T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
SİLİFKE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
K1
VEKİLLERİ:
Av. K2
Av. K3
DAVALILAR :1-
K4
2-
K5
3-
K6
4-
K7
5-
K8
VEKİLİ:
Av. K9
DAVA
NIN KONUSU
:
Tapu İptali Ve Tescil (Zilyetliğe Dayalı)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkil K1’nun babası K10, 07.04.1978 tarihli Arsa Satış Senedidir” adlı senetle A1 Köyü A2 Mevkii’nde bulunan Kuzeyi K11, batısı K12, güneyi yol, doğusu K13 ve K14 ile muhdut arsanın zilyetliğini 150.000 TL bedelle satın ve zilyetliğini teslim aldığını, yine sözleşmede arsayı satan K15, beyanen” ….bundan böyle yukarıdaki hudutlar içerisindeki arsamda hiçbir alakam kalmadı. 35 senelik zilyetliğimle birlikte arsayı devretmiş olmama rağmen tapuyu bilahir vermek üzere bu senedi imzaladım. bundan böyle yukarıdaki arsada benim ve varislerimin hiçbir alakası kalmadı…..” Arsayı satan: K18 Mahallesinden K15, Arsayı alan: mara köyünden K19 oğlu K10, Şahit: K16, K17 şahit olarak sözleşmeyi imzalamışlardır. satım neticesinde bu yerin zilyetliği müvekkilin babası K10’a (her ne kadar senette K10 geçse de ikisi de aynı kişi) geçtiğini, bu yerde müvekkilin eklemeli olarak nizasız fasılasız malik sıfatıyla zilyetliği 70 yıldan fazla olduğunu, K10’ın ölümü ile dava konusu taşınmazın müvekkil K1’na miras kaldığını, bu taşınmazda müvekkil’in babası K10’ın 2 katlı bina yaptığını, alt katı dükkan olarak kullandığını, binanın elektrik ve su abonesi mevcut olduğunu, her iki abonede K10 adına kayıtlı olduğunu, yine bu yerin emlak vergisi de K10 adına olduğunu, bu yerde müvekkil’in babası belediye imar affından da yararlandığını, satıma konu taşınmazla ilgili olarak satıcı K15, diğer hissedarla birlikte (her ne kadar bu taşınmazdaki hissesini ve zilyetliklerini senetle üçüncü kişilere satmış ve devreitmiş olsalar da Silifke Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1971/253 Esas ve 1979/572 karar sayılı ilamı ile tescil davası açtıklarını, bu davanın kabul edildiğini, mahkeme kararı 12.05.1988 tarihinde kesinleştiğini, tarafların bu kararın infazını talep ettiklerini, kararın infaz edildiğini, tapu kaydında Silifke ilçesi, K18 1203 parsel olarak tapuya kaydedildiğini, 2011 yılında K18 1203 parselde dahil olmak üzere Silifke Belediye Başkanlığı’nın 10.11.2010 tarih ve 2010/411 sayılı Encümen kararı ile dava konusu yerlerin de içinde bulunduğu yaklaşık 70 dönüm yerde parselasyon yapıldığını, yapılan parselasyon neticesinde önceki mülkiyet durumuna uyulmadan parselasyon yapıldığını, belediyece yapılan parselasyonlarda benzer hataların hep yapıldığını bu konuda Silifke 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/244 Esas sayılı dosyasıda örnek niteliğinde olduğunu, müvekkile ait yerin tapusu parselasyonda K15 adına tapu kaydı çıktığını, fakat bu yere ait tapu kaydında beyanlar hanesinde de arsa içindeki evin müvekkil K1’na ait olduğu şerhi mevcut olduğunu, davalılar, babalarının ölümünden sonra yapılan görüşmelerde tapu devrine yanaşmadığını, müvekkilin babasının önceden mülkiyetini ve zilyetliğini satın aldığı yeri tekrar müvekkile satma çabası içerisinde olduğunu, müvekkilin babasının köy senedi ile mülkiyetini satın aldığı, fiiliyatta kendisinin kullandığı, eklemeli zilyetliği 70 seneden fazla olan, nizasız fasılasız malik sıfatıyla zilyet ettiği bu yerin tapu kaydında belediyece gerçek mülkiyet durumuna uyulmadan, hatalı işlem neticesinde davalı adına olan tapu kaydının iptali ve müvekkil adına tapuya kayıt ve tescili için iş bu davanın açılması zorunlu olduğunu, bu nedenlerle davanın kabulü ile tensiple birlikte teminatsız olarak tapuda Silifke İlçesi K18 Köyü A2 Mevkii 1164 ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazların tapu kaydına dava sonuna kadar 3.kişilere devrini önlemek için ihtiyati tedbir konulmasına, tapu kaydında davalı murisi adına olan tapuda Silifke ilçesi, K18 Köyü, A2 Mevkii, 1164 ada, 1 parselin tapu kaydındaki malik hanesindeki K15 adına olan kaydın iptali ile söz konusu taşınmazın müvekkil K1 adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini, yargılama giderleri ve kanunu vekalet ücretinin davalılar üzerinde barıkalmasına karar verilmesini saygı ile vakeleten arz ve talep etmiştir.
Davalılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 07.04.1978 tarihli satış senedine konu edildiğini, dava konusu taşınmaz satış sözleşmesinde 660 m² olarak belirtildiğini, ancak satış sözleşmesi yapıldığı tarihte tapu kaydının bulunduğu yerde herhangi bir imar planı bulunmadığını, tapulu yerlerde harici satışlar ile yapılan işlemlerin hukukça korunmadığı ve bu tescil işlemlerinin mümkün olmadığı Yargıtay kararları ile sabit olduğunu, İmar Kanunu’na göre imar planı uygulaması esnasında 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18.ve ilgili diğer maddeleri gereği söz konusu arazinin yaklaşık %40’ına kadar kısmı kamuya ayrılabilir. Taşınmaz imar uygulamasından önce davacıya iddia edilen satış sözleşmesi ile verilmiş ise imar uygulaması sonucu taşınmazın m² miktarının tespit edilmesi yasal zorunluluk olduğunu, nitekim imar uygulaması öncesinde 660 m²’nin davacı adına tescili halinde dahi imar uygulaması sonrasında kullanım alanı değişeceğinin, dava konusu taşınmazın bulunduğu ada bazında gerçekleştirilen imar uyguilaması ile kamuya ayrılan kısımlar ve müvekkilin kaç m²’lik kısmına müdahale edildiği belirlenmeli ve bu yerin de bedelinin ödenmesi sağlanması gerektiğini bu nedenlerle davacının davasının reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekil edenleri adına arz ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Dava tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. Davacı dava dilekçesinde davacının babası K10 tarafından dava konusu taşınmazın davalıların murisinden tapusuz taşınmaz iken köy senedi ile satın aldığını, taşınmazın üzerinde babasının bina inşa ettiğini, davalıların murisinin daha sonra dava konusu taşınmazın ifrazdan önceki bütün hali için diğer hissedarlar ile birlikte Silifke Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1971/253 Esas ve 1979/572 karar sayılı ilamı ile tescil davası açtıklarını, davanın kabulüne karar verildiğini, bu davanın kabul edildiğini, mahkeme kararının 12.05.1988 tarihinde kesinleştiğini, tarafların bu kararın infazını talep ettiklerini, kararın infaz edildiğini, tapu kaydında Silifke ilçesi, K18 1203 parsel olarak tapuya kaydedildiğini, 2011 yılında K18 1203 parselde dahil olmak üzere Silifke Belediye Başkanlığı’nın 10.11.2010 tarih ve 2010/411 sayılı Encümen kararı ile dava konusu yerlerin de içinde bulunduğu yaklaşık 70 dönüm yerde parselasyon yapıldığını, yapılan parselasyon neticesinde önceki mülkiyet durumuna uyulmadan parselasyon yapıldığını, belediyece yapılan parselasyonlarda benzer hataların hep yapıldığını bu konuda Silifke 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/244 Esas sayılı dosyasıda örnek niteliğinde olduğunu, müvekkile ait yerin tapusu parselasyonda K15 adına tapu kaydı çıktığını, fakat bu yere ait tapu kaydında beyanlar hanesinde de arsa içindeki evin müvekkil K1’na ait olduğu şerhi mevcut olduğunu, davalıların babalarının vefatından sonra taşınmazın tapu devrine yanaşmadıklarını beyanla dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde davacının murisine satış senedi ile dava konusu taşınmaz devredildi ise satış senedinde belirtilen yüz ölçümünden kaç m² dop kesintisi yapıldığının, davacının kaç m2’lik satın aldığı yerinin kaldığının tespit edilerek davacının fazladan işgal ettiği kısmın bedelinin davacıdan tahsili gerektiğini bu nedenle davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmişlerdir. Dava dayanağı 07/04/1978 tarihli arsa satış senedi adlı belgenin incelenmesinde
”yukarıdaki hudutlar içerisinde kalan
A1
A2 mevkiindeki (660 m2) altıyüzaltmış metrekare arsamı aşağıdaki şahitler huzurunda
K20
Köyünden
K10
‘a yüzellibin liraya sattım, aynı şahitler huzurunda bir tamam yüzellibin liraya aldım. Bundan böyle yukarıdaki hudutlar içindeki arsamda hiçbir alakam kalmadı. 35 senelik zilliyetimle birlikte arsayı devretmiş olmama rağmen tapuyu bilahir vermek üzere bu senedi imzaladım. Bundan böyle yukarıdaki arsada ben ve benim varislerimin hiçbir alakası kalmadı…” ifadelerinin yer aldığı, Dava konusu edilen Mersin İli, Silifke ilçesi, K18 Köyü, A2 Mevkii, 1164 ada, 1 parselin tapu kaydının incelenmesinde dava konusu taşınmazın öncesinin Mersin İli, Silifke ilçesi, K18 Köyü, A2 Mevki, 1203 parsel olduğu, dava konusu taşınmazın imar uygulaması sonrasında 1164 ada 1parsel numarasını aldığı, 713,30 m2 yüz ölçümlü olarak K15 adına 31/03/2011 tarihinde tescil edildiği, tapu kaydına bina K1 aittir şerhinin tescil edildiği, daha sonra taşınmazın K15 mirasçılarına intikalinin yapıldığı, sonrasında mirasçılar arasında yapılan taksim neticesinde dava konusu taşınmazın davalılar K8 ile K4 adına 1/2 oranında paylı olarak tescil edildiği anlaşılmıştır. 1203 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının incelenmesinde taşınmazın Silifke Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1971/253 Esas ve 1979/572 karar sayılı ve 01/03/1988 kesinleşme tarihli ilamı ile K12, K15, K21, K22, K11, K15, K25 kızı K21, K23, K24 adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Dava konusu taşınmaz tapulu taşınmaz olarak tapuya tescil edilmeden önce dava konusu taşınmaz köy senedi ile satılmıştır. Dava konusu taşınmaz dava tarihinde davalılar K8 ve K4 adına kayıtlı olduğundan, diğer davalılar K5, K6 ve K7’a karşı açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Diğer davalılar K8 ve K4 bakımından dosyanın incelenmesinde ise mahkememizce mahallinde keşif yapılmış, taraf tanıkları ve mahalli bilirkişiler dinlenilmiştir, Mahalli bilirkişiler ve tanıklar dava konusu taşınmazın satışı sırasında davacının babasının yanında olmadıklarını, davacının babasının kaç metre kare yer aldığını, ölçümün nasıl yapıldığını bilmediklerini nacak eskiden adımla yüz ölçümü belirlendiğini, davacının babasının satın aldığından beri evi ve bahçeyi aynı sınırlarda kullandığını, davacının ve babasının satın aldığı kadar yeri kullanıp kullanmadığını bilmediklerini beyan etmişlerdir. Fen bilirkişisi K26in 02/05/2018 tarihli raporunda 1164 ada 1 numaralı parselin içerisindeki iki katlı binanın konumu ve davacının satış senedindeki yüz ölçümüne göre imar uygulamasında imara tahsis miktarı da dikkate alındığında davacıya ait kısmın ifrazen taksiminin mümkün olmadığı belirtilmiştir. 07/06/2018 tarihli celsede davacı vekili
”biz kalan kısmın bedelini ödemeyi kabul etmiyoruz, taşınmazın tamamını müvekkilim zaten parasını ödeyerek satın almıştır. Yazılı beyanlarımızı tekrar ederiz, paylı mülkiyeti tesisi talep etmiyoruz,Bu nedenle davamızın kabülüne karar verilsin” şeklinde beyanda bulunmuştur. Davacının dava dayanağı olarak dosyaya sunduğu 07/04/1978 tarihli arsa satış senedi adlı belgede 660 m2’lik yerin satış konusu edildiği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yüz ölçümünün ise 713,30 m2 olarak gösterildiği, taraf tanıklarınca, mahalli bilirkişilerce satış senedinde yazılı yüz ölçümü miktarının nasıl ölçüldüğünün bilinmediği gibi tanıklarca davacının murisinin kaç m²’lik taşınmaz alındığının da bilinmediği, dava konusu taşınmazdan imar uygulaması neticesinde DOP kesintilerinin de yapıldığı dava konusu taşınmazda davacıya ait binanın bulunduğu ve davacının satış senedindeki yüz ölçümüne göre imar uygulamasında imara tahsis miktarı da dikkate alındığında davacıya ait kısmının ifrazının mümkün olmadığı, davacının paylı mülkiyet tesisini de kabul etmediği anlaşılmakla davalılar K8 ile K4’e karşı açılan davanın da reddine karar vermek gerekmiş, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın reddine, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle;
Davacı vekili davalıların murisi K10, 07.04.1978 tarihli Arsa Satış Senedidir” adlı senetle A1 Köyü A2 Mevkii’nde bulunan Kuzeyi K11, batısı K12, güneyi yol, doğusu K13 ve K14 ile muhdut arsanın zilyetliğini 150.000 TL bedelle satın ve zilyetliğini teslim aldığını, yine sözleşmede arsayı satan K15, beyanen” ….bundan böyle yukarıdaki hudutlar içerisindeki arsamda hiçbir alakam kalmadı. 35 senelik zilyetliğimle birlikte arsayı devretmiş olmama rağmen tapuyu bilahir vermek üzere bu senedi imzaladım. bundan böyle yukarıdaki arsada benim ve varislerimin hiçbir alakası kalmadı…..” Arsayı satan: K18 Mahallesinden K15, Arsayı alan: mara köyünden K19 oğlu K10, Şahit: K16, K17 şahit olarak sözleşmeyi imzalamışlardır. satım neticesinde bu yerin zilyetliği müvekkilin babası K10’a (her ne kadar senette K10 geçse de ikisi de aynı kişi) geçtiğini, bu yerde müvekkilin eklemeli olarak nizasız fasılasız malik sıfatıyla zilyetliği 70 yıldan fazla olduğunu, K10’ın ölümü ile dava konusu taşınmazın müvekkil K1’na miras kaldığını, o zaman adım ile ölçüldüğünü mahkeme kararının hatalı olduğunu tamamının tesciline karar verilmemesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını, dava konusu taşınmazın sözleşme tarihinde tapusuz olduğunu, zilyetliğin teslim edildiğini, taşınmazın tapusunun iptali ile tamamının tesciline karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Harici Satım Sözleşmesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil istemine ilişkindir.
Davacı taraf, davalıların murisi K10, 07.04.1978 tarihli Arsa Satış Senedidir” adlı senetle A1 Köyü A2 Mevkii’nde bulunan Kuzeyi K11, batısı K12, güneyi yol, doğusu K13 ve K14 ile muhdut arsanın zilyetliğini 150.000 TL bedelle satın ve zilyetliğini teslim aldığını, yine sözleşmede arsayı satan K15, beyanen” ….bundan böyle yukarıdaki hudutlar içerisindeki arsamda hiçbir alakam kalmadı. 35 senelik zilyetliğimle birlikte arsayı devretmiş olmama rağmen tapuyu bilahir vermek üzere bu senedi imzaladım. bundan böyle yukarıdaki arsada benim ve varislerimin hiçbir alakası kalmadı…..” Arsayı satan: K18 Mahallesinden K15, Arsayı alan: mara köyünden K19 oğlu K10, Şahit: K16, K17 şahit olarak sözleşmeyi imzalamışlardır. satım neticesinde bu yerin zilyetliği müvekkilin babası K10’a (her ne kadar senette K10 geçse de ikisi de aynı kişi) geçtiğini, bu yerde müvekkilin eklemeli olarak nizasız fasılasız malik sıfatıyla zilyetliği 70 yıldan fazla olduğunu, K10’ın ölümü ile dava konusu taşınmazın müvekkil K1’na miras kaldığını, davalılar adına olan kaydın iptali ile söz konusu taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmesini talep etmiş, dava konusu taşınmazın 07.04.1978 tarihli satış senedine konu edildiğini, dava konusu taşınmaz satış sözleşmesinde 660 m² olarak belirtildiğini, ancak satış sözleşmesi yapıldığı tarihte tapu kaydının bulunduğu yerde herhangi bir imar planı bulunmadığını, tapulu yerlerde harici satışlar ile yapılan işlemlerin hukukça korunmadığı ve bu tescil işlemlerinin mümkün olmadığı Yargıtay kararları ile sabit olduğunu, İmar Kanunu’na göre imar planı uygulaması esnasında 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18.ve ilgili diğer maddeleri gereği söz konusu arazinin yaklaşık %40’ına kadar kısmı kamuya ayrılabilir. Taşınmaz imar uygulamasından önce davacıya iddia edilen satış sözleşmesi ile verilmiş ise imar uygulaması sonucu taşınmazın m² miktarının tespit edilmesi yasal zorunluluk olduğunu, nitekim imar uygulaması öncesinde 660 m²’nin davacı adına tescili halinde dahi imar uygulaması sonrasında kullanım alanı değişeceğinin, dava konusu taşınmazın bulunduğu ada bazında gerçekleştirilen imar uyguilaması ile kamuya ayrılan kısımlar ve müvekkilin kaç m²’lik kısmına müdahale edildiği belirlenmeli ve bu yerin de bedelinin ödenmesi sağlanması gerektiğini bu nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmişler, mahkemece davacının dava dayanağı olarak dosyaya sunduğu 07/04/1978 tarihli arsa satış senedi adlı belgede 660 m²’lik yerin satış konusu edildiği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yüz ölçümünün ise 713,30 m² olarak gösterildiği, taraf tanıklarınca, mahalli bilirkişilerce satış senedinde yazılı yüz ölçümü miktarının nasıl ölçüldüğünün bilinmediği gibi tanıklarca davacının murisinin kaç m²’lik taşınmaz alındığının da bilinmediği, dava konusu taşınmazdan imar uygulaması neticesinde DOP kesintilerinin de yapıldığı dava konusu taşınmazda davacıya ait binanın bulunduğu ve davacının satış senedindeki yüz ölçümüne göre imar uygulamasında imara tahsis miktarı da dikkate alındığında davacıya ait kısmının ifrazının mümkün olmadığı, davacının paylı mülkiyet tesisini de kabul etmediği anlaşılmakla davalılar K8 ile K4’e karşı açılan davanın da reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan tüm bu nedenlerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
İstinaf yoluna davacı vekili başvurmuştur.
Dava konusu taşınmaz, satıldığında tapusuz bir yerdir. Tapusuz bir taşınmaz satış ve devir bakımından menkul hükmünde sayılır. TMK.nun 763.maddesine göre, bir menkulün mülkiyeti satış ve devir ile alıcısına geçer.TMK’nun 716.maddesinde ise “Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikte mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.
Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kişiler adına tescili doğrudan doğruya yaptırabilir hükmüne yer verilmiş olup, icra ihalesi yada tespit yada teslim ile TMK 705/2 maddesi uyarınca mülkiyet tescilden önce kazanıldığından ancak imar uygulama nedeniyle idarece sicile doğru yansıtılmadığı gözetildiğinde yukarıda değinilen yasal düzenleme gereğince, mahkemeden de talep edilmesi olanaklıdır. Bir şeye temellük (mülk edinme) hakkını iktisap etmiş olan kimsenin herhangi bir nedenle sicile geçmesini başarmamış olması halinde dava yoluyla mahkemeden tescilini isteme hakkına mani yasal bir düzenlemede bulunmamaktadır.
Buna göre dava; dava konusu taşınmazın ilişkin 1963 yılında kadastro tespit dışı bırakılması sonrası haricen zilyedi olan davalıların murisi K10’ın, 07.04.1978 tarihli Arsa Satış Senedidir” adlı senetle A1 Köyü A2 Mevkii’nde bulunan Kuzeyi K11, batısı K12, güneyi yol, doğusu K13 ve K14 ile muhdut arsanın zilyetliğini 150.000 TL bedelle satın ve zilyetliğini teslim aldığını, yine sözleşmede arsayı satan K15, beyanen” ….bundan böyle yukarıdaki hudutlar içerisindeki arsamda hiçbir alakam kalmadı. 35 senelik zilyetliğimle birlikte arsayı devretmiş olmama rağmen tapuyu bilahir vermek üzere bu senedi imzaladım. bundan böyle yukarıdaki arsada benim ve varislerimin hiçbir alakası kalmadı…..” Arsayı satan: K18 Mahallesinden K15, Arsayı alan: mara köyünden K19 oğlu K10, sattım parasını peşinen aldım, şeklinde sözleşme ile devredildiği anlaşılmakla dava satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Tespit sonrası fakat kesinleşme öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetlik nedenine dayalı isteme ilişkin olarak; tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar TMK’nin 762. maddesi hükmüne göre menkul mal niteliğindedir.
Aynı Kanun’un 763. maddesi uyarınca bu gibi malların mülkiyetinin devri zilyetliğin karşı tarafa teslimi ile gerçekleşir.
Tapusuz taşınmazın satışı resmi şekle bağlı olmadığından adi yazılı senetle satışı mümkündür. (Hukuk Genel Kurulu Esas No:2007/8 – 424 Karar No:2007/431)
Somut olayda; satış senedine konu edilen tapusuz taşınmazın ve 1978 tarihinden itibaren davacıların murisi tarafından zilyet olunan taşınmaz kısmının hükmen tescil sonrasında imar uygulaması ile oluşan ve halen davalılar adına kayıtlı olduğu, dava konusu edilen Mersin İli, Silifke ilçesi, K18 Köyü, A2 Mevkii, 1164 ada, 1 parselin tapu kaydının öncesinin Mersin İli, Silifke ilçesi, K18 Köyü, A2 Mevki, 1203 parsel olduğu, dava konusu taşınmazın imar uygulaması sonrasında 1164 ada 1parsel numarasını aldığı, 713,30 m² yüz ölçümlü olarak K15 adına 31/03/2011 tarihinde tescil edildiği, tapu kaydının beyanlar hanesinde evin K1 aittir şerhinin tescil edildiği, daha sonra taşınmazın K15 mirasçılarına intikalinin yapıldığı, mirasçılar arasında yapılan taksim neticesinde dava konusu taşınmazın davalılar K8 ile K4 adına 1/2 oranında paylı olarak tescil edildiği anlaşılmıştır. 1203 parsel sayılı taşınmazın Silifke Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1971/253 Esas ve 1979/572 karar sayılı ve 01/03/1988 kesinleşme tarihli ilamı ile K12, K15, K21, K22, K11, K15, K25 kızı K21, K23, K24 adına tescil edildiği, davacının davanın dayanağı olarak dosyaya sunduğu 07/04/1978 tarihli arsa satış senedi adlı belgede 660 m²’lik yerin satış konusu edildiği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yüz ölçümünün ise 713,30 m² olarak gösterildiği, dosya içeriğine göre satış senedinde sınırların şahıslar olarak gösterildiği davacı murisinin ham olarak 660 m²’lik taşınmaz aldığı, dava konusu taşınmazdan imar uygulaması neticesinde DOP kesintilerinin de yapıldığı dava konusu taşınmazda davacıya ait binanın bulunduğu ve davacının satış senedindeki yüz ölçümüne göre imar uygulamasında imara tahsis miktarı da dikkate alındığında davacıya ait kısmının ifrazının mümkün olmadığı, davacının paylı mülkiyet tesisini de kabul etmediği ifrazın mümkün olmadığı fazla kısmın bedelini ödemek istemediği anlaşılmakla tescilin tamamen yada davacının beyanına göre hisseli mümkün olmadığından ret kararı, fazla kısmın zilyetliğinin devredilip satılmadığı, mahkemenin satılan kısmın ifrazı mümkün olmadığından hisseli olarak tescil istenilmediğinden ret kararı usul ve yasaya uygun olup davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Silifke 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07/06/2018 tarih ve 2016/183 Esas, 2018/236 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan
, davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacının istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 18,50 TL harcın davalılardan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3-
İstinaf eden tarafca yapılan istinaf yargılama giderinin kendisi üzerinde bırakılmasına, HMK.nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5
–
Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.22/10/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe