T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ :
07/03/2018
NUMARASI :
2016/48 Esas ve 2018/45Karar
DAVACI :
K1 – N1
VEKİLİ:
Av. K2 – A1
DAVALI :
Maliye Hazinesi
VEKİLİ :
Av. K3:Hükümet Konağı Hazine Avukalığı Pozantı/Adana
DAVA :
Tazminat (Tapu sicillerinin tutulması kaynaklı rücuen)
KARAR TARİHİ
:
04/12/2018
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
05/12/2018
Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07/03/2018 tarih ve2016/48 Esas, 2018/45 Kararsayılı kararına yönelik olarak davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin A2 mahallesi 179 ada 12 parsel sayılı taşınmazı 18/07/1996 yılında satın aldığını, müvekkilinin tapuya güven ilkesine istinaden iyi niyetli bir şekilde 3. kişiden devraldığını, Orman Genel Müdürlüğünün müvekkilinin taşınmazı ile ilgili olarak Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tapu iptali ve tescil davasında söz konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğu, özel mülkiyete konu olamayacağından bahisle tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, Anayasa’nın 35. maddesinin “herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptin. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınınlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” şeklinde olduğunu, AİHM’in hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirildiğini ayrıca 4721 Sayılı Kanunun 1007 maddesine göre devletin sorumlu olduğunu ve bu nedenle dava konusu taşınmaz içerisindeki meyve ağaçları, su kuyusu, iki katlı ev ve arsanın kain olduğu taşınmazın uğranılan zararının giderilmesi amacıyla fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
Husumetin Orman İdaresine yöneltilmesi gerektiğini ve bu nedenle öncelikle husumet yönünden davanın reddine karar verilmesini, tapunun iptaline dair kararında kanunilik ve kamu yararı şartlarının gerçekleştiğini ve kesinlik kazandığını, orman sınırları içerisinde kalan bir yere özel mülkiyet verilemeyeceğinden gereklilik şartının da gerçekleştiğini ve Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin şartlarının ihlal edilmediğini, ayrıca 10 yıllık hak düşürücü sürenen geçtiğini ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulü ile; 11.515,92 TL tazminatın Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/204 Esas 2009/663 karar sayılı ilamın kesinleşme tarihi olan 03/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Karara karşı davacı vekili; yerel mahkemenin davacı yararına hükmekmediği 114.235,88 TL tutarındaki maddi tazminat yönünden kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda emsal incelemesi yapılmadan taşınmaz içerisinde yer alan ağaçlar, su kuyusu ve diğer müştemilat ile iki katlı binanın değerlendirilmesinin yapılmadan boş arazi gibi değerlendirme yapıldığını, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda 3.380,00 TL tutarındaki meyve ağaçlarının bedelinin mahkemece değerlendirmeye alınmadığını, eksik ve hatalı hüküm kurulduğunu, yapının ruhsatsız olması, davacının iyi niyetiyle kendi taşınmazı üzerine yaptığı yapıdan dolayı isteme hakkına engel olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Karara karşı davalı vekili; söz konusu davanın 11/03/2016 tarihinde iki yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan sonra açıldığını, TMK 1007.maddesine istinaden devletin kusursuz sorumlu olduğunu belirterek maddi tazminat istemi nedeni ile hukuki dayanaktan yoksun davanın zamanaşımı nedeniyle esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların maddi tazminatın yerinde olup olmadığı, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususları olduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER:
Dava konusu taşınmazın tapu kayıtları, kadastro folyesi, bilirkişi heyeti raporu, Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/204 Esas 2009/663 Karar sayılı dosyası.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı maddi tazminat davasıdır.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf etmiştir.
Davalı vekilinin zamanaşımı istinaf sebebinin incelenmesinde; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009 gün ve 2009/4-383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. – 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK’nın 1007. maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Anılan Kanun maddesinde düzenlenen sorumluluk, objektif (kusursuz) sorumluluk olup, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 49. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 72. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 66. maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK’nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, bu süre Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/204 karar ve 2009/663 esas sayılı ilamının kesinleştiği tarihi olan, 03.12.2012 tarihi itibariyle itibaren işlemeye başlamakla, dava zamanaşımı süresi içinde açıldığından, davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davalı vekilinin tazminatın koşulları yönünden istinaf sebeplerinin incelenmesinde;4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.
4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davacı vekili ve Davalı vekilinin tazminatın miktarı yönünden istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Zararın meydana geldiği tarihe göre tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın, arsa niteliğinde olduğunun kabulü için; uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için; değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.
Dava konusu uyuşmazlıkta, Taşınmaz değerlendirme tarihi olan Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/204 karar ve 2009/663 esas sayılı ilamının kesinleştiği tarihi olan, 03.12.2012 tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde olmamakla, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olduğu ve belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlandığı ve meskun yerler arasında yer aldığı dosya içindeki belgeler ile sabit olmakla, arsa vasfında olduğunun kabulünde bir hata yoktur. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca,)
Mahkemece tapusu iptal edilen taşınmazın arsa olarak belirlendiği dikkate alınarak, doğru yöntem ile emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle taşımazın bedelini tespit etmiş ise de; dosya içinde mevcut 21.11.2016 havale tarihli bilirkişi raporu, 02.10.2017 havale tarihli ek bilirkişi raporu ve 30.01.2018 havale tarihli ek bilirkişi raporuuyuşmazlık konusu Pozantı İlçesi A2 Mah. 179 ada 12 parsel saylı taşınmaz ile emsal kabul edilen Pozantı İlçesi A2 Mah. 178 ada 10 parseldeki taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu, emsal taşınmaz ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda bir açıklama bulunmaması, yine dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışlara ilişkin resen yeterli emsal araştırması yapılmamıştır.
Yukarıdaki cümleden, dava konusu taşınmaz üzerinde var olan yapının, Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, bu araştırma yapılmaksızın ve iş bu yapının ruhsatsız olması, davacının iyiniyetle kendi taşınmazı üzerine yaptığı yapıdan dolayı uğradığı zararlarını isteme hakkına engel olmadığı dikkate alınmadan hüküm kurulduğu, nihayet Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/204 karar ve 2009/663 esas sayılı ilamının kesinleştiği tarihi olan, 03.12.2012 tarihi itibariyle dava konusu taşınmaz üzerinde ağaç cinsinden muhdesat ve su kuyusunun değerinin de, gerçek zararın belirlenmesi gerektiği dikkate alınmadan, hüküm esnasında göz adı edilerek, yazılı şekil hüküm kurulmuş olması hatalı görülmüştür. İş bu nedenle davacı ve davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.
Kamu düzenine ilişkin istinaf sebepleri yönünden incelemede;6100 sayılı HMK 26.maddesi hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Açılan bir davada hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan her bir alacak kalemi yönünden de uygulanır. Dava konusu uyuşamazlıkta davacı ıslah dilekçesinde, ıslah etmiş olduğu tazminat miktarının faizini ıslah tarihinden itibaren talep etmiş olmasına rağmen, mahkemece, Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/204 karar ve 2009/663 esas sayılı ilamının kesinleştiği tarihi olan, 03.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek şekilde hüküm kurulması hatalı görülmüştür.
Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda Mahkemesince alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, Mahkemesince yukarıda belirlenen ilkeler doğrultusunda, eksikler giderildikten sonra bilirkişi heyetinden yeniden ek bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği kanaati ile aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince
KISMEN KABULÜ İLE,
Pozantı
Asliye
Hukuk
Mahkemesi
’nin
07/03/2018 tarih ve 2016/48
Esas,
2018/45
Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2- Yukarıda belirtilen sebeplerle eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra davanın yeniden görülüp karar verilmesi için d osyanın yerel Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-Davacı tarafından alınması gereken 35,90 TL istinaf karar ve ilam harcının peşin yatırılan 196,66 TL harçtan mahsubu ile bakiye 160,76 TL harcın talep halinde iadesine,
4-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç konusunda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,
6-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,
7-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-HMK’nın 359/3. maddesi gereğince kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.04/12/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe