Adana BAM, 1. HD., E. 2020/591 K. 2020/1321 T. 11.12.2020

İlgili HMK madde: HMK Madde 12
İlgili madde: TMK Madde 545

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVA
NIN KONUSU
:

Tapu İptali Ve Tescil (Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Aykırılık Nedeniyle)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı ve bir kısım davalılar vekili istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalıların murisi K4 arasında Adana 17. Noterliği’nin 16/01/2015 tarihli 2333 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşme ile davacının ölünceye kadar bakma edimini ve K4’nin de adına kayıtlı taşınmazlar ile banka hesaplarındaki paraların devrini üstlendiğini, 01/06/2017 tarihinde taşınmazların davalılara intikal ettiğini, davacının edimini yerine getirdiğini beyanla dava konusu Adana İli, Karaisalı İlçesi, A1 Köyünde bulunan 193, 207, 261, 51, 262, 153, 68 parsel sayılı taşınmazlar ile A2 Köyü 1193 parsel sayılı taşınmaz davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar
K1
,
K2 ve K3 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iki taraflı borç yükleyen, ivazlı bir sözleşme olduğunu, bakım borçlusunun söz konusu bakım sözleşmesini hangi şartlar altında tanzim ettiğinin, tanzim edilen bakım sözleşmesindeki edimlerini tam olarak yerine getirip getirmediğinin ve devredilen malın tüm mala oranı gibi hususların titizlikle irdelenmesi gerektiğini, miras bırakanın ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.

Davalı
K5 vasisi
K6 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; muris K4’nin dava konusu ölünceye kadar bakma sözleşmesinden iki gün sonra vefat ettiğini, murisin sağlığında davacının murisin malvarlığına, ziynet eşyalarına ve parasına elkoyduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde; dava, ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 611. maddesinde düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. Kanunun 612. maddesi ile ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerliliği miras sözleşmesi şeklinde yapılmasına bağlı tutulmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun 532 ve 545. maddeleri de birlikte değerlendirildiğinde ölünceye kadar bakma sözleşmesinin sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli huzurunda resmi şekilde yapılması gerektiği sonucuna ulaşılacaktır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2014/8376 Esas 2015/570 Karar sayılı kararına göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında bakım alcaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdürler. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde tapu iptali ve tescil davası, bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açılır. Bakım alacaklısının mirasçılarının, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunması, sözleşmenin bakım borcu yerine getirilmediği iddiasıyla feshini isteme hakkı bakım alacaklısının sağlığında kullanılması gereken bir hak olduğundan dinlenmez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/18676 Esas 2018/14177 Karar sayılı kararına göre ölünceye kadar bakma sözleşmesinin söz konusu olduğu hallerde sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaalı olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise) bu takdirde akdin ivazlı olduğundan söz edilemez, akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bakım alacaklısının mirasçıları da sözleşmenin mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak düzenlendiğini her zaman ileri sürebilir.

Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaalı olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.

Somut olayda, muris K4 ile davacı K7 arasında noterde düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi akdedildiği, bu anlamda sözleşmenin geçerli şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacının bakım borcunu yerine getirmediği ileri sürülmüş ise de bu iddianın bakım alacaklısının sağlığında ileri sürülmesi gerektiğinden bu yöndeki iddialara itibar edilmemiştir. Yargıtay içtihatları ışığında bakım ihtiyacının zorunlu olmadığı, bakım alacaklısının sözleşmeden çok kısa bir süre sonra vefat etmesinin önemli olmadığı ve tüm bu yönleriyle sözleşmenin sonuçlarını geçerli bir şekilde doğurabileceği kanaatine varılmıştır. Ne var ki tanık beyanları dikkate alındığında murise bir müddet yeğeni K8’ün bakmış olması, murisin bakımı için gereken masrafların tamamının davacı tarafından karşılanmayıp bir kısmının muris tarafından karşılanmış olması, murisin ölünceye kadar bakma sözleşmesinin akdedilmesinden önce 23 adet taşınmazını satmış olması, geri kalan 9 taşınmazından 8’inin davacıya devrini üstlenmiş olması, devri üstlenilen taşınmazların tüm malvarlığına oranının makul bir seviyede kalmaması karşısında mal kaçırma amacının ve muvazaanın bulunduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen usul ve yasaya, Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına aykır olduğunu,dosyada mevcut tüm bilgi ve belgelerden, davacı ile muris arasında yapılan ölünceye kadar bakma aktinin şeklen geçerli bulunduğu, davacının akit gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği toplanan deliller ve tanık anlatımlarıyla sabit olduğunu, her ne kadar davalı taraf “murisin sağlık durumuna ilişkin belgelerin celp edilmediğini, muvazaaya ilişkin delillerin toplanmadığını, diğer taşınmazların araştırılmadığını, devrin bakım borcunun karşılığını ve makul ölçüleri aştığını, tanık K8’ün beyanında murise kendisinin baktığını söylediğini, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını sözleşmenin ölümden 1 gün önce yapıldığını, hile ile kandırıldığını, bütün malları ve paralarının alındığını, belirterek davanın reddini talep etmiş bulunsalar da davalı tarafın iş bu iddiaları hukuki mesnetten yoksun olup, reddinin gerektiğini,
İstinaf yoluna başvuran bir kısım davalılar vekili dilekçesinde özetle
; davacı tarafça dava değeri ıslah edilmesine rağmen yerel mahkemece lehlerine maktu vekalet ücreti hükmedildiğini, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, bu hususlardan dolayı yerel mahkeme kararının düzeltilerek lehlerine nispi vekalet ücreti hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, ölünceye kadar bakım hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davalıların bir kısmı muvazaa ve hile iddiasında bulunmuşlardır.

Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün Türk Hukukunda büyük yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.

Muris muvazaası da taraf muvazaası gibi pozitif hukukumuzda ayrıntılı biçimde düzenlenmemiş, sadece Borçlar Kanunu’nun 18. Maddesinde nispi (nevsuf-vasıflı) muvazaa olarak soyut bir şekilde hükme bağlanmıştır. Ancak bu yönde pek çok davaların bulunması, toplumun gereksinmeleri ve zorlanmaları ile, muris muvazaası gerek öğretide ve gerekse uygulamada geniş boyutları ile ele alınmış, bu yönde görüş ve kurallar geliştirilmiştir.

Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, miras bırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşımaktadır.

Muris muvazaası da öteki nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaalar gibi dört unsurdan oluşur: a- Görünüşteki sözleşme: Miras bırakanın, mirasçıdan mal kaçırmak, onların kendilerinden mal kaçırıldığı yönünde yapacakları itirazları, açacakları davaları önlemek, başka bir anlatımla onları aldatmak için, karşı taraf ile anlaşarak, gerçek iradesine uygun düşmeyecek ve hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacak biçimde düzenlediği sözleşmeye görünüşteki sözleşme denir. b- Üçüncü şahısları (Mirasçıları) aldatmak amacı: Muris muvazaasına bu açıdan bakıldığında, öteki nispi muvazaalardan farkı mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık anlatımıyla, muris muvazaasında aldatmak isteyen (muvazaalı işlem yapan) miras bırakan, aldatılmak istenen ise mirasçıdır. Oysa muris muvazaası dışında kalan mutlak ve nispi muvazaalarda aldatılmak istenen üçüncü kişinin mirasçı olması şart değildir.

Muvazaalı sözleşme yapıldığı sırada mal kaçırılmak, aldatılmak istenen bir mirasçının veya mirasçıların bulunması, aldatmak amacının (kastının) gerçekleşmesi için yeterlidir. Bu durumda miras bırakanın ölüm tarihine göre mirasçı olan ve terekeden miras hakkı alması gereken mirasçının, kendisinin henüz mirasçılık sıfatını kazanmadığı tarihte yapılan muvazaalı işleme karşı durarak, muvazaanın tespiti için dava açmakla hukuki yararının ve hakkının bulunduğu açıktır. Muvazaalı sözleşmenin yapıldığı tarihte mirasçı olmamasının muvazaa davası açma hakkına hiçbir etkisi yoktur. Esasen bir mirasçı muvazaa nedeniyle açtığı bir iptal ve tescil davası sonunda muris muvazaalı sözleşme tarihinde mirasçı olmayıp da, miras bırakanın ölüm tarihinde mirasçılık sıfatını kazanan mirasçı o taşınmazdan pay aldığına göre, kendisine, muvazaalı sözleşme tarihinde mirasçı olmaması nedeniyle dava açma hakkı tanınmaması açık bir çelişki yaratacağı gibi, hukuk mantığına da uygun düşmez.

Miras bırakan sağlığında mallarını mirasçıları arasında, makul ölçüler içerisinde, dengeli bir biçimde paylaştırmışsa, artık mirasçıdan mal kaçırmak, onları aldatmak kastı ve iradesi bulunmadığından, muris muvazaasından söz etmek mümkün olmaz.

Bu gibi temliklerde miras bırakanın amacı mirasçıdan mal kaçırmak değil, mallarını sağlığında mirasçılar arasında pay etmektir. Uygulamada “denkleştirme” olarak da tanımlanan bu paylaştırmanın kabulü için, miras bırakanın tüm mirasçılar arasında paylaştırma yapması, paylaştırmada tam bir eşitlik olmasa dahi makul ve hoşgörü ile karşılanabilecek bir denge kurması gerekir.

Miras bırakan sadece mirasçılardan birine veya birkaçına pay vermişse veya paylaştırmada makul ve hoşgörü sınırlarını aşan bir dengesizlik bulunuyorsa, paylaştırma değil mirasçıdan mal kaçırma amacı üstün tutulmuş sayılacağından, aldatmak unsuru teşekkül edecektir. Bu takdirde de pay almayan veya az pay verilen mirasçı veya mirasçıların dava açmak hakları doğacaktır.

Denkleştirmenin var olup olmadığının anlaşılabilmesi için tüm mirasçılara verilen mal ve kıymetlerin; tanık dinlemek, ilgili mercilerden bilgi ve belge istemek, tüm taraf delillerini toplamak, uzman bilirkişi aracılığı ile her bir mirasçıya verilen mal ve değerleri birbirleri ile kıyaslamak gerekir. c- Tarafların Beyanları ile iradeleri arasında isteyerek meydana metirdikleri uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşması: Muris muvazaasındaki muvazaa anlaşması, miras bırakan ile karşı taraf arasında görünüşte yapılan sözleşmenin niteliğini değiştiren sözleşmedir.

Muvazaa sözleşmesi hiçbir şekil koşuluna bağlı değildir. Yazılı yapıldığı gibi çok kez de sözlü yapılabilmektedir. Uygulamada muvazaa anlaşmasının çok zaman gizli sözleşme ile bir arada, hatta onunla iç içe yapıldığı görülmektedir. Ancak gizli sözleşme ile birlikte yapılması muvazaa sözleşmesinin ayrı bir sözleşme olması niteliğini ortadan kaldırmaz.

Gerek “taraf” gerekse “muris muvazaasında” muvazaa anlaşmasının varlığı muvazaanın oluşması için şarttır. Muvazaa anlaşmasını miras bırakan bizzat veya vekili aracılığı ile yapabilir. Miras bırakanın görünüşteki sözleşmeyi bizzat yapması, muvazaa anlaşmasını vekili aracılığı ile yapmasına engel teşkil etmez.

Muvazaa anlaşmasının görünüşteki sözleşmeden önce veya en geç onunla aynı zamanda yapılması gerekir.Daha sonra yapılan sözleşme bu muvazaa sözleşmesini değil, önceki geçerli sözleşmeyi değiştiren ikinci bir sözleşme niteliğini taşır, d- Gizli sözleşme: Muris muvazaasının son unsuru, tüm nispi muvazaalarda olduğu gibi gizli sözleşmedir. Miras bırakan malını bağış yoluyla devretmek istemekte, bu iradesine uygun bir sözleşme yapmaktadır. Ne var ki, bu sözleşmeyi gerçek iradesine uygun olmayan başka nitelikteki bir sözleşmenin arkasına gizlemektedir. Gerçek iradesine uygun olmayan, bilinen ve açıklanan sözleşmeye “görünüşteki sözleşme”, gerçek iradesine uygun olan, ancak saklanan, gizli kalan sözleşmeye de “gizli sözleşme” denmektedir.

Muris muvazaasında gizli sözleşme daima bağış sözleşmesi şeklinde yapılmaktadır. O halde muris muvazaasında öteki mirasçılardan gizlenen, malın temliki değil, temlik sözleşmesinin niteliğidir. Gizli sözleşme bulunmadığı takdirde muris muvazaasından söz etme olanağı yoktur.

Bu noktada; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli sözleşme de şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtilmelidir ki; burada yapılan temlikin gerçek yönünün, eş söyleyişle miras bırakanın irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Saklı pay sahibi olsun veya olmasın, her mirasçı mirastan mal kaçırmak amacıyla miras bırakan tarafından yapılan muvazaalı sözleşmenin geçersizliğinin tespitini, bu sözleşmeye dayanılarak bir tapu kaydı oluşmuşsa tapu kaydının iptali ile pay oranında adına tescilini veya eski hale getirilmesini (terekeye döndürülmesini) isteyebilir. Mirasçı, muvazaalı sözleşmenin dışında kaldığından ve ona karşı koyduğundan üçüncü kişi durumundadır. Her ne kadar mirasçı muvazaalı sözleşme yapan kişinin ardılı (külli halefi) ise de, miras bırakan muvazaalı sözleşme yaparak kanunen kendisine intikal etmesi gereken miras hakkına mani olup onun tamamını veya bir bölümünü başkasına intikal ettirdiğinden, bu sözleşmeye karşı koymakta, onun geçersizliğini istemektedir.

Görülüyor ki, miras bırakanın iradesi ile mirasçının yararı çatışmaktadır. Bir bakıma mirasçı kanuni hakkını miras bırakana karşı korumaya çalışmaktadır. Miras bırakanın iradesine karşı dava açmaktadır. Bu itibarla muris muvazaası davasında mirasçının üçüncü kişi sıfatayla hareket ettiği kuşkusuzdur.

Elbette miras bırakan saklı pay dışındaki mallarını kanunların öngördüğü biçimde serbestçe tasarruf etme ve başkasına dilediği gibi temlik etme hakkına sahiptir. Ancak mallarını kanuna uymayan şekilde temlik ettiği takdirde, öldükten sonra zarar gören mirasçının bu tasarrufa karşı koyma, geçersizliğinin tespitini isteme hakkının bulunduğunun da kabulü gerekir.

Öteki deyişle, miras bırakanın nasıl ki saklı pay dışındaki mallarını kanuna uygun biçimde devretme hakkı varsa, mirasçının da miras bırakanın kanuna aykırı biçimde düzenlediği ve kendisini miras hakkından yoksun bırakan hukuki tasarruflarına karşı koyma, yapılan temlik ve tescilin iptalini isteme hakkı vardır.

Asıl olan miras bırakanın terekesinin kanunlarda öngörülen şekilde mirasçılarına intikal etmesidir. Miras bırakanın saklı pay dışındaki mallarda dilediği gibi tasarruf etme hakkı varsa da, bu temliki yaparken kanunlarda öngörülen şekil koşuluna uymak zorundadır. Şekil koşuluna uyulmadığı taktirde, kanun gereği malik olacak mirasçının şekil noksanlığından dolayı bu temlikin iptalini istemekte hukuki yararı vardır.

Bununla birlikte, miras bırakan bağış sözleşmesini görünüşte satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir sözleşme arkasına gizleyerek, mirasçının saklı payını da temlik etmiştir. Miras bırakanın bu kötü niyeti ve onunla işbirliği içerisindeki karşı tarafın kötü niyete dayanan hakkı kanun tarafından korunamaz.

Muris muvazaası davası açacak kişinin muvazaalı sözleşme yapan miras bırakanın mirasçısı olması yeterlidir. Saklı pay sahibi mirasçı olması gerekmez. Dava açan mirasçı üçüncü kişi durumunda olduğundan, davasını her türlü delil ile ispat edebilir. (Eraslan Özkaya, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Seçkin yayınevi, 2. Baskı s.343-482)

Yine bilindiği gibi Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 611. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 612. ve Türk Medeni Kanunu’nun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 6.2.2008 tarihli ve 2008/14-70 2008/104 sayılı kararı)

Mahkemece toplanan delil ve belgelere göre, Adana 17. Noterliği’nin 16/01/2015 tarihli 2333 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma sözleşmesinde muris K4’nin kendisine ölünceye kadar bakması, sağlık, bakım, beslenme, barınma, giyim ve benzeri bütün giderlerini ve her türlü ihtiyaçlarını temin etmesi şartı ile kendisine ait olan Adana İli, İlçeleri, Köyleri, nahiyeleri ve mülhakatı hudutları içerisindeki taşınmazlar ile banka hesaplarındaki paraların mülkiyetinin K7’ya ait olacağını, K7’nın ise K4’ye ölünceye kadar bakmayı, onun sağlık, bakım, beslenme, barınma, giyim ve benzeri bütün giderlerini karşılamayı, her türlü ihtiyaçlarını ölünceye kadar temin etmeyi ve K4’ye ait olan taşınmazlar ile banka hesaplarındaki paraların mülkiyetinin kendisine ait olacağını kabul ettiği sözleşmenin 2 tanık huzurunda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı beyanında adına tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili talep edilmiştir.

Davalılar murise bakılmadığını kandırıldığını, hile ile kandırıldığını, işlemin muvazaalı olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, mahkemece K4 ile davacı K7 arasında noterde düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi akdedildiği, bu anlamda sözleşmenin geçerli şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacının bakım borcunu yerine getirmediği ileri sürülmüş ise de bu iddianın bakım alacaklısının sağlığında ileri sürülmesi gerektiğinden bu yöndeki iddialara itibar edilmemiştir. Yargıtay içtihatları ışığında bakım ihtiyacının zorunlu olmadığı, bakım alacaklısının sözleşmeden çok kısa bir süre sonra vefat etmesinin önemli olmadığı ve tüm bu yönleriyle sözleşmenin sonuçlarını geçerli bir şekilde doğurabileceği kanaatine varılmıştır. Ne var ki tanık beyanları dikkate alındığında murise bir müddet yeğeni K8’ün bakmış olması, murisin bakımı için gereken masrafların tamamının davacı tarafından karşılanmayıp bir kısmının muris tarafından karşılanmış olması, murisin ölünceye kadar bakma sözleşmesinin akdedilmesinden önce 23 adet taşınmazını satmış olması, geri kalan 9 taşınmazından 8’inin davacıya devrini üstlenmiş olması, devri üstlenilen taşınmazların tüm malvarlığına oranının makul bir seviyede kalmaması karşısında mal kaçırma amacının ve muvazaanın bulunduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.

Taraflar istinaf yoluna başvurmuştur.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. (TBK 611. Md.) Ölünceye kadar bakma sözleşmesi taraflara karşılıklı hak ve borçlar yükleyen ivazlı bir sözleşmedirBu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusuda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. Nitekim, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.

Bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadıkça bakım alacaklısını ailesi içine alıp, ikametgah temini besleme giydirme, hastalığında tedavi manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri ivazlı ve karşılıklı hak bahşeden ve borç yükleyen sözleşmelerdendir. Bu sözleşmelerin özelliği gereği bakım borçlusunun, bakım alacaklısına karşı olan yükümlülüklerinin iki yönü bulunmaktadır. Buna göre maddi yönden bakım alacaklısının ikametinin temini, beslemesi, giydirilmesi gibi maddi borçları yanında, manevi olarak da bakım alacaklısının kendisini güvende hissetmesini sağlama, hayatının geri kalanında ihtiyaçlarının karşılanacağı konusunda güven verme, gerekli saygı ve şefkati gösterme, diğer bir ifade ile bakım alacaklısının güven duygusunu zedeleyecek tutum ve davaranışlardan kaçınma gibi manevi yükümlülükleri vardır. Nitekim, bakım alacaklısını bu tür bir sözleşme yapmaya sevkeden esas düşüncede geleceğe ilişkin bu yöndeki kaygılarıdır. Bu kapsamda bakım borçlusunun bakım alacaklısına karşı olan tüm yükümlülüklerinin tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilerek hakkaniyete uygun olarak ve süreklilik arzedecek şekilde yerine getirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.” denilmektedir.

Davalı Hayriye davacının annesi olup davayı kabul etmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 611. ve devamı maddelerinde düzenlenen ölünceye kadar bakma akdi; âkitlerden birisinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartı ile bazı mallarının temlikini gerektiren, iki tarafa borç yükleyen talih ve tesadüfe bağlı bir akittir. Bu borç bakım alacaklısını ailesi içine alıp, ikametgah temini besleme giydirme, hastalığında tedavi manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Dosyada muris K4′ nin Adana 17. Noterliği’nin 16/01/2015 tarih, 2333 yevmiye sayılı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile adına olan bütün gayrimenkul ve paralarını kendisine ölünceye kadar bakıp gözetmek şartıyla öldükten sonra yeğeni davacıya bıraktığı, murisin 19.01.2015 tarihinde vefat ettiği, murise ait 1882 ada 448 parsel ve 10945 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarda ölümünden sonra intikal yapıldığı, Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/904 esas ve 2018/952 karar sayılı dosyasında muris adına kayıtlı iken mirasçılarına intikal eden Adana ili Seyhan ilçesi Döşeme Mahallesi 1882 ada 448 parsel ve Adana ili Seyhan ilçesi Döşeme Mahallesi 10945 ada 1 parsel sayılı taşınmazların davacı muris K4′ nin Adana 17. Noterliği’nin 16/01/2015 tarih, 2333 yevmiye sayılı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile adına olan bütün gayrimenkul ve paralarını kendisine öldükten sonra verildiğini belirterek tapu iptali tescil davası sonucunda tescile karar verildiği, davalıların istinaf yoluna başvurması nedeni ile Adana BAM 1.Hukuk Dairesi’nin 2019/485 esas 2019/596 karar sayılı ilamı kararın HMK.nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca belirtilen nedenlerle ortadan kaldırıldığı, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacının incelenmekte olan bu dava ile de Adana İli Karaisalı İlçesi A1 Köyünde bulunan 193, 207, 261, 51, 262, 153, 68 parsel sayılı taşınmazlar ile A2 Köyü 1193 parsel sayılı taşınmaz için aynı şekilde, davacı muris K4′ nin Adana 17. Noterliği’nin 16/01/2015 tarih, 2333 yevmiye sayılı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile adına olan bütün gayrimenkul ve paralarını kendisine öldükten sonra verildiğini belirterek tapu iptali tescil davası açıldığı, mahkemece davanın reddine karar anlaşılmaktadır. Her 2 davanın tarafları aynı olup ve aynı sözleşmeden kaynaklanan tapu iptali tescile ilişkin olduğu anlaşılmakla, Adana ve Karaisalı ilk derece mahkemelerince 2 farklı çelişen karar verilmiştir. Sözleşmeye konu taşınmazların 2 tanesinin Adana’da olduğu diğerlerinin Karaisalı’da olduğu aynı sözleşme uyarınca farklı yerlerde dava açıldığı, farklı karar verildiği anlaşılmakla; mahkemece bu dosyanın celbi ile toplanan deliller ile birlikte delillerin değerlendirilmesi gerektiği ,murise ait tüm taşınmazların tapu kayıtlarının celbi, bilirkişi ve tanık beyanları hep birlikte değerlendirilmek suretiyle paylaştırmanın var olup olmadığının anlaşılabilmesi için tüm mirasçılara verilen mal ve kıymetlerin; tanık dinlemek, ilgili mercilerden bilgi ve belge istemek, tüm taraf delillerini toplamak, uzman bilirkişi aracılığı ile her bir mirasçıya verilen mal ve değerleri birbirleri ile kıyaslamak ,miras bırakan bağış sözleşmesini görünüşte satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir sözleşme arkasına gizleyerek, mirasçının saklı payını da temlik ettiğinden, yapılan temlikin gerçek yönünün, eş söyleyişle miras bırakanın irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması, sözleşme yapıldığı sırada mal kaçırılmak, aldatılmak istenen bir mirasçının veya mirasçıların bulunması, aldatmak amacının (kastının) gerçekleşmesi için yeterli olmakla ,mirasçıdan mal kaçırmak, onların kendilerinden mal kaçırıldığı yönünde yapacakları itirazları, açacakları davaları önlemek, başka bir anlatımla onları aldatmak için, karşı taraf ile anlaşarak, gerçek iradesine uygun düşmeyecek ve hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacak biçimde sözleşme yapıp yapmadığının bütün mal varlığını devretmiş olmakla bakım ihtiyacının devrin makul ölçüde olup olmadığının ,sağlık durumunun ihtiyacının ölçüsünün tespiti, istinafta belirtilen hususlarda tarafların delillerinin toplanması,yine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin Esas No:2017/1710 Karar No:2020/2708 sayılı ilamında belirtildiği üzere, yetki kamu düzeniyle ilgili olup kesin yetki içeren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(HMK’nın) 12. maddesinin birinci fıkrasında, “Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.”; üçüncü fıkrasında ise, “Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.” düzenlemeleri yer almış olup; muris muvazaasından kaynaklanan tapu iptali-tescil davalarının da anılan düzenlemeler kapsamında bulunduğu açık olup her iki mahkemece birleştirme hususunun şartları varsa incelenmesi ile bu ve diğer hususların araştırılması ile karar verilmesi gerekir iken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30/01/2020 tarih ve 2017/31 Esas, 2020/12 Karar sayılı kararına karşı, davacı ve bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
İstinaf yoluna başvuran taraflarca yatırılanistinaf peşin karar harçlarının talepleri halinde kendilerine iadesine,

5-
İstinaf yoluna başvuran tarafça yapılan yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca
KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/12/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!