Adana BAM, 6. HD., E. 2020/1024 K. 2023/452 T. 12.5.2023

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 502, TBK Madde 506

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ADANA 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: 08/07/2020
NUMARASI
: 2019/159 Esas – 2020/151Karar
DAVACI
: K1 – -N1
VEKİLİ
: Av. K2
DAVALI
: K3 – -N2
VEKİLİ
: Av. K4
DAVANIN KONUSU
: İtirazın İptali (Vekalet sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ
: 12/05/2023
KARARIN YAZIM TARİHİ
: 12/05/2023
Adana 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/07/2020 tarih ve 2019/159 Esas-2020/151 Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusu ile ilgili yapılan incelemede;

DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Müvekkilinin İngiltere’de yaşadığını, araç tamir işiyle uğraşması nedeni ile Türkiye’den gelen şoförlerle sürekli muhatap olduğunu, arada güven ilişkisi olan şoförlerle Türkiye’ye, yakınlarına ücret karşılığında para gönderdiğini, bunun sebebinin de, paranın banka kanalıyla gönderilmesi durumunda yüksek vergilerin alınması olduğunu, davalı K3 ile bu şekilde tanıştığını ve aralarında samimi bir ilişkinin oluştuğunu, müvekkilinin arada oluşan bu güvenden kaynaklı 32.000 GBP parayı, yakınlarına iletilmek üzere davalıya teslim ettiğini, davalının parayı aldıktan kısa bir süre sonra 11/11/2018 tarihinde davacıyı aradığını ve İngiltere gümrük yetkilileri tarafından aracının arandığını ve kendisine teslim edilen paraya el konulduğunu söylediğini, paraya el koyma tutanağını müvekkilinin kendisinden istemesine rağmen herhangi bir belge verilmediğini belirttiğini ve aracı Fransa ülkesinde bırakarak kaçtığını, 13/11/2018 tarihinde müvekkilinin Kapıkule Gümrük Müdürlüğü’ne başvurarak davalı hakkında şikayette bulunduğunu, davalının 18/11/2018 tarihinde Kapıkule Gümrük Muhafaza Müdürlüğü’nde verdiği ifade ile müvekkilinden parayı teslim aldığını kabul ettiğini, çalıştığı şirket yetkililerine verdiği savunmada da yine parayı teslim aldığını belirttiğini, davalı aleyhine Adana 1. İcra Müdürlüğü’nün 2018/12866 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının takibe itirazı üzerine icra takibinin durduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile Adana 1. İcra Müdürlüğü’nün 2018/12866 Esas sayılı takibin devamına, borçlu aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Davacının, müvekkilini İngiltere’den beri takip ettiğini, bu takip sırasında müvekkilini bir kaç kez tehdit ettiğini, Fransa sınırları içerisinde bulunan otobanda müvekkilinin kullandığı tırı, yanında bulunan 3-4 kişilik bir grupla durdurduğunu, müvekkilini araçtan indirdiğini, müvekkilinin üstünü ve aracını aradıklarını, üstünde bulunan bir kısım paraya el koyduklarını, sonrasında ise müvekkiline takibe dayanak yapılan belgede bulunan beyanları yazdırıp imzalattıklarını, müvekkilinin korkarak belgedeki beyanları yazıp imzaladığını, belge içeriği tetkik edildiğinde müvekkiline zorla imzalatıldığının belirlenebileceğini, Fransız polislerinin gelmesi ile davacı ve yanındakilerin uzaklaştıklarını ve kaçtıklarını, müvekkilinin de söz konusu olayın yaşadığı ülkenin kanunlarına göre suç olması sebebi ile yaşadığı hadiseden polise şikayetçi olmadığını, davacının tacizlerinin Türkiye’de de devam ettiğini, müvekkilinin aracı ve üstünün Türkiye Gümrük Sahasında davacının ihbarı üzerine görevlilerce arandığını, bu arama sırasında müvekkilinin aracında ve üstünde herhangi bir şeye rastlanmadığını, müvekkilinin verilen parayı rica üzerine emanet olarak aldığını, müvekkilinin bu parayı zimmetine geçirdiğini iddia edildiğini, ancak aracın daha Türkiye’ye gelmeden davacı tarafça Fransa’da arandığını, emanet verilen paranın ne müvekkilinin üzerinde, ne de aracında olduğunu, müvekkilinin Türkiye’ye gelinceye kadar her ülkenin giriş ve çıkışlarında aracının arandığını, bu sebeple müvekkili tarafından paranın aracın belirli bir bölümünde saklandığını, paranın saklanmasından sonra davacı tarafın araç içerisine girerek paranın konulduğu yere baktığını, işbu paranın davacı ya da onunla birlikte hareket eden şahıslarca alınmış olma ihtimali olduğu gibi, yapılan gümrük araması sırasında görevlilerce de el konulmuş olabileceğini, İngiliz Gümrük görevlilerince bu paranın çalınmış olması halinde, müvekkilinin bu hususla ilgili olarak, ilgili yerlere şikayet etme olasılığının bulunmadığını, zira bu durumda, o ülkenin kanunlarına göre suç olan bir eylemi itiraf etmiş olacağını, bu durumda cezai hükümlerle karşı karşıya kalacağını, bu hususu iyi bilen davacının da, müvekkilinin İngiltere’ye dönerek ilgili yerlere davacı adına başvurulması teklifini reddettiğini, emanet verilen paranın İngiltere’de verilmiş olmasından dolayı davada Milletlerarası Hukuk Kurallarının uygulanması gerektiğini, bu sebeplerden dolayı haksız ve dayanaktan yoksun davanın esastan reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:

“Dosya kapsamından davacının davalıya İngiltere’den Türkiye’ye parayı taşıması için ödünç olarak verdiği sabittir.Bu durumda verilen paranın kamu düzeni, genel ahlak ve adaba aykırı olarak verildiği açıktır. Genel ahlaka ve kamu düzenine aykırı olarak ödenen para da eksik borç niteliğindedir ve dava yoluyla talep edilemez. TBK.m.26-27 gereğince taraflar ancak kanuna, ahlak ve adaba, kamu intizamına, şahsiyet haklarına aykırı olmamak şartıyla aralarında her konuda serbestçe sözleşme yapabilirler. Davacının hukuka aykırı; ahlak ve adaba aykırı bir amaç için verdiği parayı davalıdan talepte bulunmasına yasal olanak yoktur.” gerekçesiyle,
“Açılan davanın reddine,” şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili 01/09/2020 tarihli istinaf dilekçesinde:

Evvela mahkemenin, davanın niteliğinin “ödünç sözleşmesinden doğan alacak” şeklinde yaptığı tespitinin hatalı olduğunu, davanın tarafları arasında davacıya ait paranın Türkiye’deki yakınlarına götürülmesi şeklinde bir havale yahut vekâlet ilişkisi söz konusu olduğunun kabul edilebileceğini, ancak bu ilişkinin bir ödünç verme ilişkisi olmadığını, davalı borçluya verilen paranın, davalının bir menfaatini görmesi gayesi taşımadan yalnızca davacı müvekkili adına Türkiye’deki yakınlarına gönderilmek üzere teslimi söz konusu olduğunu, bu sebeple evvela taraflar arasında kurulan ilişkinin ödünç sözleşmesi olarak hatalı değerlendirildiğini ve bu hatalı tespit üzerinden tahkikat yapılması nedeni ile verilen kararın da hatalı ve hukuka aykırı olduğunu,
Mahkemenin redde ilişkin gerekçelendirmesinin de olaya ve hukuka uygun olmadığını, mahkemenin, taraflar arasında alışverişe konu olan paranın eksik borçtan kaynaklandığını ve bu suretle de eksik borç hükmünde olan bir alacağa ilişkin davanın açılamayacağını gerekçe göstererek davayı reddettiğini, bu gerekçeyi gösterirken davaya konu para alışverişinin hangi sebepten kaynaklanan bir eksik borç olduğuna dair hiçbir tespit ve değerlendirmede bulunmadığını, bu gerekçeyi zikrederken hangi delillere dayanarak red kararı verdiğini belirtmediğini,
Eksik borçların kanunda zikredilen belli hallerde doğduğunu, eksik borçların, geçerli olarak doğan borçlar olduğunu, borçlu tarafından ifa edilebileceğini, borçlunun, bu borçları ifa ettiği zaman, iadesini de talep edemeyeceğinin, bir borcun eksik borç olduğunun ileri sürülmesinin bir itiraz değil, def’i olduğunu, itirazın bir borcun doğmadığının veya sona erdiğinin ileri sürülmesi olup, def’inin ise, borcun ifa edilmesini geçici veya sürekli olarak engelleyen bir hak olduğunu, bu sebeple eksik borcun ileri sürülmesinin def’i olarak kabul edilmesi gerektiğini, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile doktrinde eksik borçların def’i niteliğinde olduğunun istikrar kazandığını, bir borç ilişkisinde borçlu edimini yerine getirmediğinde, alacaklının dava açarak veya cebri icra yollarına başvurup takip yaparak alacağını elde edebileceğini, ancak kanunun eksik borç kabul ettiği bazı borçlarda eksik borç için dava açılmış veya takip başlatılmış ise;borçlunun, borcun ancak eksik borç olduğunu ileri sürerek davanın veya takibin reddedilmesini sağlayabileceğini, davalı tarafın, davaya konu para alışverişinin eksik borç olduğuna dair herhangi bir def’i beyanında bulunmadığını, mahkemece ortada eksik borç olduğunu gösteren hiçbir iddia ve delil de bulunmazken para alışverişini eksik borç olarak tanımlamasının hatalı olduğunu, üstelik eksik borç olarak tanımlama yapılırken, borcun örneğin kumar, tellaliye yahut kanunda yazılı diğer eksik borç yaratan ilişkilerden hangisi sebebi ile doğduğuna dair hiçbir tespit ve değerlendirmede de bulunmadığını
Borcu doğuran olayın, paranın İngiltere’de verilmesi olduğunu, kaldı ki davalının da bunu ikrar ettiğini, vasıflı ikrarda bulunarak İngiltere gümrük makamlarının paraya el koyduğunu iddia ettiğini, vasıflı ikrarda bulunan tarafın ispat yükünü üzerine aldığını, bu halde paraya el konulduğuna ve de belgenin kendisinden cebren alındığına dair iddiasını ispatlayamayan tarafın beyan ve savunmalarına itibar edilemeyeceğini, davalı tarafın, paranın gümrük makamlarınca el konulduğuna dair iddiasını herhangi bir belge yahut kayıt ile ispatlayamadığını, bu tür resmi makamlarca yapılan bir el koyma olayının herhangi bir idari işleme dayanak olmadan yapılması ve bu el koyma işlemine ilişkin bir belgenin olmamasının İngiltere gibi ciddi bir ülkenin işlemleri esnasında söz konusu olamayacağını,
Davalı tarafın kötü niyetli olarak kendisine verilen paraya el koyduğunu, davalı tarafın, belgenin kendisinden cebren alındığını ispatlayamadığı gibi, buna ilişkin soyut beyanlardan öteye hiçbir hukuki dayanak da sunamadığını, belgenin cebren alındığına dair beyanının, eksik borç iddiasını içeren bir def’i niteliğinde değerlendirilemeyeceğini, belirterek,
Sonuç itibariyle:

Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili 16/09/2020 tarihli istinafa cevap dilekçesinde:
“Dosya kapsamından davacının davalıya İngiltere’den Türkiye’ye parayı taşıması için ödünç olarak verdiği sabittir.” açıklamasının yerinde olmadığını, zira taraflar arasında bir ödünç sözleşmesi bulunmadığını, davanın hangi kanun maddelerine dayandığı hususunun davacı tarafça da açıklanamadığı gibi, Türk Borçlar Kanunu’nda bu olaya uygulanabilecek kanun maddesi bulunmadığını,
Yerel mahkeme kararının gerekçesinin yerinde olduğunu, davacı tarafın bu gerekçeye karşı yapmış olduğu itirazın yerinde olmadığını, m üvekkiline teslim edilen paranın, paranın bulunduğu ülkeden, Türkiye’ye kadar girilen her ülkeden giriş-çıkışının yasak olduğunu, aramalar sırasında, paranın yakalanmış olması halinde, müvekkili hakkında o ülkenin mevzuatına göre yasal işlem yapılacağını, h er ülkenin girişinde ve çıkışında aramaya tabi tutulduğunu, yakın zamana kadar bu şekilde Türkiye’ye de para girişinin yasalara aykırı olduğunu, genel itibari ile bu şekilde para naklinin uluslararası hukuk kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, bu yönüyle davacı tarafından müvekkiline verilen paranın Türkiye’ye götürülmesi isteğinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacı tarafından verilen paranın kaynağının belli olmadığını, bu tür paranın aklanmasının önüne geçilmesi amacıyla Türkiye’nin imzalamış olduğu birçok sözleşme bulunduğunu, kara para dışındaki paranın, sırf finans kuruluşuna ödenecek komisyondan kaçınmak amacıyla, bu şekilde gönderildiği iddiasının geçerli olduğunun kabul edilemez olduğunu,
Davacı tarafın, yapmış olduğu ihbarında ve dava dilekçesinde, bu parayı davalıya Türkiye’ye götürmesi için emanet olarak verdiğini belirttiğini, emanet olarak verilen şeyin kaybolmasından, zarar görmesinden; emaneti kabul eden kişinin kusuru olmadığı sürece sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, taraflar arasında, riskin kime ait olduğu noktasında bir sözleşme de bulunmadığını, davacı tarafın, müvekkilinin bu parayı zimmetine geçirdiğini iddia ettiğini, oysa müvekkilinin üstü ve aracının daha Türkiye’ye girmeden önce, davacı tarafça Fransa’da aranmış, ancak emanet verilen paranın, ne müvekkilinin üzerinde ne de aracında çıkmadığını, davacı tarafın, müvekkilini Türkiye’ye kadar takip ettiğini ve yapmış olduğu ihbar neticesinde aracının gümrük memurlarınca da arandığını, buna rağmen, davacının iddiasını (Müvekkilinin bu parayı zimmetine geçirdiği) ispatlayacak bir durum ile karşılaşılmadığını, belirterek, davacı tarafın istinaf başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER :

İstinaf incelemesine esas:

Yerel mahkemenin dosyası içerisinde bulunan belge ve kayıtlar.

ESASTAN İNCELEME RAPOR SONUCU:

Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak iddiasına dayalı olarak yapılan icra takibine yönelik itirazın iptali davasıdır.

Adana 1. İcra Müdürlüğü’nün 2018/12866 Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; alacaklının K1 borçlusunun K3 olduğu, 31.970,00 GBP alacağın tahsili istemi ile borçlu hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun, borca ve ferilerine itirazı üzerine takibin durdurulduğu görülmüştür.

Davacı, Türkiye’deki yakınlarına verilmek üzere, İngiltere’den Türkiye’ye dönecek olan (tır şoförü) davalıya, 32.000 GBP parayı verdiğini, davalı tarafından telefonla aranarak, İngiltere gümrük yetkilileri tarafından aracın arandığı ve paraya el konulduğunun bildirildiğini, el koyma tutanağının davalıdan istemesine rağmen, davalının kendisine herhangi bir belge verilmediğini söylediğini iddia etmiştir.

Davalı ise, cevap dilekçesinde, davacının yol boyu kendisini takip ettiğini Fransa sınırları içerisinde davacının, yanındaki 3-4 kişiyle birlikte kendisini durdurarak üzerini ve aracı aradıklarını, bu sırada araçta bulunan parayı almış olabileceklerini, davalının, İngiltere gümrüğünde, gümrük yetkililerince üzerinin ve aracının arandığını, arama sonrasında paranın araca yerleştirdiği yerde bulunmadığını gördüğünü, İngiltere gümrüğünde parayla ilgili herhangi bir tutanak tutulmadığını, kontrol olduğuna dair bir evrakı gümrük yetkililerinin kendisine imzalattırdıklarını, davacı tarafın, yapmış olduğu ihbarında ve dava dilekçesinde, bu parayı davalıya Türkiye’ye götürmesi için emanet olarak verdiğini belirttiğini, emanet olarak verilen parayı rica üzerine teslim aldığını, emanet olarak verilen şeyin kaybolmasından, zarar görmesinden, emaneti kabul eden kişinin kusuru olmadığı sürece sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, taraflar arasında, riskin kime ait olduğu noktasında bir sözleşmenin de bulunmadığını beyan etmiştir.

İlk derece mahkemesince, taraflar arasındaki ilişki ödünç sözleşmesi olarak değerlendirilerek, davacının hukuka aykırı; ahlak ve adaba aykırı bir amaç için verdiği parayı davalıdan talepte bulunmasına yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Her iki tarafın beyanından da anlaşıldığı üzere, davacı, banka kanalıyla Türkiye’ye para göndermesinin masraflı olması nedeniyle, bu masraftan kurtulmak amacıyla parayı davalıyla göndermek üzere anlaşmış ve para davalının aracına konulmuştur. Bu haliyle taraflar arasındaki hukuki ilişki ödünç akdi olmayıp vekalet sözleşmesidir.
6098 sayılı TBK MADDE 502:

Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.

Vekilin özen gösterme yükümlülüğünü düzenleyen,
6098 sayılı TBK 506/2,3 maddesi:

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.
” hükmünü içermektedir.

Somut olayda, davacı tarafından davalıya, İngiltere’den Türkiye’ye götürülmek üzere 32.000 GBP paranın verildiği sabittir. Davalı paranın gümrük kontrolü sırasında İngiltere gümrük görevlileri tarafından ya da daha sonra Fransa sınırları içerisinde davacı tarafından aracın durdurularak aranması sırasında alınmış olabileceğini iddia etmiştir.

Taraflar arasındaki ilişkinin, hukuka, ahlak ve adaba aykırı bir amaç için kurulduğuna dair mahkeme kanaati, somut bir gerekçeye dayandırılmamıştır. Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin hangi yönlerden hukuka aykırı olduğuna ilişkin bir tespite ve gerekçeye kararda yer verilmemiştir. Öncelikle mahkemece bu hususun yasal dayanakları da gösterilmek suretiyle açıklığa kavuşturulması, hukuka, ahlak ve adaba aykırı bir amacın tespit edilememesi halinde, uyuşmazlığın vekalet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulması için, tarafların delilleri toplanmak suretiyle gerekli araştırmanın yapılaması, gerek duyulursa Adalet Bakanlığı aracılığıyla İngiltere yetkili makamlarıyla irtibata geçilerek, davalının aracı üzerinde arama yapılıp yapılmadığı, arama yapılmışsa el konulan bir para olup olmadığı, varsa miktarının sorulması, 6098 sayılı TBK’nın 506/2,3 maddesi kapsamında vekilin özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, bu kapsamda takibe konu parayı davacıya teslim etme yükümlüğünün bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle karar verilmiş olması yerinde değildir.

Sonuç olarak:

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1
– Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 uyarınca Adana 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/07/2020 tarih ve 2019/159 Esas-2020/151 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,

2-
Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren yerel mahkemeye
GÖNDERİLMESİNE,
3

İstinaf başvurusu sırasında davacıdan peşin alınan 54,40 TL istinaf karar harcının talebi halinde davacıya iadesine,
4
-İstinaf başvurusu sırasında davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı 148,60 TL’nin Hazineye
GELİR KAYDINA
,

5-
İstinaf başvurusu sırasında davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı 148,60 TL ile 43,00 TL PTT gideri toplamı 191,60 TL’nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
6

İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA,

7-
Kararın 6100 sayılı HMK’nun 359/4.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince,
TARAFLARA TEBLİĞİNE,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK’nın 353/1-a ve 362/1-a maddesi gereğince
KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/05/2023

  • İlk yayınlanma tarihi: 29 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!