Adana BAM, 1. HD., E. 2019/1819 K. 2020/611 T. 8.6.2020

İlgili madde: TMK Madde 738

DAVACI:

K1 – N1 – A1

DAVALI:

1 -K2 – N2 – A2

DAVALI:

2 -F1 MÜHENDİSLİK MİMARLIK İNŞAAT TAAHHÜT VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ – A3

DAVANIN KONUSU :

Tazminat (Maddi-Manevi Tazminat)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı inşaat şirketinin, müvekkillerinin sakini olduğu A4 adresinde mukim A5 Apartmanına bitişik davalı K2’ün mülkiyetindeki taşınmaz üzerinde 2015 yılının kasım ayı itibariyle kazı ve inşaat çalışmalarına başlandığını, davalı inşaat şirketinin yapılan kazı çalışmaları sırasında 2-3 metre derinliğinde kazıklar çakmak suretiyle müvekkillerine ait binada çatlak ve çökme oluşmasına sebebiyet verdiklerini, davalıların İskenderun Belediyesinin 21/08/2015 tarih 1/272/272 yapı ruhsatı ile faaliyete başladıklarını, müvekkillerine ait binada meydana gelen çatlamalar nedeniyle İskenderun Sulh Ceza Mahkemesinin 2015/3911 D.iş sayılı dosyasından tespit yapıldığını, bilirkişi tarafından sunulan raporda yapının yapımı ile ilgili mevzuata ve teknik kurallara uyulmadığı, alışılmış tedbirlerin alınmadığının tespit edildiğini, davalı F1 Ltd. Şti yetkilisi K3, inşaat sorumlusu K4, yapı denetim uzmanı ve F2 Firmasının sahibi K5 hakkında inşaata ve yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçundan İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/100Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve yargılamanın devam ettiğini, inşaat yapılan alanda hiçbir güvenlik önlemi alınmadığını, mevcut hali ile dahi yıkılma tehlikesi ile karşıya karşıya kalan müvekkillerinin can güvenliğinin bulunmadığını belirterek evlerinde kaygı içerisinde yaşayan müvekkillerinden herbiri lehine 5.000,00TL olmak üzere toplamda 35.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere her bir dairedeki ve binadaki mevcut hasarın giderilerek eski hale getirilmesi için gerekli masrafın herbir davacı yönünden ayrı ayrı hesaplanmasını, şimdilik 3.000,00TL tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla binanın mevcut hali ile yıkılma tehlikesinden kurtarılma ihtimali var ise güçlendirme yapılması için her bir davacı yönünden ayrı ayrı hesaplanacak masrafların karşılığı olmak üzere şimdilik 3.000,00TL tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere müvekkili davacılara ait dairelerdeki değer kaybının davacılar yönünden ayrı ayrı hesaplanmasını bunun karşılığı olarak 2.000,00TL tazminatın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı
K2vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu inşaatın tüm mimari ve mühendislik projeleri hazırlanması neticesinde İskenderun Belediyesinin 21/08/2015 tarih ve 1/272/272 yapı ruhsatı ile gerekli tüm çevre ve iş güvenliği önlemleri alınarak temel yazısına başlandığını, davacıların iddialarının asılsız olduğunu, kazı yapılmadan önce jeolojik raporda dava konusu yerde serbest kazı yapılmasında herhangi bir sakıncanın olmadığının belirlendiğini, dava dilekçesinde her ne kadar binadaki tüm dairelerde hasra veya çökme meydana geldiği belirtilmiş ise de kazı esnasında makinenin yapmış olduğu küçük sarsıntılardan dolayı bitişik nizam olan komşu parseldeki zemin kat dairede statiği ve bina güvenliğini etkilemeyecek küçük çatlaklar ve seramiklerde ve yer karolarında çatlamalar ve çökmeler meydana geldiğini, bunun sebebinin ise davacı tarafa ait yan parseldeki binanın temel dolgusunun düzenli yapılmaması ve su basma betonunun donatısız yapılması olduğunu, müvekkili tarafından yapılan kazı esnasında bitişik parseldeki binada ne bir oynama ne de bir yana yatma söz konusu olmadığını, davacıların oturmuş oldukları binanın 02/04/1981 tarihinde iki katlı olarak iskanının alındığını, daha sonra 03/02/2012 tarihinde proje tadilatı yapılması sonucunda 2 kat daha ilaveli inşaat ruhsatı alındığını, fakat ilave kat için tadilat ruhsatının binanın temelden üst kata kadar güçlendirilmesi şartı ile verildiğini, oysa ki inşaatın bu şarta göre yapılmadığını, güçlendirme projesi uygulanmadığını, güçlendirme projesi uygulanmadığından da İskenderun Belediyesi tarafından yapı kullanım ruhsatı düzenlenmediğini, davacıların sakini oldukları binanın ruhsatı bulunmayıp kaçak ve riskli bir bina olduğunu belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı F1 Müh. Mimar. İnş. Taah. Ltd. Şti. adına çıkartılan duruşma günü bildirir davetiyenin usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen şirket adına duruşmaya gelen olmadığı, davaya karşı beyanda da bulunmadıkları anlaşıldığından dava yokluklarında sonuçlandırılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Dosya her bir davacı yönünden tefrik edilerek davacılardan K1 yönünden iş bu dosya üzerinden yargılamaya devam olunmuştur.

Yargılamanın yürütülmesi sırasında taraflara dava ile ilgili delilleri ibraz ettirilmiş, Davaya konu İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/100Esas sayılı dosyası celp edilmiş, tarafların sosyal ekonomik durum araştırması yapılmış, dava konusu taşınmaz başında keşif yapılmak suretiyle bilirkişilerden rapor aldırılmış ve tüm deliller toplanmıştır.

İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/100 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; Müştekilerin K11, K12, K13, K10, K14, K15, K1, Şüphelilerin K3, K5 ve K4 olduğu, suçun İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama olduğu, yapılan yargılama neticesinde sanık K4’ün meydana gelen olayda bir kusurunun bulunmaması nedeniyle beraatine, sanık K3’in 150 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık K5’ın ise 150 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, dosyanın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Celp edilen tapu kayıtlarının incelenmesinde dava konusu A6 mahallesi 586 ada 6 parsel 1. Kat 4 nolu nolu bağımsız bölüm taşınmazın tam mülkiyetinin K1 adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.

Mahkememizce yapılan keşif sonrası Fen Bilirkişisi K9 tarafından sunulan kroki ekli raporda, Dava konusu taşınmaz mallar olan A7 Mahallesi 5 ve 6 nolu parsellerin hali hazırda 5 nolu parsel üzerinde zemin dahil 6 katlı yeni betonarme bina mevcut olduğu ve 6 nolu parsel üzerinde zemin dahil 4 katlı eski betonarme bina mevcut bulunduğu, dava konusu taşınmazın A9 Mahallesi meskun saha içerisine ve A8 caddesi üzerinde 6 nolu parsel üzerindeki eski 4 katlı betonarme binanın A5 apartmanı No: 15 adresinde bulunduğu ve diğer dava konusu taşınmaz mal olan 5 nolu parsel üzerinde bulunan 6 katlı betonarme apartmanın ise A10 apartmanı olarak zeminde mevcut bulunduğu belirtilmiştir.

Mahkememizce yapılan keşif sonucu İnşaat Mühendisleri K6, K7 ve K8 tarafından sunulan 17/09/2018 tarihli rapora göre; Dava konusu binanın mevcut hali ile içerisinde yaşayanlar ve çevresi için tehlike arz ettiği, sorunun binanın taşıyıcı elemanlarının kesitlerinin, donatılannın veya betonunun yeterli olmaması olmadığı, yani güçlendirmenin sorunun çözümüne yardımcı olamayacağı, Düzey ve yatay taşıyıcı olarak tasarlanmış elemanların, bilhassa düşey taşıyıcıların eğik taşıyıcı elemana dönüşmüş olduğu, bu sebeple taşıyıcı elemanlarda tasarım anında hesaplanandan farklı ve daha büyük kesit tesirlerinin meydana geleceği, Bu sebeplerle binanın arsa değeri sabit kalmakla, yapı değeri kadar değer kaybı olacağı, Dava konusu A6 586 ada 6 parseldeki binanın Belediyece onaylanmış ancak uygulaması yapılmamış güçlendirme projesi bulunduğu sebebi ile, taşıyıa sisteminde yetersizlik bulunduğu ve Güçlendirme birim maliyetinin yapı bedelinin 1/3 üne tekabül ettiği kanaati ile, değer kaybı olarak kabul edilen yapı değerinin de 1/3 oranında azaltılması gerektiği, Dava konu taşınmazda toplam değer kaybının 200.228,45TL, 1. Kat 4 nolu taşınmaz maliki davacı K1 hissesinin 25.783,95 TL olduğunu belirtmişlerdir.

Davacı vekili 19/11/2018 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 25.783,95 TL olarak ıslah ederek, ıslah harcının yatırıldığı anlaşılmıştır.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava, davalı arsa sahibi K2 adına kayıtlı taşınmazda diğer davalı şirket tarafından yapılan inşaat kazısı esnasında davacıların evlerinin hasar gördüğünden bahisle açılan maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir.

BK’nun 58. Maddesinde, objektif özen yükümlülüğüne aykırılıktan doğan ağırlaştırılmış bir kusursuz sorumluluk hali düzenlenmiştir. Bu madde kapsamında, bina malikinin kusursuz sorumluluğuna gidilebilmesi için, zararın binanın yapılmasındaki bozukluk veya bakımındaki eksiklikten veya her ikisinden kaynaklanması, binanın sorumlu tutulmak istenenin mülkiyetinde olması, zararın doğması ve zarar ile binanın yapılış ve bakım eksikliği arasında uygun illiyet bağının olması gereklidir. İlliyet bağını kesen durumlar, mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusurudur.

Davacının Maddi tazminat talebi yönünden; Davalı İnşaat Şirketinin, davacıların sakini olduğu A4 adresinde bulunan A5 Apartmanına bitişik, davalı K2 mülkiyetindeki taşınmaz Üzerinde Kasım 2015 itibarıyla kazı ve İnşaat çalışmalarına başladıkları, çalışmalara başlamadan önce belirli aralıklar bırakarak en az 2-3 m derinliğinde kazıklar çakmak suretiyle davacılara ait binanın emniyetini sağlamaları gerekirken, sağlamadıkları, Bu önlemler alınmadığından davacıların mülkünde çatlamalar ve binada çökme meydana geldiği, mahkememizce yapılan keşif sonucu aldırılan bilirkişi raporuna göre; Dava konusu binanın mevcut hali ile içerisinde yaşayanlar ve çevresi için tehlike arz ettiği, sorunun binanın taşıyıcı elemanlarının kesitlerinin, donatılannın veya betonunun yeterli olmaması olmadığı, yani güçlendirmenin sorunun çözümüne yardımcı olamayacağı, Düzey ve yatay taşıyıcı olarak tasarlanmış elemanların, bilhassa düşey taşıyıcıların eğik taşıyıcı elemana dönüşmüş olduğu, bu sebeple taşıyıcı elemanlarda tasarım anında hesaplanandan farklı ve daha büyük kesit tesirlerinin meydana geleceği, Bu sebeplerle binanın arsa değeri sabit kalmakla, yapı değeri kadar değer kaybı olacağı, Dava konusu A6 586 ada 6 parseldeki binanın Belediyece onaylanmış ancak uygulaması yapılmamış güçlendirme projesi bulunduğu sebebi ile, taşıyıcı sisteminde yetersizlik bulunduğu ve Güçlendirme birim maliyetinin yapı bedelinin 1/3 üne tekabül ettiği, değer kaybı olarak kabul edilen yapı değerinin de 1/3 oranında azaltılması gerektiği, dava konu taşınmazda toplam değer kaybının 200.228,45TL, 1. Kat 4 nolu taşınmaz maliki davacı K1 hissesinin 25.783,95 TL olduğu, BK’nun 58. Maddesi uyarınca davalı şirket tarafından gerekli önlemler alınmadan yapılan kusurlu inşaat çalışmaları dolayısıyla davacıların bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmış olmakla 25.783,95 TL değer kaybı tazminatının davanın açılış tarihi olan 09/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, manevi tazminat talebi yönünden ise; Dava konusu olay davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde değerlendirilemeyeceğinden, davacının manevi olarak görmüş olduğu iddia edilen zarar ispatlanamadığından, şartları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle;

Davalı istinaf dilekçesinde usule ilişkin itirazında müvekkilin dava dilekçesine ve eksik harcın tamamlanmasına ilişkin ıslah dilekçesine konu tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını iddia ettiğini, müvekkili davacı belirsiz alacak davası açmış olup süresi içerisinde hak talep etmiş olduğunu, Borçlar Kanunu 72. Maddesinde; Haksız fiilden kaynaklı tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıllık sürede zamanaşımına uğrayacağı düzenlemektedir.Haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylem ise ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüşse haksız fiil sorumluluğunda da bu uzun zamanaşımı süreleri uygulanır. Davacı İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/100 E. Sayılı dosyası ile davalıya dava açmıştır ve söz konusu fiilin suç teşkil ettiği kesinleşmiş mahkeme kararı ile de sabit hale gelmiştir,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2015/13531 E. ve 2016/113 K. Sayılı kararı haklılığımızı destekler niteliktedir.

Davalı tarafın yukarıda sunmuş olduğumuz nedenlerle usul yönünden itirazlarının reddi gerektiğini, davalının esas yönünden itirazları kötü niyetli, hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olduğunu, yerel mahkeme maddi tazminat yönünden 23.366,70 TLdeğer kaybına karar vermiş olup bu değer kaybı keşif yapılarak ve bilirkişilerce raporlanarak elde edildiğini, 30.05.2018 tarihli bilirkişi raporunda davacı müvekkilin oturmakta bulunduğu binanın eğimli olduğu yani yan yattığı tespit edilmiş, yine 17.9.2018 tarihli bilirkişi raporunda; Bilirkişi raporunda düzenlenmiş olup; davalının istinaf dilekçesinde ileriye sunmuş olduğu tüm itirazlar yersiz ve hukuki dayanaktan yoksundur, binanın keşif esnasında yapılan kontrollerde dahi direk gözle görülür görülmez yana doğru yattığı tespit edilmiştir, hal böyleyken müvekkilin dairesinde değer kaybı meydana gelmemesi mümkün değildir, söz konusu eğiminde davalılarca yapılan inşaat sebebiyle meydana geldiği de bilirkişi raporları ve kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ( İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/100 E.) ile de sabittir. Davalı inşaat şirketi, davacı müvekkilin sakini olduğu A4 adresinde mukim A5 Apartmanına bitişik davalı K2’ün mülkiyetindeki taşınmaz üzerinde 2015 yılının kasım ayı itibariyle kazı ve inşaat çalışmalarına başlandığı, davalı inşaat şirketinin yapılan kazı çalışmaları sırasında 2-3 metre derinliğinde kazıklar çakmak süretiyle davacı müvekkile ait binada çatlak ve çökme oluşmasına sebebiyet vermiş olduklarını, davacı müvekkile ait binada meydana gelen çatlamalar nedeniyle İskenderun Sulh Ceza Mahkemesinin 2015/3911 D. İş sayılı dosyasından tespit yapılmış olup bilirkişi tarafından sunulan raporda yapının yapımı ile ilgili mevzuata ve teknik kurallara uyulmadığı, alışılmış tedbirlerin alınmadığı tespit edilmiş, davacı müvekkil inşaata ve yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçundan davalı F1 Ltd. Şti. yetkilisi K3, inşaat sorumlusu K4, yapı denetim uzmanı ve F2 Firmasının sahibi K5’a karşı İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/100 E. Sayılı dosyası ile dava açmış olup yargılama hala devam etmektedir. Hal böyle iken yerel mahkemenin davacı müvekkilin açmış olduğu davayı kısmen kabul kısmen reddine karar vermesinin haksız olduğunu, yerel mahkeme maddi tazminat yönünden 23.366,70 TL değer kaybına karar vermişti ve değer kaybına bir itirazımız yoktur, ancak davacının dairesinin içinde oluşan hasar ve zararlara ilişkin hesaplamaların yapılmamış olması hatalı ve haksız olduğunu, müvekkiline ait dairede belirlenen değer kaybı dışında bir kısım hasarlarda meydana gelmiş olup bu hasarlar müvekkili tarafından onarılmış ve söz konusu masrafların malzemeye ilişkin olan kısmı faturalandırılmış olup, 13.04.2019 tarihinde sunmuş oldukları bilirkişi raporuna beyan dilekçesinde müvekkilinin yapmış olduğu harcamalara ait faturaların sunulduğunu, hasarların miktarı ve hasarların giderilmesi için iş gücünden yararlanılan inşaat işçisinin ücretinin faturalandırılamadığından hem yapılan masrafların tutarının hemde çalıştırılan işçiye ödenen bedeli belirlenmesi gerekirken, bilirkişi raporunda söz konusu hesaplamanın değer kaybı olduğu belirtilmesine rağmen yapılan masraflar için ayrı bir hesaplamaya gerek duyulmaması hatalıdır, nitekim söz konusu dosyada tüm malikler için değer kaybı hesaplaması yapılmış ancak bu dosyada müvekkilim değer kaybı dışında yukarıda belirtilen masrafları da yapmıştır bunların göz ardı edilmesi mümkün değildir. Değer kaybı bir malın onarılsa dahi değerinde meydana gelen kayıptır ancak bu dosyada müvekkilim değer kaybı dışında masraflar da yapmıştır, bu yüzden bu masraflarında hesaplanmasını talep etmemize rağmen dosya ek bilirkişiye gitmemiş olup eksik değerlendirilmiştir. Yerel mahkemenin mevcut olan eksik bilirkişi raporu ile karar vermesi hukuka aykırıdır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz nedenlerle İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/237 E. ve 2019/444 K. Sayılı dosyası ile davacı müvekkilin açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davasının yerel mahkeme tarafından kısmen kabulüne karar verilmesi hukuki destek ve deliller yönünden eksik olduğunu, mahkemenin kararı, manevi tazminat yönünden gerçeklikten uzak ve hatalı yorumla tesis edildiğini, davacının manevi olarak görmüş olduğu iddia edilen zarar ispatlanamadığından, şartları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddine karar vermiştir”. Yerel mahkemenini bu kararı isabetsizdir, nitekim somut olay değerlendirildiğinde, müvekkil olayın yaşandığı ve davalının inşaat yaptığı süreçte sürekli binalarının yıkılma tehlikesi olmasına rağmen gidecek başka bir yerleri ve maddi durumları otel, pansiyon vb. yerlerler de kalmaya yetmediğinden kaldıkları binanın yıkılma tehlikesi altında olduğunu can ve mallarına zarar geleceğini bile bile söz konusu binada ikamet etmek zorunda kalmışlardır, bu süreçte müvekkil ve ailesi geceleri dahi rahatça yastığa başını koyup uyamamıştır, nitekim kendisine ve ailesine binada meydana gelebilecek ani bir çökme esnasında zarar göreceklerini bildiğinden sürekli bir manevi huzursuzluk içinde yaşamışlardır, nitekim bu durum bilirkişi raporu ile de sabit olup binanın içinde ikamet edenlere ve çevresinde bulunanlara karşı can güvenliği ve mal güvenliği noktasında sürekli bir tehlike arz ettiği tespit edilmiştir. Sürekli yıkılma tehlikesi olan bir binanın içinde ikamet eden insanların manevi olarak huzursuzluk yaşamaması, stres altında olmaması, kaygı ve endişe gibi sebeplerle psikolojik bunalımlar yaşamaması mümkün değildir, bu kaygı ve endişelerin yaşanmadığını iddia etmek ve bunları görmezden gelmekte kabul edilemezdir ve kamu vicdanına aykırıdır. Yukarıda açıklanan gerekçeler ortadayken yerel mahkemece manevi bir zararın oluşmadığı yönünde karar verilmesi insan tabiatına ve hayatın olağan akışına, kamu vicdanına aykırıdır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İstinaf yoluna başvuran davalı K2 vekili dilekçesinde özetle;

Dava konusu taleplerin tamamının zamanaşımına uğradığını, inşaatın tüm mimari ve mühendislik projeleri hazırlanması neticesinde İskenderun Belediyesinin 21/08/2015 tarih ve 1/272/272 yapı ruhsatı ile gerekli tüm çevre ve iş güvenliği önlemleri alınarak temel yazısına başlandığını, davacıların iddialarının asılsız olduğunu, kazı yapılmadan önce jeolojik raporda dava konusu yerde serbest kazı yapılmasında herhangi bir sakıncanın olmadığının belirlendiğini, dava dilekçesinde her ne kadar binadaki tüm dairelerde hasra veya çökme meydana geldiği belirtilmiş ise de kazı esnasında makinenin yapmış olduğu küçük sarsıntılardan dolayı bitişik nizam olan komşu parseldeki zemin kat dairede statiği ve bina güvenliğini etkilemeyecek küçük çatlaklar ve seramiklerde ve yer karolarında çatlamalar ve çökmeler meydana geldiğini, bunun sebebinin ise davacı tarafa ait yan parseldeki binanın temel dolgusunun düzenli yapılmaması ve su basma betonunun donatısız yapılması olduğunu, müvekkili tarafından yapılan kazı esnasında bitişik parseldeki binada ne bir oynama ne de bir yana yatma söz konusu olmadığını, davacıların oturmuş oldukları binanın 02/04/1981 tarihinde iki katlı olarak iskanının alındığını, daha sonra 03/02/2012 tarihinde proje tadilatı yapılması sonucunda 2 kat daha ilaveli inşaat ruhsatı alındığını, fakat ilave kat için tadilat ruhsatının binanın temelden üst kata kadar güçlendirilmesi şartı ile verildiğini, oysa ki inşaatın bu şarta göre yapılmadığını, güçlendirme projesi uygulanmadığını, güçlendirme projesi uygulanmadığından da İskenderun Belediyesi tarafından yapı kullanım ruhsatı düzenlenmediğini, davacıların sakini oldukları binanın ruhsatı bulunmayıp kaçak ve riskli bir bina olduğunu, sonradan yapılan 2 katın projeye uygun yapıımadığını, zararla inşaat yapımı arasında illiyet bağı olmadığını, yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini ,bilirkişilerin uzman olmadığını, teknik, statik, riskli bina bilirkişilerinden gerekirse karot alınarak bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İstinaf yoluna başvuran
Davalı F1 Müh. Mimar. İnş. Taah. Ltd. Şti. vekili dilekçesinde özetle
; Davalı şirket adına çıkartılan duruşma günü bildirir davetiyenin usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini tebligatın davalı şirketin eski adresine gönderildiğini, Tebligat Kanunu’nun 35. Maddesine göre kapıya yapıştırılmak suretiyle tebliğ edildiği ancak davalı şirketin yeni adreslerini Ticaret Sicili Gazetesi’n de bildirdiğini iddia ederek, bu nedenle davadan yeni haberlerinin olduğunu bu nedenle istinafa katılma yolu ile başvurduklarını belirterek, müvekkili tarafından yapılan kazı esnasında bitişik parseldeki binada ne bir oynama ne de bir yana yatma söz konusu olmadığını, davacıların oturmuş oldukları binanın 2 katlı olarak iskanının alındığını, daha sonra 03/02/2012 tarihinde proje tadilatı yapılması sonucunda 2 kat daha ilaveli inşaat ruhsatı alındığını, fakat ilave kat için tadilat ruhsatının binanın temelden üst kata kadar güçlendirilmesi şartı ile verildiğini, oysa ki inşaatın bu şarta göre yapılmadığını, güçlendirme projesi uygulanmadığını, güçlendirme projesi uygulanmadığından da İskenderun Belediyesi tarafından yapı kullanım ruhsatı düzenlenmediğini, davacıların sakini oldukları binanın ruhsatı bulunmayıp kaçak ve riskli bir bina olduğunu, sonradan yapılan 2 katın projeye uygun yapılmadığını, zararla inşaat yapımı arasında illiyet bağı olmadığını, yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, bilirkişilerin uzman olmadığını, teknik, statik, riskli bina bilirkişilerinden gerekirse karot alınarak bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Davada, 6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bu husularda resen inceleme yapılmış olup, HMK’nun 357. maddesi uyarınca da “İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz.” hükmü uyarınca istinaf talepleri sınırlı olarak incelenmiştir.

Davaya konu olayda davacı, davalı arsa maliki ve yüklenicinin kendi taşınmazı üzerinde yapmakta olduğu inşaat ve hafriyat nedeniyle taşınmazına zarar verdiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalılar gerekli önlemlerin alındığını belirterek davanın reddini talep etmişlerdir.

Mahkemece maddi tazminatın kabulüne manevi tazminatın reddine karar vermiştir.

Davalılar istinaf yoluna başvurmuşlardır.

Türk Medeni Kanunu’nun 738. maddesi hükmüne göre; “Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşımazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek yada üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.” Bir kimsenin kendi taşınmazında yaptığı hafriyat veya inşaat nedeniyle komşusunun taşınmazına bir zarar vermiş veya onu zarara maruz bırakmışsa, bu zararın hoşgörü sınırlarını aşıp aşmadığını aramaya gerek yoktur. Küçük bir zarar doğmuş olsa dahi, gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmelidir. Bu özellik TMK’nin 737. maddesi ile 738. maddesi arasındaki önemli farklardan biridir.

TMK m. 683’teki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.

Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.

Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Borçlar Kanununun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK’nın 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz.

Yukarıda belirtildiği gibi, komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Borçlar Kanununun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Buna göre zararın meydana gelmesinde davacıların binalarının yapısının (yaşı, heyelan ve ikinci derecede deprem bölgesinde olması) etken olup olmadığı yeterince araştırılmamıştır. Yine TMK’nın 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz.Yasal düzenlemeler gereği arsa sahibi hiçbir kusuru olmasa bile kendi arsasına yaptırdığı yapının doğurduğu her türlü zarardan yapının maliki olması nedeniyle kusur aranmaksızın sorumludur.

Yine Tebligat Kanunu’nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca, tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Temsile yetkili kişinin herhangi bir nedenle tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunmaması veya bizzat alamayacak durumda olması halinde, kendisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürüne, bu da olanaklı değilse, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılmalıdır.

Şirketlerin adresi, Ticaret Sicil Memurluğunda kayıtlı bulunan adresidir. Öncelikle davalının ticaret unvanı ve adresi Ticaret Sicil Memurluğundan belirlenmelidir. Tebligat Kanununun 12. maddesine göre, hükmi şahıslara tebliğin selahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. Aynı Kanunun 13. maddesine göre de; tebliğ yapılacak bu kişiler her hangi sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacakları bir halde oldukları takdirde tebliği orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20 ve 21. maddelerinde de tüzel kişilere yapılacak tebligat usulü belirlenmiştir.

Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinde, “Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir. Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur. Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır” denilmiş, elektronik ortamda yapılacak tebligatlara ilişkin usul ve esasları düzenleyen “Elektronik Tebligat Yönetmeliği” çıkarılmıştır (RG 19.1.2103 t. S. 28533).

Belirtilen sebeplerle, davalı öncelikle Tebligat Kanunu’na uygun olarak normal tebligat yapılması, tebligatın iade gelmesi, tebligat yapılamaması, iade zarfında yeni bir adres tespit edilememesi durumunda, ilgili şirket için Tebligat Kanunu 35. Maddesinin dördüncü fıkrasında, tüzel kişi muhataplara daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişilerin resmî kayıtlarındaki adreslerinin esas alınacağı ve bu madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Belirtilen sebeplerle, davalı şirkete öncelikle Tebligat Kanunu’na uygun olarak normal tebligat yapıldığı, 01 Temmuz 2017 tarihli tebligatın iade gelmesi, tebligat yapılamaması, iade zarfında yeni bir adres tespit edilememesi nedeni ile Ticaret Sicilden şirket adresinin sorulduğu, adresin aynı olduğu, bu durumda ilgili şirket için önceki tebligatların Tebligat Kanunu 35. maddesine uygun yapıldığı, kaldı ki şirketin önceki tebligatlar için usulsüzlük iddiasının da bulunmadığı, şirket adresinin değiştirilmesine ilişkin kararın Ticaret Sicil gazetesinde ilan edildiği, ticaret sicile daha sonradan tescil edildiği, binaya zarar verilmesi nedeni ile şirket yetkilisinin ve arsa sahibinin savcılığa şikayet edildiği Asliye ceza mahkemesinde kamu davası açıldığı, sulh hukuk mahkemesinde tespit yapıldığı keşif yapıldığı, savunmaların alındığı, raporların tebliğ edildiği, istinaftan önce yeni sicil kaydı ve sicil gazetesinin mahkemeye sunulmadığı, Davalı F1 Mühendislik Mimarlık İnşaat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi vekilince karardan sonra sunulan Ticaret Sicil Gazetesi ve tescil kaydına göre kararın tebliğine ilişkin tebligatın usulsüz olduğu, Mahkemece Şirket Yetkilisi K3 tarafından 30/12/2019 tarihinde verilen istinaf başvurusunun süresinde olmadığından HMK 347 ve 348 maddelerine göre reddine ilişkin 31/12/2019 tarihli ek karar hatalı olup, bu ek kararın kaldırılarak davalının istinaf talebinin esastan incelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda; davalı Belediye’nin inşaat ruhsatı vermesi ile buna bağlı davalılar tarafından yapılan inşaat nedeniyle davacılara ait yapıda meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğu, mahkemece tazminatın miktarının belirlenmesine ilişkin olarak yapılan araştırma ve incelemeler yapılan keşif sonucu alınan uzman bilirkişi ve tespit raporlarında, davacıların maliki olduğu taşınmaza bitişik olarak davalılar tarafından yaptırılan kazı ve hafriyat çalışması sonrasında davacıların evinde hasar oluştuğu tespit edilmiştir. Bilirkişiler tarafından binanın yapı maliyeti ile güçlendirilmesi halindeki maliyeti ayrı ayrı hesaplanmış olup, binanın güçlendirilerek kullanılmasının mümkün olmadığı, alınan ek rapora yapı maliyetinin talep edilebileceği, güçlendirme olsa bile binanın mevcut hali ile içerisinde yaşayanlar ve çevresi için tehlike arz ettiği, sorunun binanın taşıyıcı elemanlarının kesitlerinin, donatılannın veya betonunun yeterli olmaması, yani güçlendirmenin sorunun çözümüne yardımcı olamayacağı, düzey ve yatay taşıyıcı olarak tasarlanmış elemanların, bilhassa düşey taşıyıcıların eğik taşıyıcı elemana dönüşmüş olduğu, bu sebeple taşıyıcı elemanlarda tasarım anında hesaplanandan farklı ve daha büyük kesit tesirlerinin meydana geleceği, bu sebeplerle binanın arsa değeri sabit kalmakla, yapı değeri kadar değer kaybı olacağı, dava konusu A6 586 ada 6 parseldeki binanın belediyece onaylanmış ancak uygulaması yapılmamış güçlendirme projesi bulunduğu sebebi ile, taşıyıcı sisteminde yetersizlik bulunduğu ve Güçlendirme birim maliyetinin yapı bedelinin 1/3 üne tekabül ettiği, değer kaybı olarak kabul edilen yapı değerinin de 1/3 oranında azaltılması gerektiği, bu bedelden arsa maliki ve yüklenicinin oluşan zarardan, yüklenicinin kusuru oranında birlikte sorumlu oldukları, buna göre mahkemece değer kaybı olarak maddi tazminata ve manevi tazminatın reddine hükmedilmiş olmasının dosya içeriğine doğru olduğu anlaşılmaktadır. (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Esas No:2016/14238 Karar No:2019/7084 14. Hukuk Dairesi Esas No:2019/563 Karar No:2019/8930)

Davalı arsa sahibinin taşınmazında yapılan inşaat nedeniyle davacı ve diğer maliklerin binasında zarar meydana geldiği belirlenmiş olup, İskenderun 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/100 Esas sayılı dosyası İskenderun Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2015/3911 D.iş dosyası sayılı dosyası, dava dosyası içeriğine göre maddi zararın bulunduğu, mal varlığına ilişkin zararın kişilik haklarına yönelik bir saldırı oluşturmadığı anlaşılmakla mahkemece toplanan delil ve belgelere göre verilen karar dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, davalı F1 Mühendislik Mimarlık İnşaat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin istinafının süresinde olduğu, istinafında belirtilen hususların yersiz olduğu ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca kesin olarak esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Mahkemece Şirket Yetkilisi K3 tarafından 30/12/2019 tarihinde verilen istinaf başvurusunun süresinde olmadığından HMK 347 ve 348 maddelerine göre reddine ilişkin 31/12/2019 tarihli ek kararının kaldırılarak davalının istinaf talebinin esastan incelenmesine,
İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 24/06/2019 tarih ve 2018/238 Esas, 2019/392 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-a)

Davacı vekilinin istinafı reddolunduğundanHarçlar Kanunu gereğince alınması gereken
54,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan
44,40
TL harcın mahsubu ile bakiye 10,00 TL harcın istinafa gelen davacıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,

b)

Davalı K2 vekilinin istinafı reddolunduğundanHarçlar Kanunu gereğince alınması gereken
1.761,31 TL istinaf karar harcından peşin alınan
441,00
TL harcın mahsubu ile bakiye 1.320,31 TL harcın istinafa gelen davalı K2’den alınarak Hazine’ye irat kaydına,

c)

Davalı F1 Müh. Mimar. İnş. Taah. Ltd. Şti. vekilinin istinafı reddolunduğundanHarçlar Kanunu gereğince alınması gereken
1.761,31 TL istinaf karar harcından peşin alınan
440,33TL harcın mahsubu ile bakiye 1.320,98 TL harcın istinafa gelen davalı F1 Müh. Mimar İnş. Taah. Ltd. Şti.’den alınarak Hazine’ye irat kaydına,

3-
İstinaf eden taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın, yerel Mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.08/06/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!