T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
DAVANIN KONUSU : Satış Vaadi Sözleşmesinden Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalının hissedarı olduğu dava konusu taşınmazın 197 m²’lik bölümünü davalıdan satın alıp parasını elden ödediğini, davalı ile aralarında satış sözleşmesi yaptıklarını ve arsanın içine evini yaptırdığını, zilyetliğinin devam ettiğini ancak defalarca tapusunu istemesine rağmen tapusunu alamadığını belirterek, satın aldığını belirtiği hisseli arsadan 197 m² arsanın tapusunun iptali ile adına tescilinin yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı 14/03/2017 tarihli celsedeki beyanlarında özetle; davayı kabul ettiği yönünde beyanlarda bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; satış vaadi sözleşmesinin TMK.nın 706. maddesi gereğince resmi şekilde yapılması gerektiğini, resmi şekilde yapılmayan satış vaadi sözleşmesinin geçerli olmadığını, geçersiz hukuki işleme dayanarak açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini gerekçe olarak belirtip davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı istinaf dilekçesinde özetle; davalının hissedarı olduğu taşınmazın nazım imar planı içerisinde olduğunu, parsel içerisinden geçen sokağın Seyhan Belediyesi tarafından numaralandırıldığını, taşınmaz içinde bulunan tüm meskenlerin belediye hizmetlerinden, elektrik, yol, kanalizasyon ve sudan yararlandığını, diğer hissedarların dava yolu ile aynı şekilde tapularını kendi üzerlerine aldıklarını, davalının parselde kendisine düşen hissesini davacılara hisse bölerek sattığını, bedelini de nakden ve peşinen tahsil ettiğini, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın haricen satış ve devri geçersiz ise de davalının bu satışı kabul ettiğini, parselin imar planı içinde kalması ve 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 18/son maddesine aykırı bir durum olmaması nedeniyle davanın kabul edilmesi gerekirken, yerel mahkemece reddine karar verildiğini, yerel mahkeme kararını kabul etmediğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, dava konusu parselde davalıdan satın aldığını ileri sürdüğü yerin tapu kaydının iptali ile kendi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, cevap dilekçesi sunmamış, 14/03/2017 tarihli celsede davanın kabulüne yönelik beyanda bulunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine yönelik karar verilmiştir.
İstinaf yoluna davacı başvurmuştur.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2015/18796 Esas, 2016/4383 Karar sayılı kararında da belirtildiği şekilde; kaynağını Türk Borçlar Kanunu’nun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanununun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu’nun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
6100 Sayılı HMK.nın 308. maddesinde; “Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.
Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.” hükmü, 309/2 maddesinde; “Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.” hükmü, 311/1 maddesinde ise; “Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.” hükmü düzenlenmiştir.
Somut olayda; mahkemece 14/03/2017 tarihli celsede davalının beyanları tespit edilirken davalının; “Davalıdan soruldu: doğrudur, ada ve parsel numarası bu şekildedir, davayı kabul ediyorum dedi.” şeklinde ve “Davalı: ben davayı kabul ediyorum tahkikat aşamasına geçilsin dedi.” şeklindeki beyanlarının zapta geçildiği anlaşılmaktadır. Bu beyanlar 6100 sayılı HMK.nın 308 ve devamı maddelerinde düzenlenen davanın kabulü anlamında ise aynı yasanın 309/2 maddesine göre, kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Bu durum mahkemece netleştirilmemiş, hiç dikkate alınmadan sözleşmenin şekil şartına uygun yapılmadığı gerekçesiyle dava ret edilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/3710 Esas, 2017/6222 Karar sayılı kararında da belirtildiği şekilde; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı HMK’nın 120. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin ve yıkımı istenen şeyin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun “Değer Esası” başlıklı 16. maddesinde; “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men’i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır.
Gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harç, gayrimenkulün değeri ile talep olunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınır.
Değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbit ettirilir. Tesbitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz.
Noksan tesbit edilen değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır.” hükümleri düzenlenmiştir.
Aynı yasanın “Noksan Tespit Edilen Değer Üzerinden Harcın Ödenmesi” başlıklı 30. maddesinde; “Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” şeklindeki düzenleme, “Harcı Ödenmeyen İşlemler” başlıklı 32. maddesinde ise “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklindeki düzenleme yer almıştır.
492 Sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmamış, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve emredici nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Bu nedenlerle davalının 14/03/2017 tarihli celsede ki kabul beyanının niteliği tespit edilerek, HKMK.nın 308 ve devamı maddelerinde düzenlenen davanın kabulü niteliğinde ise aynı yasanın 309/2 maddesine göre, kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı olmaması nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin resmi şekilde yapılması şartı dikkate alınmadan, mahallinde keşif yapılarak, taşınmazın değeri tespit edilip harç tamamlatılarak, kabul beyanı dikkate alınıp davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiğinden davacının istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a, 4, 6 bentleri uyarınca kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17/11/2017 tarih ve 2016/593 Esas, 2017/417 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-4 ve 6 bentleri uyarınca KABULÜNE,
2-İlk derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca, KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.30/05/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe