Adana BAM, 1. HD., E. 2020/586 K. 2020/961 T. 1.10.2020

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 285, TBK Madde 288, TBK Madde 295
İlgili madde: TMK Madde 706

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Zilyetliğe Dayalı)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, bir kısım davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı K1, davacı K2’ın babası olduğunu, davalının dava konusu Mersin ili, Akdeniz ilçesi, A2 mah, A1 mevkiinde bulunan 4.500 m² miktarlı eski 742 parselin (yeni 105 ada 1 parsel) Güney kısmında kalan ve üzerinde müvekkilinin 1990 yılında yaptırdığı evinin bulunduğu 1000 m²’lik kısmını 05/04/1992 tarihli hibe sözleşmesi gereğince ve 500 m²’lik kısmını ise haricen olmak üzere yaklaşık ve toplam 1500 m²’lik kısmını oğlu olan müvekkiline devir ve teslim ettiğini, müvekkilinin dava konusu yeri 05/04/1992 tarihinden beri iyi niyetli malik sıfatı ile kullandığını, taraflar arasında imzalan hibe sözleşmesinde davalının taşınmazın 1000 m²’sini oğluna bağışladığı ve üzerindeki evi de oğlunun yaptırıp kullandığının sözleşmede yer aldığını, ancak davalının bugüne kadar sözleşmede belirttiği gibi taşınmazın 1500 m²’sini tapuda davacı müvekkiline kötü niyetli olarak devretmediğini, dava konusu taşınmazın toplam 1500 m²’lik bölümünün tapusunun iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline, olmadığı takdirde hibe sözleşmesinde belirtilen Yüz Milyon ETL tazminatın güncel değerinin ve taşınmaz üzerindeki muhtesat ve ağaçların bedelinin tespit edilerek davacıya ödenmesinde karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının K2’ın en küçük oğlu olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği gibi bir hibenin söz konusu olmadığını, kendisinin böyle bir sözleşmeye imza atmadığını, söz konusu sözleşmede bulunan imzanın kendisine ait olmadığını, dava konusu yerdeki evi kendisinin yaptırdığını, çünkü davacı oğlunun maddi durumu iyi olmadığı için kendisinin de yaşadığı müddetçe oturması için bu evden ücret almadığını, ancak kendisinin 9 evladının olduğunu, o yerde onlarında hakkı bulunduğu için sağ olduğu sürece böyle bir bağışı kendisine yapmayacağını açıkça belirttiğini, bu nedenle davanın reddini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Dava, bağışlama nedeniyle tapu iptali ve tescil ile olmadığı taktirde tazminat talebine ilişkin olup dava konusu taşınmazın güney kısmında kalan ve üzerinde davacının yaptırdığını iddia ettiği evinin bulunduğu 1000 m²’lik kısmını 05/04/1992 tarihli hibe sözleşmesi gereğince ve 500 m²’lik kısmını ise haricen olmak üzere yaklaşık ve toplam 1500 m²’lik kısmını davalının oğlu olan davacıya hibe ettiği iddia edilmekte ise de bağışlama sözleşmelerinin düzenlendiği 6098 Sayılı TBK’nın 288/2. (818 sayılı BK’nun 238/2.) maddesi bir taşınmazın bağışlanması sözü vermenin geçerliliğinin resmi şekilde yapılmış olmasına bağlı olduğu düzenlenmiş olup dava konusu olayda söz konusu edilen 05/04/1992 tarihli hibe sözleşmesi adi yazılı şekilde yapıldığından geçerli bir bağışlama/hibe sözleşmesi değildir bu itibarla bu sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil talep edilemeyeceği gibi tazminatta talep edilemez, her ne kadar davacı taraf davalının yargılama sırasında kabul beyanının olduğunu beyan etmiş ise de davalının kabulünün şartlı olduğu, bu itibarla HMK 309/4 maddesine aykırı olduğu ve ayrıca Akdeniz Belediye Başkanlığının 24/04/2017 tarihli yazsıyla dava konusu taşınmazın ifrazının mümkün olmadığı yönündeki yazısı dikkate alındığında davacının taleplerinin yerinde olmadığı kabul edilerek davanın sübut bulmadığından reddine, yönelik karar verilmiştir.

Yerel mahkeme kararı davacı vekili tarafından istinafa gelmiş olmakla Dairemize tevzi edildiği, Dairemizin 2018/578 Esas sayılı sırasına kaydı yapılan dosyanın incelemesi sonunda 11/07/2018 tarih ve 2018/714 Karar sayılı ilamı ile ”

Mahkemece yeterli araştırma yapılmadan, tanıklar dinlenmeden ve deliller tam olarak toplanıp değerlendirilmeden karar verilmiştir. Bölünmeden hisse verilme durumu değerlendirilmemiştir. İfrazı mümkün olmasa da davacıdan sorulmak suretiyle pay verilmesini istemesi halinde hisseli olarak verilme durumunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Davalı karardan hemen sonra vefat etmiş olmakla mirasçılarının da beyanlarının alınması, delillerin toplanması, hisse verilip verilemeyeceği hususunun değerlendirilmesi, davacının iyi niyetil olup olmadığı hususunun araştırılması ve değerlendirilmesi, evin kim tarafından yapıldığı, ağaçların kim tarafından dikildiği, yine tapu iptali olmadığı takdirde diğer taleplerinin de yerinde olup olmadığı hususunda araştırma ve değerlendirme yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu yönlerden davacı tarafın istinaf taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

Bu nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği
” gerekçeleriyle kararın kaldırılmasına karar verilerek dosyanın mahkemesine gönderildiği, yerel mahkemenin 2018/667 Esas sayılı sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda;

Tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; Davalının Mersin Akdeniz A2 Mah 742 parselin 1000 m”lik kısmının yazılı 500 m2’lik kısmının haricen davacıya hibe edip etmediği ile bu nedenle davacının bu kısmın tapusunun iptalini, olmazsa sözleşmedeki 100 Milyon ETL tazminatın güncel değerini ve taşınmaz üzerindeki muhdesatların bedelini isteyip isteyemeyeceğinin belirlenmesine ilişkin olup m ahkememizin
07/02/2018 tarih ve 2015/653
E sas
2018/96 sayılı kararı Adana Bölge Adliyesi Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Başkanlığının, 2018/578 Esas ve 2018/714 Karar sayılı kararı ile kaldırılmakla yeniden yapılan yargılamada kaldırma kararındaki murisin keşif esnasında ki beyanında 1.000 m² yer vermeyi kabul ettiği yönündeki kabulüne göre ve davacının hibe edilen yerin hisse olarak verilmesini kabul etmesine göre bilirkişiden rapor alınmış buna göre aşağıdaki gibi hisseli olarak davanın 1000 m² yönünden kabulüne ve 500 m² yönünden reddine dair karar verilmiştir.

Davanın kısmen kabulü ile Mersin ili Akdeniz ilçesi A2 mah 105 ada 1 numaralı parselin tapu kaydının iptali ile 125880/445069 oranındaki hissenin davacı K2 adına, 86267/445069 oranındaki hissenin dahili davalı K3 adına, 25880/445069 oranındaki 9 adet payın davalılar K4, K5, K6, K7, K8, K9, K10, K11 ve K12 adına tapuya kayıt kayıt ve tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine, İİK 28 md gereği tapuya bildirimde bulunulmasına, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran bir kısım davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin ilk kararının doğru olduğunu, bu nedenle kararı ortadan kaldıran ilk BAM kararı ve Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/667 Esas, 2020/38 Karar sayılı ve 23.01.2020 tarihli kararının yerinde olmadığını, ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini,
Öncelikle HMK’nun “Taleple Bağlılık İlkesi” başlıklı 26. maddesinde; “(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Davacının talebi Tapu İptali ve tescil veya Yüz Milyon ETL tazminatın güncel değerinin tespiti ve tahsiline ilişkin olduğunu, fakat Ortadan Kaldırma Kararında değerlendirilmesi istenen husus değerlendirilerek Pay tesciline karar verildiğini, talep sonucunun aşıldığını, ayrıca, Yüz Milyon ETL tazminatın güncel değerinin tespiti ve tahsiline ilişkin davacı talebinin hiç değerlendirilmediğini,
Gayrımenkullerin satışı resmi şekle bağlı olup, harici sözleşmelere konulan “cezai şart” geçersiz olduğunu, ancak buradaki ceza olarak belirtilen para miktarı, tek başına bu Hibe Sözleşmesinin geçersizliğini kanıtladığını,
Davaya dayanak yapılan Hibe Sözleşmesinin hukuken sonuç bağlanmayacak sahte bir belge olduğunun gayet açık olduğunu, ayrıca Hibe Sözleşmesi üzerindeki imzayı davalı (müteveffa) açıkça inkar da ettiğini, imzanın ilk davalı ve Ortadan Kaldırmadan sonra da davalıların murisi Mahmet K8 eli ürünü olmadığı ATK Raporu ile anlaşıldığını, ayrıca söz konusu harici hibe sözleşmesinin sahte olduğu yönünde Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, Başsavcılık 2019/1863 soruşturma sayısı ile açmış olduğu soruşturma kapsamında, Yerel Mahkemeye 07/01/2020 tarihinde müzekkere yazmış ve dava dosyasında Muris Mehmet Ali AKAR’a ait imzaların bulunduğu başta harici Hibe Sözleşmesi olmak üzere 8 kalem belgeyi KRİMİNAL İNCELEME’ye gönderilmesi için Yerel Mahkemeden talep ettiğini, ancak, yerel mahkeme müzekkereye cevap dahi vermeden davayı sonuçlandırdığını,
Hibe sözleşmesinin gerçeği yansıtmadığı ceza dosyası ile anlaşılacağını, davacının kötü niyetli olduğunu, yerel mahkemenin harici hibe sözleşmesine dayanarak hisse vermesi yasa ve usule aykırı olduğunu, hibe sözleşmesinin sahte olduğunu, mahkemelerin bu belgenin içeriğine hiç önem vermeyerek pay tescilini kararlaştırması da açıkça kötüniyetin korunması olduğunu, zira davacının kötüniyetli olduğunu, kötüniyet açıkça ortaya çıkmış iken de mahkemelerce himaye edildiğini,
Mahkemece keşfe gidilmiş, keşifte beyanı alınan davalı (müteveffa) Asil;

1000 metrekare bölümdeki yeri vermeye hazırım, ancak verebileceğim bölüm arazinin herhangi bir kenarından yada bir ucundan hesaplanacak 1000 metrekare yerdir, arazimi bozacak şekilde parselimin ortasından yer veremem, parselin alt başından yani güney alt başından 1000 metrekare alsın, bunu vermeye razıyım, ancak 1500 metrekare yer veremem, parselin ortasından veremem, ayrıca davanın açılması nedeniyle avukatlık parası ve dava masrafı da veremem, razı olursa bu şekilde, razı olmazsa bildiğini yapsın” şeklinde beyanda bulunduğunu, davalı, davacının talep sonucunun tamamını veya bir kısmını kabul edebileceğini, davanın kısmen kabulünde, kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerektiğini, (HMK.m.309/3). davalının davacının talep sonucunun bir kısmını kabul etmesi halinde, talep sonucunun kabul edilmeyen diğer kısmı hakkındaki uyuşmazlık son bulmuş olmayacağını, davanın kabul edilmeyen kısmın hakkında devam edeceğini, davayı kabul ile dava konusu uyuşmazlık ve bununla dava, esastan sona ereceğini, kabul, kayıtsız ve şartsız olacağından (HMK.m.309/4) şarta bağlı kabulün geçerli olmadığını, öncelikle, davalının keşif sırasında verdiği beyan kabul anlamına gelmemekle birlikte, ayrıca şarta bağlı kabulün de geçerli olmadığını,
Zira, davalı muris (meteveffa) keşiften sonraki ilk duruşmada (25/01/2017 tarihli 4.celsede);
“Ben davayı kabul etmiyorum, böyle bir senette vermemiştim. Onu da kabul etmiyorum. Keşiften önce bana yalvardı, yakardı, ben de bu nedenle keşifte öyle bir beyanda bulundum” diyerek davacı tarafından yapılan psikolojik baskıyı da dile getirdiğini, davacı babası müteveffanın babalık duygusu istismar ettiğini,
Son olarak, davalı müteveffa yerel mahkemenin ilk kararından kısa bir süre sonra 87 yaşında vefat ettiğini, zaten, sağlık durumu iyi olmayan baba, oğlu davacının bu kötü niyetli davranışlarına daha fazla ömrü dayanamadığını, davacının kardeşlerinden mal kaçırma duygusuyla hareket ettiği apaçık ortadayken, babası adına sahte harici hibe sözleşmeleri düzenlemesi sonucunda Tapu İptal davası açması ve sonucunda da sırf psikolojik zorlamayla keşifte şartlı kabul beyanına göre yerel mahkemece davacıya bölünmeden 1000 metrekare hisse verilmesi açıkça yasa ve usule aykırı olduğunu, davalı murisin 80 yaşının üzerindeyken keşif sırasında bu şekilde bir beyan vermesi tek başına kabul anlamına gelmediğini, ayrıca, davalı babanın gerek keşif tarihinde gerekse de hibe sözleşmesini imzaladığı iddia edildiği tarihte hukuki ehliyete haiz olup olmadığını net bir şekilde bildirir sağlık raporu aldırılması gerektiği yerleşik ve güncel Yargıtay içtihatlerinde net bir şekilde vurgulandığını, (Yargıtay 1.HD. 04/08/2012 tarih ve 2012/5982 E. 2012/6496 K. Sayılı ilamı).

Bu nedenlerle ve re’sen saptanacak diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi sonucunda Ortadan Kaldırılmasına karar verilmesini vekaleten talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, bağışlama nedeniyle tapu iptali ve tescil ile olmadığı taktirde tazminat istemine ilişkindir.

Somut olayda; davacı 1992 tarihli hibe sözleşmesi ve sözlü hibe sözleşmesine dayalı olarak toplam 1500 m² (1000+500) yerin tapusunun iptali ile davacı adına tescili, olmadığı takdirde yaptırdığı evin ve ağaçların bedeli ile hibe sözleşmesinde yazılı 100 milyon ETL’nin güncel değerinin faizi ile tahsili talebinde bulunduğu, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalılar tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.

Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 285. maddesinde bağışlama sözleşmesi “bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmış, 290. maddesinde de koşullu bağışlamaya yer verilmiş buna göre; “bağışlamanın bir koşula bağlanarak” yapılabileceği ifade edilmiştir. 288. maddesinde “bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği ancak resmi şekilde yapılmış olmasına bağlıdır”, “şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde elden bağışlama hükmündedir. Ancak geçerliliği resmi şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz,” düzenlemesine yer verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 705. maddesine göre de taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706. maddesinde de taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması resmi şekilde düzenlenmiş olmalarına bağlıdır düzenlemesine yer verilerek taşınmaz mülkiyetinin devri amacıyla yapılan sözleşmelerin resmi şekilde yapılmasının geçerlilik şartı olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Öte yandan bağıştan dönme (rücu), bağışlayanın bağışlanana varması gerekli tek taraflı beyanıyla geriye yürüyerek (makable şamil) hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Bağışlanan bağışlayana veya yakınlarına karşı bir cürüm işlerse veya yasa gereği yapmakla zorunlu olduğu ödevlerini önemli surette aksatırsa yahut bağışlamayı sınırlayan ödevleri haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmezse bağışlayan bağıştan dönme(rücu) sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisindebeyanda bulunmak veya dava açmak suretiyle bağıştan dönebilir. Bağıştan dönme (rücu) 6098 sayılı T.B.K.’nun (TBK) 295. (818 sayılı Borçlar K.’nun 244.) maddesinde aynen; “Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir.

Dosya içeriğine göre tapu kayıtları incelendiğinde; dava konusu ve davalı (K1 adına kayıtlı Mersin ili, Akdeniz İlçesi, A2 Mahallesi, 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 4.550,00 m²’lik bir taşınmaz olduğu, davalı K1’ın ilk derece mahkemesinin önceki kararından bir müddet sonra vefat ettiği, mirasçılarının davaya dahil edildiği, davalı K1 keşifteki beyanında ve yazılı beyanında 1000 m² yer vereceğinin kabul ettiği, dairemizin kaldırma kararı üzerine mahkemenin hisseli olarak davanın kabulü yönünde hüküm kurduğu, verilen kararın bir kısım davalı/mirasçı tarafından istinafa taşındığı anlaşılmıştır.

Davalı taraf istinaf dilekçesinde yazılı nedenlerle ilk derece mahkemesi kararını istinafa taşımış ise de, sözlü bağış yapan kişinin davacının babası olduğu, davacının dava konusu yere davalı babasının muvafakatı ve izni üzerine 1990 yılında ev yaptığı, tanık beyanlarının bu hususu doğruladığı, dosya kapsamı itibariyle ve tanık beyanlarına göre davacının kullandığı evin davacı tarafından yapıldığı, davalı tapu maliki bir kısım beyanlarında terditli beyanlarda bulunup davayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de keşifteki mahkeme huzurunda vermiş olduğu beyanı ile 1000 m² yer vermeyi kabul ettiği, tarafların imzasını taşıyan adi yazılı sözleşmedeki imzanın davalıya ait olup olmadığı tespit edilmiş ise de sahte olduğuna dair de kesin bir kanıt bulunmamaktadır. 1000 m² yerin davacıya verildiğine dair mahkeme içi ikrar mevcuttur. Taşınmazlarla ilgili hibe ve bağış resmi şekilde yapılması gerekir ise de, davalının mahkeme içi ikrarı, tanık beyanları, davacının 1990 yılında ev yapıp kullanması ve davalının bugüne kadar ses çıkarmamış olması da göz önüne alınığında ilk derece mahkemesi kararının usu ve yasaya uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirir bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın istinaf başvurularının reddine karar verilmesi gerekir.

O hâlde; anılan bu olgular, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; bağış koşulunun yerine getirilmediğinden söz edilemeyeceği kuşkusuzdur. Aksi hâlde gerçekten basit olayların dönme (rücu) nedeni sayılması, bağıştan yararlanan kişiyi bağışlayanın devamlı baskısına maruz bırakacağı, bu durumun, hak ve adalet duygularını zedeleyeceği açıktır. (1. Hukuk Dairesi Esas No:2016/10445 Karar No:2019/3489)

Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23/01/2020 tarih ve 2018/667 Esas, 2020/38 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-
Davalıların istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 5.635,57 TL istinaf karar harcından peşin alınan 1.464,40 TL harcın mahsubu ile bakiye
4.171,17 TL harcın istinafa gelen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine’ye irat kaydına,

3-
İstinaf eden tarafca yapılan istinaf yargılama giderinin kendisi üzerinde bırakılmasına, HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5

Kararın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.01/10/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!