T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
TARİH : 14/05/2018
DAVACI :
K1
–
A1
VEKİLİ:Av.
K2
– A2
DAVALI :
K3
– A3
VEKİLİ:Av.
K4
– A4
DAVA TÜRÜ : Menfi Tespit (Tellallık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARARININ
YAZIM TARİHİ : 13/06/2019
İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/05/2019 tarih, 2016/806 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, istinaf talebinin süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirilmiş olduğu ve istinafa başvuru koşullarının mevcut olduğu dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
İDDİANIN ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalının, mülkiyeti davacıya ait olan gayrimenkulün satışına aracılık etmesi hususunda anlaştıklarını, davalının müvekkiline ait daire satışına ilişkin herhangi bir hizmet sunmadığı gibi davacının kendisinin bulduğu müşteri ile satışı gerçekleştirmesi sonucunda sözleşmeden doğan hakkını kötüye kullanarak haksız kazanç elde etme çabası ile davacı aleyhine İskenderun 5. İcra Müdürlüğü’nün 2015/14282 Esas sayılı dosyası ile icra takibi yaptığını, davacı ile davalı arasında tellallık sözleşmesi imzalandığını ancak davalının davacıya tellalık hizmeti vermediğini, yerleşik Yargıtay kararlarına göre de sözleşmenin kurulmuş olmasının ücrete hak kazanılması için yalnız başına yeterli olmadığını, ancak daacının yapmış olduğu satış işleminde davalının herhangi bir hizmeti olmadığını, davacının davalıya borçlu olmamasına rağmen hakkında haksız yere icra takibi başlatıldığını tüm bu nedenlerle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı ile müvekkili arasında dava konusu taşınmazın satışı ve kiralanması için 03/07/2015 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşme ile dairenin satışı ve kiralanmasının tek yetkili kişi olan müvekkilinin vekil tayin edildiğini, müvekkilinin taşınmazın satışına yönelik ciddi müşteriler bulduğunu, ancak davacının bulunan müşterilerle hiçbir gerekçe göstermeksizin sözleşme imzalamaktan imtina ettiğini, davacının sözleşmeye aykırı davranarak taşınmazın satışını haricen gerçekleştirdiğini bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/05/2019 tarih, 2016/806 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararı ile; davacı taraf tacir olmadığından, yine tarafların iktisadi durumu dikkate alınarak %3 cezai şart miktarı olan 6.195,00.TL cezai şart mahkemece fahiş bulunmak suretiyle kaldırılarak, davacı tarafın davalı tarafa 6.195,00.TL tellallık ücretinden dolayı borçlu olduğu, davanın seyri esnasında davacı tarafın ödemeyi icra dosyasına yapmış olmasından dolayı istirdat davasına dönüşen davamızda ödeme tarihi olan 16/08/2016 tarihi itibariyle icra dairesi tarafından yapılmış olan kapak hesabına göre davacı tarafça icra dosyasına fazladan yatırılmış olan 16.114,59.TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVALI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; taraflar arasında yapılan 03/07/2015 tarihli sözleşmede davacıya ait İskenderun ilçesinde bulunan dairenin kiralanması veya satışı için tek yetkili olarak 03/10/2015 tarihine kadar davacının tayin edildiğini, sözleşmede belirlenen %3 tellallık ücreti ve %6 cezai şartın mahkeme hükmünde de belirtildiği üzere davacı tarafından ödendiğini, sözleşme tarihinden itibaren müvekkilinin taşınmazın satışına yönelik olarak çalışmalar yaptığını ve ciddi müşteriler bulunduğunu ancak davacının hiçbir gerekçe göstermeden müşterilerle sözleşme imzalamaktan imtina ettiğini, üç ay gibi kısa bir süreliğine imzalanmış olan sözleşme süresi sona ermeden davacının akde aykırı olarak taşınmazın satışını haricen gerçekleştirdiğini, davacının eylemleri arasında müvekkili ile anlaşmalarına rağmen davacı tanığı K5’u dahi taşınmazını satması için görevlendirdiğini, davacının işini sözleşmeye uygun olarak ve layığıyla yapan müvekkilini komisyon ödememek için çabalara girdiğini, davacının kötüniyeti sağladığı menfaat, ödeme kabiliyeti ve tam kusuru değerlendirildiğinde mahkeme hükmünde yer alan cezai şartın takdiren kaldırılmasını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE :
Dava hukuki niteliği itibarıyla tellallık sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davasıdır.
Davacı vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında tellallık sözleşmesi yapıldığını ancak davalının davacıya hizmet vermediğini, davacının dairesini sattığını, davalının tellallık sözleşmesinden kaynaklı icra takibi yaptığını, çıkarılan ödeme emrinin kötü niyetli olarak kesinleştirildiğini, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği, yargılama aşamasında takip konusu borcun icra dosyasına yatırıldığı ve davaya istirdat davası olarak devam edildiği, davalı vekilinin davanın reddi savunmasında bulunduğu, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davalının davacıya tellalık hizmeti verdiği ve tellalık ücretine hak kazandığını ancak cezai şart alacağı bakımından davacının davasının kısmen kabulüne karar verildiği ve iş bu karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 114. maddesi uyarınca davaya bakmaya mahkemenin görevli olup olmadığı hususu dava şartlarından olup, HMK 115. madde gereğince davanın her aşamasında resen incelenmesi gerekmektedir. HMK 355/2. cümle gereğince mahkemelerin görevi kamu düzenini ilgilendirdiğinden, davalının istinaf başvurusunun resen ve öncelikle olarak davaya bakmaya Tüketici Mahkemesinin görevli olup olmadığı yönünden, incelenmesi gerekmiştir.
Taraflar arasında “Alım Satım Komisyon Anlaşması” imzalandığı anlaşılmış, davacı vekili sözleşmeye konu satımın davalının aracılığı ile gerçekleşmediğini bu nedenle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiş, akabinde dava istirdat davasına dönüşmüştür.
28.11.2013 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 2. maddesinde Kanunun kapsamı, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar şeklinde açıklanmış, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3/i, k ve j maddesinde, “Tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,
Satıcı; Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,
Tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder”, şeklinde tanımlanmıştır.
6502 sayılı TKHK’nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında aynı Kanunun 83. maddesinde de taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
Bir hukuki işlemin 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Somut olayda, simsarlık ilişkisi kapsamında tüketici olan davacının , sözleşme uyarınca bedel ödeme yükümlülüğü olmadığına dair menfi tespit davasında , davacı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda tanımı yapılan tüketici kapsamında olduğundan dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Kanunun 2, 3 ve 73. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir, (Aynı yönde Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 12/11/2015 tarih, 2015/13100 E, 2015/11018 K sayılı ilamı) ancak İskenderun ilçesinde müstakil tüketici mahkemesi bulunmadığı ve Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu tür dava ve işlerde de görevli olması ve tüketici mahkemesi sıfatıyla karar verilmesi gerekirken bu hususa riayet edilmemesi eleştirmekle yetinilmiştir.
Taraflar arasındaki 03.07.2015 tarihli tellalık sözleşmesi bulunduğu ve sözleşme konusu gayrimenkulün satıldığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davalının dava konusu tellallık sözleşmesinden dolayı tellallık ücretine hak kazandığı ilk derece mahkemesinin kabulündedir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin C/3 maddesi uyarınca satıcının, davalı şirket dışında satışı gerçekleştirmesi halinde komisyon hakkı saklı kalmak kaydıyla satış halinde satış bedelinin %6 KDV’sini ödemeyi tahhüd eder şeklinde olduğu anlaşılmıştır.
Davalı tarafından davacıya gönderilen İskenderun 2. Noterliği’nin 16713 yevmiye nolu ihtarnamesinde davalının davacıdan 175.000,00.TL’nin %6+ KDV=12.390,00.TL ve 175.000,00.TL’nin %3+KDV=6.195,00.TL olmak üzere 18.585,00.TL talep ettiği anlaşılmıştır.
Takip talebinde talep edilen alacak miktarı 18.585,00.TL asıl alacak, 132,90.TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 18.717,90.TL’dir.
İlk derece mahkemesince cezai şartın kaldırılmasına karar verilerek davacının takipten kesinleşen 6.195,00.TL tellalık ücretini ödemekle yükümlü olduğunu bu nedenle fazladan yatan 16.114,59.TL’nin iadesine karar verilmiştir.
Çözümlenmesi gereken sorun, davalının davacıya tellallık hizmeti verip vermediği, davalının tellalık ücretine hak kazanıp kazanmadığı, sözleşmede kararlaştırılan cezai şart oranının ne olduğu, davacının cezai şarttan dolayı sorumlu olup olmadığı, ilk derece mahkemesince cezai şarttın takdiren tamamen kaldırılmasının mümkün olup olmadığı noktasındadır.
Uyuşmazlığın çözümü için simsarlık (telallık) sözleşmesinin hukuki niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır.
Simsarlık sözleşmesi mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun (BK.) 404-409. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK.) 520-525. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 520/1. maddesinde simsarlık sözleşmesinin tanımı “…simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir” şeklinde yapılmıştır. Bu hüküm mehaza uygun olarak, “Simsarlık, simsarın bir ücret karşılığında, ya diğer tarafa bir sözleşmenin kurulması fırsatını göstermeyi ya da ona bir sözleşme görüşmesi için aracılık etmeyi borçlandığı bir sözleşmedir” şeklinde anlaşılmalıdır ( HGK. 30.03.2016 gün ve 2014/859E., 2016/428 K.)
Bu tanımlardan hareket edilerek simsarlığın unsurları şu şekilde tespit olunabilir:
a) Simsarlık ilişkisinin tarafları simsar ile iş sahibidir ve simsar, iş sahibi için, konusu özel olarak belirlenmiş bir vekâlet edimi üstlenmiştir. Simsar, iş sahibi için yerine getireceği faaliyetin karşılığında ücret alacaktır.
b) Simsarlık faaliyetinin konusu, çeşitli işlere ilişkin sözleşmelerin kurulması hususunda aracılık etmektir. Bu aracılık faaliyeti, bir sözleşme kurma fırsatı vermek şeklinde olabileceği gibi bir sözleşme görüşmesi için aracılık etmek şeklinde de olabilir. Simsarın kural olarak iş sahibini temsil yetkisi yoktur fakat sözleşme ile kendisine bu yetki verilebilir.
c) Simsarlık ilişkisi, simsar ile iş sahibi arasında yapılan bir sözleşme ile kurulur. Simsar ile iş sahibi arasında sürekli bir hukuki bağlantı yoktur. Simsarlık sözleşmesinin geçerliliği bir şekle bağlı değildir; ne var ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 520/3. maddesi (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 404/3) taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi için bir geçerlilik şekli kabul etmiştir. Buna göre, “taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz”. Simsarlık faaliyeti sonucu kurulacak sözleşme (asıl sözleşme), herhangi bir nitelikte sözleşme olabilir.
Simsarlık sözleşmesi vekâlet sözleşmesinin, konusu belirli (akit yapma hususunda aracılık faaliyetinde bulunma) ve simsarın her zaman ücrete hak kazandığı özel bir çeşididir. Bu sebeple TBK’nın 520/2. maddesinde (BK m.404/2) “simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır” denilmiştir.
Simsarlığın önem ve yararı şu şekilde açıklanmaktadır: Bir akdin yapılması için tarafların birbirleriyle buluşmaları lazımdır. Fakat bu buluşma her zaman kolay bir şekilde olmaz; hatta çoğu zaman bazı zorluklarla karşılaşılabilir. Mesela taraf olacakların birbirlerini tanımamaları, ayrı ayrı mahallerde bulunmaları, aynı dili konuşmamaları gibi sebepler onların birbirini bulmalarına ve sözleşmeyi yapmalarına mani olabilir. İşte çeşitli sebeplerden ötürü bir araya gelemeyen kimseleri birbirlerine yaklaştırmak hususunda aracılık yapmayı kendilerine meslek edinen şahıslardan müteşekkil bir sınıf olup, eski zamanlardan beri mevcuttur. Zamanımızda iş aleminin zaruri kıldığı ihtisaslaşma ve iş bölümü dolayısıyla tellallık mesleği ticaret hayatının vazgeçilmez bir unsuru hâline gelmiştir. Simsarlık sözleşmesi, simsar ile iş sahibi arasında haklar ve borçlar meydana getirmektedir. Kanunun 521-525. maddeleri arasında sadece simsarın ücret alacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Simsarlık sözleşmesi ile ilgili diğer hususlarda, 520/2. maddesinin yollaması gereği vekâlete ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nun 502. ve devam hükümleri uygulama alanı bulacaktır.
Simsarın ücrete hak kazanma zamanı ve giderlere ilişkin alacağını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 521. maddesine göre “simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır” (521/1). Böylece simsar, sözleşme konusu hizmetin bir akdin kurulmasıyla sonuçlanması durumunda ücrete hak kazanmaktadır. Simsar söz konusu hizmeti yerine getirmezse ücret alacağı elde edemeyecektir. Ancak sözleşmede aksi kararlaştırılabileceği gibi işin niteliğinden de aksi sonuca varılabilir.
Simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi durumunda ödeneceğini de kararlaştırabilirler.
b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 521/1 bu şartı, “yaptığı faaliyet sonucunda” sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.
c) Türk Borçlar Kanunu m. 523’de (BK. m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s.604 vd.)
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2016 gün, 2014/859 E., 2016/428 K., 15.03.2017 gün, 2017/644 E., 2017/460 K. ve 07.03.2018 gün, 2017/555 E., 2018/442 K. sayılı kararlarında da aynı ilkelere işaret edilmiştir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/13-683- 2018/1337 EK sayılı kararı bu yöndedir)
Taraflar arasında yazılı tellalık sözleşmesi bulunduğu, sözleşme uyarınca davacının davalıya dava konusu gayrimenkulün satılması için 03.10.2015 tarihine kadar yetki verdiği, sözleşmenin koşullar başlığı altında düzenlenen 3. maddesinde sözleşme ve uzama süresince söz konusu emlak CENTURY21 LİVA Gayrimenkulce alıcı/kiracı bulunmasına rağmen müşteri herhangi bir sebeple satışı/kiralmayı engeller ise davalı ücrete hak kazanacağının düzenlendiği, dava konusu taşınmazın davalı tarafından 15.07.2015 ve 18.07.2015 tarihlerinde müşterilere gösterildiği söz konusu dairenin sözleşme süresi içinde davacı tarafından satıldığı anlaşılmakla, taraflar arasındaki sözleşmenin KOŞULLAR başlığı altında düzenlenen 3. maddesi uyarınca davalının sözleşme uyarınca edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının aracı kılınmaksızın dairenin üçüncü bir kişiye satıldığı ve davalının ücrete hak kazandığı tüm bu nedenlerle davacı vekilinin davalının ücrete hak kazanmadığına ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin incelenmesinden cezai şartın satış bedelinin %6+KDV olduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu sözleşmede tellalık ücreti ve cezai şartın karşılaştırıldığı, davacının tüketici olduğu nazara alındığında TBK’nun 182. maddesi uyarınca cezai şartın fahiş olduğu ve tenkise tabi tutulması gerektiği anlaşılmış olup, tenkise tabi olan cezai şartın tamamen kaldırılması mümkün değildir.
Davacının sorumlu tutulabileceği cezai şartın satış bedelinin %1+KDV olması gerektiği anlaşılarak davacının sorumlu olduğu cezai şart miktarının 1.750,00.TL + %18 KDV 315,00.TL olduğu, davacının sorumlu olduğu komisyon bedeli (6.195,00 TL) ve cezai şart alacağı (2.065,00 TL) olmak üzere toplamının 8.260,00.TL olduğu, borçlunun sorumlu olduğu alacak miktarının icra harç ve masrafları, vekalet ücreti ve işlemiş faiz olmak üzere toplam 13.611,15.TL olduğu, borçlunun ödemesinin 24.529,93.TL olduğu analaşılarak borçluya iade edilecek bedelin 10.918,78.TL olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, 10.918,78.TL’nin ödeme tarihi olan 16/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranı üzerinden davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin feragat nedeniyle reddine ve davacının icra inkar tazminatı talebinin feragat nedeniyle reddine karar vermek gerektiği düşüncesi ile hüküm fıkrasının aşağıdaki şekilde kurulması uygun görülmüştür.
HÜKÜM; Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1)-
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun
REDDİNE,
2)-
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun
KISMEN
KABULÜ ile, İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/05/2019 tarih, 2016/806 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararının usul ve esas yönünden yasaya uygun bulunmaması nedeniyle
KALDIRILMASINA,
HMK. 353/1.b.2. maddesi gereğince
YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA,
3)-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE,
10.918,78.TL’nin ödeme tarihi olan 16/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranı üzerinden davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4)-
Davacının fazlaya ilişkin talebinin
REDDİNE,
5)-
Davacının tazminat taleplerinin
FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE,
6)-
Davalının kötü niyet tazminatı taleplerinin
FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE,
7)-
Harçlar kanunu gereğince alınması gerekli 745,86.TL nisbi harçtan, davacının dava açılırken peşin olarak yatırmış olduğu 319,66.TL nispi peşin harcın mahsubu ile bakiye 426,20.TL nispi harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
8)-
Davacı tarafça dava açılırken yatırılan 319,66.TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya
VERİLMESİNE
,
9-)
Davacı tarafça yapılan 154,00.TL tebligat gideri ve 366,00.TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 520,00.TL yargılama giderinin davanın red kabul oranı göz önüne alınarak 303,33.TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye masrafın davacı üzerinde
BIRAKILMASINA,
10)
-Davacı kendisini vekil marifetiyle temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 1.362,00.TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya
VERİLMESİNE,
11)-
Davalı kendisini vekil marifetiyle temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca red edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 1.362,00.TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya
VERİLMESİNE,
12)
-Karar kesinleştiğinde kalan gider avansının iadesine,
İstinaf yargılaması yönünden;
1)-
İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili tarafından yatırılan 275,20.TL istinaf karar harcının ve 98,10 TL istinaf başvuru harcının talep halinde davalıya
İADESİNE,
2)-
Davacı tüketici harçtan muaf olduğundan peşin yatırılan 98,10.TL istinaf başvuru harcının talep halinde davacıya
İADESİNE,
3)-
Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin davacı üzerinde
BIRAKILMASINA,
4)-
6100 sayılı HMK.nun 326/1 maddesi gereğince davalı tarafından yapılan 42,00.TL tebligat gideri, 30,00.TL posta gideri olmak üzere toplam 72,00.TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya
VERİLMESİNE,
5)-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6)
-HMK’nın 359/3 maddesince tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK’nun 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin karar tarihi itibarıyla 58.800,00.TL’nin altında kalması sebebiyle kesin olmak üzere 13/06/2019 tarihinde karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe