T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVACI:
F1
LTD.ŞTİ.
(VERGİ NO:N1) adına K1(T.C.: N2)-A1
VEKİLİ:Av.
K2
-[N3] UETS
DAVALI:
K3
–
TCK No:N4-A2
V
EKİLLERİ:Av.
K4
-A3
Av.
K5
-A4
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satıma Dayanan)
İSTİNAF KARARININ
YAZIM TARİHİ : 23/10/2020
Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09/11/2018 tarih ve 2017/572 Esas, 2018/802 Karar sayılı kararına karşı istinaf başvurusu üzerine dosya Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
:
Davacı vekili, müvekkili şirketin, 07/03/2017 tarihinde, davalının banka hesabına, mal bedeli olarak 10.000,00 USD yolladığını, ancak davalı tarafından malların gönderilmediğini, bunun üzerine gönderilen ancak karşılığında mal gönderilmeyen paranın tahsili amacıyla Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2017/175 Esas sayılı takip dosyası ile banka dekontuna dayalı, genel haciz yoluyla icra takibi yapıldığını, ancak davalının böyle bir borcunun bulunmadığı iddiası ile icra takibine itiraz ettiğini, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu ileri sürerek davanın kabulüne, borçlunun icra takibine yaptığı itirazının iptaline, borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen mevduat faiziyle ödemeye ve takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının kötü niyetli olarak bu davayı açtığını, davacının davalıya mal karşılığında gönderdiği paranın davacı tarafından geri alındığını, tarafların birbirlerinden herhangi bir hak ve alacakları olmadığına dair yazının düzenlenerek davacı tarafından imzalandığını ve müvekkiline faksla gönderildiğini, davacının davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığını savunarak davacının açmış olduğu haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davasının ve itirazın iptali isteminin reddine, davacı yanın % 20’den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
İlk Derece mahkemesince verilen karar ile; davalı tarafça delil olarak sunulan 13/03/2017 tarihli belgede “07/03/2017 tarihinde F1 Ltd. (V/N N1 şirketinin F2 Bank hesabından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı K3’ın adına 10.000,00 USD gönderildiği, fakat paranın tamamının F1 Ltd. tarafından geriye alındığı, tarafların birbirlerinden alacak vereceklerinin olmadığı” ifade edildiği, belgenin incelenmesinde TBK anlamında bir ibraname niteliği taşıdığı sabit olup bu belgenin imzalanarak davalıya fakslanmasından sonra aslının yırtıldığına dair savunmanın sonuca etkisinin olmadığı, davacının belgeyi karşı tarafa faksla gönderdiğini ikrar ettiği, ibradan sonradan dönülmesi mümkün olmadığından, ibradan dönme hususunda tarafların iradesinin birleştiğinin ancak aynı mahiyette (yazılı) belge ile ispatı gerekmesine rağmen, davacı tarafın bu hususta belge sunamadığı kanaatiyle davanın reddine, davacının takipte haksız aynı zamanda kötüniyetli olduğu hususu subut bulmadığından davalı lehine tazminata hükmedilmemesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile; davalının tacir olduğunu, mahkemece defter kayıtlarının dikkate alınmadığını, geriye alındığı iddia edilen paranın ne şekilde ve nasıl ödendiğinin davalı tarafından ispatlanmadığını, 13/02/2017 tarihli dilekçe başlıklı belgenin ispat için yeterli olmadığını, parayı göndermesi karşılığında bu belgelerin düzenleneceğini ancak davalının parayı göndermemesi üzerine bu belgelerin iptal edildiğini istinaf sebepleri olarak belirtmiştir.
Dava “Ticari Satıma Dayanan İtirazın İptali” talebine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır.
Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile uyuşmasını ifade eder (Kocayusufpaşaoğlu, N.: Borçlar Hukukuna Giriş, 7. b., İstanbul 2017, s. 95).
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda da (TBK) sözleşme; borç ilişkisinin kaynakları arasında sayılmış ve sözleşmenin tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı (TBK. m.1) hüküm altına alınmıştır.
İrade beyanı, irade ve beyan unsurlarından oluşur. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. b.,Ankara 2017, s. 392).
Belirtmek gerekir ki; bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuçlar doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. İrade bozukluğu kavramının iki farklı yönü bulunmakta olup, bunlardan ilki iradenin henüz oluşum evresindeki sakatlık, diğeri ise iradenin açığa vurulması (beyanı-bildirimi) evresinde meydana gelen sakatlıktır.
İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı BK’nda “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ila 31. maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 30 ila 39. maddeleri arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
Görüleceği üzere Türk Borçlar Hukuku sisteminde iradeyi bozan sebepler üç durum olarak hüküm altına alınmış olup, yanılma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) gerçekleşme biçimleri bakımından birbirinden farklıdırlar.
Bilindiği üzere yanılma (hata); irade ile beyan arasında istemeyerek meydana gelen bir uyumsuzluk halidir. Aldatma (hile) ise genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur.
Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük ( butlan) hâli değildir. Mülga BK’nın 23 ve devamı maddelerinde “…ilzam olunamaz.” (BK.23), “…o akit ile ilzam olunmaz.” (BK.28), “…kendi hakkında lüzum ifade etmez” (BK.29/I), TBK’nda ise “… bağlı olmaz.” (TBK. m.30), “…sözleşmeyle bağlı değildir.” (TBK. m.36 ve 37/1) ibareleri kullanılmak suretiyle irade bozukluğuyla yapılan sözleşmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi bağlamayacağı öngörülerek, bu kişiye belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı tanımıştır.
Kanun, esaslı olmayan hataların sözleşmenin iptaline yol açmasını ise kabul etmemiştir. Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz ( TBK. m.30, BK. m.23). Ancak taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu sözleşme yapmışsa, yanılma esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir (TBK. m. 36/1, BK. m. 28/1).
Az yukarıda değinildiği gibi iradesi sakatlanan tarafın sözleşmeyi iptal hakkını kullanması, diğer bir anlatımla sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmesi TBK’nın 39. maddesinde (818 sayılı BK’nın 31. maddesinde) belli bir süreye bağlanmıştır. Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır (TBK. m. 39/1).
Buradaki süre Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2011 tarihli ve 2011/14-281 E., 2011/373 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere hak düşürücü süre niteliğinde olup, hak düşürücü sürenin de Kanunun açık hükmü uyarınca hata ve hilenin/yanılma ve aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı kuşkusuzdur. İradesi sakatlanan tarafın hata veya hileyi öğrendiği andan itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmesi veya verdiği şeyi geri istemesi zorunludur.
Öte yandan 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Resmî belgelerle ispat” kenar başlıklı 7. maddesi ” Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şekle bağlı değildir.” hükmünü içermekte olduğundan, sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi hata ve hile olgusu her türlü delille ispatlanabilir.
(HGK’nın 13/12/2018 tarih ve 2018/1-889 Esas, 2018/1939 Karar)
Somut olayda; davacı tarafından düzenlenen ve imzası ve içeriği inkar edilmeyen 13/03/2017 tarihli “DİLEKÇEDİR” başlıklı belgede 10.000,00. USD’nin davacı tarafından geri alındığı ve tarafların birbirlerinden alacak vereceğin olmadığı belirtilmiştir.
Aldatma (hile) hukuksal nedenlerine dayalı olarak davacı taraf, bu belgenin para iade edilmeden davalının talebi doğrultusunda hazırlandığını ve paranın iade edilmemesi nedeniyle iptal edildiğini ve davalının davacıyı aldattığını ileri sürmüştür. Bu iddia 6098 sayılı TBK.’nın irade sakatlığı hallerinden davalı tarafın hile yapıldığı iddiası kapsamında olup her türlü deliller ispat edilebilir.
Somut olayda davacı taraf, ticari defterler ve ödeme dekontu dışında yazılı delil ibraz etmemiş, tanık delili sunmamış ve dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmamıştır.
Böylelikle 6100 sayılı HMK’nın 190. vd. maddeleri gereğince ispat yükü kendisinde olan davacı taraf, 13/03/2017 tarihli “DİLEKÇEDİR” başlıklı belgenin davalının aldatması(hile) sonucu verildiği iddiasını ispatlayamadığından davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının usul, yasa ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu anlaşıldığından 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve 6100 sayılı HMK’nın 22/07/2020 tarih ve 7251 sayılı yasanın 38. maddesi ile değişik 359/3 maddesi gereğinceaşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1-6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun
ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 54,40.TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 44,40.TL peşin harcın mahsubu ile bakiye
10,00.TL nispi istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,
3-6100 sayılı HMK’nın 326/1 maddesi gereğince istinaf eden davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine
BIRAKILMASINA,
4-6100 sayılı HMK’nın 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA,
5-6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince
İADESİNE
,
6-6100 sayılı HMK’nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/3 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle; 6100 Sayılı HMK’nun 362/1-a maddesi gereğince karar tarihindeki kabul edilen dava değerinin 72.070,00.TL’nin altında olması nedeniyle kesin olmak üzere karar verildi.22/10/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe