hususlar göz önüne alınmadan karar verildiğini, davada neredeyse hiçbir usul hükmü uygulanmadığını, dava dilekçesinde sözü edilen 03.03.2014 tarihli ve 00445 sayılı kkis’deki 700 ada 1 ve 2 parseller için dava açılmış ve tedbir talebinde bulunulmuş ancak saha sonra dilekçe verilerek ve ayrıca duruşmada beyanda bulunularak talep sonucu değiştirilmiş ve 701 ada 2 ve 8 nolu parsellerin tapusunun iptalinin talep edildiği belirtilmiş; bu durum saik hatası olarak açıklandığını, öncelikle belirtmek gerekir ki; saik hatası-esaslı hata gibi kavramlar; sözleşme ilişkileri bakımından uygulanacak kavramlar olup; davacının saik hatası şeklinde bir açıklama ile talep sonucunu değiştirmesi olanaklı değildir. ”saikte yanılma” 6098 sayılı borçlar kanunu’nun 32. maddesinde düzenlenmiş olup; yasanın” sözleşmeden doğan borç ilişkileri” başlığı altında yer almaktadır. Davacı, saik hatası açıklaması ile davasını ve talep sonucunu değiştiremez. dava dilekçesindeki bu tip değişikliklerin yapılıp yapılamayacağı usul hukuku problemidir. usul kanunumuzda da bu husustaki tek açıklama; hukuk muhakemeleri kanunu’ nun 183. maddesinde yapılmıştır: ”maddi hataların düzeltilmesi -madde 183- (1) tarafların veya mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hataları, karar verilinceye kadar düzeltilebilir. taraflardan birinin yazı veya hesap hatasını düzeltmesi sonucu yargılama uzamışsa, yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu durum da dikkate alınır.” görüldüğü gibi davacının talep sonucu değişikliği hmk 183. maddesi kapsamında da değildir. bir açık yazı ya da hesap hatası yoktur.davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki düzenleme ile o sözleşmede belirtilen tapular ile ilgili talepte bulunmuş ancak daha sonra talep sonucunu açıkça değiştirerek başkaca parsellere çevirmiş olduğunu, saikte hata kapsamına giren bir husus bulunmaması nedeni ile davacının bu talebi karşısında HMK 183 maddesi dahi re’sen gözetilmeden
(ki gözetilemez, davacı maddi hata dememiştir) davanın reddine karar verilmesi gerekirken; işin esasına girilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ve kısa kararda; hangi taşınmazlar bakımından davanın kabulüne karar verildiği belirtilmemiş, taşınmazların parsel numaraları davanın en başından beri defalarca değiştirilmiş olup; mahkemece infazda tereddüt oluşmaması bakımından parsel numaralarını kararda belirtmesi gerektiğini, davacının tapu iptal ve tescil istemi yönünden davanın reddine karar verildiğine göre; davalı müvekkili lehine vekalet ücretine de hükmedilmesi gerektiğini, davacı, davasını yanlış açtığına göre; kayıt maliki olmayan davalı müvekkil lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceğini, davacı, usulüne uygun bir ıslah yapmadığını, vekalet görevinin kötüye kullanılması istemi ile ikame edilen tapu iptal ve tescil davaları kayıt malikine karşı açılacağı, bu nedenle davacının terditli talebindeki tapu iptal tescil davasının davalısı ile tazminat davasının davalılarının birbirinden farklı olması gerektiği, davacı 25.10.2017 tarihinde davasını ıslah ederken; bu şekilde bir ayrıma gitmemiş olduğunu, kime karşı ne şekilde hangi bedelle ıslah yapıldığı belli değildir ıslah, geçersizdir.bu nedenle tazminat istemi yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın bir kısım davalılar (müvekkil dahil) kabulüne karar verilmesi hatalı olduğunu, istinaf mahkemesi tarafından karar daha önce bozulmasına karşın, bu konuda da yeni kararda bir değişiklik yapılmamış, davacı dava dilekçesinde türkay inşaat ltd şti ile birlikte makbule ateş hakkında da dava ikame etmiş,ancak daha sonra bu talebinden vazgeçtiğini, davalının bu vazgeçmesi kabul edilmemesi gerektiğini, bu husus bir temsilci de yanılma durumu da değildir. davacı, şirket ile birlikte bir üçüncü şahsı da davalı göstermiştir. burada taraf değişikliği yapılması ve mahkemece de bunun kabul edilmesi usule ve yasaya aykırı olduğunu, davada görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olması gerekirken, davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatı ile bakılması hukuka aykırıdır. zira, bir taraf için ticari iş sayılan husus, ticari dava kapsamındadır. türkay inşaat ltd şti ile yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi söz konusu olduğuna göre ve bu şirket de davalı olarak gösterildiğine göre; görevsizlik kararı verilmesi gerekeceğini, dosya kapsamına göre; vekil mehmet ateş ile üçüncü kişi tevfik özen çıkar ve işbirliği içerisinde olduğunu, vekil mehmet ateş’in vekalet görevini kötüye kullandığını, tevfik özen bildiğini, ” hukuki değerlendirmede hataya düşülmüş, bilirkişi raporlarının ise denetime elverişli olup olmadığının tespiti yapılmaksızın, denetlenmeksizin hükme esas alınmış olduğunu, mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken, kanun maddesini yazarak, davalı mehmet ateş ile davalı tevfik özen’in çıkar ve işbirliği içerisinde olduğu kanısına ulaşmış olup; bu kanıya nasıl ulaştığını anlamak mümkün değildir. çünkü buna dair hiçbir açıklama yoktur. taşınmazların satış bedelleri nedeni ile bu karar verilmiş ise – ki başka da gerekçe yoktur- taşınmazların satış bedelleri gayet normal olduğunu,esasen mahkeme dosyasında yapılan keşif ve tanzim edilen bilirkişi raporları gerçekle bağdaşmamakta olup; bilirkişiler görevi kötüye kullanma ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarını işlemiş olduklarını, dava konusu701 ada 2 parsel sayılı taşınmazın belediye rayiç bedeli: 13.12.2017 tarihi itibari ile; 13.521,89 tl olduğu, bu bedel taşınmazın konumu itibari ile gayet olağan olduğunu, bilirkişilerin dava konusu her iki taşınmaz için 2015 yılı itibariyle 52.000 tl civarında bir bedel takdir etmesi afaki olduğunu, mahkemece, resmi kurumlardan rayiçler celbedilmemiş, tüm itirazlarımıza rağmen raporun doğruluğunun denetlenmemiş olduğunu, denetlenmeyen bir rapor hükme esas alınarak, müvekkilin niyet sorgusu yapılmış, kötü niyetli ve çıkar ilişkisi olduğu şeklindeki bir yorumla, iyiniyetli müvekkil hakkında hukuka açıkça aykırı bir karar verildiğini, davacı, vekil tayin ettiği kişiye dilediği bedel ve şartlarla dilediği kişiye dava konusu taşınmazları satma yetkisi verdiğine göre; noterde verilen bu vekalete- yani resmi evraka- güvenen müvekkil nasıl iyiniyetli olarak kabul edilemez? resmi şekilde düzenlenen vekaletnameye dayanarak taşınmaz satın alan müvekkil, kendisinden beklenen özeni göstermiş ve kendisine satış yapan kişinin vekaletini kontrol etmiş, vekaletnamede dilediği kişiye, dilediği bedelle satış yapma yetkisi olduğunu gören müvekkil, taşınmazları 2015 yılında belediye rayiç bedelinin dahi üstünde bir miktar ödeyerek satın almıştır. bu bakımdan ilk derece mahkemesinin gerekçeli karardaki değerlendirmesinin kabulü olanaklı değildir. müvekkil aleyhine bedele de hükmedilmemesi gerekirdi. davanın bu nedenle davalı tevfik özen yönünden bedel bakımından da reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olduğunu, davacı, gülnar C.savcılığı’ nın 2016/517 soruşturma sayılı dosyası eksik incelenmiş, hükme doğrudan etki edecek beyanlar dikkatten kaçırılmış olduğunu, davacı, gülnar c.savcılığı’nın 2016/517 soruşturma sayılı dosyası ile müvekkil ve diğer davalılar hakkında şikayetçi olmuş ve dosyada takipsizlik kararı verildiğini, davacı, savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde; mehmet ateş’in kendisinden kat karşılığı inşaat yapmak ve daireleri satmak için noter huzurunda belgeler aldığını ve bu suretle dolandırıcılık yaptığını ifade ettiğini, davacının 03.03.2014 tarihinde davalılardan K5’e gayrimenkul satışı için vekalet verdiği, aradan yaklaşık bir yıl geçtikten sonra mehmet ateş tarafından davalı müvekkil K3’e satış yapılması hususları da dikkate alındığında; bu noktada da müvekkilin iyiniyetli olduğu açık olduğu, vekaletnamedeki 03.03.2014 tarihini gören müvekkil, daha da güven içerisinde taşınmazları satın aldığını, açıklanan nedenlerle; Gülnar asliye hukuk mahkemesi’ nin 20.03.2019 tarih ve 2018/242 e- 2019/18 k sayılı ilamının istinaf başvurumuz çerçevesinde ve resen dikkate alınacak sair nedenlerle bozularak ortadan kaldırılması, davanın reddine karar verilmesi, duruşma istemimizin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Dosya, HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
Dava, vekalet yetkisinin kötüye kullanılması ve muvazaalı devir hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali, tescil ve alacak istemiyle açılmıştır.
Dosya içeriğine göre taraflar arasındaki ilişki, vekâlet akdinden kaynaklanmaktadır öncelikle vekalet ilişkisinin açıklanması gerekir ise; TBK’nın 505-506. maddelerine göre, vekil, vekil edenin talimatı doğrultusunda ve iyi bir surette vekaleti ifa ile mükelleftir. 6098 s. TBK’nın 508. (Mülga 818 s BK’nın 392.) maddesine göre ise, vekil müvekkilinin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeye ve bu cihetten dolayı her nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye ve zimmetinde kalan paranın da faizini vermeye mecburdur. Buna karşılık 6098 s. TBK’nın 510. (Mülga 818 s BK’nın 394.) maddesine göre müvekkilin de, vekilin vekalet görevini ifa ederken yaptığı masrafları vermesi, vekilin üstlendiği borçlardan onu kurtarması ve vekilin ücretini ödemesi gerekir. Ayrıca, vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur.
Dosya içeriğine göre, A5 Mahallesi, A6 mevkiindeki 700 ada 1 nolu parsel ve 700 ada 2 nolu parsel gayrimenkulleri üzerinde bir bina yapmaları konusunda davalı şirket olan müteahhit firma ile davacı arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesinin Gülnar Noterliği tarafından 03/03/2014 tarihinde yapıldığı, aynı gün takip eden işlem ile Gülnar Noterliği’nin 03/03/2014 tarih, 446 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vekaletnameye göre, vekalet verenin K1, vekilin ise K5 olduğu, A5 mahallesi A6 Mevkiindeki 700 ada 1, 701 ada 2,3 ve 8 parsel numaralı taşınmazlara ilişkin satış yetkisi ve satış vaadi sözleşmesi yapma yetkisinin verildiği vekile dilediğine dilediği bedelle satma yetkisini de içeren vekaletin davacı K1 tarafından vekil K5’e vekalet verildiği, dosyadaki resmi senetlere göre alınan vekalet ile davalı K5’in dava konusu 701 ada 2 ve 8 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Gülnar Noterliği’nin 03/03/2014 tarih, 446 yevmiye numaralı vekaletnamesinde bulunan satış yetkisine istinaden davalı K3’e toplam 26.000,00 TL bedel ile 03.04.2015 tarihinde satış suretiyle devrettiği, davalı K2’ün ise 701 ada 2 parsel sayılı taşınmazı, 701 ada 8 parsel sayılı taşınmazı davalı K3’den 06/10/2015 tarihinde satış suretiyle devraldığı, hali hazırda davalı K2’ün kayıt maliki olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalılar K5, K3, F1 İnş.Nak.Ltd. ve yetkilisi K4 yönünden tescil davasının husumetten, K2’ün iyiniyetli olduğundan tescilin reddine, alacak davası yönünden, F1 İnş.Nak.Ltd. ve yetkilisi K4, K2 yönünden pasif husumetten reddine diğer davalılar K5 ve K3 yönünden 52.725.70 TL’nin 03.02.2015 tarihinden itibaren tahsiline karar verilmiştir.
Davalının istinafı üzerine mahkememizin 25/10/2017 tarih ve 2016/256 Esas, 2017/367 Karar sayılı ilamında yukarıda belirtilen gerekçelerle verilen karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 30/04/2018 tarih ve 2018/392 Esas, 2018/413 Karar sayılı ilamında; davanın 23/09/2016 tarihinde vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle 10.000 TL bedel gösterilmek suretiyle açıldığı, dava dilekçesinde; davalı olarak F1 İnş. Ltd. Şti. ve K4’in gösterildiği, tensip zapında K4’nin davalı olduğu, kararda şirketin davalı gösterildiği hakkında karar verildiği, kararın da K4’ye tebliğ edildiği ve dava açılırken peşin harcın maktu yatırıldığı, sonradan tamamlatılmadığı, bu şekilde HMK 31, 119/2 maddesine göre dava dilekçesinde kanuni noksanlık bulunduğu halde yargılamaya devamla karar verildiği, talebin açıklatılmadığı ve 492 Sayılı Harçlar Kanunu’na göre davacı, yargılama harcını dava açarken mahkeme veznesine peşin nispi harcı yatırmak zorunda olduğu (HMK. 120. maddesi), davanın açılması nedeniyle alınacak yargı harçlarının türü, ödeme yeri, zamanı ve usulü 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 27. ve izleyen maddeleri ile Kanun’un eki olan Harçlar Tarifesi’nde gösterildiği, harcın eksik yatırılması halinde yapılacak işlemler ve izlenecek yol ile harcın yatırılmaması ve yaptırımı aynı kanunun 27 ve 32. maddelerinde belirtildiği, davacı tarafça yatırılan tamamlama harcının peşin alınması gerekli harç alınmış gibi kabul edilerek yatırıldığı, harcın eksik alındığı, bu nedenle harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilmesinin yasaya aykırı olduğu, yine Mahkemece davacı asil ve vekilinin 19/04/2017 tarihli celsede tazminat talep etmediklerini belirttikleri halde; 25/10/2017 tarihli celsede davacı vekilinin ıslah talep ettiği, tazminat talebinin olduğunu belirttiği talebini değiştirdiği, HMK 177. ve 178. maddesine uygun kısmi ıslah yapılmadan yargılamaya devam edildiği, ıslah dilekçesinin ya da tutanağın tebliğ edilmediği, harcının alınmadığı, yargılamaya devamla karar verilmesinin usule aykırı olduğu, karara göre de dava dilekçesinde ve sözlü ıslah beyanında faiz talebi de olmadığı halde faize karar verilmesinin hatalı olduğundan bahislekaldırılarak mahkememize iade edilmiştir.
Mahkeme davacı tarafa eksik olan harcı yatırması için süre verilmiş, davacı taraf 12/10/2018 tarihinde tamamlama harcını yatırdığı, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 30/04/2018 tarih ve 2018/392 Esas, 2018/413 Karar sayılı ilamında belirtilen dosyadaki eksik hususlar giderilmiş olup tescil talebinin reddine,alacak talebi yönünden davacının davasının davalılar K5 ve K3 yönünden kabulü ile; 52.725,70 TL’nin davalılar K5 ve K3’den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlığa benzer, ”Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/15621 E. , 2016/11913 K.,02.05.2016 içtihatında Vekil, vekâleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. Başka bir ifade ile müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür. Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler evleviyetle dahildir. Dava konusu olayda, davalı vekilin evi sattığı ve bedelini de tahsil ettiği halde bu bedel konusunda davacıya bilgi ve hesap vermediği anlaşıldığından bu doğrultuda inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir”. Şeklinde mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Yine ”Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.)
Yukarıda belirtilen açıklama ve tespitlere göre, dosya içeriğine göre dava konusu olayda, davalı vekilin davacıya ait 2 adet taşınmazını sattığı ve bedelini de tahsil ettiği halde bu bedel konusunda davacıya bilgi ve hesap vermediği, dava konusu taşınmazların diğer davalı K2’a devredildiği, davacının toplanan delillere göre yargılama aşamasında talebini alacak olarak dönüştürdüğü, davacının alacaak talebine ilişkin beyanının vazgeçme olmayıp talebin açıklanmasına ilişkin olduğu, asıl dava dilekçesinde tescil talebi olup alacak talebi olmadığı, yani ıslah ile talebini alacağa çevirdiği, davacının taşınmazların bedelini talep ettiği, davalı vekilin söz konusu parselin parasını davacıya ödediğini usulüne uygun kanıtlayamadığı, davacının tescil talebinin yerinde olmadığı, dava dilekçesinde ıslah ile satılan taşınmazın bedellerini talep ettiği, taraflar arasında yapılan A5 mahallesi A6 Mevkiindeki 700 ada 1 nolu parsel ve 700 ada 2 nolu parsel konusunda davalı şirket olan müteahhit firma ile davacı arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesinin Gülnar Noterliği tarafından 03/03/2014 tarihinde yapıldığı, aynı gün takip eden işlem ile Gülnar Noterliği’nin 03/03/2014 tarih, 446 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vekaletname ile davalı K5’e A5 mahallesi A6 mevkiindeki 700 ada 1, 701 ada 2,3 ve 8 parsel numaralı taşınmazlara ilişkin genel satış yetkisi verildiği, alınan vekalet ile davalı K5’in dava konusu 701 ada 2 ve 8 parsel sayılı taşınmazların K3’e daha sonrada davalı K2’e devredildiği, dosyadaki delillere göre davalı K2’ün iyi niyetli olduğu, taraflar arasındaki sözleşmeye göre inşaatın yapılmadığı keşif ve bilirkişi raporundan anlaşılmakla vekaletin sözleşmeye göre inşaatın yapımına ilişkin olarak gerekli işlemler için verildiği, kaldı ki inşaatın 700 ada, 1 ve 2 parsellere ilişkin olduğu, ancak vekil K5’in vekalet görevini kötüye kullandığı, davalı K3’in inşaat işi yaptığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapımı nedeni ile yapılacak işlemleri bildiği, aksi kabulün hayatın olağan akışına da uygun düşmeyeceği nazara alınarak mahkemece yazılı şekilde verilen karar usul ve yasaya uygun olduğu, davalının istinafının belirtilen nedenlerle iddialarının yerinde bulunmadığından dosya içeriğinden anlaşılmakla, mahkemece dosya içeriğine göre talebe göre bedele karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmakla davalı K3’in istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20/03/2019 tarih ve 2018/242 Esas, 2019/18 Karar sayılı kararına karşı davalı K3 vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-
Davalı K3 vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 3.601,69 TL istinaf karar harcından peşin alınan 901,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.700,69 TL harcın istinafa gelen davalı K3’den alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3
–
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK.nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgililerine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.02/03/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe