TBK Madde 19 Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler

Özet 2 fıkra · ~1 dk okuma

TBK 19, bir sözleşmenin türü ile içeriği belirlenip yorumlanırken tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılır; böylece muvazaalı işlemde görünürdeki beyan değil tarafların gizledikleri gerçek irade esas alınır. Buna karşılık borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasını ileri süremez.

Resmi Metin

Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler

Madde 19- (1) Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.

(2) Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Bir sözleşmenin niteliğini ve içeriğini belirlerken hâkim, tarafların kullandığı sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakar. Yani bir kâğıdın üzerine “satış” yazmanız, işin aslında gerçekten satış olduğunu göstermez; önemli olan tarafların ne yapmak istediğidir.

Burada kritik kavram muvazaa, yani danışıklı işlemdir. Görünürdeki işlem (örneğin aslında bağışlamak istediğiniz bir malı satış gibi göstermeniz) taraflar arasında hükümsüzdür. Gizlenen gerçek işlem ise, kendi geçerlilik şartlarını (örneğin şekil şartını) taşıyorsa ayakta kalabilir.

Önemli bir istisnayı atlamayın: borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralan iyiniyetli üçüncü kişiye karşı “bu işlem muvazaalıydı” savunmasını yapamaz. Yani danışıklı bir senet düzenlerseniz, onu temiz alan üçüncü kişiye ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Gerekçe

Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

818 sayılı Borçlar Kanununun 18. maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 19. maddesinde, sözleşmelerin yorumunda göz önünde tutulacak ilke ile işlemin muvazaalı olduğu savunmasının ileri sürülemeyeceği durum düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 18. maddesinin kenar başlığında kullanılan “d. Akitlerin tefsiri, muvazaa” şeklindeki ibare, Tasarıda “D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasına göre, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenip yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcükler değil, onların gerçek ve ortak iradeleri esas alınacağı düzenlenmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında ise, Tasarının 17. maddesinin gerekçesinde de açıklandığı gibi, yazılı bir “borç tanıması”na güvenerek alacağı kazanmış üçüncü kişiye karşı, işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunulamayacağı belirtilmektedir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

İlgili Yargıtay Kararları - TBK m.19 uygulaması

Aşağıdaki ilkeler, ilgili kararlardan derlenmiştir.

Yargıtay HGK E. 2018/378 K. 2019/1329 Bozma

Bir satış işleminin alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı (muvazaalı) yapıldığı ileri sürülürse, sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların kullandığı sözcüklere değil gerçek ve ortak iradelerine bakılır; mahkeme muvazaayı araştırmadan davayı reddedemez.

Detaylı özeti gör

Davacı, boşanma davasında davalı eşi aleyhine hükmedilen tazminat ile mal rejiminden doğan katkı payı alacağını güvence altına almak istemiştir. Eşe ait taşınmaz üzerine 20.04.2011 tarihli tedbir kararıyla taşınmazın davacı ve çocuklarına tahsis edilmesine rağmen, davalı eş bu tedbir sürerken taşınmazı 11.11.2011'de dostu olan üçüncü kişiye, o da kısa süre sonra 30.11.2011'de bir başka davalıya devretmiş; davacı bu ardışık satışların alacaktan mal kaçırmak için danışıklı (muvazaalı) yapıldığını ileri sürerek tasarrufun iptalini talep etmiştir. Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığı katkı payının eksik hesaplanması sorununa indirgeyerek satışların muvazaalı olup olmadığını hiç araştırmadan davayı reddetmiş, bozmaya karşı da direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, açılan davanın mülga 818 sayılı BK m.18 (güncel TBK m.19) anlamında muvazaaya dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğunu, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğunu (HMK m.33) vurgulamış; boşanma ve katkı payı davaları kesinleştiğinden mahkemenin öncelikle satışın gerçek ve ortak iradeye uygun olup olmadığını, yani danışıklı yapılıp yapılmadığını araştırması gerektiğini belirterek kararı değişik gerekçeyle bozmuştur.

Yargıtay HGK E. 2017/1731 K. 2019/608 Bozma

Bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken taraflarca verilen ad ve başlığa değil, tarafların gerçek ve ortak iradesine bakılır; bu nedenle "kefalet sözleşmesi" başlıklı bir belge, gerçek iradeye göre kefalet veya garanti sözleşmesi olarak nitelendirilir.

Detaylı özeti gör

Akaryakıt satıcısı Molu Petrol, dava dışı Kamaş Nakliyat şirketinin ödenmeyen akaryakıt borçları için, taraflar arasında imzalanan 15.08.2007 tarihli "Kefalet Sözleşmesi" başlıklı belgeye dayanarak, teminat veren davalıdan 276.685 TL'lik zararının tahsilini istemiştir. Davacı belgeyi garanti (başkasının fiilini taahhüt) sözleşmesi sayarken, davalı belgenin ne kefalet ne de garanti unsurlarını taşıdığını, kefalet limiti bulunmadığından geçersiz olduğunu savunmuş; yerel mahkeme belgeyi garanti sözleşmesi niteliğinde görerek davayı kısmen kabul etmiştir. Uyuşmazlık, "Kefalet Sözleşmesi" başlığını taşıyan belgenin gerçekte kefalet mi yoksa garanti sözleşmesi mi olduğu noktasında toplanmıştır. Hukuk Genel Kurulu, mülga 818 sayılı BK m.18 (güncel TBK m.19) gereğince sözleşmenin niteliğinin belgeye verilen ad ve başlığa göre değil, tarafların gerçek ve ortak iradesine göre belirleneceğini vurgulamıştır. Asli/fer'i yükümlülük, menfaat ve kişiye yönelik teminat verme kıstaslarını uygulayan HGK, verilen teminatın asıl borçlu Kamaş Nakliyat'ın borcuna bağlı, fer'i nitelikte ve kefalet amaçlı olduğu sonucuna varmış; kefilin sorumlu olduğu miktar gösterilmediğinden sözleşmenin geçersiz olduğunu belirterek yerel mahkemenin direnme kararını bozmuştur.

Yargıtay HGK E. 2017/2051 K. 2019/19 Bozma

Genel muvazaaya (TBK m.19) dayanan dava, İİK m.277 vd. tasarrufun iptali davasından ayrıdır; muvazaa iddiasında zamanaşımı ve hak düşürücü süre işlemediğinden dava, İİK'daki hak düşürücü süre nedeniyle reddedilemez; işlemin danışıklı (muvazaalı) olup olmadığı esastan araştırılmalıdır.

Detaylı özeti gör

Alacağını icra yoluyla tahsil edemeyen davacı alacaklı, borçlunun oturduğu 150.000 TL değerindeki dubleks daireyi, borç muaccel hale gelmeden kısa süre önce yeğenine 32.100 TL bedelle satmış gibi göstererek muvazaalı işlemle mal kaçırdığını ileri sürmüş ve satışın danışıklı olduğunun tespiti ile kendisi bakımından iptalini istemiştir. Yerel mahkeme davayı İİK m.277 vd. kapsamında tasarrufun iptali sayarak, satış tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürenin (İİK m.284) geçtiği gerekçesiyle reddetmiş; Özel Dairenin bozması üzerine önceki kararında direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu ise dava dilekçesinin hukuki sebepler bölümünde mülga 818 sayılı BK m.18 (güncel TBK m.19) hükmüne dayanıldığını belirterek, uyuşmazlığın genel muvazaaya dayalı bir dava olduğunu saptamıştır. HGK, muvazaa iddialarında zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığını, muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağını vurgulayarak, davalılar arasındaki satışın gerçekten danışıklı olup olmadığının esastan araştırılması gerektiğine hükmetmiş ve direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur.

Yargıtay HGK E. 2013/751 K. 2014/333 Bozma

Bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınır; ölünceye kadar bakma ile yapılan temlikte miras bırakanın asıl amacının bakılıp gözetilmek olduğu ve mirasçıdan mal kaçırma kastı bulunmadığı saptanırsa muvazaadan söz edilemez.

Detaylı özeti gör

Uyuşmazlık, miras bırakan Muhammet Aydın'ın taşınmazını 2004 yılında ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle davalı gelini Bahtınur'a temlik etmesi, onun da taşınmazı dahili davalıya devretmesi üzerine, mirasçı kızların bu işlemlerin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek açtığı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat davasından kaynaklanmıştır. Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi temliki muvazaalı sayarak davanın kabulüne karar vermiş, Özel Daire bu kararı bozmuş, yerel mahkeme direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, muvazaa kavramını mülga 818 sayılı BK m.18 (güncel TBK m.19) çerçevesinde ele alarak, bir sözleşmenin şekil ve şartları belirlenirken tarafların kullandıkları sözcüklere değil gerçek ve ortak iradelerine bakılması gerektiğini vurgulamıştır. Kurul, murisin ölümünden önceki son üç ayını yatalak geçirdiği ve tüm bakım ihtiyaçlarının gelini tarafından karşılandığı, temlikten sonra altı yıl daha yaşayıp bakım koşulunun ihlal edildiğine dair hiçbir dava veya ihtar bulunmadığı, devredilen malın da makul ölçüde kaldığı olgularından hareketle, temlikteki asıl amacın mirasçıdan mal kaçırma değil ölünceye kadar bakıp gözetme olduğu, dolayısıyla muvazaanın bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle direnme kararı oyçokluğuyla bozulmuştur.

İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.

TBK Madde 19 - Sözleşmelerin yorumu,…

İndeks
Bize WhatsApp'tan ulaşın!