Adana BAM, 3. HD., E. 2018/730 K. 2018/875 T. 9.10.2018

İlgili maddeler: TMK Madde 1007, TMK Madde 705

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

NUMARASI :

2017/66 Esas, 2018/132Karar

DAVACILAR :1-

K1

2-
K2

3-
K3

4-
K4

5-
K5

6-
K6

7-
K7

8-
K8

9-
K9

VEKİLLERİ:

Av. K10
Av. K11

DAVALI :

MALİYE
HAZİNESİ

VEKİLİ:

Av. K12

DAVA :

Tazminat (Maddi-Manevi Tazminat)

Erdemli 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/02/2018 tarih ve 2017/66 Esas, 2018/132 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA:

Davacılar vekili Mahkememize sunduğu 07/02/2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; dava konusu A1 mahallesi 922 parsel nolu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında 17.05.1985 tarihinde hazine adına işlem gördüğünü, K13nın karara itiraz ettiğini, bunun üzerine itirazın kabul görerek K13 adına tescilin yapıldığını, K13’nın 15.07.1990 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçılar olarak davacıların kaldığını, Hazine’nin bu yer için dava açtığını, Mahkemenin davayı red ettiğini, yapılan temyiz incelemesinde kararın onandığını, bunun üzerine Hazinenin davacıları davalı olarak göstererek Erdemli 2 ASHM nezdinde dava açtığını, ve yapılan yargılama safahatı ve temyiz incelmeleri sonucunda taşınmazın mülkiyetinin hazine adına kaydının yapıldığını, davacıların Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluna başvurdukları,tüm bu sebeplerden ötürü TMK 1007 maddesine dayalı işbu davayı açtıkları, 230,000,00 TL maddi, 50,000,00 TL manevi, 20,000,00 TL makul sürede yargılanma hakkının ihlaline dayalı manevi tazminatı talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı Maliye Hazinesi vekili cevap dilekçesinde ve duruşmadaki beyanlarında davanın reddini talep ettiği anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece, davacıların davasının kısmen kabulü ile;

Tapu kaydının iptal olmasından kaynaklı 45.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan alınıp davacılara verilmesine, makul sürede yargılanma hakkının ihlalinden kaynaklı 20.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan alınıp davacılara verilmesine, TMK 1007. maddesinden kaynaklı 239.400,00-TL maddi tazminatın davalıdan alınıp davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Davacılar vekili süresi içinde verdiği istinaf dilekçesinde; tazminata ilişkin değerlendirme tarihinin 06/05/2014 olarak tespitinin doğru olmadığını, değer tespitinin dava tarihine göre yapılması gerektiğini, Mahkemece belirlenen değer kaybının tazminat miktarının oldukça düşük olduğunu, tapu kaydının iptalinden kaynaklı olarak talep etmiş oldukları manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek talep ettikleri yönler bakımından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı vekili süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesinde;

Davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süresinin dolmuş olduğunu, TMK 1007 maddesine göre tazminat talep edilebilmesi için davacıların iyi niyetli olması gerektiğini, ancak bu davacıların iyi niyetli olmadığını, dava konusu edilen taşınmazın tapu iptali ve tescil kararının 2014 yılında kesinleştiğini, bugüne kadar davacılar aleyhine haksız işgalden kaynaklı olarak herhangi bir dava açılmadığını, tahliye işlemi yapılmadığını, buna rağmen tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını, en azından tazminat miktarından ecrimisil bedelin düşülmesi gerektiğini, makul sürede yargılamada yapılmaması nedeni ile ve tapu kaydının iptal edilmiş olması nedeni ile manevi tazminata hükmedilmesi mevzuata ve yerleşik yargı içtihatlarına aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

Taraf vekilleri istinaf dilekçelerine karşı cevap dilekçesi sunmamışlardır.

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR:

Davacıların miras bırakanı K13 adına kayıtlı olan Mersin İli Erdemli İlçesi, A1 Mahallesi 922 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi sebebi ile davacıların zararının oluşup oluşmadığı, var ise bu zarar miktarının ne kadar olduğu, davalı Hazinenin bu zarardan kaynaklı olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, Anayasa Mahkemesinin 2014/9788 başvuru numaralı 22/09/2016 karar tarihli kararı ile belirlenen makul sürede yargılanma hakkının ihlalinden kaynaklı olarak davacıların manevi tazminat talep etme haklarının bulunup bulunmadığı, söz konusu manevi tazminat talep etme hakkının yargı yolunun doğru olup olmadığı, davacıların miras bırakanına ait taşınmazın tapu kaydının iptali sebebi ile davacıların manevi tazminat talep etme haklarının bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır.

DELİLLER:

Dava konusu taşınmaza ait tapu kaydı, Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/209 Esas – 2012/821 Karar sayılı dosyası, Anayasa Mahkemesinin 2014/9788 başvuru numaralı 22/09/2016 karar tarihli kararı, Mahkemesince yapılan keşif ve neticesinde alınan 27/12/2017 havale tarihli bilirkişi raporu, tarafların ekonomik sosyal durum araştırmaları,

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gereken bir durumdur.

Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel koşullarından olup mahkemece re’sen dikkate alınması gereklidir. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediye kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davaların idari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası,“
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” hükmünü, son fıkrası ise, “
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
” düzenlemesini içermektedir.

İdare hukukunda, idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.

İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır.

Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.

Buna göre idare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. Yine İYUK 15/I-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği de hükme bağlanmıştır. Nitekim Hukuk Genel Kurulu”nun 04.11.2015 gün ve 2014/17-731 Esas, 2015/2366 Karar; 04.11.2015 gün ve 2015/17-86 Esas, 2015/2364 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir
Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda öncelikli olarak davacılar vekili Mahkemeye sunmuş olduğu dava dilekçesinde davalı Hazine tarafından müvekkilleri aleyhine açılan tapu iptali tescil davasının yargılamasının uzun sürdüğünü ve bu durumun Anayasa Mahkemesinin 22/09/2016 tarihli kararı ile tespit edildiğini belirterek makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesi ile 20.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

Öncelikli olarak davacı vekilinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptığı sırada makul sürede yargılama hakkının ihlalinden kaynaklı olarak tazminat talebini Anayasa Mahkemesinde öne sürmesi gerekmekteydi. Lakin Anayasa Mahkemesinin anılan kararı incelendiğinde başvurucunun yani dosyamız davacısının herhangi bir tazminat talebi olmadığından tazminat konusunda herhangi bir hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır. Buna rağmen davacı eldeki bu dosyada makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden bahisle manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Davacıların bu talebine göre davcıların yargı hizmetinin geç işlemesinden kaynaklı olarak davalı idareden tazminat isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda istemin ileri sürülüş tarzı ve olayın gerçekleşme biçimine göre davanın idarenin hizmet kusuruna dayandığı ve bu zararlardan dolayı 2577 sayılı İYUK’un 2/1-b maddesi gereğince, istemin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle idarenin hizmet kusuru nedeniyle meydana gelen zarara dayalı olarak açılan manevi tazminat istemli davada, ilk derece mahkemesi tarafından manevi tazminata ilişkin talebinin bu dosyadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydı ile yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında yargı yolu hususu da dikkate alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde kanunun olaya uygulanmasında hata edilmek suretiyle yargı yolunun caiz olduğu benimsenerek işin esasına girilerek bu dosyada 20.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesinin hatalı olduğu kanaatine varılmıştır.

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırapmanevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak ni­telendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (TBK 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (TBK 58). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile TBK’nın 58. maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nun 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında TBK’nun 58. maddesi uygulanır.

TMK’nın 24. ve TBK’nın 58. maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında eldeki dosyaya baktığımızda; Davalı Maliye Hazinesinin kanunların uygulanması niteliğindeki davranışı yani tapu kaydının iptaline yönelik olarak dava açmış olması ve bağımsız mahkemeler tarafından tapu kaydının iptaline karar verilmesi neticesinde bu kararın kesinleşmesi ile birlikte davacıların mülkiyet hakkının iptali davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde kabul edilemez. Bu sebeple tapu kaydının iptalinden kaynaklı olarak mal varlığında meydana gelen zarar nedeniyle davacı lehine manevi tazminata karar verilemeyeceğinden davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile bu yöndeki kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Mahkemenin kabulüne göre maddi tazminat yönünden yapılan incelemede ise,
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.
4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Dolayısıyla bu tür bir dava taşınmazların mülkiyetinin yitirilmesine ilişkin iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra açılabileceğinden, mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle de taşınmazların değerlerinin tespit edilmesi gerekmektedir.

Zararın meydana geldiği tarihe göre de tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.

Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.

Taşınmaz değerlendirme tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde ise, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.

Bu hususlar belediye başkanlığından ve su ve elektrik idarelerinden ve diğer ilgili merciilerden sorulup alınacak cevap yazılarına göre taşınmazın değerlendirme tarihinde (tapu iptali ve tescil davalarının kesinleştiği tarihte) arsa niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.

Mahkemece tapusu iptal edilen taşınmazın arsa olarak belirlenmesi halinde,emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek, üzerinde bina var ise, Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re’sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda denetlenmesi, dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği arazi olarak belirlenir ise, arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazların değeri, tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihe göre hesaplanmalı, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre tespit ettirilmeli, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması gerekmektedir .

Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda Mahkemesince alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, taşınmazın arsa yada arazi vasfında olduğu tespit edilmeden tazminat miktarının belirlendiği anlaşılmakla Mahkemesince yukarıda belirlenen ilkeler doğrultusunda farklı bilirkişi heyeti ile keşif yapılarak yeniden bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece yukarıda ayrıntılı olarak gösteriler eksiklikler hususunda araştırma yapılması ve bilgi ve belgeler toplandıktan sonra bilirkişi raporu alınması gerektiğinden, HMK’ nın 353/1-a-6. bendine göre davanın esasıyla ilgili olarak gereken delillerin toplanmadığı anlaşıldığından açıklanan nedenlere dayalı davalı vekilinin istinaf taleplerinin, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kabulüne, bu aşamada davacı vekilinin istinaf başvuruları hakkında inceleme yapılmasına yer olmadığına, kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaati ile aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Dairemizce bu aşamada davacı vekilinin istinaf başvuruları hakkında inceleme yapılmasına YER OLMADIĞINA,

1-Davalı Maliye Hazinesi vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1.a-6. maddesi gereğince
KABULÜ İLE,
Erdemli 2. Asliye
Hukuk
Mahkemesinin 23/02/2018 tarih ve 2017/66 Esas, 2018/132 Karar sayılı kararı nın KALDIRILMASINA,

2- Yukarıda belirtilen sebeplerle eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra davanın yeniden görülüp karar verilmesi için d osyanın yerel Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Davalı taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

4-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,

5-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-HMK’nın 359/3. maddesi gereğince kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6. maddesi gereğince KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!