Adana BAM, 1. HD., E. 2021/2248 K. 2023/161 T. 31.1.2023

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 29, TBK Madde 504
İlgili madde: TMK Madde 716

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

CEYHAN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

20/05/2021

NUMARASI :

2020/224 Esas, 2021/110Karar

ASIL DAVADA :

DAVACI :

K1
– N1 A1

VEKİLİ:Av.

K2
– A2
: Av. K3

DAVALI :

K4
-N2 A3

VEKİLİ:Av.

K5
– A4

BİRLEŞEN DAVADA :

DAVACI :

K4
-N2 A3

VEKİLİ:Av.

K5
– A4

DAVALILAR:1-

K1
– N1 A1
:2-
K6
– A5
DAVA
NIN KONUSU
:

Tapu
İptali
Ve Tescil
(Satış
Vaadi
Sözleşmesinden
Kaynaklanan)
:

Birleşen davada
: Satış Vaadi Sözleşmesinin İptali, Olmazsa vekaletin kötüye kullanılmasına dayalı tazminat.

DAVA TARİHİ :

Asıl dava: 11/09/2015, Birleşen dava: 21/10/2015

DAİRE KARAR TARİHİ :

31/01/2023

KARAR YAZIM TARİHİ :

31/01/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı/birleşen davalı K1, birleşen dosya-Davalı K6 ve Davalı/Karşı-birleşen dosya Davacısı K4 vekilince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Asıl Davada :Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı K4’in K6’e murislerinden kendisine intikal eden gayrimenkullerdeki hissesini satmak üzere 1998 tarih ve 33957 sayılı Adana 10. Noterliğince tanzim edilen vekaletle K6’e yetki verdiğini, K6’in bu yetkiye istinaden Ceyhan ilçesi, A6 Mahallesi, 562 ada 51 nolu parselde kayıtlı bulunan hissesini, A7 mevkiinde kain tapunun 622 parsel nolu taşınmazdaki hissesine, yine Ceyhan ilçesi A7 mevkiinde kain 623, 668, 710, 728 parsel nolu, yine A7 Mevkiinde kain 750 parsel nolu taşınmazdaki K4 hisselerini vekili K6 tarafından müvekkili K1’e 12.11.1998 tarihinde satıldığını ve zilyetliklerine devredildiğini, müvekkili K1’in o günden bu yana nizasız ve fasılasız davanın konusu olan 51, 622, 623, 668, 710, 728, 792, 750 parsel nolu taşınmazları tasarruf ettiğini, davalı K4’in çağrılarına rağmen bu yerlerin tapusunu bugüne kadar müvekkiline vermediğini, tüm bu nedenlerle Ceyhan ilçesi 562 ada 51 parsel ile A7 Mahallesi 622, 623, 668, 710, 728, 792, 750 parsel sayılı taşınmazlardaki K4 hissselerinin iptali ve müvekkili K1 adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davaya konu taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinin geçersiz bir sözleşme olduğunu, müvekkilinin babası olan muris K7’den müvekkiline düşen hisseler açısından taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi ile satış yapılıyor gibi gösterilmiş ise de aslında bağışlama yapılmış olması sebebiyle bu sözleşmenin muvazaalı bir sözleşme olduğunu, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı olarak müvekkiline hiçbir şekilde para da ödemediğini, müvekkilinin bu satıştan hiçbir şekilde haberdar edilmediğini, müvekkilinin annesi olan K8’den müvekkiline miras yoluyla kalan hisseler açısından ise taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinde satıcı olarak yer alan K4 vekili K6’in vekaletnamesinde muris K8’den intikal edecek hisseler açısından yetkili olmadığı, yetkisini aşarak bu işlemi yaptığının sabit olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu hisseleri taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanarak kendi adına tapuda tescilini istemesinin haksız olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen Davada :

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; işbu davanın Ceyhan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/280 Esas sayılı dosyasında davacı K1’in açtığı tapu iptali ve tescil davasına karşılık açıldığı için birleştirilmesini talep ettiklerini, davalılardan K6’in müvekkili davacı K4’in öz ablasının oğlu yani yeğeni olduğunu, diğer davalı K1’in ise K6’in öz oğlu olduğunu, davacının davalı öz yeğeni K6’e güvenmesi, bütün yetkilerini içerir vekaletname vermesinin doğal olduğunu, müvekkili davacı K4’in yüksek makine mühendisi olup, öğrencilik yıllarında köyünden ayrıldığını ve bir daha da köyünde hiç yaşamadığını, davacının bir dönem işlerinin bozulması sebebiyle babasından kalan tarlaları satmak istediğini, bu sebeple köyde çiftçilik işleri ile uğraşan yeğeni davalı K6’e kendi adına satış işlemi yapabilmesi için vekaletname verdiğini, satış işlemini yapan davalı K6’in vekaletname ilişkisi çerçevesinde satış bedelini müvekkiline vermesinin beklendiğini, müvekkili davacı K4’in 11 Kasım 1998 tarihli, 33957 yevmiye numaralı Adana 10. Noterliği’nde “Düzenleme Özel Vekaletname” ile davalı K6’i kendisine vekil tayin ettiğini, bu vekaletnamede müvekkili davacının babası muris K7’den kendisine intikal edecek gayrimenkullerin satış yetkisini davalı K6’e verdiğini, davalı K6’in davacı K4’in babası muris K7’den adına intikal edecek gayrimenkulleri satış yapma yetkisi almasına rağmen davacı K4’in annesi K8’den intikal edecek gayrimenkulleri de 12.11.1998 tarihinde yani vekaletnameyi aldıktan bir gün sonra öz oğlu olan ve o tarihte henüz 20 yaşında olan diğer davalı K1’e Ceyhan 2. Noterliğinde düzenlenen 12369 yevmiye nolu düzenleme şeklinde taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi ile eski TL’yle 1.500.000.000 (birmilyarbeşyüzmilyon) TL bedel karşılığında sattığını, bu bedeli nakden aldığını da bahse konu satış vaadi sözleşmesinde belirttiğini, yapılan taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinin her ne kadar satış olarak gösterilmiş ise de bunun gerçekte bir bağış sözleşmesi olduğunu, bu sebeple davalılar arasında yapılan satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu,
Tüm bu nedenlerle Ceyhan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/280 Esas sayılı dosyasında davacı K1’in açtığı tapu iptali ve tescil davasına karşılık açıldığı için birleştirilmesine karar verilmesini, terditli davalarında öncelikle vekaletnamenin kötüye kullanılması ve yetki aşımı sebebiyle taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinin iptaline karar verilmesini, iptal talebinin reddi halinde taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine konu gayrimenklulerin bugünkü rayiç bedelleri üzerinden tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;27/09/2018 tarih 2015/280 Es. 2018/189 Karar sayılı ilamı ile; asıl dava yönünden davanın kabulü ile ; – A7 mahallesi 668, 710, 750, 728 ve 792 parseller ile A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın REDDİNE, – A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77,78,79 parseller) ve 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın KABULÜ ile Adana ili Ceyhan ilçesi A7 mahallesi 119 ada 77, 78 , 79 parseller ile 112 ada 89, 90, 91 parsel sayılı taşınmazlardaki davalı K4 adına kayıtlı 1/8 paylı hisselerin İPTALİ ile davacı K1 adına tapuya KAYIT ve TESCİLİNE, Birleşen dava yönünden davanın reddine, yönelik karar verildiği, verilen kararın davalı/birleşen dosya davacısı K4 vekili tarafından istinafa taşındığı, Dairemize tevzi edildiği, Dairemizin 16/05/2019 tarih ve 2019/470 Esas 2019/575 Karar sayılı ilamı ile;
“dava konusu taşınmazların tamamının ilk tesisinden itibaren tedavüllü tapu kayıtları çıkartılmalı, özel vekaletnamede numaraları yazılı parseller ile 1998 tarihli verasete göre intikali yapılan taşınmazlar tespit edilmeli, tapu kütüğü fotokopileri de celp edilmeli, dava konusu parseller muris
K7 adına kayıtlı iseler mirasçılarına ne şekilde intikal etmiş oldukları açıkça tespit edilmeli, muris K7’ten gelen parsellerle ilgili davanın kabul edilip edilmeyeceği hususu değerlendirilmeli, vekaletnamede yazmayan parselle ilgili ret kararı verilmeli, birleşen dava dosyası yönünden ise GMSVS’nin iptali talebi ret olunsa da terditli olarak açılan davada vekaletin kötüye kullanılması ile ilgili alacak davası ve tazminat hususu değerlendirilmeli, bu konuyla ilgili gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmalı, davalı tarafın ödeme iddiası var ise bunu ispat etmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.” gerekçeleriyle kararın 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 bendi uyarınca, kaldırılmasına karar verildiği ve dosyanın mahkemesine gönderildiği ve yerel mahkemenin yeni esasına kaydının yağıldığı ve yeniden yapıldığı görülmüştür.

İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda;
28/11/2019 tarih 2019/216 Esas, 2019/343 Karar sayılı ilamı ile;

A. Asıl dava yönünden:

1-) A7 mahallesi 668, 710, 750, 728 ve 792 parseller ile A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın REDDİNE, 2-) A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77,78,79 parseller) ve 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın KABULÜ ile, Adana ili Ceyhan ilçesi A7 mahallesi 119 ada 77, 78 , 79 parseller ile 112 ada 89, 90, 91 parsel sayılı taşınmazlardaki davalı K4 adına kayıtlı 1/8 paylı hisselerin İPTALİ ile davacı K1 adına tapuya KAYIT ve TESCİLİNE,
B. Birleşen dava yönünden:

1-Davacının GMSV sözleşmesinin iptali talebinin REDDİNE, 2-) Davacının rayiç değer üzerinden tazminat talebinin KABULÜ ile A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77,78,79 parseller) ve 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) sayılı taşınmazlardaki hisse satışları nedeniyle hesaplanan toplam: 132.613,97 TL’nin davalı K6’den alınarak davacıya verilmesine, talep olmadığından faize hükmedilmesine yer olmadığına,” yönelik karar verildiği, verilen kararın taraf vekilleri tarafından istinafa taşındığı, Dairemize tevzi edildiği, Dairemizin 23/11/2020 tarih ve 2020/394 Esas 2020/1193 Karar sayılı ilamı ile;
“Hal böyle olunca Mahkemece yapılması gereken iş; Vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle açılan (karşı-birleşen) davada dava konusu parsellerdeki iptale ve satışa konu hisselerin satış tarihindeki (1998 yılı) gerçek değerleri tespit edilmeli ve bu değer üzerinden kabul yada ret kararı verilmelidir. Yine asıl dava da 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazın da yukarıda açıklandığı üzere muris
K7
‘ten geldiği gözetilerek değerlendirme yapılarak olumlu-olumsuz bir karar verilmesinden ibarettir. Bu nedenlerle istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği” gerekçeleriyle kararın 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 bendi uyarınca, kaldırılmasına karar verildiği ve dosyanın mahkemesine gönderildiği ve yerel mahkemenin yeni esasına kaydının yağıldığı ve yargılama yapıldığı görülmüştür.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda;

Asıl dava, GMSV sözleşmesi gereğince tapu iptali ve tescil, birleşen dava GMSV sözleşmesinin iptali, bu mümkün olmadığı taktirde satış bedelinin rayiç değer üzerinden ödenmesi talebine ilişkindir.

BAM kaldırma ilamında belirtildiği üzere vekaletin kötüye kullanıldığı iddia edilen taşınmazların 1998 yılı rayiç değerleri konusunda ziraat ve inşaat mühendisi bilirkişiden ayrı ayrı rapor alınmıştır. Ancak ziraat bilirkişi tarafından yenileme öncesi parsellerin yüzölçümü dikkate alınarak taşınmazların tamamının değeri hesaplanmışsa da davaya konu ve iptaline karar verilen kısım taşınmazların 1/8 hisseleri olduğu dikkate alınarak birleşen davada bu değer (9.100,35 TL) üzerinden hüküm kurulmuştur. Yine A6 mahallesi 562 ada 51 parsel yönünden asıl davada davanın kabulüne karar verilmiş, bu parsel yönünden sözleşme tarihindeki rayiç değer 1.858,68 TL olarak hesaplanmıştır. Fazi talebi bulunmadığından faize hükmedilmemiştir.

Davalı K4 vekili 08/04/2021 tarihli celsedeki beyanında bazı taşınmaz intikallerinde sanki müvekkilinin annesi yokmuş gibi intikal yapıldığını ancak K8’in hissesinin ayrı gösterilmesi gerektiğini belirtmişse de davalı K4 tarafından verilen vekaletnamede, muris babası K7’in vefatı nedeniyle Ceyhan Sulh Hukuk Mahkemesin 1998/983 Esas 1998/980 Karar sayılı veraset ilamına atıf yapılarak, bu veraset ilamı gereğince adına intikali gereken sayılı taşınmazlardaki miras hak ve hisselerinin tamamının satışı konusunda diğer davalı K6 vekil tayin edilmiştir. Ceyhan Sulh Hukuk Mahkemesin 1998/983 Esas 1998/980 Karar sayılı veraset ilamında muris K7’in eşinin kendisinden sonra öldüğü belirtilmek suretiyle o tarihte mirasçıları olanlara yönelik paylaştırma yapılmıştır. Yani veraset ilamı K8 öldükten sonra alınmıştır. Davalı K4 da bu veraset ilamı uyarınca babası K7’den adına intikal edecek hisselerini satmıştır. Bu anlamda hisse durumu ve GMSV sözleşmesi gereğince yapılan satış işleminde hata bulunmamaktadır.

A. Asıl dava yönünden:

1-) A7 mahallesi 668, 710, 750, 728 ve 792 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın REDDİNE, 2-) A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77,78,79 parseller), 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın KABULÜ ile, Adana ili Ceyhan ilçesi A7 mahallesi 119 ada 77, 78 , 79 parseller ile 112 ada 89, 90, 91 parsel ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlardaki davalı K4 adına kayıtlı 1/8 paylı hisselerin İPTALİ ile davacı K1 adına tapuya KAYIT ve TESCİLİNE,
B. Birleşen dava yönünden:

1-) Davacının GMSV sözleşmesinin iptali talebinin REDDİNE, 2-) Davacının tazminat talebinin KABULÜ ile A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77, 78, 79 parseller), 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlardaki hisse satışları nedeniyle hesaplanan toplam: 10.959,03-TL ‘nin davalı K6’den alınarak davacıya verilmesine, talep olmadığından faize hükmedilmesine yer olmadığına, yönelik karar verilmiştir.

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN:

İstinaf yoluna Davacı-karşı/birleşen davalı K1, birleşen dosya-Davalı K6 ve Davalı/Karşı-birleşen dosya Davacı K4 vekili ayrı ayrıbaşvurmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

A) Davacı-karşı/birleşen dosya davalı K1 istinaf dilekçesinde özetle;

Adana Bölge Adliye 1. Hukuk Dairesi 2019/470 E -2019/575 Karar sayılı kararı ile Ceyhan 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/280 E 2018/189 K sayılı kararını bozarak kaldırdığını, bu bozma kararında bozmaya esas teşkil eden gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin itiraza ve iptale resmi bir senet olduğu için konu edilemeyeceği ancak, satışı düzenleyen ve satışa yetki veren noter vekaletnamesinde 668 parsel nolu taşınmazla ilgili olarak satıcı K6 yetkili olmadığı halde bu parselde noter senedinde K1’e sattığı için satışın iptal edilebileceğini belirttiğini, bir diğer husus davalı yanın karşılıklı açtığı dava ile ilgili olarak talep edilen tazminatın bilirkişi mağrifetiyle hesap edilmesi belirtilmesine rağmen hiçbir şekilde bilirkişi incelemesi yapılmadan bir karar verildiğini, bu durum karşısında yerel mahkeme hayali bir tazminata hükmettiğini, Bölge Adliye 1. Hukuk Dairesinin 2019/470 E 2019/575 K sayılı kararının delillerin değerlendirilmesi bölümünde 4/5 sayfasında gayrimenkul satış vadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürmenin yersiz olduğunu, buna rağmen yerel mahkeme kararında 668, 710, 750, 728 ve 729 parseller ile A6 Mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davanın reddine karar verildiğini, bu kararla istinaf mahkemesinin kararına karşı bir durum ortaya çıktığını, 668 parselle ilgili istinaf mahkemesinin kararını anlamak mümkün olmakla beraber diğer parselle ilgili davanın reddine karar verilmesinin tamamen yanlış bir karar olduğunu, yerel mahkemenin en önemli yanlışı ve eksiği Sulh Hukuk Mahkemesinin 1998/983 E-1998/980 kararını ve Adana 10. Noterliğince düzenlenen 12369 yevmiye nolu özel vekaletname ile K6’e verilen yetkileri ve nüansları gözden kaçırmış olması olduğunu, bütün bu hususlar göz önüne alındığında yerel mahkemenin müvekkili aleyhine kurduğu 2019/216 E. 2019/343 K. sayılı kararının bozulmasını temin için İstinaf yoluna başvurduklarını, yukarıda sundukları nedenlerden yerel mahkemenin müvekkili aleyhine kurduğu kararının kaldırılmasını- bozulmasını talep etmiştir.

B) Birleşen dosya; davalı
K6 istinaf dilekçesinde özetle;

Adana 10. Noterliğince verilen 33957 yevmiye nolu özel vekaletname ve akabinde bu özel vekaletnameye göre tanzim edilen 12359 Yevmiye nosu ile Ceyhan 2.Noterliğince tanzim edilen satış vaadi senedi ile verilen yetkileri kullanarak davaya konu parselleri K1 ‘e davalı K4’in talimatı üzerine sattığını ve parasını da kendisine verdiğini, bu satıştan yaklaşık 20 sene sonra görülen tescil davası üzerine kendisine karşı öz yeğeni K4 tazminat davası açarak kendisini bir kısım tazminata ve vekalet ücretine mahkum ettirdiğini, aradan 20 sene geçmiş satış parasını ödemediği iddiasının hiçbir tutarlı tarafı olmadığını, bu konuyla ilgili olarak ne Adli Makamlara ne de Güvenlik Birimlerine bir şikayeti olmadığını, kaldı ki bu olayda dava müruru zamanı olduğunu, bu nedenle yerel mahkeme kararının özellikle zamanaşımı da göz önüne alınarak ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C)

Davalı/Karşı-birleşen dosya Davacı K4 vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının davalı-karşı davacı müvekkili lehine ortadan kaldırılması talep ettiklerini,
Adana BAM 1. Hukuk Dairesinin 2020
/
394 Esas-2020/1193 Karar sayılı ve yine aynı dairenin 2019/470 Esas-2019/575 Karar sayılı ilamında da kabul gördüğü üzere; 11/11/1998 tarihinde davalı-karşı davacı müvekkili tarafından verilen özel vekaletnamenin 2.sayfasında parsellerin tek tek sayıldığı ve vekaletnamede yazan parseller dışında davacı-karşı davalının satış yetkisinin olduğu ve aynı vekaletnamede muris K7’den gelen miras hak ve hisselerini satması konusunda yetki verildiği, müvekkilinin annesi K8’den intikal eden hisselerin dava konusu olmayacağının açık olduğunu,
23.01.2014 tarih, 715 Yevmiye nolu tescil talebi, Ceyhan Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/546 Esas-2013/248 Karar sayılı ilamı doğrultusunda istendiğini, Ceyhan Tapu Müdürlüğünce gerçekleşen intikal işlemi, işbu bahsi geçen karar tarihinde muris K8 vefat etmiş olduğundan sanki yokmuş gibi gerçekleştiğini, her ne kadar intikal işlemi hisse miktarı yönünden doğru hesaplanmış ise de muris K7’den davalı-karşı davacı müvekkiline 3/32 hissenin intikal edeceği, 1/32 hissenin anne K8’den dolayı müvekkili ve diğer mirasçılara intikal edeceğinin açık olduğunu, hal böyle iken yerel mahkemece 1/8 hissenin davacı K1 adına kayıt ve tesciline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Yerel mahkemece, davalı-karşı davacı müvekkilin davalı K6’e 1998 tarihinde verdiği vekaletnamenin murisi olan annesi K8’in vefatından sonra verildiği, davalı-karşı davacı müvekkilin bu hususu bilerek özel vekaletname verdiğini, verilen vekaletnamenin Ceyhan Sulh Hukuk Mahkemesince muris K7’e ait olan 1998/983 Esas-1998/980 Karar sayılı ilamı ile sınırlanmış olduğu gerekçesiyle kayıt ve tesciline karar verilen hisse miktarını tapu kayıtlarında yer aldığı gibi 1/8 olarak belirlemiş, bu yönde kabul kararı kurduğunu,
Yerel mahkeme dosyasının istinaf incelemesini yapan Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin ilgili kararlarında ve yerel mahkemecede kabul görüldüğü üzere, müvekkilin 1998 tarihli vekaletnamede “özel yetki” verdiği ve yalnızca murisi K7’den intikal eden ve edecek olan hisse miktarlarının devri için davalı K6’i vekil kıldığının açık olduğunu, Davalı K6, muris K8’den gelen hisse miktarının devri konusunda yetkili olmadığını, Yerel mahkemece yapılan yargılama bu husus dikkate alınmadan, bilirkişi marifetiyle muris K8’den gelecek olan hisse miktarları belirlenmeden asıl davada eski 622, 623 Parsel ile A6 Mahallesi 562 Parsel 51 Parsel yönünden verilen kabul kararının hakkaniyetli olmadığı kanaatinde olduklarını, dava konusu edilen eski parsellerin revizyon gördüğünü,
Yerel mahkeme dosyasına alınan vekaletnamede, sadece parsel numaraları belirtilen taşınmazlarla ilgili işlemlerin daha kolay yapılabilmesi adına müvekkili öz yeğeni K6’e bir özel vekaletname verdiğini, müvekkilinin bu vekaletnamede özellikle parsel numaralarının tek tek yazılmasını istemesinin sebebi sadece muris babası K7’den intikal edecek olan taşınmazlarla ilgili işlem yapılmasını istemesinden olduğunu, bu isteğinin ötesinde oluşabilecek hak kayıplarını önleyebilmek adına bilhassa özel vekaletname düzenlenmiş olduğunu, iş bu vekaletnameyi öz yeğenine duyduğu güven ilişkisinden dolayı verdiğini, vekaletnamenin, ‘’taşınmaz satış vaadi’’ sözleşmeleriyle alakalı kısmında özellikle parsel numaralarının yazılmamış olması vekil K6’e müvekkili adına intikal edecek henüz doğmamış, hakkı olan tüm parseller üzerinde işlem yapma hakkı veremeyeceğini, tek tek parsel numaralarını vermiş olduğu vekaletnameye yazdırmak istemeyeceğini, işbu sebeplerle K1 ve K6’in verilen özel yetkinin Ceyhan Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.11.1998 tarih, 1998/983 Esas, 1998/980 Karar sayılı veraset ilamının muris K7’e ait olduğu, davalı K6’in yalnızca müvekkilinin murisi K7’den intikal edecek olan taşınmazlar için vekil tayin edildiği su götürmez bir gerçek olduğunu, yerel mahkemece davaya konu taşınmazların takyidatlı tapu kayıtları dosya arasına alınmış, hangi taşınmazların muris K7’den intikal ettiği titizlikle araştırılmış lakin muris K7’den geçmesi gereken hisse miktarı yanlış hesaplanarak, hüküm 1/8 hissenin davacı K1 adına kayıt ve tesciline karar verildiğini,
Yukarıda izah ettikleri ve re’sen incelenecek sebeplerden dolayı yerel mahkemece verilen asıl ve karşı davada kurulan hükmün müvekkili davalı-karşı davacı lehine ortadan kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki, ”

Asıl Dava;

Satış Vaadi Sözleşmesinden Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil,
Birleşen Dava;

Terditli olarak, Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedenine Dayalı Satış Vaadi Sözleşmesinin İptali, bunun mümkün olmaması halinde ise taşınmazların rayiç bedellerinin ödenmesi istemine ilişkindir.

Dairemizin kaldırma kararları sonrasında İDM yeniden yargılama yapılarak davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.

Somut olayda;

Asıl davada; davacı K1, Gayrimenkul Satış Vaadine Dayalı Tapu İptali Tescil talebinde bulunduğu, birleşen dosyada ise davacı K4, Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedenine Dayalı Satış Vaadi Sözleşmesinin İptali, bunun mümkün olmaması halinde ise taşınmazların rayiç bedellerinin ödenmesi talebinde bulunduğu, dairemizin kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda;

A sıl dava yönünden:

A7 mahallesi 668, 710, 750, 728 ve 792 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın REDDİNE, A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77,78,79 parseller), 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın KABULÜNE,
Birleşen dava yönünden:

Davacının GMSV sözleşmesinin iptali talebinin REDDİNE, Davacının tazminat talebinin KABULÜ ile A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77, 78, 79 parseller), 623 parsel (112 ada 89,90,91 parseller) ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlardaki hisse satışları nedeniyle hesaplanan toplam: 10.959,03-TL ‘nin davalı K6’den alınarak davacıya verilmesine, talep olmadığından faize hükmedilmesine yer olmadığına, yönelik karar verildiği, verilen kararın Davacı-karşı davalı K1, Davalı K6 ve Davalı/Karşı Davacı K4 vekili ayrı ayrıistinafa başvurmuştur.
** GMSVS yönünden;

Kaynağını Türk Borçlar Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk B.K. 237. maddesi ile Türk MK. 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde TMK 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.

Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 146. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.

Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil davalarının kabulü için aranacak ilk husus, sözleşmenin ifa olanağının bulunup bulunmadığıdır. Elbirliği ortaklığına (iştirak halinde mülkiyete) konu bir taşınmazda elbirliği ortaklarından birinin, miras payını, ortaklık dışı bir kişiye satmayı vaat etmesi halinde sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerlidir. Ancak elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. Fakat elbirliği ortaklığına dahil paydaşlar arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapılmışsa; iştirak bozulmamak kaydıyla satıcı elbirliği ortağının payının alıcı elbirliği ortağının payına ilave edilmek suretiyle satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı vardır.
(Bknz.

Yargıtay
14.
H
. D.’nin
2016/661
Esas,
2018/5376
Kar. S. ilamı,
Y argıtay
14
.

H.
D.’nin
2017/3627
E sas,
2017/7555 karar sayılı ilamı)

Kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması için vaat borçlusunun satış vaadinin yapıldığı tarihte tapuda kayıtlı taşınmazın maliki olması gerekmez. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği hiçbir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez. Satış vaadi sözleşmelerinde, satış vaat eden sözleşmede devir tarihi olarak belirtilen tarihte sözleşme konusu taşınmazı satış vaadedilene devretmekle yükümlüdür. Satış vaat eden devir sırasında taşınmaza malik değilse ve sözleşmeden kaynaklı borcunu ifa edemezse Borçlar Kanununun ifa imkansızlığı ve borca aykırılık hükümleri gereği tazminata mahkum edilir.
(Bknz.

Yargıtay
14.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/14132
Esas,
2019/6133
Karar sayılı ilamı)

Satış vaadi sözleşmesinin geçerli olabilmesi için satış vaadine konu gayrimenkulün sözleşmede belirtilmesinde zorunluluk bulunmamaktadır. Taşınmazların belirli veya belirlenebilir olması gerekli ve yeterlidir. Bu nedenle, satışı vaat olunan taşınmazın genel ve kapsamlı bir anlatımla sözleşmede yazılı olması ve arazide belli edilebilir olması durumunda belirlilik şartının gerçekleşmiş bulunduğu kabul edilmelidir.
(Bknz.

Yargıtay
14.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2015/13509
Esas,
2015/11639
Karar sayılı ilamı)
** Vekaletin Kötüye Kullanılması yönünden;

Bilindiği gibi, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu
, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 2. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/14841 Esas, 2017/244 Karar sayılı ilamı)

Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.

Diğer taraftan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre ”

Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz
” biçiminde öngörülmüştür.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2017/335
Esas,
2020/2469
Karar sayılı ilamı)

Yargıtay 13.H.D.’nin
2016/11766
Esas-
2017/10563
Karar sayılı ilamında;

Dava, vekaletin kötüye kullanılması nedeni ile alacak istemine ilişkindir
. Davacılar, müşterek murislerinin payına düşen taşınmaz hissesinin 1987 yılında vekaleten satılması neticesi paylarına düşen bedelin ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalı ise bedelin nakden ödediğini, ancak murisle kardeş olmaları nedeniyle ödemeye ilişkin belge almadığını savunmuştur. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalı hesap verdiğini ispat edememiştir. Bu noktada davacılar alacak isteminde haklıdırlar. Mahkemece ilk olarak alınan 12/03/2014 tarihli heyet halinde düzenlenen bilirkişi raporunda taşınmazın satış tarihi olan 26/08/1987 tarihinde gerçek değerinin 2160 Türk Lirası olduğu murisin payına düşen değerin ise 540 TL olduğu belirtilmiştir.

Uyuşmazlıkta hükme esas alınacak değer, davaya konu hissenin ancak satış tarihindeki gerçek değeridir
.

Mahkemece, belirlenen satış tarihindeki bu gerçek değere hükmedilmesi gerekirken resmi satış akdinde geçen bedelin denkleştirici adalet sistemine göre uyarlanmış sonucuna hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
” gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 13.H.D.’nin
201
2
/
26645
Esas-
201
3
/
2
0
932 Karar sayılı ilamında;

Yukarıda açıklandığı üzere vekalet akdinde ispat yükü, vekile aittir ve yaptığı işlerin hesabını vermeye zorunludur. Hal böyle olunca davacıya ait hissenin satış tarihi itibari ile gerçek değerinin tespit edildikten sonra davalının ödemeyle ilgili delilleri sorulup hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
.” Gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 13.H.D.’nin
201
0
/
16766
Esas. 2011
/12130
Karar sayılı ilamında;
“.
..
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda davacıların hisselerine düşen değer belirlenirken arsaların dava tarihindeki raiç değerleri belirlenmiş ve mahkemecede bu değerler kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Oysaki vekili, vekaleten satış yaptığı tarihteki gereçek değerlerden sorumludur. Bir başka deyişle davalıların sorumlulukları taşınmazların vekaleten satıldıkları tarihteki gerçek değerlerine isabet eden miktar kadardır. Mahkemece davalıranı sorumlukularının satış tarihindeki gerçek değer olduğu kabul edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, dava tarihindeki değerler esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. ……

Davacıların temyiz itirazlarının incelenmesinde; BK’nun 392.maddesi uyarınca vekil zimmetinde kalan paranın faizine vermeye mecbur olup, almış olduğu şeyin müvekkiline vermek zorunda olduğu için faizin başlangıç tarihi satış tarihidir
” şeklindeki gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
** Dosyanın incelenmesinde, 11/11/1998 tarihinde K4’in düzenleme özel vekaletname ile Ceyhan Sulh Hukuk Mahkemesinden verilme 05/11/1998 tarihli ve 1998/983-980 E-K sayılı veraset ilamı (muris K7’e ait) mucibince adına intikal etmesi gereken Ceyhan, A6 mahallesi 562 ada, 51 parsel, A7 köyü 622 parsel, 623 parsel, 710 parsel, 728 parsel, 792 parsel ve 750 parselde kayıtlı gayrimenkullerdeki miras hak ve hisselerinin tamamını satışı ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapması konusunda K6’e yetki verdiği, işbu vekaletname uyarınca 12/11/1998 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile K4’e vekaleten K6 562 ada 51 parsel, 622, 623, 668, 710, 728, 792 ve 750 parsel sayılı taşınmazlardaki K4’in hisselerini K1’e toplam 1.500.000.000 TL bedelle satmayı vaat ettiği, parasını peşin olarak aldığını belirttiği görülmüştür.

K4 vekili K6’in 11/11/1998 tarihli vekalet ile yukarıda belirtilen 562 ada 51 parsel, 622, 623,
668,
710, 728, 792 ve 750 parsel sayılı taşınmazları oğlu olan K1’e vekaletten bir gün sonra GMSVS ile sattığı, ancak özel vekaletnamede 668 parsel ile ilgili satış yetkisi verilmediği halde bu parsel ile ilgili de satış yapıldığı anlaşılmıştır.

Davalı yazılı savunmalarında, G.M.S.V.Sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürmüş isede, davalı K4 tarafından verilmiş özel vekaletname ile yapılmış geçerli (668 parsel dışında) bir GMSVS vardır. Bu yöne ilişkin itirazları yersizdir.

Davalı tarafından verilen 11/11/1998 tarihli vekaletnamenin 2.sayfasında parseller sayıldıktan sonra
“miktarındaki tarla vasfına haiz gayrimenkullerdeki miras hak ve hisselerimin tamamını intikalden önce veya sonra dilediğine dilediği bedel ve koşullarda toptan veya parça parça, hisseli veya hissesiz olarak satmaya, satış bedellerini almaya….” şeklinde yazılmış olduğu, dolasıyla vekaletnamede yazılı parseller dışında vekilin satış yetkisinin olmadığı açıktır. Ancak, 11/11/1998 tarihli vekaletnamede yine açıkça yazılı olduğu üzere muris K7’den gelen miras hak ve hisselerini satması konusunda yetki verdiği anlaşılmaktadır. Anne K8’dan gelen hisselerin satışı ile ilgili bir yetki verilmiş değildir.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince
; mahkemece yapılan yargılamaya ve toplanan delillere ve değerlendirmeye göre verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmamaktadır. Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda inceleme ve araştırmalar yapılmış olop, vekaletin kötüye kullanılması ile ilgili olarak taşınmazların satış tarihi itibariyle değerleri tespit edilmiş ve sonucuna göre değerlendirme yapılarak karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesi kararı taraflarca istinafa taşınmış ise de verilen kararda usul ve esas yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından tarafların istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

Ancak kamu düzeni yönünden yapılan inceleme neticesinde, asıl dava yönünden kısmen kabul edilen kısım üzerinden harç alınması gerekirken harçla ilgili hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır
. Harç alınmasına yönelik olarak yapılan incelemede, yeniden yargılamayı gerektiren bir husus bulunmadığından dairemizce resen düzeltilebilecek hususlardandır.
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesinde; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzeltilerek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Asıl davada, tapu iptali ve tescil kararı verilen hisselerin toplam değeri 149.320,22 TL olup bu değer üzerinden harç alınmasına karar verilmesi gerekir.

Bu nedenlerle istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 bendi uyarınca, kısmen kabul edilerek kararın kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerektiği kanaat ve görüşüne varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Tarafların istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kısmen (kamu düzeni yönünden) kabulü ile Ceyhan 3.
Asliye Hukuk
M ahkemesi
‘nin 20/05/2021 tarih ve 2020/
224 Esas,
2021/11
0 Karar sayılı kararının ortadan KALDIRILMASINA, yerine aşağıdaki hükmün tesisine;

A

Asıl dava yönünden:

a)-
Adana ili Ceyhan ilçesi, A7 mahallesi 668, 710, 750, 728 ve 792 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın REDDİNE,

b)-
Adana ili Ceyhan ilçesi; A7 mahallesi
622 parsel
(yeni 119 ada 77, 78, 79 parseller)
,
623 parsel
(112 ada 89, 90, 91 parseller) ve A6 mahallesi
562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlara yönelik açılan davanın KABULÜ ile,
Adana ili Ceyhan ilçesi A7 mahallesi 119 ada 77, 78, 79 parseller ile 112 ada 89, 90, 91 parseller ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlardaki davalı K4 adına kayıtlı 1/8 paylı hisselerin İPTALİ ile davacı K1 adına tapuya KAYIT ve TESCİLİNE,

c)-
Asıl davada kabul edilen parsellerdeki hisselerin değeri (149.320,22 TL) üzerinden Harçlar K. uyarınca alınması gereken 10.200,06 TL karar ve ilam harcından
, asıl davada yatırılan peşin ve tamamlama harcı olmak üzere toplam 6.415,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.784,36 TL harcın asıl davada davalı K4’den alınarak
HAZİNEYE İRAD KAYDINA, d
)-
Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kabul edilen dava değeri (149.320,22 TL) üzerinden hesaplanan
23.398,00 TL nispi vekalet ücretinin davalı K4’den alınarak davacıya verilmesine,

e)-
Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden ve davanın reddedilen kısmın değeri (60.979,00 TL) üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan
9.756,64 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı K4’e verilmesine,

f)-
Asıl davada, davacı tarafından peşin ve tamamlama harcı olarak yatırılan toplam 6.415,70 TL’nin davalı K4’den alınarak davacıya verilmesine.

Davacı tarafından yapılan; 27,70 TL başvuru harcı, 221,80 TL keşif harcı, 739,18 TL posta ve tebligat gideri, 2.350,00 TL bilirkişi ücreti, 250,00 TL araç ücreti olmak üzere toplam 3.588,68 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranı (%71 kabul) dikkate alınmak suretiyle
2.547,96 TL’sinin asıl dava davalısı K4’den alınarak davacı K1’e verilmesine, bakiye yargılama giderinin asıl dava davacısı üzerinde bırakılmasına,

g)
– Taraflarca mahkeme veznesine yatırılan gider avansından harcaması yapılan kısmın mahsubu ile HMK’nun 333. maddesi gereğince, yapılacak tebligat masrafları da düşüldükten sonra bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
B. Birleşen dava yönünden: a
)- a1-
Davacının GMSV sözleşmesinin iptali talebinin REDDİNE, a

2-
Davacının, davalı K1’e yönelik davasının reddine. b
)-
Davacının vekaletin kötüye kullanılmasına dayalı tazminat talebinin KABULÜ ile A7 mahallesi 622 parsel (yeni 119 ada 77,78,79 parseller), 623 parsel (112 ada 89, 90, 91 parseller) ve A6 mahallesi 562 ada 51 parsel sayılı taşınmazlardaki hisse satışları nedeniyle hesaplanan toplam:
10.959,03-TL ‘nin davalı K6’den alınarak davacıya verilmesine, talep olmadığından faize hükmedilmesine yer olmadığına, c
)-
Birleşen davada alınması gereken 748,61 TL karar ve ilam harcının birleşen davada peşin olarak alınan 27,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 720,91 TL harcın birleşen davada davalı K6’den alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA, d
)-
Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 9.200,00 TL nispi vekalet ücretinin davalı K6’den alınarak davacıya verilmesine,

e)-
Birleşen dava davacısı tarafından yapılan 157,60 TL harç, 230,73 TL posta, tebligat ücreti olmak üzere toplam 388,33 TL yargılama giderinin birleşen dava davalısı K6’den alınarak birleşen dava davacısı K4’e verilmesine,

f)

Taraflarca mahkeme veznesine yatırılan gider avansından harcaması yapılan kısmın mahsubu ile HMK’nun 333. maddesi gereğince, yapılacak tebligat masrafları da düşüldükten sonra bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,

2-
İstinaf talebi kısmen kabul edildiğinden (kamu düzeni yönünden) ve İDM kararı kaldırılıp yeniden karar verildiğinden istinafa gelen taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde istinaf eden taraflara iadesine,
3

Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
4

İstinaf eden taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

5-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 31/01/2023

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!