T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI:
K1
VEKİLİ:
Av. K2
DAVALI:
K3
VEKİLLERİ:
Av. K4
Av. K5
DAVANIN KONUSU :
Elatmanın Önlenmesi (Yıkım)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Adana ili, Karaisalı ilçesi, A1 Mahallesi, 179 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın davacı adına tescilli olduğunu, 0103 nolu LİHKAB tarafından tanzim ve tasdik edilmiş aplikasyon krokisinde davalıya ait ruhsatsız binaların bir bölümünün davacının tarlasını, bir bölümünün ise devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yolu işgal ettiğini, davacının davalıya ait ruhsatsız binalar sebebiyle tarlasını kullanamadığını beyanla davacının taşınmazına ve yola yapılan müdahalenin meni ile davalıya ait ruhsatsız binaların kaline karar verilmesine talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalının dava konusu taşınmazı 1958 yılında adi yazılı belge ile davacının kök murisi K6’dan satın aldığını, davalının 1958’den bu yana taşınmazı ekip biçtiğini, davacının tapuya dayanarak taşınmazı davalının elinden 2 yıl önce aldığını, davalının evi 1960 yılında yaptırdığını, bu evde 58 yıla yakın bir süredir oturduğunu, dava konusu evin tamamının dava konusu taşınmaz üzerinde olmayıp sadece 15 m²’sinin taşınmaz üzerinde kaldığını beyanla davalının yaptığı yapının dava konusu taşınmaz üzerine taşan kısmının bedeli karşılığı davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde; dava, elatmanın önlenmesi ve kal talebine ilişkindir.
Tapu kayıtlarının incelenmesinde; dava konusu taşınmazın davacı K1 adına kayıtlı olduğu sabittir. Uyuşmazlık konusu olan husus, davalının bu taşınmaz üzerine taşkın şekilde yapmış bulunduğu yapının haksız bir müdahale teşkil edip etmediği noktasındadır.
Kural olarak, mülkiyet hakkı ayni hak niteliğinde olup şahsi haklar karşısında bu hakka üstünlük tanımak gerekmektedir. Ancak tanık ve bilirkişi beyanları ile davalının dava konusu taşınmazı haricen satın aldığı, taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin 1958 yılından bu yana çok uzun bir süredir devam ettiği, müdahale niteliğinde olduğu iddia edilen yapının da çok uzun bir zaman önce 1960 yılında yapıldığı ve gerek yapım aşamasında gerekse de sonrasında mülkiyet hakkı sahipleri tarafından yapılan bir itirazın bulunmadığı, dolayısıyla davacının dava konusu taşınmaz üzerinde uzunca bir süredir iyiniyetli zilyet olarak bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Bilirkişi ek raporunda her ne kadar yapının kali halinde 7.159,60 TL zarar bedeli olacağı, müdahaleli arsa bedelinin 3.197,60 TL olduğu bildirilmiş ise de bu hesaplamalar 70,94 m² olan alanın 79,94 m² olarak dikkate alınması ile hatalı olarak hesaplanmıştır. Bu sebeple bilirkişi kök raporu ile tespit edilen bedellerin doğru olduğu, ek rapordaki hesaplamalarda bu miktar üzerinden yeniden yapıldığında zarar bedelinin 6.353,48 TL olduğu anlaşılmakla maddi hataya dayanan çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınmasına gerek duyulmamıştır. Tespit edilen bedeller karşısında yapının kali halinde fahiş zarar oluşacağı kanaatine ulaşılmıştır.
Davalı, her ne kadar dava konusu taşınmazı haricen satın almış ise de malik olduğu inancıyla ve oldukça uzun bir süredir nizasız ve fasılasız dava konusu taşınmazı kullanmıştır. Yapının müdahaleli kısmının yıkılması halinde fahiş zarar doğacağı açık olmakla birlikte davalının da mağduriyeti söz konusu olacaktır. Bu durumun korunması ahde vefa kuralının yanında Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde pek çok kimse zarar görecek, toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
Davalı vekili tarafından her ne kadar dava konusu taşınmaz üzerine taşan kısmın bedeli karşılığı davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tescili talep edilmişse de bu hususta davalı tarafından harcı yatırılarak usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından bu talep hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde; davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin uzun süredir ve iyiniyetli olarak devam ettiği, evi yaptığı sırada ve sonrasında yapmaması yönünde bir itirazla karşılaşmadığı, müdahalesinin taşınmaz üzerinde malik olduğu inancıyla yapıldığı ve haksız olmadığı, ayrıca yıkım halinde fahiş zarar doğacağı anlaşılmakla davanın reddine, yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararının istinaf incelemesi sonucunda ortadan kaldırılmasına ve dosyanın, davanın yeniden görülerek bir karar verilmek üzere mahalli mahkemesine gönderilmesine, karar icra takibine konu edildiğinden istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar icranın tehirine karar verilmesi talebininde bulunduklarını, müvekkilinin Adana İli Karaisalı İlçesi A1 Köyü 179 Ada 2 Parselde kayıtlı tarla vasfındaki taşınmazın maliki olduğunu, davalı, müvekkiline ait taşınmazın üzerine ruhsatsız binalar yapmak suretiyle müdahalede bulunduğunu, müvekkilinin, davalıdan müdahalesini sonlandırmasını ve ruhsatsız binalarını yıkmasını istemesine rağmen davalı bugüne kadar müdahalesine devam ettiğini, ilk derece mahkemesi yargılama sırasında taşınmaz başında icra edilen keşif sırasında, davalının kendisinin öz amcası olduğunu açıkça beyan eden K7’ı mahalli bilirkişi olarak görevlendirildiği ve K7 mahalli bilirkişi olarak görev alamayacak durumda olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 272. maddesi uyarınca hakimler hakkındaki yasaklılık ve red sebebi ile ilgili kuralların bilirkişi bakımdan da uygulanır. Yine aynı kanunun 34/1-d bendinde bilirkişinin, taraflardan birinin üçüncü derece de dahil olmak üzere kan ve kayın hısımlığı bulunması durumunun yasaklılık sebebi olduğu belirtilmiştir. K7’ın bilirkişi yapmaktan yasaklı olmasına rağmen ilk derece mahkemesince mahalli bilirkişi olarak görev tevdii edilmesinin usule uygun olmadığını, İlk derece mahkemesinin bilirkişilikten yasaklılık hali bulunan K7’ı mahalli bilirkişi olarak dinlemesi ve beyanlarını hükme esas alması usul ve yasaya aykırı olduğunu, emsal niteliğinde sunmuş oldukları Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 14.07.2017 tarihli 2017/695 E. ve 2017/706 K. sayılı kararında belirtildiği gibi bilirkişi ile taraflardan birinin arasında üçüncü derece de dahil olmak üzere kan ve kayın hısımlığı bulunması bilirkişinin yasaklılık sebebidir. Ayrıca, ilk derece mahkemesince mahalli bilirkişilik yapabilecek kişilerin Karaisalı Kaymakamlığına sorulması gerekmekteyken sorulmamış olduğunu, yerel mahkeme kararın gerekçesinde, davalının dava konusu taşınmazı haricen satın aldığı sonucuna ulaşmış olması son derece hatalı olduğu, davalının taşınmazı haricen satın alması söz konusu olmadığını, böyle bir haricen satış işlemi söz konusu olsaydı buna ilişkin belgelerin davalı tarafından sunulması gerekeceğini, ilk derece mahkemesince verilen kararın son derece hatalı olup ortadan kaldırılması gerektiğini, ayrıca, davalının binalarının bir kısmı yola tecavüz etmekte olduğu, Medeni Kanunun 715. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddeleri hükümleri gereğince yollar özel mülke konu teşkil edemeyecek yerlerden olup kamu malı niteliğindedir ve yararlanılması umuma aittir. Söz konusu kanun hükümleri gereğince, davalının binaları ayrıca yola da tecavüz ettiğinden, müdahalenin men’ine ve binaların yıkılmasına karar verilmesi gerekirken herhangi bir karar vermediğini, izah edilen nedenler dolayısı ile ve emsal nitelikte sundukları Yargıtay içtihadları gereğince talepleri doğrultusunda davanın tümden kabulü ile müdahalenin men’ine ve binaların yıkılmasına karar verilmesi gerekirken davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurularının kabulü ile hiçbir somut gerekçeye dayanmayan Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/05/2019 tarihli 2017/128 E. ve 2019/58 K. sayılı kararının ortadan kaldırılmasına ve dosyanın, davanın yeniden görülerek bir karar verilmek üzere mahalli mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Dava, elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilşkin olup, davalılar temliken tescil talebinde bulunmuşlardır.
Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi uyarınca birşeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.
Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.
TMK.722 vd maddeleri uyarınca taşkın yapı, taşkın, ağaç dikme nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali tescil talebine ilişkindir. Bilindiği gibi; Türk Medeni Kanun’un 684 ve 718. maddeleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline geleceğinden o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış, Türk Medeni Kanun’un 722, 723, 724. maddelerinin özel bölümleri ile düzenlemiştir.
Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli, esaslı ve tamamlayıcı (mütemmim cüz’ü) nitelikte yapı yapmış ise ve Türk Medeni Kanun’un 724. maddesine göre “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” söz konusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmazın mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi inançtır. Öngörülen iyi inancın Türk Medeni Kanun’un 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi inanç olduğunda kuşku yoktur.
Bu kural, el attığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilebilecek durumda olmamasını, ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder. Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin 12/04/1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir.
İkinci koşul ise; yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır.
Üçüncü koşul olarak da yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir.
Öte yandan, Türk Medeni Kanunu’nun 722. maddesi taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Ne var ki, yasa da aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının gözönünde tutulmasında yarar vardır. Diğer bir söyleyişle yapının yıkımı halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir. Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine muhik bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı yasanın 723. maddesinde belirtilmiştir.
Bu durumda 04/03/1953 tarih 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca, aşırı zarar sebebiyle yapı yıkılamıyorsa iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel, karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. (Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 04.07.2005 tarih 2005/7730 Esas, 2005/8312 Karar sayılı ilamı)
Yasada öngörülen bu koşulların gerçekleşmesi halinde malzeme sahibinin mülkiyete yönelik isteğinin kabulü için, daha önce inşaatın kaldırılmasının talep edilmemiş veya talebin reddedilmiş olması ve malzeme malikinin Türk Medeni Kanunun 723. maddesi uyarınca tazminat talep etmemiş olması gerekir. (Prof.Dr.M.Kemal Oğuzman-Prof.Dr.Özer Seliçi, Eşya Hukuku İstanbul 1982 S.497) Anılan hükümler esas itibariyle, BK 61 vd maddelerinde TBK 77 vd maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmenin özel bir halidir ve zenginleşmeyenin iade borcu doğmaz.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalılar tarafından açılan dava TMK.nun 724. maddesine dayalı temliken tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.Bilindiği gibi yıkım talebi yoksa men kararı verilebilir. (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No:2006/6818, Karar No:2006/9180 yine 1. Hukuk Dairesi Esas No:2009/1166, Karar No:2009/1997)
Somut olayda
; davacı malik tarafından tapulu taşınmaza el atmanın önlenmesi kal talepli açılmıştır. Davalı dava konusu taşınmazı 1958 yılında adi yazılı belge ile davacının kök murisi K6’dan satın aldığını, davalının 1958’den bu yana taşınmazı ekip biçtiğini, davacının tapuya dayanarak taşınmazı davalının elinden 2 yıl önce aldığını, davalının evi 1960 yılında yaptırdığını, bu evde 58 yıla yakın bir süredir oturduğunu, dava konusu evin tamamının dava konusu taşınmaz üzerinde olmayıp sadece 15 m²’sinin taşınmaz üzerinde kaldığını beyanla davalının yaptığı yapının dava konusu taşınmaz üzerine taşan kısmının bedeli karşılığı davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş olup, mahkemece davalı vekili tarafından her ne kadar dava konusu taşınmaz üzerine taşan kısmın bedeli karşılığı davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tescili talep edilmiş ise de bu hususta davalı tarafından harcı yatırılarak usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından bu talep hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı, davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin uzun süredir ve iyiniyetli olarak devam ettiği, evi yaptığı sırada ve sonrasında yapmaması yönünde bir itirazla karşılaşmadığı, müdahalesinin taşınmaz üzerinde malik olduğu inancıyla yapıldığı ve haksız olmadığı, ayrıca yıkım halinde fahiş zarar doğacağı anlaşılmakla men davasının reddine yönelik karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; cevap süresi geçtikten sonra verilen bir dilekçeyi HUMK m.202/2 uyarınca karşılık dava dilekçesi olarak nitelendirmeye yasal olanak yoktur. Esasen dilekçe harçlandırılmadığından karşı dava veya bağımsız bir iptal ve tescil davası açtığı da kabul edilemez. Diğer yandan taşkın inşaata savunma yoluyla temliken tescil istenebilirse de, haksız inşaat durumunda, diğer bir deyişle yıkımı istenen binanın tamamının parsel üzerinde kalması durumunda savunma yoluyla iptal ve tescil istenemez, bu talep ancak karşı dava ya da bağımsız bir dava ile mümkün olabilir. Somut olayda usulü dairesinde açılmış bir dava yoktur. O halde mahkemece iptal ve tescil yönünde kurulan hükmün yasal olduğu söylenemez.
Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesine dayalı taşkın inşaat sebebi ile yapı malikine yönelik açılan elatmanın önlenmesi ve yıkım davasında savunma yoluyla temliken tescil istenebileceği gözetilmeksizin, (14. Hukuk Dairesi Esas No:2018/5697 Karar No:2019/2164) harç yatırılmadığı usulüne uygun dava açılmadığına ilişkin gerekçesi hatalıdır.
Tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazın haricen satışı Türk Medeni Kanunu’nun 706, Türk Borçlar Kanunu’nun 237 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddesi hükümleri karşısında geçersizdir. Böyle bir satış, haricen satın ve devralan kişiye tapu kaydının iptali ve adına tescili yönünde bir hak bahşetmez. 6100 sayılı HMK’nun 200 md. uyarınca ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçen işlemler için öncelikle yazılı delil ispatı gerekir; açık muvafakat halinde tanıkla ispat imkanı sağlanır. Davalı süresinde vermiş olduğu cevap dilekçesinde tanık dinlenmesine muvafakat etmediğini beyan etmiştir. Davalı dava konusu taşınmazı 1958 yılında adi yazılı belge ile davacının kök murisi K6’dan satın aldığını, davalının 1958’den bu yana taşınmazı ekip biçtiğini belirtmiş ise de buna ilişkin sözleşme dosyaya sunulmamış satış sözleşmesi usulüne uygun ıspatlanamamıştır. (8. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/990 Karar No:2014/20930 – 1 HD Esas No:2011/747 Karar No:2011/1436)
Yukarıda belirtildiği gibi davalıyı bağlayan 1958 tarihli harici bir satış sözleşmesi dosyaya sunulmamış ve satış iddiası davalı tarafça kanıtlanamamış olup, kaldı ki dava konusu taşınmazdaki evin bir kısmının davacı parselinde bir kısmı da kamuya ait olan tescil harici yer kısmında kaldığı anlaşılmaktadır.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüz’i niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyi niyetli olmasının yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
Yargısal uygulamalarda; kadastro görmüş, çapa bağlanmış yerlerde iyiniyetin ispat şekli kısıtlanarak, adeta resmi belgelerle ispat edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Bu durumda çaplı taşınmaza kendi malzemesi ile yapı yapan veya ağaç diken kimse, kural olarak iyiniyet savunmasında bulunabilir veya açtığı temliken tescil davasında iyiniyetli olduğunu iddia edebilir. Ancak iyiniyetli olduğunun kabul edilebilmesi için kendinden beklenen özeni göstermesi, Tapu Müdürlüğüne veya Belediye İmar Müdürlüğüne başvuruda bulunarak görevlendirilecek kadastro teknisyeni veya harita mühendisinin çap sınırlarını işaretleyip göstermesi, malzeme sahibinin bu sınırlar içerisine yapısını yapması gerekir. Açıklanan yöntemle çap sınırlarını tespit edip resmi memurun gösterdiği sınırlar içerisine yapısını yapan kimse kendinden beklenen özeni göstermiş sayılır.
Dava konusu taşınmazın kadastro gördüğü sınırlarının çapa bağlandığı anlaşılmakla A1 Köyü, 179 Ada, 2 parselin tedavüllü kayıtlarının kadastro tutanağı ve kütük örneği getirtilerek yukarıda belirtildiği şekilde incelenip uygulama yapılması gerekir.
O halde, çaplı yere yapı yapan malzeme sahibi iyiniyetini yukarıda açıklandığı şekilde ispat etmediği taktirde iyi niyetli kabul edilemez.(1. Hukuk Dairesi Esas No:2015/1054 Karar No: 2017/4289)
TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.
Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; 14/02/1951 tarih ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötü niyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyi niyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Subjektif koşul) İyi niyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılmasına gerek bulunmamaktadır.
”
Davalı savunma yoluyla taşan kısmın adına tescilini istemiş, mahkemece bu iddia üzerinde durulmadan davanın kabulüne karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 725.maddesinde düzenlenen taşkın inşaat halinde savunma yoluyla temliken tescil istenebileceği kuşkusuzdur.
…Somut olaya gelince:davalı binasının davacı parseline taşkın yapıldığı sabittir. Ne var ki mahkemece davalının savunması üzerinde durulmamıştır.
Hal böyle olunca davalının savunması üzerinde durularak TMK 725.maddesinde belirtilen koşulların oluşup oluşmadığı açıklığa kavuşturularak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken…
”
(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No:2015/3503, Karar No:2017/5392 sayılı, 16/10/2017 tarihli içtihadı
)
Yukarıda açıklanan hususlara göre, TMK 683 maddesi uyarınca el atmanın önlenmesi talebinin incelenip karar verilmesi gerekir iken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, ayrıca davalının Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesine dayalı taşkın inşaat sebebi ile yapı malikine yönelik açılan elatmanın önlenmesi ve yıkım davasında cevap süresi içerisinde savunma – defi yoluyla temliken tescil istenebileceği, ancak iyi niyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamakta olup bu hususların ikmali ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; temliken tescil yönünden usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından bahisle bu hususta olumlu-olumsuz bir hüküm tesis edilmemesi usul ve yasaya uygun değildir.
Bu nedenlerle tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki delillerle çelişen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya uyarlık bulunmadığı kanaatine varıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK.’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09/05/2019 tarih ve 2017/128 Esas, 2019/58 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK.’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca
KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Davacı tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,
5-
Davacı tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.03/01/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe