İ S T İ N A F K A R A R I
DAVA :
Tazminat (Manevi Tazminat)
Mersin 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12/06/2019 tarih ve 22018/137 Esas ve 2019/208 Kararsayılı kararına yönelik olarak davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının kendisi hakkında Mersin CBS’nin 2015/44259 soruşturma sayılı dosyasında şikayette bulunduğunu, davalının şikayetinde 06/06/2012 tarihinden 2014 yılı başına kadar dinlemeden elde edilen tape ve görüntülerin FETÖ örgütü tarafından şahsına karşı kullanıldığını ileri sürdüğünü, ancak davalının ileri sürdüğü tape ve gizli görüntülerin ne olduğunun davalı tarafından açıklanmadığını, davalının şikayetinde ayrıca elde edilen bilgi ve belgelerin davacı olarak şahsına servis edildiğini ileri sürmesine rağmen hem bu bilgi ve belgelerin ne olduğu hem de ne şekilde şahsına servis edildiği yönünde hiçbir somut delil ileri sürmediği, yine aynı şikayet dilekçesinde K1 isimli gazeteciye bilgi ve belge sızdırdığının iddia edildiği, bu konuda da en ufak bir somut delil olmadığını, soruşturma sırasında davacının tüm iddialarının yalan ve uydurma olduğunun anlaşıldığını, davalının savcılığa verdiği 13/06/2016 tarihli dilekçesinde “29/03/2016 tarihli fezlekede Mersin’de FETÖ üyelerinin avukatlıklarını da yapan avukat K2 tarafından FETÖ örgütünden yasa dışı olarak temin edilen kayıtların İstanbul’da paralel yapı ile bağlantısı sabit olan K3, Av. K4 ve Av. K5’e servis edildiği tespit edilmiştir. Bu fezleke de Av. K2’ın örgütle bağlantısını açıkça göstermektedir.” dediğini, oysa ortada herhangi bir tespit olmadığını, fezlekeyi düzenleyen polis memuru K6’ın bahsi geçen kanaatinin tamamiyle uydurma olduğunu, bunun sebebinin de K6’ın davalı ile olan yakın ilişkileri olduğunu, K6 ve davalının anlaşarak fezlekeye bu yönde bir kanaat yerleştirildiğini ve bu fezleke kanaatini esas alarak davalının söz konusu şikayette bulunduğunu, oysa fezlekenin davalı ile işbirliği halinde hazırlandığını ve uydurma ve yalan niteliğinde olduğunu, K6 ile davalının telefon HTS kayıtları incelenirse aralarındaki yakınlığın tespit edilebileceğini, özetle davalı ile işbirliği ve iletişim içinde olan K6’ın fezlekeye uydurma bir kanaat ekleyerek davalıya söz konusu şikayeti yapmasına imkan verildiğini, davalının da bu uydurma kanaate dayalı olarak davaya konu şikayeti yaptığını, davalının kasıtlı ve kötü niyetli şikayeti nedeniyle soruşturma etkisinde kaldığını, soruşturmanın 25/10/2015 tarihli dilekçe ile başlayıp iki yıl sekiz ay sonra 27/06/2018 tarihinde takipsizlik kararı ile sonuçlandığını, bu süre içinde davalının yalan, uydurma, asılsız ve kötü niyetli şikayeti nedeniyle üzüldüğünü, kızdığını, asabının bozulduğunu, zamanının çalındığını, kişilik hakları ve mesleki itibarının haksız yere saldırıya uğradığını ileri sürerek 100.000 TL manevi tazminatın davalının şikayet tarihi olan 25/10/2015 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu şikayetin Fetöcü polis, savcı ve hakimlerin 2012 yılında başlattığı, daha sonrasında Mersin CBS’nin 2014/2458 soruşturma sayılı dosyası ile devam eden ve hukuka aykırı dinleme ve izlemeler yapılan soruşturma dosyasında elde edilen yasa dışı izleme-dinleme tapelerinin, dosya ile hiçbir ilgisi olmayan kişilerce avukat olan davalı müvekkilinin vekil olarak görev yaptığı bazı dosyalara sunulması, yine sosyal medyada da bu tapelerin içeriklerinden bahsedilmesi üzerine bu kişilerin tapeleri nasıl ele geçirmiş olacağı üzerine müvekkilinde bir takım şüpheler oluştuğunu ve bunun üzerine müvekkili tarafından suç duyurusunda bulunulduğunu, davaya konu 26/10/2015 havale tarihli şikayet dilekçesinde bahsi geçen tape ve bilgilerin neler olduğunun izah edildiğini, 06/06/2012 yılında başlayan ve 2014 yılının başına kadar devam eden Mersin CBS’nin 2014/2458 sayılı soruşturma dosyasında elde edilen tape ve görüntülerin örgüt tarafından müvekkiline karşı kullanıldığının belirtildiğini, müvekkilinin kendisine husumet duyan birilerinin bu tapeleri kendilerine sızdırmış olacağından şüphelenerek sorumluların tespitini istemesinde haklı ve hukuki yararının bulunduğunu, kaldı ki şikayet dilekçesinde davacının şüpheli olarak dahi gösterilmediğini, şikayet dilekçesinde iddialar ve müvekkilinin şüpheleri sayılarak şüphelendiği kimi insanların da bulunduğunu belirttiğini, soruşturma sırasında davacının savcılık tarafından soruşturulduğunu ve davaya şüpheli olarak yerleştirildiğini, 29/03/2016 tarihli polis fezlekesinde “Müşteki K7’ye ait tape ve görüntü kayıtlarının K3’in avukatları olan K8, K5 ve K9’ın avukat K2 vasıtasıyla elde ederek ilgili mahkemelere ibraz ettikleri, müşteki K7’nin adres bilgilerinin de Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/370 esas sayılı dosyasında taraf olan Av. K2 tarafından temin edilerek verilmiş olabileceği değerlendirilmektedir.” şeklinde görüş bildirildiğini, ayrıca soruşturma sırasında ortaya çıkan diğer beyan ve delillerden de şikayetin ne kadar haklı bir şüpheye dayalı olduğunun ortaya çıktığını, davacı hakkında verilen takipsizlik kararının davacının herhangi bir suç işlemediği tespitine dayanmadığı, aksine “Hakkında zaten silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan bir dava olduğu” tespiti ile takipsizlik kararı verildiğini, dolayısıyla da müvekkilinin şikayetinin tamamiyle haklı, somut verilere dayalı ve Anayasal şikayet sınırları içinde olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Davalının şikayetlerinin devam eden yargılamalar sonucunda ortaya çıkan kimi sonuçlardan hareketle oluşturulduğu, suç olmayan yahut davacıya bilerek iftira niteliğinde herhangi bir eylemden söz edilemeyeceği, nitekim 29/03/2016 tarihli fezlekede de davacı hakkında şüphe bulunduğu yönünde görüş belirtildiğine göre davalının şikayetinin haklı ve makul nedenleri bulunduğu ve şikayetinin Anayasal şikayet hakkı kapsamında olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından davacının söz konusu soyut ve spekülatif iddialarına itibar etmenin mümkün görülmediği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile; davalının davacıyı adli ve idari yönden değişik zaman dilimlerinde birden fazla kere şikayet etmesinin bu bağlamda şikayetin sayısı, yöntemi dikkate alındığında şikayet hakkını anayasal hak olmaktan çıkarıp taciz boyutuna ulaştırdığını, şikayet hakkının davalı tarafından kötüye kullanıldığından davacının kişilik hakları ile davalının şikayet hakkı arasındaki çatışan yararlar dengesinin davacı aleyhine bozulduğunu mahkemece açıklanan olgular gözetilerek davacı yararına uygun bir miktarın manevi tazminat takdir edilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların davanın reddine dair verilen kararın yerinde olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER:
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/44259 soruşturma sayılı dosyası, vs.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49, 50, ve 58. ve TMK 24. maddeleri kapsamında, iftira eylemi iddiasına bağlı haksız fiil nitelğinde manevi tazminat davasıdır.
İlk derece mahkemesince, manevi tazminat yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili istinaf etmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “
Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir
” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa’nın “
Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği
” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmış, 25. maddesinde kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı, TBK’nın 58. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda; davalının 25/10/2015 tarihli dilekçe ile şüpheli kısmında ”
Fethullahçı Terör Örgütü Kapsamında Aleyhime Atılı Suçları İşleyen Failler
” demek suretiyle devam eden yargılamalar sırasında kimliği belirsiz şahıslar tarafından yasa dışı yollarla ele geçirilmiş tape, kayıt ve gizli görüntülerin elde edilerek servis edildiği iddiasıyla şikayette bulunduğu, şikayet dilekçesinin 5. sayfasında davacıya yönelik şüphelerini dile getirdiği ve dilekçesinin sonuç kısmında ”
Şahsıma dönük fiil ve eylemleri gerçekleştiren FETÖ/PDY üyesi faillerin tespiti ile haklarında kamu davası açılması
” yönünde talepte bulunduğu, soruşturma sırasında düzenlenen 29/03/2016 tarihli fezlekede bahsi geçen gizli ve hukuka aykırı bilgi, kayıt ve görüntülerin davacı olan K2 tarafından temin edilmiş olabileceği yönünde bir kanaat belirtildiği, soruşturma sonucunda savcılık tarafından atılı eylemlerin (davacı) K2 tarafından işlendiğine dair müştekinin soyut iddialarından başka soruşturmayı genişletecek ve kamu davası açılmasını gerektirecek bir delil elde edilemediği gerekçesiyle 27/06/2018 tarihinde 2018/18704 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, tüm dosya birlikte incelendiğinde davalının şikayet dilekçesindeki iddialarının yargılamalarda ortaya çıkan durumlardan kaynaklandığı, dosya içinde davalının gizli görüşme kayıt ve tapelerinin bulunduğu, nitekim davaya konu Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/44259 soruşturma sayılı dosyaya ilişkin düzenlenmiş olan 29/03/2016 tarihli fezlekede de K2’dan şüphelenildiği yönünde görüş bildirildiği, dolayısıyla da davalının şikayetinin haklı nedenlere dayandığı, tamamiyle temelsiz olmadığı, davacı hakkında davalı tarafından yalan, iftira ve bilerek suç atma yahut suç olmayan bir iddiaya dayalı şikayette bulunma gibi bir tutum ve eylemde bulunulduğundan söz edilemeyeceği, davacının davalının şikayetinin tamamiyle Anayasal şikayet hakkı sınırları kapsamında bulunduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Davacı, davalının kimi kamu görevlileri ile ortak hareketle kendisi hakkında usulsüz işlemler yapıldığı, nitekim 29/03/2016 tarihli fezlekenin de davalı ile işbirliği içinde hazırlandığını, davalının kendi işbirliği ile hazırlanan fezlekeye dayanarak haklı çıkmaya çalıştığını, oysa ortada iddia ettiği gibi hiçbir gizli kayıt yahut görüntü olmadığını, esasen davalının da somut olarak hangi görüntü ya da gizli bilgi olduğu yönünde hiçbir bilgi vermediğini, soyut bir gizli bilgi ve görüntü iddiasıyla bilerek yalan ve iftira ile şikayeti başlatıp daha sonra da işbirliği içinde bulunduğu polis memuru K6 ‘ın hukuk dışı ve hiçbir temele dayanmayan fezlekesini kendine delilmiş gibi göstererek şikayetine devam ettiğini, davalının kamu görevlileri ile işbirliği içinde olduğunu ve yalan ve iftira ile söz konusu şikayeti yaptığını ileri sürmüş ise de; davacının bu iddiaları spekülatif olup, bu yönde kamu görevlileri hakkında herhangi bir soruşturma yahut karar bulunmadığı, mahkememizin kamu görevlileri hakkında dolaylı da olsa bir soruşturma yapmasına yasal imkan bulunmadığı, davacı kamu görevlileri hakkında şikayette bulunduğunu söylemiş ise de; duruşmada bu şikayetlerinden herhangi bir sonuç alabileceğine inanmadığını söylediği ve söz konusu soruşturmaların getirtilerek incelenmesi yahut neticesinin beklenmesi yönünde bir talepte bulunmadığına göre mahkememiz açısından davacının söz konusu spekülatif ve komplo niteliğindeki iddialarına itibar edilmesine imkan olmadığı, sonuç olarak davalının şikayetlerinin devam eden yargılamalar sonucunda ortaya çıkan kimi sonuçlardan hareketle oluşturulduğu, suç olmayan yahut davacıya bilerek iftira niteliğinde herhangi bir eylemden söz edilemeyeceği, nitekim 29/03/2016 tarihli fezlekede de davacı hakkında şüphe bulunduğu yönünde görüş belirtildiğine göre davalının şikayetinin haklı ve makul nedenleri bulunduğu ve şikayetinin Anayasal şikayet hakkı kapsamında olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından davacının söz konusu soyut ve spekülatif iddialarına itibar etmek mümkün görülmemiştir.
HMK’nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
Açıklanan neden ve içtihatlar doğrultusunda, ilk derece mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 44,40-TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 10,00 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri yetmiş iki bin yetmiş (72.070,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.10/03/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe