Adana BAM, 1. HD., E. 2019/1616 K. 2020/296 T. 2.3.2020

İlgili madde: TMK Madde 545

DAVACI:

K1 – N1

DAVALI :

K2 -N2 A1
DAVA
NIN KONUSU
:

Tapu İptali Ve Tescil (Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Dayalı)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

A2 Mahallesi A3 mevkiinde bulunan 471 ada 4 parsel sayılı yerde bulunan taşınmazın müvekkil ve davalının ortak murisi K3 adına kayıtlı iken 14/12/2000 tarih ve 1098 yevmiye numaralı işlemle davalı adına kayıt ve tescil edildiğini, tapuda yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ise gerçekle bağdaşmadığını, diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile yapıldığını, davalının taşınmazı devraldıktan sonra murise bakıp ihtiyaçlarını karşılamadığını, aksine müvekkili ile diğer mirasçıların murisin ihtiyaçlarını karşıladıklarını, davalının taşınmazı satmaya çalıştığını, müşteri aradığını haricen öğrendiklerini belirterek açılı davalarının kabulü ile dava konusu taşınmazın tapu kaydının müvekkilinin miras payı oranında iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline, müvekkilinin hak kaybına uğramaması için dava sonuçlanıncaya kadar tapu kaydına tedbir konulmasını, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde ise taşınmaz kaydı üzerine davalıdır şerhi konulmasını, yapılan yargılama gideri ile ücreti vekaletin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının aleyhine açmış olduğu davayı kabul etmediğini, murisleri annesi olan K3 ile aralarındaki ölünceye kadar bakma aktinin gerçek irade beyanı olduğunu, herhangi bir şekilde mal kaçırma kasıtlarının bulunmadığını, davacının bir gün dahi olsa murisleri anneleri ile ilgilenmediğini, onun bakımını yapmadığını, açılan davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddi ile yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilemsini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26.maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Kural olarak, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. ( TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.

Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illletli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.

Öte yandan, TBK’nun 611 ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir mal varlığını veya bazı mal varlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.

Bireylerin yaşlanma ve yaşlılıkta yalnız kalma korkusu ölünceye kadar bakma sözleşmesinin doğumuna ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla gelişmesine yol açmıştır. Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı olduğu kadar yaşama süresince bakımı gerektiren ve rastlantıya (tesadüfe) bağlı sözleşmelerdendir.Diğer taraftan, TBK’nun 611. maddesi bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir. Bu bakımdan, bakım alacaklılarının akit anında özel bakıma muhtaç olmasını aramak, kanunda bulunmayan bir unsuru ilave etmek olacaktır.Bir başka hususta, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasını ileri sürmek bakım alacaklısına tanınmış bir haktır. Bakım alacaklısının ölümünden sonra bu iddia mirasçılar tarafından ileri sürülmüş ise dinlenmez. Bakım alacaklısı sağlığında bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürmemişse ölümü halinde artık bakıldığının kabulü zorunludur.

Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.(Yargıtay 1. HD 2015/9793-2018/8766)

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davanın muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, dava konusu taşınmazın tarafların murisi olan K3 adına kayıtlı iken 14/12/2000 tarih ve 1098 yevmiye numaralı işlemle davalı adına kayıt ve tescil edildiğini, tapuda yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ise gerçekle bağdaşmadığını, diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile yapıldığını, davalının taşınmazı devraldıktan sonra murise bakıp ihtiyaçlarını karşılamadığını, aksine davacı ile diğer mirasçıların murisin ihtiyaçlarını karşıladıklarını, murisin hiçbir zaman bakıma muhtaç olmadığını, sözleşmeye konu gayrimenkullerin tapu kayıtlarının iptali ile miras hissesi oranında davacı adına kayıt ve tescilinin talep edildiği, Davalının ise iddiaları red ettiği, mahkememizce yapılan keşif ve dinlenen mahalli bilirkişi ile tanık beyanları dikkate alındığında davalının bakım alacaklısı murise bakıp gözettiği, bu nedenle davalıya yer verdiği ancak diğer evlatlarına da kalması için dışarda yer bıraktığı, mal paylaşımı yapmadığı davacı ile aralarında bir geçimsizlik veya mal kaçırması için bir neden olmadığı, dava konusu taşınmaz haricinde geriye iki adet taşınmaz bıraktığı, her ne kadar devredilen mallar ve dışarıda kalan mallar arasında bir değer oransızlığı göze çarpsa da bu orantısızlığın başlı başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, murisin sözleşmenin düzenlendiği tarihte 72 yaşında olduğu, sözleşmeyi yaptıktan sonra da 12 yıl yaşadığı, bu süre zarfında miras bırakanın bakım borcunun yerine getirilmediği iddiası ile bir dava açmadığı,davalının murisi bakıp gözettiği, bu konuda tüm tanıkların hemfikir oldukları ve ölünceye kadar bakma aktinin karşılıklı bir sözleşme olup tarafların sözleşmenin yükümlülüğünü yerine getirdiği, murisin mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla hareket ettiği iddiasının ise davacı tarafından kanıtlanamadığından davanın reddine, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle;

Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, devredilen taşınmaza karşılık murise bakılmadığını, murisle aynı yerde kalmadığını, murisin bakıma ihtiyacı olmadığını, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin muvazalı olduğunu özetle belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescile ilişkindir.

Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün Türk Hukukunda büyük yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.

Muris muvazaası da taraf muvazaası gibi pozitif hukukumuzda ayrıntılı biçimde düzenlenmemiş, sadece Borçlar Kanunu’nun 18.(19) Maddesinde nispi (nevsuf-vasıflı) muvazaa olarak soyut bir şekilde hükme bağlanmıştır. Ancak bu yönde pek çok davaların bulunması, toplumun gereksinmeleri ve zorlanmaları ile, muris muvazaası gerek öğretide ve gerekse uygulamada geniş boyutları ile ele alınmış, bu yönde görüş ve kurallar geliştirilmiştir.

Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, miras bırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşımaktadır. Muris muvazaası da öteki nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaalar gibi dört unsurdan oluşur: Görünüşteki sözleşme, üçüncü şahısları (Mirasçıları) aldatmak amacı, tarafların beyanları ile iradeleri arasında isteyerek meydana metirdikleri uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşması, , muris muvazaasının son unsuru, tüm nispi muvazaalarda olduğu gibi gizli sözleşmedir. Miras bırakan malını bağış yoluyla devretmek istemekte, bu iradesine uygun bir sözleşme yapmaktadır. Ne var ki, bu sözleşmeyi gerçek iradesine uygun olmayan başka nitelikteki bir sözleşmenin arkasına gizlemektedir.

Muris muvazaasında gizli sözleşme daima bağış sözleşmesi şeklinde yapılmaktadır. O halde muris muvazaasında öteki mirasçılardan gizlenen, malın temliki değil, temlik sözleşmesinin niteliğidir. Gizli sözleşme bulunmadığı takdirde muris muvazaasından söz etme olanağı yoktur.Bu halde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.

Yine bilindiği gibi Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 611. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 612. ve Türk Medeni Kanunu’nun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.2.2008 tarihli ve 2008/14-70 2008/104 sayılı kararı)

Mahkemece toplanan deliller ve dosya içeriğine göre, davacının davanın muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, dava konusu taşınmazın tarafların murisi olan K3 adına kayıtlı iken 14/12/2000 tarih ve 1098 yevmiye numaralı işlemle davalı adına kayıt ve tescil edildiğini, tapuda yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ise gerçekle bağdaşmadığını, diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile yapıldığını, davalının taşınmazı devraldıktan sonra murise bakıp ihtiyaçlarını karşılamadığını, sözleşmeye konu gayrimenkullerin tapu kayıtlarının iptali ile miras hissesi oranında davacı adına kayıt ve tescilinin talep ettiği, davalının ise iddiaları red ettiği, mahkemece yapılan keşif ve dinlenen mahalli bilirkişi ile tanık beyanları dikkate alındığında davalının bakım alacaklısı murise bakıp gözettiği, bu nedenle davalıya yer verdiği ancak diğer evlatlarına da kalması için dışarda yer bıraktığı, mal paylaşımı yapmadığı davacı ile aralarında bir geçimsizlik veya mal kaçırması için bir neden olmadığı, dava konusu taşınmaz haricinde geriye iki adet taşınmaz bıraktığı, her ne kadar devredilen mallar ve dışarıda kalan mallar arasında bir değer oransızlığı göze çarpsa da bu orantısızlığın başlı başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, murisin sözleşmenin düzenlendiği tarihte 72 yaşında olduğu, sözleşmeyi yaptıktan sonra da 12 yıl yaşadığı, bu süre zarfında miras bırakanın bakım borcunun yerine getirilmediği iddiası ile bir dava açmadığından ret kararı verilmiş olup, dava konusu 471 ada 4 parsel sayılı taşınmaz tarafların murisi olan K3 adına kayıtlı iken 14/12/2000 tarih ve 1098 yevmiye numaralı işlemle ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile muris tarafından bizzat 2 tanık olduğu halde davalı adına kayıt ve tescil edildiği, murisin adına devredilen taşınmaz dışında başka taşınmazlarının bulunduğu, tapuda yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ise gerçekte mahkemece toplanan delillere göre, dinlenen mahalli bilirkişi beyanları, tanık olarak sağ kalan baba K4 kardeşler K5 ve K6’ın beyanlarına göre davalı kızının muris annesine ve babasına ölene kadar baktığını, halen sağ babasına da baktığını, muris anneleriK3’nin sağlığında davalıdan şikayetçi olmadığını tapuda da ölünceye kadar bakması için devredildiğinin söylendiği,böyle bir durumda temlikin ivazlı olduğu kabul edilmelidir.

O halde, taraflar arasındaki tapu devri isteminde, muris muvazaasının olmazsa olmaz unsurlarından “gizli sözleşme” unsuru bulunmadığından işlemin gerçekten ÖKB şeklinde satış olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.04.2009 gün ve 2009/1-130-150 ve 22.10.2008 gün ve 2008/1-650-656 sayılı kararlarından da aynı ilkeler benimsenmiştir. Hal böyle olunca, muvazaa nedeniyle açılan tesçil davasının reddine karar verilmesi dosya içeriğine uygundur.

Hal böyle olunca, mahkemece davanın reddine dair kararı usul ve yasaya uygun olmakla davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 24/04/2019 tarih ve 2018/67 Esas, 2019/131 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-
Davacı vekilinin istinafı reddolunduğundanHarçlar Kanunu gereğince alınması gereken
54,40
TL istinaf karar harcından peşin alınan
44,40
TL harcın mahsubu ile bakiye 10,00 TL harcın istinafa gelen davacıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3

İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK.nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgililerine iadesine,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.02/03/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!