Adana BAM, 3. HD., E. 2019/1605 K. 2020/700 T. 8.6.2020

İlgili TBK madde: TBK Madde 168

DAVACI :

K1- N1 A1

DAVALI :1-

F1SİGORTA
GENELMÜDÜRLÜK-
A2

DAVALI :2-

F2SİGORTA
GENELMÜDÜRLÜK
– A3

DAVALI :3-

K2-N2 A4

DAVA :

Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)

Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/06/2019 tarih ve 2016/41 Esas, 2019/276 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;

05.12.2015 günü, saat 17.40 sıralarında sürücü K3 idaresindeki N3 plakalı motosikletle ile A5 Sk. üzerinden A6 Sk. istikametine giderken (A6 Sk.’tan sola dönüş yapmak isterken) geriden gelmekte olan K2’ın idaresindeki N4 plakalı araç ile, önünde giden N3 plakalı motosikleti sollamak isterken, motosikletin sola dönüşü esnasında sol şeritte motosikletin ön kısmına çarpmasıyla yaralanmak ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin N3 plakalı motosiklette yolcu konumunda olduğunu, bu sebeple müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin trafik kazası neticesinde hayati tehlike geçirdiğini, basit tıbbı müdahale ile giderilmeyecek şekilde yaralandığını, kaza tarihinden yaklaşık 1 ay geçmesine rağmen mevcut durumu itibariyle halen yürüyemediğini ve hastanede tedavisinin devam ettiğini, N4 plakalı aracın sürücüsü K2’ın kaza mahallinde tutulan kaza tespit tutanağından ve yine yapılacak tahkikattan anlaşılacağı üzere 2918 sayılı kanunun 56/1-a maddesine mugayir şekilde kusurlu hareketi ile kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğini, diğer N3 plakalı aracın sürücüsünün ise 2918 sayılı kanunun 53/1-b maddesinde kusurlu hareketi ile kazanın oluşumuna sebebiyet verdiği şeklinde tutanak tutulduğunu, manevi tazminat talep ettikleri sürücü K2’ın asli kusurlu olduğunun kaza yeri tutanağı ile sabit olduğunu, kaza tarihi itibariyle N3 plakalı aracın davalı F1 Sigortaya 24066171 numaralı poliçe ile zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamına alındığı, diğer N4 plakalı aracın ise 311000008169101 numaralı poliçe ile davalı F2 Sigorta A.Ş. tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamına alındığını, müvekkilinin N3 plakalı motosiklette hatır yolcusu konumunda olduğunu belirtmiş açıkladığı nedenlerle (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) 1.000,00 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketlerinden kazanın gerçekleştiği 05.12.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, 20.000,00TL manevi tazminatın kazanın gerçekleştiği 05.12.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı K2’dan tahsili ile davacı müvekkiline verilmesine, ayrıca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara müştereken ve müteselsilen yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı

F1
Sigorta A.Ş. ve F2 S igorta A.Ş. vekilleri tarafından sunulan cevap dilekçelerinde özetle; öncelikle davacıların şirketlerine herhangi bir başvuruda bulunmadığını, davanın kabulü halinde temerrüt tarihine ilişkin bu hususun dikkate alınması gerektiğini, yargılama aşamasında tarafların taleplerine ilişkin dava konusu kazanın meydana geliş şekli ve tarafların kusur oranlarının araştırılması gerektiğini ayrıca alınacak kusur ve buna bağlı olarak aktüeryal hesap raporları uyarınca tazminat rakamlarının belirlenmesi gerektiğini, müvekkilleri olan şirketlerin poliçe limitler ile sınırlı sorumlu olduklarını, bu hususun dikkate alınması gerektiğini belirtmiş, öncelikle davanın reddini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ilgili mevzuat ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda yargılamanın tamamlanmasını talep etmişlerdir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece davacının davalı F1 Sigorta A.Ş.’ye yönelik maddi tazminat talebinin feragat nedeni ile reddine, davacının davalı F2 Sigorta A.Ş.’ye yönelik maddi tazminat davasının kabulü ile 57.717,02 TL’nin dava tarihi olan 20/01/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı F2 Sigorta A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat talebininkısmen kabulü ile 8.000,00 TL’nin olay tarihi olan 05/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı K2’dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili süresi içerisinde verdiği istinaf dilekçesinde; müvekkilinin yolcu konumunda olduğunu, bu nedenle kazanın oluşumunda kendisine atfedilecek bir kusurun olmadığını, mahkemece alınan raporda bilirkişinin müvekkili açısından hesapladığı tazminatta %70 indirim yapmış olmasının hatalı olduğunu, mahkemece kararda müteselsil sorumluluk ilkesi göz ardı edilerek fergat sonrasında talep edilen tazminat miktarının eksiltildiğini, feragattan sonra kalan davalıların toplam miktar yönünden müteselsilen sorumlu olmaya devam etmesi gerektiğini, müvekkili aleyhine gelen %30 kusur raporunu kabul etmediklerini, müvekkilinin geçirdiği kaza neticesinde tüm vücut fonksiyonlarında ve organlarında %50 oranında maluliyet yaşadığını, bu nedenle mahkemece hükmolunan manevi tazminatın çok düşük olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

İstinaf dilekçesi davalılara usulünce tebliğ edilmiş, ancak dilekçeye karşı cevap verilmediği anlaşılmıştır.

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR:

Meydana gelen trafik kazasında tarafların kusur oranlarının ne olduğu, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, hükmolunan manevi tazminatın amacına ve ilkelerine uygun olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.

DELİLLER:

Mahkememizce Osmaniye Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne yazılan müzekkere ile N3 ve N4 plaka sayılı araçların trafik kayıtları, davalı F1 Sigorta Şirketince düzenlenen N3 plaka sayılı araca ait poliçe, hasar dosyası, davacıya ait hastane kayıtları, rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin SGK kayıtları, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/14505 Soruşturma sayılı dosyası, tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmaları, Ç.Ü. Adli Tıp ABD Başkanlığı ve İstanbul ATK tarafından düzenlenen kusur raporları, maluliyet raporu,

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmasının ya da hükmün gerekçe kısmında reddedildiği belirtilen bir yükümlülüğün hüküm fıkrasında kabul edilmiş olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK’nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise, bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.

Diğer taraftan 6100 sayılı HMK’nun 294-297. maddeleri hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HMK’nun 297/II maddesi; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.

Bu hükümler, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.

Bu durum, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, hükmün gerekçesi ile hüküm fıkrası arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemenin gerekçeli kararın 4. Sayfasında davacı lehine 8.826,23 TL maddi tazminatın kabulüne karar verilmesi gerektiği açıklanmış, hüküm fıkrasında ise davalı F2 Sigorta A.Ş yönünden 57.717,02 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bu şekilde kararın gerekçe kısmı ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur. Ne var ki söz konusu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirecek nitelikte olmadığından dairemizce düzeltilebilecek nitelikte olup HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Buna göre ilk derece mahkemesi kararını 4. Sayfasında yazılı bulunan ve davacının uğramış olduğu maddi zarara ilişkin tespitin hüküm fıkrası ile uyumlu olacak şekilde davanın kabulü ile 57.717,02 TL maddi zararının kabulüne karar vermek gerekmiştir şeklinde düzeltilmesine karar verilmiştir.

HMK 355 maddesi gereğince kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;

HMK 26.maddesi hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır.

Açılan bir davada hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan her bir alacak kalemi yönünden de uygulanır.

Davacı vekili mahkemesine sunmuş olduğu 20/01/2016 günlü dilekçesi ile davalı sigorta şirketinden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak sureti ile 1.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, davacı vekili tarafından mahkemesine sunulan 05/04/2019 günlü ıslah dilekçesi ile 1.000,00 TL’lik maddi tazminat talebi 56.717,02 TL’ye yükseltilerek bu miktarın davalı F2 Sigorta A.Ş’den tahsili talep edilmiştir. Bu açıklama ve ıslah dilekçesine göre davacı vekilinin davalı F2 Sigorta A.Ş’den 56.717,02 TL maddi tazminat talep ettiği anlaşılmaktadır. Buna rağmen mahkemesince 57.717,02 TL maddi tazminatın davalı F2 Sigorta A.Ş’den tahsiline karar verilmiştir. Bu yönü ile talepten fazlaya karar verilmiş ve söz konusu husus kamu düzenine aykırı ise de, davalı sigorta şirketi tarafından ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusu yapılmamış sadece davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Buna göre istinaf başvurusu yapan davacı aleyhine hüküm tesis edilemeyeceğinden ilk derece mahkemesindeki söz konusu yanlışlık hususunda Dairemizce herhangi bir düzeltme yapılmamıştır.

Davacı vekili davalılar sigorta şirketleri aleyhine davacının uğramış olduğu zarardan kaynaklı olarak müşterek müteselsil sorumluluk ilkesi kapsamında tazmin isteminde bulunduğunu, dolayısı ile tüm davalıların zararın tümünden sorumlu olduklarını, kusur oranına göre tazminat hesabı yapılmasının hatalı olduğunu belirtmiştir.

Dava dilekçesi incelendiğinde davacının her iki davalı sigorta şirketinden 1.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı, davalı F1 Sigorta A.Ş tarafından ZMMS poliçesi yapılan motosiklette yolcu konumundadır. Diğer bir anlatımla kazanın oluşumunda davalının kusurlu bir davranışı bulunmamaktadır. Davacı müşterek müteselsil tahsil isteminde bulunduğuna göre uğramış olduğu zararın tümünü davalıların birinden isteyebilecek, her iki davalı da söz konusu zararın tümünden sorumlu olacaktır. Ne var ki, davacı vekili mahkemesine sunmuş olduğu 06/09/2016 günlü feragat dilekçesi ile davalı F1 Sigorta A.Ş yönünden davadan feragat etmiştir. Feragat dilekçesinde herhangi bir şekilde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmamış, açıkça bu sigorta şirketi ile anlaşmış olmaları nedeni ile davadan feragat ettiklerini ifade etmiştir. Mahkemesince alınan kusur bilirkişi raporlarına göre kazanın oluşumunda davalı F1 Sigorta A.Ş tarafından sigortalanana aracın sürücüsünün %70 oranında kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre davacı vekili F1 Sigorta A.Ş yönünden davadan feragat ettiğine göre bu kusur oranına denk gelen tazminat hakkından da feragat etmiştir. Her ne kadar davalı F1 Sigorta A.Ş davacının uğramış olduğu zarardan müşterek müteselsil sorumlu ise de, TBK’nın 168/2 maddesine göre alacaklı tarafından müteselsil borçlulardan birisinin lehine olarak alacaktan vazgeçmesi durumunda söz konusu vazgeçme diğer alacaklıların durumunu zorlaştıracak ise bu vazgeçmenin diğer alacaklılar yönünden de sirayet edeceği, alacaklının bu feragate katlanması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Davacı vekilinin ıslah dilekçesi ve feragat dilekçesi uyarınca davalı F2 Sigorta A.Ş yönünden davacının belirlenen zarar miktarı olan 189.056,74 TL’nin tümünün F2 Sigorta A.Ş ‘den tahsiline karar verilse bile davalı F2 Sigorta A.Ş’nin müteselsil sorumluluk ilkesi kapsamında iç ilişkide F1 Sigorta A.Ş tarafından sigortalanan araç sürücüsünün kusuru olan %70 kusur oranında rücu etmesi gerekmektedir. Zira, F2 Sigorta A.Ş tarafından sigortalanan araç sürücüsünün kusuru %30 olarak belirlenmiş olup, davalı F2 Sigorta A.Ş’nin sorumluluğu kusur oranı olan %30 miktar ile sınırlıdır. Ne var ki, davacı alacaklı davalı F1 Sigorta A.Ş yönünden feragat beyanı vermek sureti ile müteselsil sorumlu davalı F2 Sigorta A.Ş’nin rücu imkanını ortadan kaldırmış, diğer bir anlatımla F2 Sigorta A.Ş’nin durumunu ağırlaştırmıştır. Bu yönü ile davacı vekili tarafından F1 Sigorta A.Ş’ye yönelik olarak yapılan feragat beyanı F2 Sigorta A.Ş’ye sirayet etmiş ve müteselsil borçlu konumunda bulunan F2 Sigorta A.Ş’ni F1 Sigorta A.Ş ‘nin sorumlu olduğu miktar yönünden borçtan kurtarmıştır. Bu nedenle mahkemesince sadece F2 sigorta A.Ş yönünden bu sigorta şirketi tarafından sigortalanan araç sürücüsünün kusuru ile sınırlı sorumlu olarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında herhangi bir yanlışlık bulunmamaktadır. Ne var ki mahkemesince hazırlanan gerekçede davacının müteselsil sorumluluk ilkleri kapsamında talep etmiş olduğu tazminata ilişkin olarak herhangi bir gerekçe yazılmamış ise de HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince dairemizce mahkemenin gerekçesinde düzeltme yapılabileceğinden davacının davalı F1 yönünden verilen red kararı ile davalı F2 yönünden müteselsil dorumluluk ilkesi kapsamında zararın tümünden sorumlu tutulamasına ilişkin isteminin anılan gerekçeler ile reddi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Davacı vekilinin kusur oranına yönelik yapmış olduğu istinaf başvurusu bakımından yapılan incelemede;

Öncelikli olarak davacı yan, içinde yolcu olarak bulunduğu sürücü K3’den manevi tazminat isteminde bulunmamış sadece karşı araç sürücüsü olan K2’dan manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davacı kazanın oluşumunda kendisinin bir kusursunun bulunmadığını ileri sürümekte olup bu hususta bir tartışma bulunmamaktadır. Davacı sadece K2’dan manevi tazminat isteminde bulunduğuna göre kazanın oluşumunda bu sürücünün kusur durumunun incelenmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince alına ATK trafik ihtisas dairesinin kusur raporu davacıya usulünce tebliğ olunmuş davacı bu kusur durumuna itiraz etmemiştir. HMK 357. maddesi gereğince istinaf mahkemesinde yapılamayacak hususlar düzenlenmiştir . Buna göre taraflarca ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dinlenemez ve Bölge Adliye Mahkemesinde taraflar yeni delillere dayanamazlar. Diğer bir anlatımla ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen konularda istinaf aşamasında talepte bulunulamaz. Buna göre davacı yan manevi tazminat talep etmiş olduğu davalı Tuba’nın belirlenen kusur durumuna ilk derece itiraz etmediğinden buna ilişkin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.

Davacı vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik yapmış olduğu istinaf başvurusu bakımından yapılan incelemede;

Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56/2.maddesi uyarınca davacının yaralanması nedeniyle açılmış olan maddi ve manevi tazminat davasıdır.

Mahkemece davacının manevi tazminat talebininkısmen kabulü ile 8.000,00 TL’nin olay tarihi olan 05/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı K2’dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
6098 TBK’nın 56/2. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hakimin takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir etmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Somut olayda 05.12.2015tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığı, %50 oranında maluliyetinin bulunduğu, kendisinden manevi tazminat istenen davalı sürücünün %30 oranında, davacının yolcu olarak bulunduğu ve kendisinden manevi tazminat talep edilmeyen dava dışı sürücü K3’nin ise %70 oranında kusurlu olduğu, anlaşılmıştır. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda tarafların belirlenen ekonomik sosyal durumları, davalı sürücünün kusur oranı, kaza ve davanın tarihi, davacının yaşı, yaralanmasının niteliği, paranın satın alma gücü, olay tarihi birlikte değerlendirildiğinde hükmolunan manevi tazminatın yeterli ve yerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine HMK 355 maddesi ve 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde düzeltilmesine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/06/2019 tarih ve 2016/41 Esas, 2019/276 Kararsayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
HMK 355 maddesi ve 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde düzeltilmesine

2-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 77,00 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, fazla yatan 22,60 TL’nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

3-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi’ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY İLGİLİ HUKUK DARİESİNDE TEMYİZ YASA YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi.08/06/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!