T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin vermiş olduğu dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin Adana İli Ceyhan ilçesinde bulunan iş yerinde 1984-2012 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını, emeklilik nedeni ile işten ayrıldığını, müvekkilinin çalıştığı dönemde Petrol-İş Sendikası üyesi olduğunu, davalı iş yerinde haftada 5 gün, günde 8 saat ve haftada toplam 40 saat çalışma ve 2 gün hafta tatili uygulaması olduğunu, bu durumun toplu iş sözleşmesinde açıkça yazdığını, müvekkilinin davalı taraf nezdinde çalıştığı süreçte , yıllık izin hakkının kullanımı sırasında davalı tarafın toplu iş sözleşmesine aykırı davrandığını, İş kanunda ve toplu iş sözleşmesinde hafta tatillerinin, yıllık izne rastlanması halinde tespit edilen izin sürelerinin bu günler kadar uzatılacağının açıkça belirtildiğini, davalı işverenin müvekkilinin toplu iş sözleşmesine göre haftada 1 günü hafta tatili kabul ettiğini, ve yıllık izin hakkından mahsup etmediğini, diğer hafta tatili gününü ise hafta tatilinden kabul edilmeyerek yıllık izinden sayıldığını, bu çerçevede davalı şirketin yıllık izin kullandırılan dönemlerde toplu iş sözleşmesi gereği 2 gün olan hafta tatillerinin tam olarak yıllık izine eklenip eklenmediğinin özellikle irdelenmesini ve bu çerçevede eksik günlerin hesaplanmasını, ayrıca müvekkilinin kıdem süreleri dikkate alınarak her yıl toplu iş sözleşmesi gereği kullanması gereken yıllık izin eksik kullandırılan izinlerin de tespit edilerek hesaplanmasını, müvekkili ile aynı durumda olan bir işçinin Dörtyol 1. İş Mahkemesinde açtığı davanın davacı işçi lehine sonuçlandığını, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini beyanla, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla; şimdilik 5000,00TL yıllık izin ücreti alacağının fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla mevduata uygulanan en yüksek faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin vermiş olduğu cevap dilekçesinde; Müvekkili kurumun 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi, özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda faaliyetini sürdüren bir Kamu İktisadi Teşekkülü olduğunu, müvekkilinin 399 sayılı KHK’ya ekli 1 sayılı cetvelde belirtilen kuruluşlar arasında yer almadığını, personel rejimi açısandan 399 sayılı KHK’nın geçici 9. Maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, İş Kanununa tabi olduğunu, davacının Botaş Petrol İşletmeleri Bölge Müdürlüğü bünyesinde daimi işçi statüsünde toplu iş sözleşmesi hükümlerine tabi olarak çalıştığını, davacının 03/06/1985 – 31/12/2012 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığını ve tüm yasal haklerin kendisine ödendiğini, davacının bu ödemeye istinaden adli yollara başvurmayacağını taahhüttü bulunduğunu, buna ilişkin 31/12/2012 tarihinde ibraname imzaladığını, işçilik alacaklarının teker teker sayılarak düzenlenen ibranamenin Yargıtay kararları doğrultusunda geçerli olduğunu, aynı şekilde dava dilekçesinde talep olunan yıllık izin ücretlerinin asıllarının müvekkili kuruluş tarafından ödendiğini gösteren ibraname ve bordrolara da itibar edilmesi gerektiğini, imzalanan TİS gereği yetkili mahkemenin Ankara Mahkemeleri olduğunu, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davalı iş yerinde İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı tarafından uygulanan uygulamalara göre “Cumartesi Günü” fiilen çalışılmasa dahi hafta tatili olarak sayılmamakla birlikte, iş günü olarak kabul edildiğini, 4857 sayılı İş Kanunun 46. Maddesi gereğince hafta tatillerinin Pazar günü olduğunu, yine aynı kanunun 63.maddesine göre; Cumartesi gününün de çalışma gününden sayılacağı, yıllık izin süresine rastlayan Cumartesi günleri izin süresinden sayılır ve izin süresine ayrıca eklenmeyeceğini, aksi halede iş yerinde haftada 3 gün çalışmıyor olması halinde, yıllık izin süresinin her dört günü için 3 günlük hafta tatili eklenmesi gerektiğini, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkında kanunun 3. Maddesi gereğince hafta tatilinin Pazar günü olduğunu, Bu tatilin 35 saatten az olmamak üzere Cumartesi günün en geç saat 13.00’den itibaren başlayacağını, davacı vekilinin dilekçesi ekinde sunduğu kararı kabul etmediklerini, Yerel Mahkemenin kararının tamamen rapora dayalı olduğunu, gerekçesinin yazılmadığını, imzalanan ibraname gereği açılan davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesi hususunda karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince; ”Davacının davasının
KABULÜNE
,
1-7.210,14TL Net Yıllık İzin Ücreti alacağının (5.000,00-TL sinin dava tarihinden itibaren -2.210,14TL TL sinin ıslah tarihi olan 27.04.2018 tarihinden itibaren ) işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,… ”şeklinde karar vermiştir.
İ
STİNAF YOLUNA BAŞVURAN ve İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde; ”Ceyhan 1.Asliye Hukuk(İş Mahkemesi Sıfatıyla)Mahkemesinin 24/05/2018 Tarih ,2017/193 E, 2018/470 K Sayılı davanın kabulü kararı eksik inceleme ile verilmiş olup usul ve yasaya aykırıdır. Tüm dosya kapsamına sunduğumuz bilgi belge, beyan, itirazlar, ibranameler, bilirkişi raporu, bilirkişi ek raporlarına yaptığımız itirazlar vesair tüm deliller ışığında Mer i Mevzuat, Taraflar Arasındaki Toplu İş Sözleşmesi, İbraname, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesinin aynı konu da verdiği emsal kararlar, Yargıtay İçtihatları bir bütün olarak değerlendirilerek davacı taleplerinin ve davanın reddine karar verilmesi gerekirken Davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde bozularak ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmekteyiz.
A)Taraflar arasında imzalanan ibranamenin varlığı ve geçerliliği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
1-Yerel Mahkeme Dava Dosyasına sunulan tarihsiz Bilirkişi EK 2. Raporunu dikkate alarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Dosya Kapsamına sunduğumuz tüm deliller ve ibraname incelendiğinde, mahkeme tarafından tesbit olunan ve hükme bağlanan yıllık izin alacağı ve tüm hak ve alacakları müvekkil tarafından davacıya ödendiği, taraflar arasında kayıtsız ve şartsız ibralaşma sağlandığı görülecektir.taraflar arasında ibranamenin varlığı ve geçerliliği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Hal Böyle iken Davacının Kullanılmayan Yıllık İzin Gün Sayısının Taraflarca 70 gün olarak tesbit edilmesine rağmen ve bu bedelin davacıya ibra ile ödenmenmesine rağmen kullanılmayan yıllık izinler için ibra ile ödenen miktarın hesaplamadan düşülmemiştir.ayrıca 27/10/2017 tarihli bilirkişi raporuna yaptığımız itirazda davacıya müvekkil şirket tarafından personel devam kontrol çizilgesinde görüleceği üzere fazla yıllık izin kullandırılmıştır.bu sebep ile bilirkişi tarafından personel devam çizelgesinde davacının kullandığı yıllık izinlerin yıllık izin hesabından düşülmemesi ve bu rapora göre davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.davacınn yıllık izin alacağı olmamasına rağmen bilirkişi raporunda ki hesaplama dikkate alınarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Geçerli İbraname de Taraflar Davacının Kullanılmayan Yıllık İzin Gün Sayısını belirlemiş ve taraflarca belirlenen bu bedel davacıya ibra ile ödenmiştir. taraflar arasında ibranamenin varlığı ve geçerliliği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Resmi bir kurum olan Botaş gerek mevzuat gerekse toplu iş sözleşmeleri kapsamında hesaplama yaparak davacıya tam olarak ödeme yapmıştır. bu husus ibraname ile de taraflarca kabul edilmiştir. Davacı ve müvekkil davalı şirket arasındaki uyuşmazlık bulunmayan ibralaşmaya rağmen davacı lehine haksız ve hukuki dayanaktan yoksun hesaplama yapılması ve bu hesaba göre davanın kabulü kararı usul ve yasaya aykırı olup istinaf incelemesi neticesinde kararın bozularak ortadan kaldırılmasını talep etmekteyiz.
-Davacıya müvekkil şirkette çalıtığı tüm dönemler ile ilgili tüm yıllık izinleri kullandırılmış kullanılmayan yıllık izin günleri ise taraflarca 70 gün olarak kararlaştırılarak taraflarında kabulü ile ibraname ile davacıya ödenmiştir.c.tesi günleri ise tis sözleşmesi gereği yıllık izin hesabında iş günü olarak kabul edilmiştir.ayrıca dosyada bulunan personel devam çizelgesinde de görüleceği üzere davacıya fazla yıllık izin kullandırılmış ancak bilirkişi bu belgelerde ki yıllık izin kullandırımlarını hesaplamadan düşmemiştir.hatalı ve eksik bilirkişi raporuna göre hüküm tesis edilmiştir.dosyaya sunduğumuz personel devam çizelgelerinde ki davacının kullandığı izinlerde dikkate alındığında davacının müvekil şirkette yıllık izin alacağı olmayacağı açık bir şekilde ortaya çıkacak ve davanın reddine karar verilecekti.Bu hususlara dikkat edilmeden eksik inceleme ile davanın kabulü hatalıdır.isitnaf incelemesi neticesinde anılan kararın bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerekir.
2-Taraflar arasnda İmzalanın ibranamenin varlığı ve geçerliliği hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar İbranamenin Varlığını kabul etmektedirler.İbraname Mevzuat ve Toplu İş Sözleşmesi Esaslarına uygun olarak düzenlenmiş ödemeler bu esaslara göre yapılmıştır. İbraname tarafların Hür iradeleri ile düzenlenip imza altına alınmıştır. irade fesadı ya da hileli bir davranış ile ibraname imzalanmamıştır. Tarafların hür iradeleri ve mer i mevzuat ve hukuka uygun bir şekilde davacının kabulü ve mevzuata ve toplu iş sözleşmesi esaslarına uygun olarak ibraname düzenmenmiş ve ibraname kapsamında bedeller davacıya ödenmiştir. Yerleşik Yargıtay kararları uyarınca irade fesadı ya da hileli bir davranış ile düzenlenmemiş ve taraflarca varlığı ve geçerliliği hususunda ihtilaf ileri sürülmeyen ibranameler geçerlidir. bu hususta taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Hal böyle iken ibranamenin 1 aylık süre geçmeden düzenlendiği için mahkeme tarafından kabul edilmemesi hukuka açıkça aykırılık teşkil eder.
3-İbraname yasanın metin ve ruhuna hakkaniyet ilkelerine uygun olarak düzenlenmiş ve hukuken geçerli bir ibranamedir.(Beyanımız Kabul Anlamına gelmemek kaydı ile) Bir an için dava konusu ibranamenın geçerliliği hususunda iftilaf bulunsa da ibraname yasanın metin ve ruhuna uygun olarak düzenlenmiştir.Müvekkil kurum BOTAŞ sermayesinin tamamı devlete ait bir kamu iktisadi teşeküldür yani tamamen bir devlet kuruluşudur.Taraflar arasında düzenlenen ibraname 6098 Sayılı Borçlar Kanunu Madde 132 -” Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” ve Madde 420 -……”İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır.”maddelerine ve Yerleşik Yargıtay Kararlarının Metnine ve Ruhuna uygundur.Dosya Kapsamına Sunduğumuz Belgeler incelendiğinde davacının emeklilik sebebiyle iş akdinin feshedildiği, işyerinden bu sebep ile ayrıldığı hususunda dilekçe verdiği, dilekçelerin ilgili amirler, müdürler, bölge müdürlüğü, genel müdürlük olurları ve davacının da bilgisi ve imzası dahilinde olurlar ile değerlendirilerek karşılıklı olarak feshedildiği yasal haklarının hesaplanarak ödendiği ve taraflarca özgür irade ile ibralaşma sağlandığı ve ibranın geçerlililiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı açıktır. yani aslında taraflar arasında ki mutabakat ve anlaşma kurumsal süreçten önce tamamlanmış ve taraflar anlaşmışlardır. İbranamenin geç imzalanması ise müvekkil kuruluş botaş ın devlet kuruluşu olması ve resmi yazışmaları yapmasından kaynaklanmıştır. Müvekkil kuruluş botaş devlet kuruluşu olması sebebiyle ödeme yaptığı zamanda ibraname düzenlenmektedir. yoksa taraflar arasındaki mutabakat 1 ay öncesinde zaten sağlanmıştır. İbraname mer-i mevzuatın metin ve ruhuna uygun hakkaniyetli ve iyiniyetli olarak düzenlenmiş ve ödemelerde tarafların kabulü ile ödenmiştir. 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 420 .Maddesinde öngörülen “fesihten sonra 1 aylık sürenin beklenmesinden sonra ibra alınması hususu somut olay için düşünülemez.”Mer i Mevzuat ve Yargıtay Kararları birlikte değerlendirildiğinde 1 Aylık Süre İşçinin İrade Fesadına Uğratılması, Hileli Davranışları Maruz Kalması, çalışır iken İbraname Alınmasınının engellenmesi ve işçinin bu durumlardan korunması amacı ile düzenlenmiştir. somut olayımızda botaş bir devlet kuruluşudur. Resmi yazışmalar ve onaylar ve olurlar sonucunda davacının emekliliğe ayrılması söz konusu olmuş emeklilik sebebiyle hizmet akdi taraflarca sonlandırılmıştır. belirlenen ve ibrada geçen bedeller davacıya ödenmiştir. ödemenin yapılması ve ibranın düzenlenmesi için 1 ay bekleyecek bir durum yoktur. ayrıca botaş devlet kurumu olduğundan bu ödemeleri yapıp ibralaşması resmi prosedür ve tabi olduğu kanun gereğidir. Anılan sebepler ile 1 aylık süre beklenmediğinden ibranamenin geçersiz sayılması borçlar kanunu 132 ve 420 maddelerinin hem lafzına hem de ruhuna aykırıdır.Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08/02/2017 tarih ,2015/9-459 E,2017/220 K Sayılı İlamında ” …… 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. kanun metni ve ruhu işçilere yapılacak baskıyı önlemek ve işe iade davası açma yönünden böyle bir süre öngörmiştir. somut olayda davacı zaten emekliye ayrılmaktadır ve tüm hakları tüm resmi prosödür ve tarafların kabulü ile ödenmiş ve ibraname alınmıştır. ibramane hem kanunen hem vicdanen hem de iyiniyet kuralları uyarınca geçerlidir. davacının talepleri kötüniyetli ve kanuna karşı hile konumundadır. Kanun kötüniyeti himaye etmez. davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.bozulması gerekir.
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
…..Somut olayda; davalı işveren ibraname savunmasına dayanarak talep konusu işçilik alacaklarının yerinde olmadığını ileri sürmüştür. Dosyaya mübrez ibranamenin irade fesadı altında alındığı kanıtlanamadığı gibi savunma ile de çelişmediği görülmüştür. Bu durumda, yukarıdaki dairemiz ilkeleri doğrultusunda Mahkemece ibranameye değer atfedilerek davacının fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacaklarının REDDİ gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”denilerek direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08/02/2017 tarih ,2015/9-459 E,2017/220 K Sayılı İlamı)Mer i Mezuat ve Yargıtay Kararları Kanunun Lafzı,Ruhu,Gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde İbranemenin geçerli olduğu ve davacı taleplerinin reddi gerektiği açıktır.
B) Davacı talepleri zamanaşımına uğramıştır. zamanaşımı sebebiyle davanın reddi gerekirken kabulü hatalı olup kararın bu yönüyle de bozulması gerekir.
1.Tüm Dosya Kapsmına Sunduğumuz bilgi ve belgeler davanın açıldığı tarihten ve taraflarca yapılan fesih tarihlerinden geriye doğru gidildiğinde davacının yıllık izin alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığı görülecektir.Dosya Kapsamı İncelendiğinde davacı taleplerinin zamanaşımı süresi geçtiğinden zamanaaşımına uğramıştır. Dava Açıldığı 27/02/2017 tarihinden ve ıslah tarihi olan 27/04/2018 tarihinden geriye doğru 5-10 yıllık talepler zamanaşımına uğramıştır.Zamanaşımı itirazımızı tekrar ediyoruz. Zamanaşımı sebebiyle de davanın reddine karar verilmesini gerekrken davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.Mahkemenin bu hususları dikkate almadan davanın Kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde bozularak ortadan kaldırılmasını talep etmekteyiz.
C) Davacının yıllık izinleri mer i mevzuat, taraflar arasındaki sözleşme ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun olarak kullandırılmıştır. davacının müvekkil şirkette yıllık izin alacağı bulunmamaktadır. Davanın reddi gerekirken kısmen kabulü hatalı olup kararın bu yönüyle de bozulması gerekir.
1-Yerel mahkeme tarafından bilirkişinin raporu doğrultusunda davacı lehine müvekkil şirket aleyhine yıllık izin alacağına hükmetmesi usul ve yasaya aykırıdır. ancak hükme esas alınan bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, yerel mahkeme kararında adana bölge istinaf mahkemesi kararları uyarınca da ve taraflar arasında imzalanan toplu iş sözleşmesinin yıllık ücretli izin başlıklı 53.maddesine göre “yıllık ücretli izin hesabında cumartesi günü iş günü sayılır” hükmü dikkate alınarak c.tesi günü için yıllık izin talepleri reddedilmiştir. Taraflar arasındaki Toplu İş Sözleşmesinin açık hükümleri, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesinin davanın reddi yönündeki kararları karşısında cumartesi gününün iş günü sayılması yıllık izin hesabına dahil edilmemesi isabetlidir.
Müvekkil Kurum Botaş İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı tarafından uygulanan uygulamalara göre ve Taraflar arasında ki Toplu İş Sözleşmesine göre “ Cumartesi günü” fiilen çalışılmasa dahi, hafta tatili olarak sayılmamakla , iş günü olarak kabul edilmektedir.
Bu bağlamda 4857 Sayılı İş Kanunu’nu 46.maddesi hükmü gereği ; “Bu kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63’üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olma koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme(hafta tatili) verilir.” Denilmekle birlikte maddenin a bendinde “Şu kadar ki ; Çalışmadığı halde kanunen çalışma süresinden sayılan zamanlar ile günlük ücret ödenen veya ödenmeyen kanundan veya sözleşmeden doğan tatil günleri, çalışılmış günler gibi hesaba katılır.” Denilmektedir. Bu madde kapsamında hafta tatili Pazar günüdür. Müvekkil Kuruluşda çalışılmadığı halde kanunen çalışma gününden sayılan Cumartesi günü, iş günü olarak çalışılmış günler gibi hesaba katılmaktadır.Taraflar arasında ki Toplu İş Sözleşmesinde de Cumartesi günü Yıllık İzin Hesabında İş günü sayılmıştır.
2-Yine aynı kanunun Çalışma süresi başlıklı 63.maddesine göre ; “Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırk beş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre , işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek bulunur.” Denilmektedir.
Buna göre haftalık azami çalışma süresi 45 saati, günlük azami çalışma süresi 7.5 saate bölersek, yasa gereği haftada çalışılması gereken azami gün sayısı yani 6 günü verir ki, bu da yasanın öngördüğü çalışma günü olarak cumartesi günün de kanunen çalışma gününden sayılacağı anlamını taşımaktadır. Müvekkil kuruluşta çalışma süresi, hafta içi 8 saattir. Bu da haftada 40 saat çalışma yapacağından, haftalık 45 saatlik çalışma süresini cumartesi günü 5 saatlik çalışma yapılıyormuş gibi iş günü olarak belirlenmiştir. Bu haliyle cumartesi hafta tatili olarak değil, iş günü olarak belirlenerek yıllık izin ücreti hesabına katılmaması da usule ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, yıllık izin süresine rastlayan cumartesi günleri izin süresinden sayılır ve izin süresine ayrıca eklenmez. Yasal düzenleme gereği de Pazar günü hafta tatili olup, cumartesi günü iş günüdür. Bu açıdan bakıldığında, cumartesi gününün yıllık izin süresi içinde değerlendirilmesi ve izin süresine ayrıca eklenmemesi gerekiyor. Aksi halde işyerinde hafta da üç gün çalışılmıyor olması halinde, yıllık izin süresinin her dört günü için üç günlük hafta tatili eklenmesi gerekir.
Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 3. maddesi hükmü gereği, hafta tatili pazar günüdür. Bu tatil 35 saatten az olmamak üzere Cumartesi günü en geç saat 13.00′dan itibaren başlar.
Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 1. maddesine göre ise, on bin veya on binden fazla nüfusu olan şehirlerde bütün fabrika, imalathane, tezgah, dükkan, mağaza, yazıhane, ticarethane, sınai ve ticari bilumum işletmelerin haftada bir gün tatil yapmaları zorunludur. Yine bu madde de bahsedildiği üzere hafta tatili Pazar günü olduğunu ve 35 saatten az olmamak üzere Cumartesi günü öğleden sonra başlayacağı ve bu uygulamanın öngörülen yerlerde zorunlu olduğu yoruma açık değildir. Tüm bu bilgiler ışığında Cumartesi Gününün Yıllık İzin Hesabında iş günü olarak kabul edilerek hesaplamaya katılmaması isabetli olmuştur.Mer i Mevzuat ve İstinaf Mahkemesi Kararları da bu yöndedir.
C)Yerel mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporlarında yıllık izin gün sayısı ve bedeli fazla ve fahiş hesaplanmıştır. ayrıca hesaplamaya esas alınan ücrette yüksektir. ibranamede belirtilen ücret üzerinden hesaplama yapılıp indirim yapılarak karar verilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
1- Hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.toplu iş sözleşmesine göre yıllık izin hesabında c.tesi günü iş günü olarak sayılmaktadır.Ayrıca petrol iş sendikasından gelen 21/08/2017 tarihli cevapta davacının sendika üyesi olup olmadığı ,sendika üyelik aidatlarını ödeyip ödemediği belli olmamasına rağmen tis sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilen haklar doğrultusunda hesaplama yapılması ve buna göre hüküm kurulması hatalıdır. Ayrıca ibranamenin geçerli olduğu açıktır.ibraname ile davacıya70 gün yılllık izin ödendiği ve ibralaşıldığı da açıktır.bir kere ibraname geçerli olsa da olmasa da ortada ödenmiş 70 günlük bir yıllık izin ücreti vardır.bu miktarın her halükarda hesaplamadan düşülmesi gerekir.ayrıca davacıya dosyada bulunan personel devam çizelgesi uyarınca kullandırılan yıllık izin sürelerinin hesaplamadan düşülmesi gerekirdi.Geçerli ibraname de taraflar davacının kullanılmayan yıllık izin gün sayısını taraflar ibranamede 70 gün olarak belirlemiş ve bu bedel davacıya ibra ile ödenmiştir. Bu bedel ve personel devam çizelgelerinde ki davacının kullandığı yıllık izinler hesaplamadan düşüldüğünde davacının yıllık izin alacak hakkı bulunmamacaktır.dosyada ki bilirkişiye yapılan itiraz dilekçesinde belirtildiği üzere davacıya personel devam çizelgesi belgelerinde görüşleceği üzere fazla yıllık izin kullandırılmıştır.fazla yıllık izin kullandırılması,yıllık izin hesabında c.tesi gününün iş günü sayılması ,ibraya rağmen yeni talep hakkın kötüye kullanılmasıdır. Davacının yıllık izin alacaklarının tamamı ödenmiştir. Davacıya ibra ile ödenen kullanılmayan yıllık izin ücret bedelleri, davacıya personel devam çizelgesi belgelerinde kullandırılan yıllık izin günleri,TIS Sözleşmesine göre yıllık izin hesabında cumartesi gününün iş günü sayılması,bilirkişi tarafından EK 2. bilirkişi raporunda düşüldüğünde ve davacının sendika üyesi olmadığı tis sözleşmesinden yararlanamayacağı dikkate alındığında davacının müvekkil şirketten alacağı olmadığı tesbit edilecektir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanan gün yasayı fazla hesaplanmıştır.27/10/2017 Tarihli Bilirkişi raporuna ve Tarihsiz EK Bilirkişi raporuna yaptığımız itiraz dilekçemizde de ayrıntılı olarak izah edildiği üzere personel devam çizelgelerinde davacıya kullandırılan yıllık izin süreleri de eklendiğinde davacı müvekkil şirketten hak ettiğinden fazla yıllık izin kullanmıştır.Ayrıca davacının sendika üyesi olup olmadığı belli olmadığından,sendika aidatlarını ödeyip ödemediği belli olmadığından,tis sözleşmesi gereği c.tesi günleri yıllık izin hesabında iş günü sayıldığından tis sözleşmesi uyarınca bilirkişi tarafından hesaplanan ve hükme esas alınan yıllık izin hakkı hesabına itiraz ediyoruz.davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.
Tüm dosya kapsamı incelendiğinde davacıya müvekkil kurum botaş tarafından kanunun ön gördüğü sürelerin çok üstünde yıllık izin kullandırılmış ve tüm yıllık ücret hakları ödenmiştir.hal böyle iken geri dönüp tekrardan talepte bulunulmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.davacıya kullandırılan yıllık izin süreleri ,davacıya personel devam çizelgelerinde fazla yıllık izin kullandırılması tarafların ibralaşması ile kullanılmayan yıllık zin için 70 günlük yapılan ödeme,c.tesi günlerinin yıllık izin hesabında iş günü sayılması,ayrıca petrol iş sendikasından gelen 21/08/2017 tarihli cevapta davacının sendika üyesi olup olmadığının belli olmamasına rağmen tüm çalışma dönemleri ile ilgili sendika üyesimiş gibi hesaplama yapılması hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının müvekkil şirkette yıllık izin alacağının bulunmadığı açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.Tüm beyanlarımız dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.istinaf incelemesi neticesinde davanın reddine karar verilmesini talep ederiz.
Sonuç ve talep : Yukarıda anlatılan ve re sen dikkat edilecek hususlar dahilinde Ceyhan 1.Asliye Hukuk(İş Mahkemesi Sıfatıyla)Mahkemesinin 24/05/2018 Tarih, 2017/193 E, 2018/470 K Sayılı davanın kabulü kararının istinaf incelemesi neticesinde bozularak ortadan kaldırılması, davanın reddine ve tehir-i icra kararı verilmesine Karar verilmesini ve gereğini vekaleten arz ve talep ederiz.” şeklindedir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dairemizce istinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
Davalı işveren ile bağıtlanan TİS’ in 21. maddesinde, genel çalışma süresinin 5 gün çalışma, 2 gün tatil esasına göre, Pazar günü hafta tatili, Cumartesi günü yardımcı tatil günü olarak düzenlendiği, yine 52. Maddesinde yıllık ücretli izin hesabında cumartesi günlerinin iş günü kabul edildiği şeklindeki açık düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, davacının TİS hükümleri uyarınca açıkça tatil günü olarak belirlenen cumartesi günlerinin yıllık izin süresinden sayılacağının düzenlendiği görülmektedir.
Davacının kadroya alınmadan önceki dönem alacaklarından davalının asıl işveren olarak sorumlu olduğu, ibranamenin fesihten sonra 1 ay geçmeden imzalandığı, bu nedenle makbuz hükmünde olduğu, davalı tarafça banka kanalı ile ödendiğinin ispatlanmadığı anlaşılmıştır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. Maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için” zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).
6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, “Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.” kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)
Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta; dava kısmi dava olup,mahkemece ıslah dilekçesi sunmak üzere davacıya süre verilmediği ve bu sebeple başlatılmayan sürede kanuni süreden bahsedilemeyeceği davacı tarafça sunulan 27.04.2018 tarihli ıslah dilekçesinin geçerli olduğu ve davalıya 03.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği ; davalı tarafça 27.04.2018 tarihli ıslah dilekçesine karşı Uyap üzerinden 2 haftalık süre geçtikten sonra 18.05.2018 tarihinde doküman oluşturulduğu ve aynı gün mahkeme personeli tarafından dökümanın okunduğu 21.05.2018 tarihinde yazdırıldığı görülmekle; süresinde ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunulmadığından; zamanaşımı definin dikkate alınamayacağı ve bu sebeple mahkemece verilen kararın yerinde olduğu görülmüştür.
HÜKÜM/
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Alınması gereken 492,52 TL istinaf karar harcından, peşin olarak alınan 123,13 TL nin mahsubu ile bakiye 369,39 TL nin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4-
Davalı tarafça yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Artan istinaf gider avansının ilgilisine iadesine,
5-
Karar kesin olarak verildiğinden tebliğ ve harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile KESİN olmak üzere 04/04/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe