İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU :
Tapu İptali Ve Tescil (Muris Muvazaası Nedeniyle)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; muris K3’un 24/12/2015 tarihinde vefat ettiğini, Adana 14. Noterliği’nin 18/02/2016 tarih ve 05433 yevmiye sayılı veraset ilamı gereğince müvekkileri K1 ve K2’un mirasçı olduklarını, murisin vefatından önce Adana ili, Seyhan ilçesi, A1 Mahallesi, 1825 ada 8 parselde bulunan taşınmazını 25/09/2008 tarihinde 53.500,00 TL bedelle K4’a satış, 14/11/2008 tarihinde davalı K4 tarafından diğer davalı K8’a satış ve 15/09/2010 tarihinde de davalı K5’a taşının yapıldığını, bu satışların muvazaalı olduğunu, 1.070.000,00 TL borç ilişkisi kurdurulmuş ve tapunun F1 Bankası adına ipotek verildiğini, muris K3’ın vefatından önce Adana ili, Karataş ilçesi, 157 ada 2 parselde bulunan tarladaki hissesini ise annesi K7’a satış yaptığını, bu satışında muvazaalı olduğunu, muris K3’ın K6 Motor Yenileme ve Yedek Parçaları San. Ve Tic. Ltd. Şti.’de bulunan 11,25 hissesini de yine Adana 5. Noterliği’nin 14/06/2011 tarih ve 7863 yevmiye sayı ile tasdikli hisse devri kararı ile yine annesi K7’a devrettiğini, hisse devrinin muvazaalı olduğunu ve müvekkillerinin saklı paylarının bulunduğunu, murisin gerçek iradesini satış göstererek gizlemeye çalıştığını ve müvekkillerinden mal kaçırmak için bu yolu seçtiğini, açıklanan nedenlerle davalarının kabulüne, Adana ili, Seyhan ilçesi, A1 Mahallesi, 1825 ada 8 parselde bulunan taşınmazın, Adana ili, Karataş ilçesi, 157 ada 2 parselde bulunan taşınmazın ve K6 Motor Yenileme ve Yedek Parçaları San. Ve Tic. Ltd. Şti.’de bulunan 11,25 hisse payının devrinin ve devirden sonraki kayıtlarının iptali ile müvekkiller adına veraset ilamındaki hisseleri oranında kayıt ve tesciline, muris muvazaası nedeniyle tapu kayıtlarının ve şirket hisse devirlerinin iptali ve müvekkiller adına tescili taleplerinin kabul edilmemesi halinde saklı pay kuralının çiğnenmesi amacıyla yapılmış olması gerekçesiyle ihlal edilen saklı pay oranlarının tenkisine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalılar K4 ve K8’ün davalı sıfatlarının olmadığını, bu nedenle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, yetki itirazlarının bulunduğunu, davaya konu gayrimenkuller ve şirket hissesi ile ilgili satışlarda muvazaa iddialarını kabul etmediklerini, murisin işlerinin kötü gitmesi nedeniyle çevreye olan borçlarından dolayı satışların yapıldığını ve satışların gerçek satışlar olduğunu, haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Somut olayda; davacı tanıkları ile bir kısım davalılar arasında husumet olup, Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2011/213 E. dosyasında tanık K9’nun davacı, davalı K7 ve muris K3’ın davalı olduğu davanın bulunduğu, bu nedenle davacı tanıkları K9 ve K10’in beyanlarına, destekleyici başka deliller olmadan tek başına itibar edilemeyeceği, diğer davacı tanığı K11’in ise görgüye dayalı bir bilgisinin bulunmadığı, ayrıca davacılar murisi K3’ın tüm malvarlığını elinden çıkarmadığı, Karataş ilçesi, A2 mahallesinde bulunan 464 ve 480 parsel sayılı taşınmazlarda halen paydaş olduğu, kaldı ki davacıların da murisin mirasının reddi amacıyla Karataş Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/80 E. sayılı dosyasında dava açtıkları; ancak dava takip edilmediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, davaya konu taşınmazlar yönünden muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01/04/1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma olması gerektiği, bu nedenle muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğu, bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfetinin davacı tarafa ait olduğu, somut olayda ise; davacılar tarafından mirasbırakanın kendilerinden mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgu ortaya koyamadığı, dolayısıyla yukardaki ilkeler uyarınca mirasbırakanın mal kaçırma amacıyla temliki gerçekleştirdiği iddiasının kanıtlanamadığı (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 03/04/2019 tarih ve 2018/2138 E. 2019/2398 K. sayılı ilamı), bu suretle davacıların muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, davaya konu şirket hisse devri yönünden ise TBK’nın 19. maddesi kapsamında değerlendirme yapılıp karar verilmesi gerektiği, bu devirlerin muris muvazaası kapsamında değerlendirilemeyeceği (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 16/11/2017 tarih ve 2015/2408 E. 2017/6540 K. sayılı ilamı), davacıların şirket hissesinin davalı K7’ye muvazaalı olarak devredildiğine dair herhangi bir somut delil sunamadıkları anlaşıldığından, şirket hisse devrinin iptali talebinin de reddine karar verilmesi gerektiğikanaatine varılmıştır.
Davacıların tenkis talebine ilişkin yapılan değerlendirmede ise; Tenkis davasının konusu murisin saklı payı zedeleyen bir veya birden fazla kazandırmalarıdır. Bir kimsenin karşılık almaksızın bir başkası yararına malvarlığı hak ve alacaklarından temin ettiği hukuki işlemlere kazandırma, bağış denir. Muris bu kazandırmaları ölüme bağlı tasarruf ile yada sağlararası işlemlerle yapabilir. Tenkis davası mirasbırakanın malvarlığında tasarruf edilebilir kısmı aşkın kazandırmalarının tasarruf edilebilir orana indirilmesini temin eden önceye etkili yenilik doğurucu bir dava türüdür. Bu husus tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Muris tarafından karşılıksız kazandırma yapılmış olduğunun ispat külfeti davacı taraftadır (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 13/03/2018 tarih ve 2018/193-465 E.K. sayılı ilamı).
Somut olayda; davaya konu taşınmazlar ve şirket hissesinin davacılar murisi tarafından davalılara, davacıların saklı paylarını ihlal etmek amacıyla devredildiğine dair somut delil sunulmadığı ve bu yöndeki iddianın da ispatlanamadığı, bu suretle davacıların tenkis talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Usul yönünden;yerel mahkemece, muris aleyhine açılmış olan icra takip dosyaları celbedilerek, murisin borca batık olduğunun kanaatine varıldığını, ancak yerel mahkemenin iş bu kanaatinin yerinde olmadığını, zira yerel mahkemece borca batıklığının tespiti için murisin malvarlığının aktif-pasif değerlerinin hesabının yapılmasına ihtiyaç duyulmadığını, bir şahsın veya tüzel kişiliğin borca batık olduğunun tespiti ancak aktif pasif değerlerinin hesaplanmasıyla yapılabileceğini, yerel mahkece bir hesap bilirkişisi aracılığı ile bu husus tespit edilmeksizin eksik incelemeyle varılan kanaatın yerinde olmadığını ve bilirkişi hesaplamasına muhtaç bir durum olduğunu, eksik olan bu incelemenin tamamlanması gerektiğini, Adana İli Seyhan İlçesi A3 Mh. 1825 ada 8 parselde bulunan taşınmazın satışlarından sonra satın alan davalıların kira bedeli almaksızın taşınmazı murise ait şirketin kullanımına bıraktıkları dosya kapsamında sabit olduğunu, ancak yerel mahkemece bu husus araştırılmaksızın ve dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, yukarıda belirtmiş oldukları hususların tamamı dosyanın eksik ve gerekli araştırmalar yapılmaksızın sonuçlandığı ve hüküm kurulduğunu ortaya koyduğunu, usul olarak eksik inceleme yapılarak kurulan hükümler yeniden incelemeye muhtaç olduğunu, bu nedenle dosyanın yeniden incelenerek eksikliklerin giderilmesini talep etme zorunululuğunun hasıl olduğunu,
Esas yönünden;yerel mahkeme hükmü ile; davalıların ve davalı tanıklarının beyanlarına üstünlük verilerek, muris K3’ın taşınmazların ve şirket hisselerinin satışla devrini yaptığı dönemde, aleyhine birçok icra takibinin olduğu, SGK borcu olduğu, taşınmazların ve şirketin hisse devrinin borç ödemek amacıyla satıldığı, murisin mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgu olmadığı tespiti yapılmış ve davanın reddine karar verildiğini, yerel mahkeme kararı usul ve esasa açıkça aykırı olup bu nedenle kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etme zorunluluğunun hasıl olduğunu, muris taşınmazı sattığı tarihte borca batık olmadığını, bilakis oldukça iyi bir gelire sahip olup, taşınmazlarını satma ihtiyacının olmadığını, muris aleyhine başlatılan tüm icra takip dosyaları taşınmazların satışla devrinden sonra başlatıldığını, bir an olsun taşınmaz satış anında icra takip dosyaları olduğu düşünülse dahi açılan icra takip dosyalarının toplam alacak miktarları taşınmaz değerinin X oranına tekabül edecek kadar cüzi miktarda olduğunu, yerel mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilerek ve murisin malvarlığının aktifi ve pasif değerlerini araştırmadan ve hesaplama yaptırmadan murisin borca batık olduğu kanaatiyle dolayısıyla eksik inceleme ile hüküm kurduğunu, bu nedenle söz konusu kararın kaldırılması için başvuru zorunluluğunun hasıl olduğunu,
Açıklanan nedenler ve re’ sen tespit edilecek nedenler ile; İstinaf İncelemesinin Duruşmalı olarak yapılmasına, Usul ve yasaya aykırı kararın Kaldırılmasına, açmış oldukları davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Tapu İptali Ve Tescil (Muris Muvazaası Nedeniyle)ve tenkis istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2016/7130
Esas,
2019/5122
Karar sayılı ilamı)
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
(Bknz.
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/8472
Esas,
2019/6396
Karar sayılı ilamı,
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/14110
Esas,
2019/6366
Karar sayılı ilamı)
Yine, tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür.Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. (TMK.507) Miras bırakanın Türk Medeni Kanunun 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Somut olayda; davacı vekilinin, davaya konu taşınmazlar ile şirket hisselerine ilişkin devirlerin muris tarafından davalılara muvazaalı olarak devir edildiği iddiasıyla muris muvazaası nedeniyle iptaline karar verilerek, davacıların miras payları oranında sicile kayıt ve tesciline, mümkün olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini talep ettiği, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda; murisin borçlarının bulunduğu, satışların gerçek satışlar olduğu, muris muvazaasının davacı tarafça ispatlanamadığı, miras bırakanın saklı payı ihlal etmek istediğinin açıkça ispatlanamadığından davacının davasının reddine karar verildiği, verilen kararın davacılar vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde yazılı nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması talebinde bulunmuş ise de; ilk derece mahkemesinin usul ve yasaya uygun olarak inceleme ve araştırma yaparak, tarafları delilleri toplanılarak karar verildiği, verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, davacılar tarafından açılan davada muris muvazaası olgusunun ispatlanamadığı, dava konusu taşınmazlar ve şirket hisselerinin satıldığı tarihlerde ve sonrasında murisin birçok borcunun bulunduğu, yapılan devirlerin muvazaa olgusu ile devir edildiğinin ispat edilemediği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenlerle davacı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07/10/2019 tarih ve 2017/129 Esas, 2019/861 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacı vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken
54,40 TL istinaf karar harcı başlangıçta yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK’nın 333.maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca, tebliğden itibaren iki hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.23/11/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe