Müşterek hesapta alacaklıların edim üzerindeki hakları, aksi kararlaştırılmadıkça eşit kabul edilir; payına düşen tutarı mahkeme kararıyla elde etmiş ya da payı hesapta duran hesap sahibi, bankanın tedbire aykırı ödeme yapmakla kusurlu davranmış olmasına rağmen zarara uğramış sayılmaz.
Detaylı özeti gör
Davacılar, kardeş olarak biriktirdikleri paraları bir bankada açılan müşterek hesapta değerlendirmiş, mevduat garantisi sınırının düşmesi üzerine 14.02.2005 tarihli teselsüllü müşterek hesap sözleşmesine üç kişinin daha adını yazdırmışlardır. Boşanma davasında verilen tedbir kararıyla hesabın bir kısmı bloke edilmişken banka 26.03.2008 tarihinde hesaptaki 297.989,87 USD bakiyeden 238.391,90 USD'yi hesap sahiplerinden birine ödemiş; davacılar çekilen 178.793,78 USD'nin hesaba iadesini istemiştir. İlk derece mahkemesi bankanın sözleşmenin 5. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle davayı kısmen kabul etmiş; Bölge Adliye Mahkemesi payların eşit olduğunu, davacılardan birinin payını ayrı bir davayla tahsil ettiğini, diğerinin payının hesapta durduğunu belirterek kararı kaldırıp davayı reddetmiştir. Daire, zarar doğmadığı yönündeki bu değerlendirmeyi yerinde bularak kararı onamıştır.
Kararı incele →
Birden fazla kişinin bankada açtırdığı ortak hesap, sözleşmeye dayanan müteselsil alacaklılık tipini oluşturur; hesap sahiplerinin her biri müteselsil alacaklı sıfatını taşır, aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça hesaptaki paylar eşit sayılır ve payından fazlasını çeken hesap sahibi fazlalık için diğerine karşı sorumlu olur.
Detaylı özeti gör
Davacı, davalının kendisinin avukatı olduğunu, eşinin ölümü üzerine açılan miras davaları nedeniyle parasının elinden gitmemesi için davalının kendi hesabının güvenli olduğuna inandırdığını, banka hesabındaki paraları ve sattığı aracın bedelini davalının hesabına aktardığını, aralarında duygusal ilişki bulunduğu dönemde davalı adına daire ve otomobil alındığını, aldatıldığını anlayınca davalıyı azlettiğini ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL istemiş, ıslahla talebini 410.000,00 TL'ye yükseltmiştir. Davalı, araç ve taşınmazın kendi parasıyla alındığını savunmuştur. Yerel mahkeme, paranın davalı uhdesine geçtiğinin ispat edilemediği ve hesabın ortak hesap olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Daire, bankanın 28.01.2022 tarihli yazısıyla ortak hesap bulunduğunun bildirilmesine rağmen hesap sözleşmesi ve hareket özetleri incelenmediğini belirterek kararı eksik inceleme nedeniyle bozmuştur.
Kararı incele →
Tek bir senede dayalı olarak birden çok kişi hakkında tek bir icra takibi yapılmışsa, müteselsil takip borçlusu konumundaki bu kişilerin birlikte görülen menfi tespit davasında kötüniyet tazminatı müteselsil alacaklılık esasına göre belirlenir; her davacı için ayrı ayrı değil, takip konusu alacak üzerinden tek bir tazminata hükmedilir.
Detaylı özeti gör
Davacı, davalı alacaklının 23.000,00 TL bedelli bonoya dayanarak aleyhine icra takibi başlattığını, oysa senet bedelinin davalıya ödendiğini ve senedin iade edilmesi gerekirken kötüniyetle takibe konulduğunu ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini ve tazminat istemiş; dava, aynı senette kefil konumundaki kişinin açtığı dava ile birleştirilmiştir. Davalı, senet bedelinin davacı tarafından ödenmediğini savunmuştur. Yerel mahkeme, bozmaya uyarak yaptığı yargılamada imzası sabit belgelerle senet bedelinin davalı tarafından teslim alındığının kanıtlandığını ve takibin kötüniyetli olduğunu kabul ederek davaların ve tazminat taleplerinin ayrı ayrı kabulüne karar vermiştir. Daire, her iki davacı hakkında tek bir bonoya dayalı tek icra takibi yapıldığını, müteselsil takip borçluları lehine tek bir kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, takip konusu asıl alacağın %20'si oranında tek tazminat şeklinde hükmü düzelterek onamıştır.
Kararı incele →
Müteselsil alacaklılıkta borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla borcundan kurtulur; buna karşılık kiraya verenler birden fazlaysa kiralananın geri verilmesi borcu bölünemez nitelikte olduğundan kiracı, bu borcu tek bir kiraya verene ifa etmekle kurtulamaz, iadeyi kiraya verenlerin tümüne yapmak zorundadır.
Detaylı özeti gör
Davacı kiracı, davalı kiraya verenlerle 01.02.2014 başlangıç tarihli 8 yıl süreli kira sözleşmesi yapmış; 06.01.2015 tarihli noter ihtarnamesiyle sözleşmeyi sürdürmeyeceğini bildirmiş, anahtarlar teslim alınmayınca tevdi mahalli tayin ettirerek 15.04.2015 tarihinde sulh hukuk mahkemesine bırakmıştır. Buna rağmen 324.280 TL kira alacağı ve 3.118,42 TL işlemiş faiz için hakkında icra takibi başlatılınca borçlu olmadığının tespitini istemiştir. İlk derece mahkemesi kiraya verenlerin iyiniyetli davranmadığı gerekçesiyle davayı kısmen kabul edip 391.092,58 TL tahsiline hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiştir. Daire, birden fazla kiraya veren bulunduğundan geri verme borcunun bölünemez olduğunu, tahliyenin itirazın kaldırılması davasındaki 11.06.2015 tarihli ilk oturumda öğrenildiğini belirterek bu tarihin esas alınıp makul sürenin ek bilirkişi raporuyla yeniden belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Kararı incele →
İhtiyari dava arkadaşlığında davalar birbirinden bağımsız olduğundan davacılar arasında müteselsil alacaklılık doğmaz; bu nedenle her davacı yönünden istenen tutar ayrıca belirlenmeli, dilekçede kişi bazında miktar gösterilmemişse toplam tutar davacı sayısına bölünerek her biri için o tutarı aşmayacak biçimde hüküm kurulmalıdır.
Detaylı özeti gör
Davacı şirket ile ortağı, banka ve ödeme işlerini takip etmesi için vekaletname verdikleri davalının 25.07.2017 tarihinde davacıya ait hesaptan 415.000,00 TL tutarındaki parayı EFT ile kendi hesabına aktardığını, toplam 554.000,00 TL parayı uhdesinde tuttuğunu ve vekalet görevini kötüye kullandığını ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL tahsilini istemiştir. Yerel mahkeme, davalının çektiği parayı vekil edenlere ödediğini yazılı delille ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı kabul etmiş; Bölge Adliye Mahkemesi vekilin hesap verme ve edindiklerini ödeme yükümlülüğü bulunduğunu belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daire, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğunu, aralarında teselsül olmadığını, dilekçede kişi başına miktar gösterilmediğinden toplam tutarın davacı sayısına bölünmesiyle her biri için 5.000,00 TL üzerinden hüküm kurulması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.
Kararı incele →
Diğer kararlar (1)
Kira alacağı ve sözleşmeden doğan parasal haklar bölünebilir nitelikte olduğundan, kiraya veren birden fazlaysa her biri yalnız kendi payına düşen alacağı isteyebilir; sözleşmede kiraya verenlere hangi oranda ödeme yapılacağı gösterilmemişse paylar eşit sayılır ve alacak, kiraya veren sayısına bölünerek belirlenir.
Detaylı özeti gör
Davacı kiraya veren, davalı kiracının 2012 yılına ait 6.000 TL kira borcunu ödemediğini belirterek başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptalini ve icra inkar tazminatını istemiştir. Davalı, 01.05.2010 başlangıç tarihli sözleşmenin süresinin 30.04.2011'de dolmasıyla taşınmazı tahliye ettiğini savunmuştur. Yerel mahkeme, tahliyeye ilişkin yazılı belge sunulmadığı ve ödeme emrinin 27.08.2012 tarihinde kiralanan iş yerinde tebliğ edildiği gerekçesiyle, sözleşmede ikinci yıl için öngörülen 5.500 TL yönünden itirazın iptaline karar vermiştir. Daire ise sözleşmede kiraya veren olarak muris mirasçılarının gösterildiğini ve altı kiraya veren bulunduğunu, kira alacağının bölünebilir nitelikte olması nedeniyle her birinin ancak 1/6 payı oranında talepte bulunabileceğini, takibin alacaklılardan üçü tarafından başlatıldığı da gözetilerek davacı vekilinden açıklama alınması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.
Kararı incele →
İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.