Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/1581
Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.
(Av. Yas. m. 5/1-a, 34, 134, 158, TBB Mes. Kur. m. 43) [KARAR METNİ] İtirazın süresinde olduğu anlaşılmakla dava dosyası incelendi.
Şikâyetli avukat hakkında; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 10.11.2014 günlü “Olur”u ile; “Şikâyetçinin babasının kısıtlanıp vesayet altına alınması ve piyasaya olan borçlarının ödenmesi amacıyla 18.09.2012 tarihinde müştekinin vekilliğini üstlendiği hâlde, vekillik görevinin gereklerine uygun davranmadığı,
Bu cümleden olarak,
1-Alacaklı M.A.’ya ödenmek üzere müvekkili müştekiden şikâyet tarihinden yaklaşık 4-5 ay önce 6.000 TL almasına rağmen alacaklıya 3.000 TL verip bakiye miktarı uhdesinde tuttuğu,
2- Alacaklı Denizbank A.Ş.’ye ödenmek üzere müvekkili müştekiden şikâyet tarihinden yaklaşık 4-5 ay önce 18.500 TL almasına rağmen, alacaklı bankaya 17.01.2013 tarihinde 8.500 TL ödeyip bakiye miktarı uhdesinde tuttuğu,
3-Alacaklı H.T.’ye verilmek üzere müvekkili müştekiden şikâyet tarihinden yaklaşık 4-5 ay önce 15.000 TL almasına rağmen, alacaklıya ödemeyerek belirtilen miktarı uhdesinde tuttuğu” iddiası bakımından soruşturma izni verilmesi üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek ceza tayin edilmiştir.
Şikâyetli avukat disiplin yargılamasına konu eylem nedeniyle yargılandığı mahkemedeki savunmasında; “Şikâyetçi bana vekaletname verdi. Onun avukatlığını yaparım, kendisini diş hekimidir, yine diş hekimi olan babasının piyasaya ve bankalara 1.000.000 TL borcu vardı, şikâyetçi babasının piyasaya 100.000 TL kadar borcunu ödedi 1.500.000 TL değerindeki mal varlığını üzerine geçirdi, daha sonra da onun vasisi oldu, şikâyetçinin babasına vasi olmak için dava açtığını öğrendim, aramızdaki üslup farkı nedeniyle şikâyetçinin vekilliğinden de istifa ettim, tanık M.A.’nın şikâyetçinin babasının borcu varmış, 3.000 TL’yi şikâyetçinin yardımcılarından bir tanesi bana getirdi, ismini hatırlamıyorum ben de M.A.’ya bu parayı ödedim, tanık H.T.’yi hiç tanımam, alacaklılardan bana birçok telefon gelmiştir, ancak bunun H. olup olmadığını bilmiyorum, ancak bu şahsa verilmek üzere bana 15.000 TL verildiği ve bunun da ödenmediği konusundaki iddialar doğru değildir. Şikâyetçinin babasının Denizbank’a borcu olduğunu biliyorum, şikâyetçi ve babası Denizbank’taki borcu taksitlendirip taksitlendirmeyeceğini bana sordular ben de banka görevlilerine bunu aktardım, banka görevlileri de eğer peşinat verilirse taksitlendirebileceklerini söylediler ben de şikâyetçinin babasına söyledim, daha sonra şef beni aradı, taksitlendirme işlemi bitti, ilk taksitin ödenmesi için şahsı bankaya bekliyoruz dedi, ben şikâyetçiden babasının borcunu Denizbank’a ödemek için herhangi bir para almadım, ben bankada personelin yanında beklerken Şikâyetçinin bir personeli para getirdi, bunu banka personeline verdi, banka personeli de dekont hazırladı, bu dekontu ben aldım ve çantaya koydum, bu paranın ne kadar olduğunu bilmiyorum ancak 8.500 TL idi, iddia edildiği gibi ben 18.500 TL almadım, bu parayı şikâyetçinin personeli getirdi, ödemelerin çoğu direk onlar tarafından borçlulara yapılıyordu, şikâyetçi para konusunda çok titizdir, suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum, öncelikle beraatimi, eğer mahkeme aksi kanaatteyse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul ve talep ediyorum, bana 18.500 TL verildiğini göre diş hekimi Ö.Ş.’yi tanımıyorum, ben bir iki defa şikâyetçinin kliniğine gittim, ancak bu zaman içerisinde ondan para almadım, zaten şikâyetçinin kliniğinde birçok güvenlik kamerası vardır, öyle bir şey olsa mutlaka kameraların da bu durumu kayıt etmesi lazım, diğer tanıkların anlatımları da doğru değildir, Şikâyetçinin olayı manipüle etmesinden ve onlara bu ifadeyi vermesinin öğretilmesinden kaynaklanmaktadır.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
İncelenen dosya kapsamında; Baro Yönetim Kurulu’nun 02.12.2015 günlü toplantısında şikâyetli avukat hakkında Avukat Kanunu’nun 34, 166, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3, 4 ve 45. maddesi gereğince disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Şikâyetli avukatın disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle, “Güveni Kötüye Kullanma” suçundan cezalandırılması istemiyle … Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/86 (bozma sonrası) esasına kayden açılan kamu davasında, Mahkemenin 22.09.2022 gün ve 2022/340 karar sayılı ilamı ile; sanık şikâyetli avukatın eylemine uyan TCK’nın 155/2, 43/1, 62 ve 52/2.maddesi gereğince neticeten 1 Yıl 6 Ay 22 Gün Hapis ve 8.320 TL Adli Para Cezası ile Cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5 maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itirazın reddi üzerine 20.10.2022 günü kesinleştiği,
Mahkemenin; “Bozma ilamının içeriğine göre başkaca bir araştırma yapılmasına gerek görülmemiş, bozma ilamında vurgulandığı üzere sanığın katılanın kısıtlanan babasının piyasaya olan borçlarının ödenmesi amacıyla katılanın vekilliği görevini üstlendiği, katılan tarafından kendisine bu amaçla verilen paraları alacaklılara eksik ödeyerek uhdesinde tuttuğu, katılan tarafından sanığa verilmiş vekaletname bulunduğu, taraflar arasındaki ilişkinin bu vekaletnameden kaynaklı hizmet ilişkisi niteliğinde olduğu, böylece sanığın hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği sabit görülmüş, her ne kadar sanık müdafii sanığa para verildiğinin özel ispat kurallarına tabi olduğunu, hukuk muhakemesi kuralları gereğince tanıkla ispat yasağı kapsamında kaldığını ancak yazılı delille ispatlanabileceğim bu hususun ceza muhakemesinde de bu şekilde dikkate alınıp değerlendirilmesi gerektiğini savunmuş ve hukuk muhakemesinde suç tarihi ve miktar itibariyle bu hususun tanıkla ispat yasağı içerisinde kaldığı ancak yazılı delille ispatlanabileceği anlaşılmakta ise de CMK 218. maddesine göre ceza mahkemesinin bu yöndeki meseleyi bu kanun hükümlerine göre halledebileceği ve mahkememizce ceza muhakemesi usulüne göre bu mesele araştırılarak sonuca gidildiği esasen sanığa yüklenen fiil özel hukuk yönünden haksız fiil de teşkil ettiğinden özel ispat kurallarına da tabi olmayacağı anlaşıldığından savunmaya itibar edilmemiş ve sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerekmiş, hüküm fıkrasında belirtilen gerekçelerle kanuni şartları oluştuğundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.” gerekçesiyle karar verdiği,
Baro Disiplin Kurulu’nca “Dosyadaki tüm bilgi ve belgeler ile kesinleşen ceza mahkemesi kararı incelendiğinde; şikâyet edilen avukatın Avukatlık Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen ‘Avukatlığa Kabule Engeller’ başlığı altında, (a) bendinde sayılan ‘Güveni Kötüye Kullanma’ suçunu işlediği sabit bulunmuştur.
Avukatlık Kanunu’nun 136/1. maddesinde ise ‘5.maddenin (a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme halinde meslekten çıkarma cezası uygulanacağı’ hükme bağlanmıştır. Kanun lafzı ile bu cezanın uygulanabilmesi için ‘(…) kesin olarak hüküm giymek (…)’şartı öngörülmüştür. Şikâyet edilen avukat hakkında verilen … Ağır Ceza Mahkemesinin 22.09.2022 tarih, 2022/86 esas ve 2022/340 sayılı kararının ise CMK’nın 231/5 maddesi uyarınca ‘Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması’ müessesesini tesis ettiği nazara alındığında; Kurulumuzca işlenen suçun niteliği doğrultusunda şikâyet edilen avukatın süreli işten çıkarma cezası ile cezalandırılması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.” gerekçesiyle şikâyetli hakkında ceza tayin edildiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde ceza olmadığı,
Şikâyetli avukatın 23.03.2023 tarihli itiraz dilekçesinde özetle; uzamış zamanaşımı süresi hesaba katılsa dahi incelemenin Aralık 2022 yılında zamanaşımına uğradığını, hakkında yapılan ceza yargılamasında HAGB kararı verildiğini, HAGB durumunda kesinleşmiş bir mahkeme kararından söz etmenin mümkün olmayacağını, bir iki yalancı şahitle haksız bir yargılama geçirdiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep ettiği,
Şikâyetçinin 04.04.2023 kayıt tarihli itiraza cevap dilekçesinde özetle, önceki iddialarını tekrarla, şikâyetlinin eyleminin sabit olduğunu, şikâyetlinin kendisine verilen paraları alacaklılara ödemediğini belirterek en ağır ceza ile cezalandırılmasını talep ettiği görülmektedir.
Şikâyetli avukatın itirazı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”
Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesi, “Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.”
Avukatlık, kolektif bir itibar mesleğidir. Bu itibardan yararlanmak her avukatın hakkı olduğu gibi, bu itibarı korumak ve lekelenmesine izin vermemek de her avukatın yükümlülüğüdür.
Dosya kapsamından, şikâyetli avukatın, şikayetçi tarafından kendisine borçların ödenmesi amacıyla verilen paraları alacaklılara hiç ödemediği veya eksik ödediği, kalan miktarı ise uhdesinde tuttuğu ceza mahkemesi kararı ile de sabit olup, aksini kanıtlayacak bir bilgi ve belge dosya kapsamında bulunmamaktadır.
Şikâyetli avukatın, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları 43. maddesinin, “Müvekkille ilgili bir hesap varsa, uygun sürelerde durum yazıyla bildirilir” hükmü gereği uhdesinde tuttuğu miktar bakımından müvekkiline hesap verme yükümlülüğü bulunmaktayken, şikâyetli bu yükümlülüklere uygun davranmamıştır.
Öte yandan, şikâyetlinin disipline konu eylemi nedeniyle yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin ilamı ile her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişse de HAGB kararı, ceza yargılamasından bağımsız olarak, yargılamaya konu eylem konusunda disiplin kovuşturması yapılmasına ve yapılacak kovuşturma sonucunda disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmemektedir. Disiplin kovuşturmasına konu eylemin maddi delillerle sabit olması halinde, açıklanmayan hüküm; şikâyetlinin bu fiil sebebiyle sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, disiplin kovuşturması neticesinde verilecek ceza bakımından da bağlayıcı değildir.
Şikâyetli avukatın yargılandığı eylem Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesi kapsamında yer almaktaysa da ve her ne kadar, Avukatlık Kanunu’nun “Cezaların uygulanma şekli” başlıklı 136. Maddesinde “ Bu kanunun avukatların hak ve ödevleri ile ilgili altıncı kısmında yazılı esaslara uymayanlar hakkında ilk defasında en az kınama, tekrarında, davranışın ağırlığına göre, para veya işten çıkarma cezası ve 5 inci maddenin (a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme halinde meslekten çıkarma cezası uygulanır.” hükmü bulunmakta ve Baro Disiplin Kurullarına herhangi bir takdir hakkı tanınmamakta ise de; Kurulumuzun ve İdari yargı kararlarının istikrar kazanmış uygulamasına göre, disipline konu olay hakkına yapılan ceza yargılaması sonucu HAGB kararı verilmişse, bu kararın niteliği dikkate alınarak Avukatlık Kanunu’nun 158.maddesindeki ilkeler de gözetilerek bir alt ceza uygulamasına gidilmektedir.
Bu nedenle, Baro Disiplin Kurulu kararı hukuken isabetli olmakla; itirazın reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1-Şikâyetli Avukatın itirazının reddine, Baro Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin
“3 Ay Süre ile İşten Çıkarma Cezası ile Cezalandırılmasına”
ilişkin kararının
ONANMASINA,
2-Kararın onay için, Avukatlık Kanunu’nun 157/7.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine,
3-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere,
Oybirliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe