Adana BAM, 1. HD., E. 2018/886 K. 2018/953 T. 5.10.2018

İlgili TBK madde: TBK Madde 77

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

ADANA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

13/03/2018

NUMARASI :

2015/657 Esas, 2018/162Karar

DAVACI-KARŞI DAVALI:

K1 – N1

VEKİLİ:

Av. K2 – A1

DAVALI-KARŞI DAVACI:

K3
– N2

VEKİLİ:

Av. K4 – A2

DAVANIN KONUSU :

Elatmanın Önlenmesi (Elatmanın Önlenmesi Ve Eski Hale Getirme)

KARŞI DAVA KONUSU :

Tapu İptali Tescil (TMK 722 ve Devamı)

DAVA TARİHİ :

27/11/2015

DAİRE KARAR TARİHİ :

05/10/2018

KARAR YAZIM TARİHİ :

08/10/2018
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

Adana ili, Yüreğir ilçesi, A3 Mahallesi, tarla vasfındaki 446 parsel sayılı taşınmazı 1996 yılında ağabeyi ile birlikte satış yoluyla edindiğini, tarafların taşınmazı yarı yarıya kullandıklarını, müvekkilinin kardeşinin taşınmazın kendisine ait olan hissesini, 10/09/2000 tarihinde davalıya sattığını, davacıya ait hisseyi de kullandığından davalının müvekkilinin hissesine yapmış olduğu el atmanın önlenmesine ve taşınmazın eski haline iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesi ve karşı dava dilekçesinde özetle; ağaçların sökülmesi halinde zararın çok fazla olacağını, davacının dayanmış olduğu TMK’nun 722. maddesinde sayılan şartların oluşmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesine ayrıca ağaçların değerinin müdahale edildiği belirtilen gayrimenkulün değerinden çok fazla olduğunu da ileri sürerek karşı dava yolu ile asıl davacının dava konusu ettiği yerin tapu kaydının iptali ile karşı davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Asıl dava yönünden yapılan değerlendirme; taraflar arasında geçerli fiili taksim sonucu davacının kendi payına düşen kısımdan daha az bir yer kullanmasına rağmen, kendi kullanımında bulunan ihtilafsız bir bölümün varlığı karşısında, uyuşmazlığın el atmanın önlenmesi yoluyla değil, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi yoluyla çözüme kavuşturulması, bu nedenle el atmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağının bulunmaması nedeniyle asıl davanın reddine karar vermek gerekmiştir.

Karşı dava yönünden değerlendirme; 14/02/1951 tarihli 17/1 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı ile iyiniyetin tespiti esasları belirlenmiştir. Buna göre, davacının iyiniyetli kabul edilebilmesi için durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermesi gerekmektedir. Yukarıdaki tespitler göz önüne alındığında, taşınmazın 1/2 hissesine sahip olan karşı davacı taşınmazı satın alırken bu durumu bilmektedir. Karşı davalı ile kendisine hisse satan paydaş arasındaki fiili taksimden de haberdardır. Bu durumda hissesine karşılık gelen kısmı kullanması gerektiğini bilebilecek durumda olan karşı davacının iyiniyetinden bahsetmek olanaksızdır. Bu haliyle yukarıda anılan İçtihatı Birleştirme Kararı gereği davacının iyiniyetinden bahsedilemeyeceğinden, diğer şartların bulunup bulunmadığına bakılmaksızın tapu iptali ve tescil davasının reddine, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

A-) İstinaf yoluna başvuran davalı-karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; açılan usul ve yasaya aykırı davaya mukabil açtıkları davayı yerel mahkemenin reddettiğini, müvekkilinin tamamen iyiniyetli olduğunu, her ne kadar davacı ve müvekkili taşınmazda hissedar olsalar da, müvekkilinin dava açılmadan 6 yıl evvel hissedarı bulunduğu g.menkulde kendi hissesini narenciye bahçesi olarak değerlendirmek istemiş ve bunun üzerine Ziraat Mühendisleri ve Fen Memurlarınca yapılan ölçümler neticesinde kendi hissesine düşen bölüm üzerine nerenciye ağaçları dikdiğini, müvekkilinin tamamen maliki bulunduğu hissesini ağaçlandırdığını zannederek iyiniyetle taşınmazını ağaçlandırdığını, davalı tanıklarının da davalının iyiniyetini gösterir nitelikte olduğunu, ayrıca tarafların her ikisi de, davalı tarafından sehven tamamen iyiniyetli olarak yapılan yanlışlığı dava açıldığı süreçte fark etmiş olduklarını, yargılama esnasında Mahkemeye sunulan 25/10/2017 tarihli bilirkişi raporunda sadece davacı, karşı davalının davasına ilişkin inceleme yapılmış, müvekkilinin davacı olduğu karşı davaya ilişkin inceleme ve tespitler yapılmadığını, oysa huzurdaki davada ağaçların bedelinin hesaplanmasının yeterli olmayıp (ki bu bedele de itiraz ettiklerini) ağaçların söküm bedellerinin de hesaplanmasının zorunlu olduğunu, bilirkişilerin sadece ağaçların bedelini ve rayiçlerinin çok üzerinde hesaplanan zemin değerini tespit etmelerinin yerel mahkemenin açtıkları davanın reddine ilişkin kararının kaldırılması için en önemli nedenlerden biri olduğunu, ayrıca müdahale edildiği iddia edilen kısım üzerindeki ağaçların söküm bedelinin yanında yıllık getirisinin de net olarak hesaplanmasının yargılamanın gereklerinden biri olduğunu, tüm bu hususlar göz önünde tutularak, yerel mahkeme ilamının karşı davalarının reddine ilişkin kararı açısından kaldırılmasına, karşı davalarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

B-) İstinaf yoluna başvuran davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel Mahkemede görülmüş olan el atmanın önlenmesi ve eski hale getirme davasının reddine dair verilen kararın, usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel Mahkemenin davalı-karşı davacının cevap dilekçesinde ileri sürmediği bir hususu, tüm delillerin toplanmasından sonra, sırf hâkim değişikliği nedeniyle ikinci kez keşif yapılarak, keşif sırasında davalının “bu taşınmazı satın aldığımda, davacının da bana yer satan kardeşinin de kullandıkları yerler belliydi, yani benden önce fiili taksim yapılmıştı, her ikisini bir birinden ayıran iki takım vardı, sınırlar belliydi, ben de bana satışı yapılan bana ait olduğu gösterilen yeri narenciye bahçesi haline getirdim” şeklindeki beyanını nazara alarak davalarının reddine karar verdiğini, oysa davalı-karşı davacının davaya cevap dilekçesinde böyle bir fiili taksimden söz etmediği gibi, birinci keşif sırasında dinlenen tanıkların da kesinlikle böyle bir durumdan söz etmediklerini, yerel mahkemenin ikinci kez yaptığı keşifte davalının bu yöndeki beyanlarının doğru ve gerçek olmadığı gibi bunu destekleyen bir delil de sunamadığını, davalının bu gerçek dışı beyanlarının savunmayı genişletme yasağına tabi olup muvafakatlerinin de bulunmadığını, davalı-karşı davacının cevap dilekçesinde dava konusu gayrimenkulu 6 yıl önce narenciye bahçesi yapmak istediğini ve bunun için de Ziraat Mühendisleri ve Fen Memurlarınca ölçüm yapıldığını ve kendi hissesine düşen bolümü tespit ettirdiğini, bu nedenle kötü niyetli olmadığını ileri sürdüğünü, madem daha önce bir sınır söz konusu, fiili taksim söz konusu ise o halde neden davalı-karşı davacı fen memurları vasıtasıyla sınır tespiti yaptırmak istediğini, bu durum, davalının ikinci keşif sırasındaki beyanlarının doğru olmadığını açıkça gösterdiğini, buna rağmen yerel mahkemenin, bu beyana göre her iki paydaş arasında fiili taksim bulunduğundan söz ederek hatalı bir karar verdiğini, taraflar arasında böyle bir fiili taksim anlaşmasının bulunduğu davalı-karşı davacının gereksiz yere ikinci kez yapılan kesif sırasındaki gerçek dışı soyut beyanı dışında hiçbir delil olmadığını, davalı-karşı davacı tanıkları dahi, böyle bir taksim anlaşmasından söz etmediklerini, bu nedenle yerel mahkemenin el atmanın önlenmesine yönelik taleplerinin reddine dair kararının gerekçesinin usul ve yasaya dosya münderecatına aykırı olduğunu, davalı-karşı davacının davasının reddine dair karara bir diyeceklerinin olmadığını, gerçekten de yapılan bilirkişi incelemesinde el atılan taşınmazın değeri, bu taşınmaz üzerine haksız yere ekilen ağaçların değerinden fazla olduğu için, davalı-karşı davacının davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığını, esasen yerel mahkeme tarafından taraflar arasındaki fiili taksime dair soyut davalı beyanı dışında delil bulunmadığından vaki el atmanın önlenmesi ile eski hale getirme taleplerini kabul edip, davalı-karşı davacının temliken tescil talebini ise, yine bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere, el atılan yerdeki ağaçların değeri, el atılan taşınmazın değerinden az olduğu gerekçesiyle reddine karar vermesi gerekirken, hatalı gerekçe ile asıl davalarının da reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, izah edilen nedenler ve resen tespit edilecek hususlar dâhilinde, asıl davada; davalının cevap dilekçesinden ve hatta tanıkların dinlenmesinden, delillerin toplanmasından sonra sırf hâkim değişikliği nedeniyle ikinci kez yapılan keşifte savunmayı genişletme yasağına tabi gerçek olmayan ve ispatlanamayan soyut beyanları nazara alınarak, taraflar arasında fiili taksim bulunmadığı halde, böyle bir taksimden söz edilerek, dosya münderecatına, usul ve yasaya aykırı bir şekilde verilen asıl davanın reddine dair kararının kaldırılmasına ve davalarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava konusu taşınmazda taraflar 1/2 şer payla malik olup, dava; paydaşlar arası el atmanın önlenmesi ve taşınmazı eski hale iadesi taleplidir.

Karşı davada davacı el atılan yerdeki ağaçların kıymetinin taşınmazın kıymetinden fazla olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil talep ettiğinden, karşı dava temliken tescil davasıdır.

Davacı vekili, davalının müvekkilinin hissesine yapmış olduğu el atmanın önlenmesine ve taşınmazın eski haline iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı-karşı davacı vekili,ağaçların sökülmesi halinde zararın çok fazla olacağını, davacının dayanmış olduğu TMK’nun 722. maddesinde sayılan şartların oluşmadığını beyan ederek karşı dava yolu ile asıl davacının dava konusu ettiği yerin tapu kaydının iptali ile karşı davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, asıl dava yönünden davanın reddine, karşı dava yönünden tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiştir.

İstinaf yoluna taraflar ayrı ayrı başvurmuştur.

Somut olayda; asıl davada; davacının A3 Mahallesi, 446 parsel sayılı taşınmazın 1996 yılında kardeşi ile birlikte satın aldığı, tarlayı yarı yarıya kullandıkları, daha sonra kardeşinin 1/2 hissesini 2000 yılında davalı K3’e sattığı, K3’in de davacıya ait hissenin bir kısmına el atıp narenciye bahçesi dikmek suretiyle kullandığı iddiası ile elatmanın önlenmesi davası açıldığı, karşı davada da;davacı K3’in müdahale olduğu iddia olunan yerdeki narenciye ağaçlarının zeminden çok daha fazla değerde olduğu, iyi niyetli olarak narenciye bahçesini yaptığı iddiası ile TMK’nun 724. maddesi uyarınca uygun bir tazminat karşılığında temliken tescil talebinde bulunduğu görülmüştür.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, taraflar arasında fiili taksim olgusunun bulunduğu, bu nedenle payından az kullandığını iddia eden paydaşın sorununu kesin çözüm sonucunu doğuran ortaklığın giderilmesi davası yoluyla çözmesi gerektiğini ve karşı dava yönünden de temliken tescil şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl dava ve karşı davanın ayrı ayrı reddine karar verildiği görülmüştür.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi uyarınca birşeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.

Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.

Paylı mülkiyete konu taşınmazda paydaşlardan her birinin taşınmaza yönelik haksız müdahalelere karşı tek başına el atmanın önlenmesi davası açabilmesi mümkündür. Yine elbirliği mülkiyetinde paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. (Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi,2014/1962 Esas, 2015/286 Karar sayılı kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2015/10167 Esas, 2015/11340 Karar sayılı ilamı)

Karşı dava;TMK.722 vd maddeleri uyarınca taşkın yapı, taşkın, ağaç dikme nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali tescil talebine ilişkindir. Bilindiği gibi; Türk Medeni Kanun’un 684 ve 718. maddeleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline geleceğinden o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış, Türk Medeni Kanun’un 722, 723, 724. maddelerinin özel bölümleri ile düzenlemiştir.

Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli, esaslı ve tamamlayıcı (mütemmim cüz’ü) nitelikte yapı yapmış ise ve Türk Medeni Kanun’un 724. maddesine göre “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” söz konusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmazın mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi inançtır. Öngörülen iyi inancın Türk Medeni Kanun’un 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi inanç olduğunda kuşku yoktur.

Bu kural, el attığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilebilecek durumda olmamasını, ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder. Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin 12/04/1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir.

İkinci koşul ise; yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır.

Üçüncü koşul olarak da yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir.

Öte yandan, Türk Medeni Kanunu’nun 722. maddesi taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Ne var ki, yasa da aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının gözönünde tutulmasında yarar vardır. Diğer bir söyleyişle yapının yıkımı halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir. Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine muhik bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı yasanın 723. maddesinde belirtilmiştir.

Bu durumda 04/03/1953 tarih 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca, aşırı zarar sebebiyle yapı yıkılamıyorsa iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel, karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. ( Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 04.07.2005 tarih 2005/7730 Esas, 2005/8312 Karar sayılı ilamı ) .

Yasada öngörülen bu koşulların gerçekleşmesi halinde malzeme sahibinin mülkiyete yönelik isteğinin kabulü için, daha önce inşaatın kaldırılmasının talep edilmemiş veya talebin reddedilmiş olması ve malzeme malikinin Türk Medeni Kanunun 723. maddesi uyarınca tazminat talep etmemiş olması gerekir. (Prof.Dr.M.Kemal Oğuzman-Prof.Dr.Özer Seliçi, Eşya Hukuku İstanbul 1982 S.497) Anılan hükümler esas itibariyle, BK 61 vd maddelerinde TBK 77 vd maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmenin özel bir halidir ve zenginleşmeyenin iade borcu doğmaz. Ne varki somut olayda; dava konusu parseldeki ağaçlar yaşlarına ve sayılarına göre bahçe olarak kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; TMK 723/son maddesi gereğince taşınmazın ağaçlı değeri ile ağaçsız değerinin ayrı ayrı bilirkişiye tespit ettirilip aradaki farkın davalı yönünden sebepsiz zenginleşme teşkil edip etmeyeceğinin araştırılması, ağaçları diken malik iyiniyetli değilse asgari levazım değerini geçip geçmeyeceğinin araştırılmasının gerekmektedir.

Yargıtay 1. ve 14. Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarında; Kadastro görmüş, çapa bağlanmış yerlerde iyiniyetin ispat şekli kısıtlanarak, adeta resmi belgelerle ispat edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Bu durumda çaplı taşınmaza kendi malzemesi ile yapı yapan veya ağaç diken kimse, kural olarak iyiniyet savunmasında bulunabilir veya açtığı temliken tescil davasında iyiniyetli olduğunu iddia edebilir. Ancak iyiniyetli olduğunun kabul edilebilmesi için kendinden beklenen özeni göstermesi, Tapu Müdürlüğü’ne veya Belediye İmar Müdürlüğü’ne başvuruda bulunarak görevlendirilecek kadastro teknisyeni veya harita mühendisinin çap sınırlarını işaretleyip göstermesi, malzeme sahibinin bu sınırlar içerisine yapısını yapması gerekir. Açıklanan yöntemle çap sınırlarını tespit edip resmi memurun gösterdiği sınırlar içerisine yapısını yapan kimse kendinden beklenen özeni göstermiş sayılır.

O halde, çaplı yere yapı yapan, ağaç diken malzeme sahibi iyiniyetini yukarıda açıklandığı şekilde ispat etmediği taktirde iyi niyetli kabul edilemeyeceği açıktır. Dava konusu olayda da paylı mülkiyet olan yerde hissesi oranında kullanıp kullanmadığını bilebilecek durumdadır. Ayrıca ağaçların değeri zemin değerinden açıkça fazla değildir.

Tüm bu nedenlerle;

Taraflar ayrı ayrı istinaf talebinde bulunmuş iseler de, dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği görüşüne varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Adana 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 13/03/2018 tarih, 2015/657 Esas, 2018/162 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın 353-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,

2-
Davacı ve karşı davacının istinaf talepleri ayrı ayrı redolunduğundanHarçlar Kanunu gereğince alınması gerekli harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3-
Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin kendileri üzerinde bırakılmasına,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın, yerel Mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.05/10/ 2018

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!