Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara rücu hakkına sahip olur ve zarar görenin haklarına halef olur; ancak rücu ilişkisinde teselsül kuralları uygulanmaz, ödeyen borçlu her bir sorumluya ancak onun kusuruna düşen payı oranında rücu edebilir.
Detaylı özeti gör
Davacı Hazine, sahte kimlikle noterde düzenlettirilen vekaletname ve sahte bonolara dayanılarak yurt dışında ikamet eden taşınmaz maliki aleyhine icra takibi başlatıldığını, usulsüz tebligatlarla kesinleşen takip sonunda taşınmazın 15.05.2000 tarihinde ihaleyle satıldığını, ihale alıcısının tapusu yolsuz tescil nedeniyle iptal edilince açılan davada Türk Medeni Kanunu m. 1007 uyarınca tazminata hükmedildiğini ve 24.11.2017 tarihinde 1.783.620,66 TL ödediğini belirterek noter, takip alacaklısı vekili avukat ve tebligatı yapan kuruma rücu etmiştir. Yerel mahkeme davayı kabul ederek bedeli davalılardan müteselsilen tahsil etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Daire, kimlik belgesinin iğfal kabiliyeti bulunduğu kabul edilirken noterin ihmalli sayılmasını çelişki görüp kararı usulden bozmuş, ayrıca rücuda teselsül kurallarının uygulanamayacağını ve davalıların kusur oranlarının belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Kararı incele →
Müteselsil borçlular arasındaki iç ilişki bir rücu ilişkisidir; borcun kendi payına düşeninden fazlasını ifa eden borçlu, payından fazla ifası bakımından alacaklıya halef olarak diğerlerine rücu edebilir ve halefiyet ödemenin yapıldığı tarihte doğduğundan rücu alacağının hesabı da bu tarih esas alınarak yapılır.
Detaylı özeti gör
Davacı, bir taşınmazın tapusunun başka bir dava sonucunda kısmen iptali nedeniyle açılan sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasında davalı ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulduklarını, Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.10.2012 tarihli ilamıyla hükmedilen 13.731,42 TL ile yargılama giderlerinin icra takibi sonucunda tamamının kendisince ödendiğini, davalının payını ödemediğini ileri sürerek rücuen 15.165,80 TL istemiş, talebini ıslahla 25.606,64 TL'ye yükseltmiştir. Davalı zamanaşımı def'inde bulunmuş, davanın hukuki dayanağı olmadığını savunmuştur. Mahkeme önce dava dilekçesindeki adres eksikliği nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar vermiş, bu karar Dairece bozulmuş; bozmaya uyulduktan sonra bilirkişi raporu alınmaksızın resen yapılan oranlama hesabıyla davalının 15.703,89 TL'den sorumlu olduğu kabul edilerek dava kısmen kabul edilmiştir. Daire, hüküm altına alınan toplam 62.041,80 TL'nin yalnızca 13.731,42 TL'lik kısmı için müteselsil sorumluluk öngörüldüğünün gözetilmediğini, ödemenin yapıldığı tarih itibarıyla alacaklıya halef olunduğu dikkate alınarak uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğini belirterek kararı taraflar yararına bozmuştur.
Kararı incele →
Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse bunun sonuçlarına katlanır; müteselsil sorumlulardan biri hakkındaki davadan feragat, diğerleri yönünden de teselsülden feragat niteliği taşır ve kalan borçlular, hakkında feragat edilen borçlunun kusuru oranında borçtan kurtulur.
Detaylı özeti gör
Davacılar anne, baba ve kardeşler, yakınlarının 17.02.2011 tarihinde bir CNG tesisinde meydana gelen iş kazasında hayatını kaybettiğini ileri sürerek davalı şirketlerden maddi ve manevi tazminat istemişlerdir. Kusur incelemesinde kazada davalı ortaklığın %30, bir diğer davalı şirketin %60, üçüncü davalı şirketin %10 oranında kusurlu olduğu, ölenin kusursuz bulunduğu saptanmıştır. Davacılar, 29.01.2016 tarihli sulh, feragat ve ibra protokolü uyarınca kendilerine ödeme yapan %60 kusurlu davalı hakkındaki davadan 14.09.2020 tarihli dilekçeyle feragat etmiştir. İlk derece mahkemesi bu davalı yönünden davayı feragat nedeniyle reddetmiş, diğer davalılardan tahsil edilmek üzere anne ve baba lehine 50.000,00'er TL, kardeşler lehine 4.000,00'er TL manevi tazminata hükmetmiştir. Daire, kalan müteselsil borçluların hakkında feragat edilen davalının kusuru oranında borçtan kurtulacağının gözetilmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Kararı incele →
Birlikte borç altına giren borçlulardan kendi payına düşenden fazlasını ifa eden, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur; halefiyet yoluyla kazanılan bu alacağın doğum tarihi, borçluların alacaklıya karşı birlikte borç altına girdikleri sözleşmenin düzenlendiği tarih olarak kabul edilir.
Detaylı özeti gör
Davacı, dava dışı şirkete karşı davalı borçluyla birlikte 22.03.2012 tarihli taşeron sözleşmesiyle 300 kişilik prefabrik öğrenci yurdu yapımını üstlenmiş; ortaklıktan ayrılırken düzenlenen 03.10.2012 tarihli protokolle borçlunun kendisine 265.000,00 TL ödemeyi taahhüt etmesi üzerine aldığı bonolarla icra takibi başlatmış ve borçlunun taşınmazlarını amcasının oğluna satmasına ilişkin tasarrufların iptalini istemiştir. Yerel mahkeme, borcun protokol tarihinde doğduğunu kabul ederek 05.07.2012 tarihli iki devir yönünden davayı dava şartı yokluğundan reddetmiş, 15.01.2013 tarihli satış yönünden ise iptale hükmetmiştir. Daire, tarafların 22.03.2012 tarihinde alacaklıya karşı birlikte borç altına girdiğini, kendi payından fazlasını ifa eden davacının bu oranda alacaklının haklarına halef olduğunu, dolayısıyla alacağın doğum tarihinin taşeron sözleşmesi tarihi sayılması gerektiğini belirterek reddedilen taşınmazlar yönünden kararı bozmuştur.
Kararı incele →
Alacaklı, müteselsil borçlulardan biri hakkındaki davadan feragat ederek onun durumunu iyileştirir ve böylece diğerinin rücu hakkını bertaraf ederse bunun sonuçlarına katlanır; hüküm altına alınacak tazminattan, hakkında feragat edilen borçlunun iç ilişkideki kusuruna isabet eden miktar düşülür, kalan borçlu yalnız bakiyeden sorumlu tutulur.
Detaylı özeti gör
Davacılar, 05.09.2013 tarihinde davacılardan birinin yolcu olarak bulunduğu tescilsiz motosiklet ile davalı elektrik dağıtım şirketine ait aracın karıştığı kazada yolcunun felç kaldığını, eşi ve çocuklarının da elem çektiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istediler. Yargılama sürerken davacı taraf 23.03.2018 tarihli dilekçesiyle, iç ilişkideki kusur oranı %75 olan davalı sigorta şirketi hakkındaki davadan feragat etti. Yerel mahkeme bozmaya uyarak 633.648,08 TL maddi tazminat ile manevi tazminatlara hükmetti ve davalıları müştereken ve müteselsilen sorumlu tuttu. Daire, alacaklının feragatle bu davalının durumunu iyileştirip diğerinin rücu hakkını bertaraf ettiğini, TBK m.168 gereği bunun sonuçlarına katlanması gerektiğini, hükmedilecek tazminattan feragat edilen davalının %75 kusuruna isabet eden miktarın düşülmesi gerektiğini belirtti; talep aşımı, hatır taşıması ve müterafik kusur yönlerinden de kararı bozdu.
Kararı incele →
Diğer kararlar (2)
Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibranın diğerine sirayet etmesi, ancak aralarında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunmasına bağlıdır; zarar sorumluları arasında kanundan veya sözleşmeden doğan bir teselsül ilişkisi yoksa biriyle yapılan ibra sözleşmesi diğerini borçtan kurtarmaz, ona karşı davanın esası incelenir.
Detaylı özeti gör
Davacılar, 08.09.2008 tarihinde davalı şirkete kayıtlı tüp yüklü kamyonetin bir başka davalı tarafından kullanılırken yakınlarına çarptığını, yaralanan davacının hayati tehlike geçirip vücut fonksiyonlarında yüzde 16 kayba uğradığını ileri sürerek davalılardan müşterek ve müteselsil manevi tazminat istemiştir. Yerel mahkeme, araç maliki şirket ile diğer davalı yönünden 31.01.2009 tarihli ibraname bulunduğunu, 2918 sayılı Kanun'un 111 inci maddesindeki iki yıllık iptal süresinin geçtiğini, TBK m.168 uyarınca ibranın diğer müteselsil borçluya da sirayet edeceğini belirterek davayı tüm davalılar bakımından reddetmiştir. Daire, aracı izinsiz çalıştırıp kazaya sebep olan davalı ile diğer davalılar arasında hukuki ilişki veya suça iştirak bulunmadığını, aralarında TBK m.162 anlamında müteselsil borçluluk olmadığını, bu nedenle ibranın ona sirayet etmeyeceğini belirterek bu davalı yönünden işin esası incelenmek üzere kararı bozmuştur.
Kararı incele →
Müteselsil borçluluk alacaklının yararına düzenlenmiş olsa da alacaklıya borçluların iç ilişkisine müdahale yetkisi vermez; alacaklı, rücu hakkını kullanacak borçlunun kendi haklarına halef olmasını engelleyen veya zorlaştıran davranışlardan kaçınmak zorundadır, borçlulardan birini ibra ederse ibra ettiği kişinin payını alacağından düşerek yalnız bakiyeyi diğerlerinden isteyebilir.
Detaylı özeti gör
Davacı, aracının satışı konusunda davalı noterlikte düzenlenen vekaletname ile bir kişiyi yetkilendirmiş, sonra aynı noterlikte bu vekaleti azletmiş; buna rağmen araç gene aynı noterlikte vekil sıfatıyla üçüncü kişiye satılmıştır. Davacı, 31.300 TL araç bedelinin davalılardan müteselsilen tahsilini istemiş, yargılama sırasında vekil konumundaki davalı hakkındaki davasından feragat etmiştir. Yerel mahkeme, feragat edilen davalı yönünden davayı reddetmiş, davalı noter hakkındaki davayı da esastan reddetmiştir. Daire, noterin Noterlik Kanunu'nun 162. maddesi gereği kusursuz sorumlu olduğunu, azilnamenin vekaletnameye eklenmemesiyle özen yükümlülüğünün ihlal edildiğini ve illiyet bağının kesilmediğini belirtmiş; ayrıca TBK'nın 168. maddesi uyarınca alacaklının ibra ettiği borçlunun hissesini alacağından tenzil etmesi gerektiğini, bu nedenle feragatin sebebi araştırılarak noterin sorumluluğunun belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak kararı bozmuştur.
Kararı incele →
İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.