Adana BAM, 1. HD., E. 2019/1069 K. 2019/1184 T. 4.11.2019

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 147, TBK Madde 379, TBK Madde 384
İlgili madde: TMK Madde 706

İ S T İ N A F K A R A R I

DAVANIN KONUSU :

Elatmanın Önlenmesi (Elatmanın Önlenmesi Ve Tazminat Ve Ecrimisil)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

Silifke Tapu Müdürlüğünde davacı K1 adına kayıtlı 229 ada 44 parsel nolu 2 katlı kargır ev ve arsa niteliğinde bulunan taşınmazı davalı K2 ‘in yıllardır haksız olarak işgal ettiğini, davalının önceki malik ve aynı zamanda davacının kayın babası olan K3 ile harici satış sözleşmesi yapmış olsa da bedeli ödemediğinden bu sözleşmenin tamamlanmadığını ve nitekim tapuda da satış işleminin gerçekleşmediğini, tapunun malikinin uzun yıllardır Aydın ilinde yaşayan davacının olduğunu, davalının yıllardır kötü niyetli olarak bu taşınmazı işgal ettiğini geçen süre zarfında davacının taşınmazı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmadığını, davalının, davacının tüm şifahi uyarılarına rağmen taşınmazda oturmaya devam ettiğini ve bunun karşılığında olarak da bir ücret ödemediğini, davalının sürekli huzursuzluk çıkartttığını ve aynı taşınmazın üst katında oturmakta olan davacının kayınvalidesi ve kayınbabasına tehditte bulunduğunu, hatta buna ilişkin Silifke 4.ASCM’nin 2017/232 Esas sayılı dosyasında bu hususun karar bağlandığını, davalının belirtilen dosyada 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırıldığını, tapuda davacının adına kayıtlı bulunan A1 adresinde bulunan taşınmazı fuzuli işgal eden davalının haksız el atmasının önlenmesini ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 500,00-TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.

Davalı vasisi ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının kayınbabası olan K3’dan dava konusu taşınmazı haricen satış tarihinden 2 yıl sonra 24/06/2004 tarihinde satın almış olduğunu, bu davanın açılması ile davacı tarafından öğrenildiğini, davacının haricen satış sözleşmesinin tarafı olan K3’nın damadı olduğunu, taraflar arasındaki satış ilişkisinden haberdar olduğunu, davacının kendisine ait taşınmazda 16 yıllık bir süreçte kira bedeli ödemeden oturan davalıdan bu dava tarihine kadar kira bedelini talep etmemesinin yahut tahliyesini istememesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek açılan davanın öncelikle usulsüz tebligat nedeni ile tebliğ tarihinin davanın öğrenildiği 12/11/2018 tarihi olarak kabulünü, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava, müdahelenin önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkindir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden, dava dışı üçüncü kişi ve aynı zamanda davacının kayınpederi olan K3 ile davalı arasında harici bir satış sözleşmesinin yapıldığı, bir miktar bedelin ödenmemesi üzerine tapuda tescil ve satış işleminin yapılamadığı, 2004 yılında dava dışı üçüncü kişi olan K3’nın, damadı olan davacıya dava konusu bağımsız bölümü satıp tapuda devir ve tescil işlemlerini gerçekleştirdiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da en nihayetinde Mahkememize taşındığı anlaşılmaktadır.

Ecrimisil haksız işgal tazminatıdır. Ecrimisil davası; malı, haksız yere ve kötüniyetli olarak kullanan, geri verme yükümlülüğünü de yerine getirmeyen kişilerden haksız işgal tazminatı olarak alınıp hak sahibine verilmesi için açılan bir dava türü olup davada aranan hukuki yarar, haksız şekilde malı kullanan kişinin davacının rızası dışında malı kullanması ve iyiniyetli olmamasıdır. Diğer bir ifade ile işgal tazminatı, bir malın, sahibinin ya da idarenin izni dışında kullanılmasına verilen isimdir. Malı kullanan kişi (ecrimisil borçlusu) gerçek ya da tüzel kişi olabileceği gibi malın kullanılmasında malın sahibinin bir zarara uğrayıp uğramadığı veya işgal edenin kusurlu olup olmadığına önem arz etmez. Maldan elde edilebilecek gelir ecrimisil tazminatının hesaplanmasında esas alınır. Ecrimisil talep edilecek olan kişi, malın sahibinin rızası ya da muvafakati dışında söz konusu malı elinde tutan, eline geçiren, bir hakka dayanmaksızın bu malı kullanan veya üzerinde tasarrufta bulunan gerçek ya da tüzel kişidir. Hukuken işgalci (fuzuli şagil) adı verilmektedir. TMK m.995 “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.” Ecrimisilin değerinin hesabında, kullanılan malın kira değeri esas alınır ve bu değer bilirkişilerce tespit edilir. Ecrimisil hukuki olarak kiraya benzer şekilde hesaplansa da kira ödeme borcu değildir. Geçerli bir hakka dayanmaksızın yapılan işgal nedeniyle ödenmesi gereken tazminat borcu olarak hukuksal zeminde yerini almaktadır.

Somut olayımızda, mahallinde uzman bilirkişi ile birlikte keşif yapılmış olup keşif sonucunda düzenlenen 04.01.2018 tarihli bilirkişi raporunda ecrimisil bedeli hesaplanmıştır.

Yasal mevzuat, dosyadaki bilgi ve belgeler, hükme elverişli ve dosya kapsamına uygun bilirkişi raporları dikkate alındığında; dava konusu edilen bağısız bölümün, davacının aynı zamanda kayınpederi olan K3 tarafından, davalı K2’e satışı yolunda tarafların anlaştıkları, fakat bedel konusundaki uyuşmazlık sebebiyle tapuda resmi satış ve devir işlemlerinin yapılamadığı, akabinde davacının kayınpederi olan K3’nın, dava konusu edilen bağımsız bölümü, 24.06.2004 tarihinde satıp davacı adına tapuda satış ve tescil işlemlerinin yapıldığı, hernekadar dava dışı üçüncü kişi olan davacının kayınpederi olan K3 ile davalı K2 arasında ihtilaflı bir harici satış işlemi olsa da davacının, dava konusu edilen bağımsız bölümün maliki olduğu, davalının, ayni olmayan kişisel nitelikteki itiraz ve defilerini, davacıya karşı ileri sürmesinin mümkün olmadığı, bunun ancak ve ancak dava dışı üçüncü kişi olan K3’ya karşı ileri sürebileceği, bu haliyle davalının, dava konusu edilen bağımsız bölümü kira ya da başka bir üstün hakka istinaden elde tuttuğunu ispatlayamadığından dava konusu taşınmaz üzerindeki davalının haksız müdahelesinin önlenmesine, hesaplanan ecrimisilin içtihatlar gereği haksız el atılan dönemlerden başlamak üzere değil, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davalı dilekçesinde özetle; davalıöncelikle usulsüz tebligat nedeni ile tebliğ tarihinin davanın öğrenildiği 12/11/2018 tarihi olarak kabulüne, cevap ve delillerinin nazara alınmasını, soruşturma dosyasının dosya arasına alınmasına, usul ve yasaya aykırı olarak verilen kararın istinaf incelemesi ile kaldırılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, müdahelenin önlenmesi ve ecrimisilistemine ilişkindir.

Davacı vekili, Mersin İli, Silifke İlçesi, A2 Mahallesi, 229 ada 44 parsel numaralı taşınmazın haksız kullanımından dolayı davalının haksız el atmasının önlenmesini ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 500,00-TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davanın öncelikle usulsüz tebligat nedeni ile tebliğ tarihinin davanın öğrenildiğini 12/11/2018 tarihi olarak kabulünü, taşınmazın davacının kayınpederinde harici satış sözleşmesi ile alındığını, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davanınkabulü ile, Mersin İli, Silifke İlçesi, A2 Mahallesi, A3 Mevkii, 229 Ada, 44 Parsel üzerindeki davalı K2’in müdahelesinin önlenmesine,
Mersin İli, Silifke İlçesi, A2 Mahallesi, A3 Mevkii, 229 Ada, 44 Parsel üzerindeki davalı K2’in haksız müdahelesi sebebiyle, 16.802,76-TL ecrimisilin, dava tarihi olan 13.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik karar verilmiştir.

Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.

El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.

Müdahalenin men’idavası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.

Yine ecri misil talebi yönünden 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

995. Maddesine dayalı olarak açılmış
“Haksız İşgal Tazminatı” davasıdır.

Ecrimisil; kötü niyetli işgalcinin ödemekle sorumlu bulunduğu tazminat olup en azı kira geliri en çoğu ise tam gelir yoksunluğudur. Bu tanım kapsamında ecri misile hükmedilebilmesi için davalı işgalci tarafın kötü niyetli olduğunun kanıtlanması gerekmektedir. Kötü niyet Yargıtay İçtihatlarında da tanımlandığı üzere; gerçekte hakkı olmadığını bilmek veya duruma göre bilmesi gerekmektir. Ayrıca ecrimisil davalarında
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 147. Maddesi gereğince dava tarihinden geriye doğru beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağından ancak beş yıllık ecri misile hükmedilebilmektedir.

Somut olayda;

Dosya kapsamı ile, davalının haklı ve geçerli bir nedeni olmaksızın çekişmeli taşınmazı kullandığı belirlenerek yazılı olduğu üzere elatmanın önlenmesi isteği bakımından davanın kabulüne karar verilmesi kural olarak doğrudur.

Bilindiği üzere, tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur (743 Sayılı Kanunun 634.; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; Borçlar Kanunu m. 213; Tapu Kanunu m. 26; 1512 Sayılı Noterlik Kanunu m. 60).

Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Kanun’un öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez. Yasa hükümlerinin öngördüğü biçimde yapılmayan sözleşmeler hukuken geçersizdir; burada öngörülen şekil, sözleşmenin geçerlilik koşulu olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenledir ki, gerek mahkemece gerekse Yargıtay’ca doğrudan göz önünde tutulur (Yargıtay H.G.K.’nun 5.12.2001 gün ve 2001/13-1021 E., 2001/1101 K.; H.G.K.’nun 16.4.2008 gün ve 2008/8-324 E., 2008/328 K.; H.G.K.’nun 27.5.2009 gün ve 2009/1-181 E., 2009/220 K.; H.G.K.’nun 16.6.2010 gün ve 2010/14-290 E., 2010/328 K.tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşmeler resmi biçimde yapılmadıkça geçersizdir. ( TMK m.706, BK m.213, Tapu Kanunu m.26 ve Noterlik Kanunu m.60). Geçersiz sözleşmeye dayalı olarak elde edilen kazanımlar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir.

Önceki malik K3 keşifte alınan beyanında taşınmazı davalıya sattığını,7000 TL ödeme yaptığını kalan 1.500 TL’yi vermediğini, 16 yıldır oturduğunu, damadı olan davacıya ödeme yapmadığını beyan etmekle harici satışı ve para alımını kabul etmiştir.

Öte yandan dava konusu 229 Ada, 44 parsel sayılı taşınmazı davalının 16 yılı aşkın süredir kullanmakta olup, davacının ve k.babasının dava tarihine kadar davalıya bir ihtarname keşide etmediği gibi bir ikazda da bulunmadığı gözetildiğinde, davalının taşınmazı kullanımının muvafakate dayalı olduğu, başka bir ifade ile taraflar arasında Borçlar Kanunu’nun 299. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 379 md.) hükmü uyarınca sözlü olarak ariyet akdi yapıldığı ve dava açılmakla muvafakatin geri alındığı, yani aynı yasanın 304. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 384) maddesi gereğince akdin feshedildiği ve davalının fuzuli şagil konumuna düştüğü kabul edilmelidir. (1. Hukuk Dairesi Esas No:2015/1465 Karar No:2017/4521)

Buna göre, fuzuli şagilin (haksız kullananın) taşınmaz malikine tasarrufundan dolayı ödemekle yükümlü bulunduğu en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı olan haksız işgal tazminatı ile davalının sorumlu tutulmasına olanak bulunmadığı açıktır.

Hal böyle olunca; açıklanan nedenlerle ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. Kabule göre de, davalının çekişmeli taşınmazda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmadığına göre 1944 tarih, 13/20 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mutlak şekilde elatmanın önlenmesine karar verilmesi doğru olmakla ecrimisil yönünden verilen karar kısıtlama dosyası, ceza dosyasındaki beyanlar, keşifte alınan tanık beyanlarına göre hatalı olmakla, ancak yargılamada eksiklik olmamakla birlikte 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 bendi uyarınca esas ile ilgili karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1
-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 bendi uyarınca kabulü ile Silifke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30/05/2019 tarih ve 2018/234 Esas, 2019/320 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA, yerine aşağıda hükmün tesisine:

Davanın
KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,

a)Davacının tapuda tam hisse ile malik olduğu Mersin İli, Silifke İlçesi, A2 Mahallesi, A3 Mevkii, 2 katlı kargir ev ve arsa vasıflı 229 Ada, 44 Parsele davalı K2’in haksız olarak el attığı anlaşılmakla
MÜDAHELESİNİN ÖNLENMESİNE, taşınmazın davacıya teslimine.

b)Davalının dava tarihine kadar taşınmazı davacı ve önceki tapu malikinin rızası ile kullandığından Ecrimisil davası yönünden şartları oluşmadığından davanın
REDDİNE,

c)Alınması gerekli 11.571,71 TL harcın peşin alınan 3.198,73- TL harçtan (3.162,83-TL ıslah harcı+35,90-TL peşin harç ) mahsubu ile noksan 8.372,98-TL harcın davalıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına,
2
-Davacı tarafından yapılan 1.107,85-TL tebligat ve diğer masraflar, 35,90 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 1.143,75-TL’nin kabul red oranına göre 1.040,81 TL ile davacı tarafından yatırılan peşin ve ıslah harcı olarak yatırılan 3.198,73 TL olmak üzere toplam 4.239,54 yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3
-Davacı davada kendini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 16.114,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4
-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden red edilen miktar üzerinden AAÜT’ye göre hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5

Davalının istinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafından yatırılan 3.171,35 TL istinaf karar harcının karar kesinleşmesi ve talep halinde davalıya iadesine,
6
-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde, HMK’nun 333. maddesi gereğince ilgilisine iadesine,
7
-Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

8-
Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.04/11/2019

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!