Adana BAM, 5. HD., E. 2021/1448 K. 2023/683 T. 27.4.2023

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 66, TBK Madde 116

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

SİLİFKE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

06/04/2021

NUMARASI :

2019/376 Esas 2021/193Karar

DAVACILAR:

1-K1 – N1

2-K2 – N2

VEKİLİ:

Av. K3

DAVALILAR:

1-F1 TIP HİZMETLERİ TİCARET VE SANAYİ LİMİTE ŞİRKETİ OLBAMED HASTANESİ

2-K4

VEKİLİ:

Av. K5

DAVANIN KONUSU :

Tüketiciyi Koruma Kanunundan Kaynaklanan
İSTİNAF YOLUNA
BAŞVURAN
DAVACILAR
:

1-K1 – N1

2-K2 – N2
VEKİLİ
:

Av. K3

TALEP KONUSU :

Mahkeme Kararının Kaldırılması

İSTİNAF KARAR TARİHİ :

27/04/2023

KARAR YAZIM TARİHİ :

27/04/2023
Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 06/04/2021 tarih ve 2019/375 Esas 2021/193 sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacıların istinaf başvurusu Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesi’nin 05/07/2021 tarih 2021/1061 Esas 2021/782 Karar sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilmekle;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE :

Müvekkili K2’ya davalının adam çalıştıran sıfatı ile istihdam ettiği davalı tarafından 02.08.2017’de dilatasyon küretaj operasyonu yapıldığını, davacı K1’ın, K2’nın eşi olduğunu, operasyonda herhangi bir sorun olmadığının müvekkiline ifade edilerek hastaneden taburcu edildiğini, müvekkilinin adet görmemesi üzerine davalıya ulaşmış kendisi “kürtaj akabinde adetin gecikmesinin normal olduğunu, operasyon ile ilgili bir olumsuzluk olmadığını” ifade ettiğini, fakat müvekkilinin sonradan edindiği patoloji raporuna göre kürtajın başarısız geçtiğini, müvekkilinin hamileliği müvekkilin bilgisi dışında devam ettiğini, 22.11.2017’de ise çocuğunu aldırmak zorunda kaldığını, zira çocuğun burun kemiği gelişmediğini, engelli doğma ihtimalinin gündeme geldiğini, gebeliğin 21. Haftasında Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi heyet raporu ile kürtaj müsaadesi alınarak çocuğun aldırılmak zorunda kalındığını, müvekkillerinin, çocuklarını davacı K2’nın babasının mezarı üzerine gömmek zorunda bırakıldıklarını, müvekkiline tıbben doğru bir şekilde kürtaj yapmayan, rapora rağmen müvekkili uyarmayan, kürtaj sonrası takip yapmayan, müvekkilin adet görmediğini beyan etmesine rağmen bunun normal olduğunu ifade ederek hamileliğin devam etmesine sebep olan davalının bu tavrının tıbbi kötü uygulaması olduğunu, müvekkili ile doktor arasındaki hukuki ilişki yerleşik Yargıtay kararları uyarınca vekalet veya eser sözleşmelerine dayandığını, eldeki davada bir eser oluşturulmadığına göre müvekkili ile davalı arasında vekalet sözleşmesinin olduğu kabul edilerek yargılama yapılması gerektiğini, Türk Borçlar Kanunu 506. Maddesi’nde bu hususun düzenlendiğini, bu hali ile davalının müvekkiline karşı en ufak hatasından dolayı sorumlu olduğunu, Yargıtay’ın benzer pek çok kararında özen borcuna aykırılığı maddi ve manevi tazminat sebebi kabul ettiğini, emsal kararların dosyaya ibraz edilerek Türk Medeni Kanunu 1/3 Maddesi uyarınca bu yargı kararlarına uygun bir karar verilmesinin talep edileceğini, davalının 72582257 nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Mali Sorumluluk Poliçesi sebebi ile F2 Sigorta AŞ’ye karşı Silifke 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/202 Esas ile açılan davanın, davalının poliçesini olaydan sonra iptal ettirmesi sebebi ile ret edildiğini, bu hali ile davalının poliçesini iptal ettirmesi sebebi ile bu davayı kaybettikleri için bu defa eldeki davanın açıldığını, davalının Türk Borçlar Kanunu 66. Maddesi uyarınca adam çalıştıran sıfatı ile davalının fiilinden dolayı müvekkiline karşı sorumlu olduğunu, davacı K2 için 75.000,00.-TL, eşi K1 için 50.000,00.-TL manevi tazminatın 02.08.2017 olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek müteselsil tahsilini, yargılama giderinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Davacının, davaya konu operasyondan sonra, müvekkili doktora ve hastaneye kontrol muayenesi amaçlı (kendisine gelmesi gerektirdiği hatırlatıldığı halde) olarak hekime müracaatı söz konusu olmadığını, bu kapsamda davacı yanın gebelik dönemi boyunca müvekkili hekim dışında başkaca hekimlere ve hastanelere başvurusu bulunması ihtimaline binaen hasta kayıtlarının ve dava konusu iddiaların sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesi için bu hastane ve hekimlerin Medula Sistemi üzerinden davacı K2’a ait hasta kayıtlarının dosyaya celbedilmesini, müvekkili Hekimin, Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı olarak görevini layıkıyla yerine getirdiğini, kendisinden beklenen özeni gösterdiğini, davacının dava konusu hahne getirdiği neticenin oluşmasında müvekkil hekime ve hastaneye atfedilebilecek bir kusur ya da ihmalin bulunmadığını, bu nedenle tüm tazminat taleplerinin reddinin gerektiğini, davacıların; 02.08.2017 tarihinde müvekkilin K4’ın o tarihte görev yapmakta olduğu Silifke Olmamed Hastanesi Kadın Doğum Kliniğine gebelik durumu olduğunu ve bu bebeği istemediklerini ifade ederek isteğe bağlı tıbbi talebiyle başvurduklarını, yapılan muayenede altı halfa kalp atımı olan gebelik tespit edildiğini, davacılara, ultrasonla kalp atımı izletilmiş ve dinletildiğini, muayene sonunda bebeği istemediklerini beyan ettiklerini, bunun üzerine davacılara Tıbbi Tahliye (kürtaj) formunu okuyup imzalı onaylı alındıktan sonra doğumhanede tıbbi teknik ve usullere uygun şekilde tıbbi tahliye yapıldığını, ilaçları yazılarak, bir hafta sonra patoloji sonucu ile kontrole gelmeleri gerektiği ısrarla hatırlatıldığını, davacı K2’ın kontrole gelmediğini, K2’ın, müvekkili yaklaşık 4 ay sonra telefonla arayarak, “gebeliği olduğunu ve gebeliğinin yaklaşık 4 ay civarında olduğunu, Allah demek ki böyle istedi ” dediğini, davacının çok sevinçli olduğunun müvekkilce gözlemlendiğini, müvekkilde, davacıya hayırlı olsun dileklerini telefonda iletmiş; Gebelik yaşının ileri olduğununu davacıya hatırlatarak iyi takip yaptırmasını ve muayenesini aksatmamasını önerdiğini, olayın seyrinin bu şekilde olduğunu, isteğe bağlı gebeliklerde tıbbi işlem sonrası gebeliğin devam etmesi çeşitli bilimsel yayınlara göre ortalama %0.2 ile %0.4 yaklaşık binde 4 ( Ranomizet controlled sutudies, retrospective sutudies and meta analyse sutudies), Örneğin bir çalışmada Amerikada yapılan 64.000 kürtaj işleminde binde 4 gebelik devamı görüldüğü, dolayısıyla tıbbi tahliye sonrası gebeliğin devam edebileceği bilimsel olarak kanıtlıdır ve buna komplikasyon denildiğini, iddia edildiği gibi malpraktis olmadığını, müvekkilinin 16 yıllık meslek hayatında ilk küretaj sonrası devam eden gebelik olması sebebiyle bu komplikasyonun literatürdeki oranlardan daha düşük olduğunun aşikar olduğunu, gebeliğin devamında takipleri müvekkilin değişik meslektaşlarınca Silifke ve Mersin’deki merkezlerce yapıldığını, detayların müvekkilin bilgisi dahilinde olmadığını, sonraki günlerde Silifke’den ayrıldığını, davacıların istemediği bir gebeliği bitirmek için ücret ödeyip sonra da manevi tazminat talep etmelerinin çelişkili olduğunu, sonuçta kaybettikleri gebeliği zaten istemediklerini imzaları ile tastik ettiklerini, bebeğin kaybedilmesi nedeni Silifke 3. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi’nin 2018/202 Esas- 2019/ 20 Karar sayılı karar dosyası ile açıklığa kavuştuğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığından nedenle reddinin gerektiğini, olayda Tüketicinin Korunması hakkındaki kanunun uygulanamadığını, durumun Borçlar Kanunu çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, tazminat talebinin ret ettiklerini beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI :

İlk derece mahkemesince;

Davanın REDDİNE,
” şeklinde karar verildiği görülmüştür.

DAVACILAR VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalıların, müvekkilini kesinlikle kontrole çağırmadıklarını, bu hali ile dosyada müvekkilin kontrole çağrıldığına ve müvekkilin bu çağrıya uymadığına dair raporlarda karineten yapılan kabul haricinde somut hiç bir delil bulunmadığı, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu, davalıların müvekkilinin kontrole çağrıldığını üzerinde müvekkilin imzası olan her hangi bir belge ile ispat edemedikleri gibi tanıkları olan K6 bile 05.02.2020 tarihli celsede davacının kontrole çağrılıp çağrılmadığını hatırlamadığını samimi bir şekilde ifade ettiği, davada müvekkilinin tüketici olup davalının ispat etmesi gereken vakıa “müvekkilin kontrole çağrıldığı” vakıası olup tüketici hukuku ilkelerine göre bu vakıanan ispat edilemediği dosya kapsamı ile sabit olduğu, müvekkili ile davalılar arasında da yargıtay içtihatları uyarınca bir “vekalet sözleşmesinin” mevcut olduğu, davalı doktorun kürtaj işlemi yaparak bebeği alması gerektiği için taraflar arasında vekalet sözleşmesi olduğunun kabul edilmesi gerektiği, davalılar yaptıkları işi o kadar basiretsiz bir şekilde ifa etmişlerdir ki kendi talep ettikleri patoloji raporunda kürtajın başarısız olduğu yazmasına rağmen patoloji raporuna bakıp müvekkili “kürtajın başarısız olduğu” konusunda arayarak hastaneye gelmesi konusunda uyarmadıkları, avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 10/3 maddesi uyarınca manevi tazminat davasının tamamının reddi halinde tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu 2.040,00.-TL vekalet ücretine hüküm edilmesi gerekir iken nisbi 15.825,00-TL vekalet ücretine hüküm edilmesi hatalı olduğu, bu nedenlerle ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER :

Yazılı beyanlar ve tüm dosya kapsamı.

DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:

Dava, davacının tedavisini üstlenen davalı şirkete ait hastane ve davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılıktan dolayı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

İstinaf incelemesi
HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen de kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmış olup,
Davacılardan K2 02.08.2017 tarihinde geçirmiş olduğu kürtaj operasyonunun başarısız olması ve bu durum hakkında kendilerine bilgi verilmemesi nedeniyle 22.11.2017 tarihinde bebeğinin ölü olarak doğumunu yapmak zorunda kalması nedeniyle davalı doktorun ve davalı hastanenin söz konusu olayda kusurlu olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı davanın reddine karar verilmesini talep etmiş ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Operatör Doktorlarından oluşan heyetten alınan bilirkişi raporunda
“Başarısız kürtajın tıbbi uygulama hatası değil, komplikasyon olduğunu, hastaya verilen epikrizde kontrole çağrıldığı yazdığı, kürtaj materyalinin patolojik incelemeye gönderilmiş olması hastanın kontrole çağrıldığını desteklediğini, hastanın bu yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklı olarak gelişmiş olan başarısız küretaj komplikasyonunun telafisinin olmadığını, davalı doktorun kürtaj işleminde ihmal ve kusuru olmadığı” belirtilmişir.

Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 20.01.2021 tarihli raporda
“Kadın hastalıkları ve doğum pratiğinde erken hafta kürtajlarda embriyonun alınamayabileceği tıbben bilinmekle birlikte tıbbi belgelere göre istenmeyen 6 haftalık gebelik tahliyesi sonrası tıbbi belgeler incelendiğinde kişinin kontrole çağrıldığı, ancak hastanın kontrole gitmeyerek, patoloji sonucunu almayarak ve patoloji sonucunu hekimi ile paylaşmayarak komplikasyon yönteminin uygun yapılmamasına neden olduğu cihetle ilgili hekime tıbbi hata atfedilemeyeceği” belirtilmiştir.

Dava, hekim hatası iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (TBK 502-506 md). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Uyuşmazlığa uygulanması gereken bu yasal kurallara göre, vekilin en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altında olduğu gözetildiğinde, alınacak bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve İstinaf/Yargıtay denetimine elverişli bulunması gerekmektedir. Bilirkişi; doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişi tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakimin de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını denetlemesi gerekmektedir (TMK md. 4, HMK md. 198). (Aynı yönde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 2020/8238 E. Ve 2021/8422 K. Sayılı ilamı)

Ayrıca doktorun tedavi öncesi olası doğabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi zorunludur. Tedaviden sonra oluşabilecek her türlü olumsuzluğu (komplikasyonu) iş sahibine tüm sonuçlarıyla açıklamalı, oluşması olası bu sonuçlar için hastanın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi, hastanın bu bilgilendirmeden sonra işinin yapılmasını istemiş olması gerekir. Ancak bu durumda doktorun hiçbir kusurunun bulunmaması halinde sorumluluktan kurtulabileceğinin kabulü gerekir.

Borçlar Hukukunda, yardımcı kişinin işin görülmesi sırasında başkalarına vermiş olduğu zarar nedeniyle çalıştıranın sorumluğu; BK’nın 55 ve 100. (TBK’ nın 66 ve 116.) maddelerinde düzenlenmiştir. BK’ nın 55. maddesine dayanan sorumluluk, sözleşme dışı sorumluluk halini düzenlemektedir. Burada, gerçekleşen zarardan önce, zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki (özellikle de sözleşmeye dayalı) ilişki yoktur. BK’ nın 100. (TBK’nın 116.) maddesine dayanan sorumluluk ise, bir sözleşme sorumluluğudur. Burada, yardımcı kişi kullanan çalıştıran ile yardımcı kişinin fiilinden zarar gören arasında daha önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. BK’nın 55. ve 100. maddeleri arasındaki diğer bir önemli fark da, kurtuluş kanıtı bakımındandır. Zira, BK’nın 55. maddesinde çalıştırana kurtuluş kanıtı tanınmış iken, 100. maddesinde çalıştırana kurtuluş kanıtı tanınmamış, farazi kusur kabul edilmiştir. BK’nın 55. maddesinde, objektif özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini veya objektif özen yükümlülüğünü yerine getirseydi dahi zararın gerçekleşeceğini kanıtlayan çalıştıran sorumluluktan kurtulurken, BK’nın 100. maddesinde çalıştıran, yardımcı kişi yerine geçip, onun davranışında bulunmuş olsaydı, bu davranış kendisine kusur olarak olarak yükletilebilecek idiyse sorumlu olur. Diğer bir anlatımla, BK’nın 100. maddesinde çalıştıran, kendisinin kusursuz olduğunu ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ile davalı özel hastane arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu, borcun (sağlık hizmetinin) ifasının, davalı hastane tarafından yardımcı kişi konumunda olan davalı doktor ve dava dışı yardımcı sağlık personeline bırakıldığı anlaşılmaktadır. Gelinen noktada, uyuşmazlığın davalı hastane bakımından BK 100.(TBK 116.) maddesinden kaynaklandığı görülmektedir.

Somut olayda; ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında hastanın kontrole çağrılmasına rağmen gitmemesi nedeniyle doktor ve hastanenin kusurlu olmadığı benimsenmiştir. Davacılar kontrole çağrılmadıklarını iddia etmektedirler. Emsal Yargıtay uygulamasına göre taburcu işleminden sonra kontrole çağrıldığının isbat yükü davalılardadır. (Aynı yöndeki Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/23055 E. Ve 2013/27584 K. Sayılı ilamı)

Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında epikriz raporunda “Kontrol Önerildi” ibaresinin bulunması ve kürtaj işlemi ile alınan parçanın patoloji sonucuna gönderilmesi ile davacıların kontrole çağrıldıkları varsayılmıştır. Oysa 04.08.2017 tarihli patoloji raporunda korial elemana rastlanmadığının belirtilmesi karşısında patoloji raporu ile davacılardan K2’nın gebeliğinin sona erdirilmediğinin tespit edilmesi karşısında kontrol için davacının çağrıldığının ispatı davalılara düşmektedir. Epikriz raporunda yazan ibareler hekimin kontrol randevusuna gelinmesi için davacıları çağırdığı ve aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği hususunda ispat için yeterli kabul edilemez.

Emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/23055 E. Ve 2013/27584 K. Sayılı ilamında;

Dosya kapsamında alınan diğer bilirkişi raporlarında ise, davalı doktorun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, özellikle bebeğin ROP muayenesinin yapılması konusunda gerekirse bebeğin hastane tarafından derhal bu konuda yeterli donanıma sahip başka bir hastaneye sevkinin sağlanması konusunda yeterli özen ve dikkati gösterip göstermediğini ortaya koyacak nitelikte yeterli açıklamayı içermemektedir. Olayda davalıların kusurlu olup olmadığının tespiti için bu raporlara dayanılarak hüküm kurulamaz. Epikriz raporunda “göz hastalıkları polikliniğinde ROP muayenesi önerildi” şeklinde yazıyor olması hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat için yeterli kabul edilemez.” denilmektedir.

Tüm bu açıklamalar ışığında, davacı K2’a yapılan küretaj işleminde gebeliğin sonlandırılmamış olması bir komplikasyon olup bundan dolayı davalılara kusur izafe edilemese de, davacılardan operasyon başlangıcında operasyonun başarısız olabileceğine dair yeterli açıklıkta usulünce onam alınmadığı gibi patoloji raporu sonucu açıklandıktan sonra gebeliğin sonuçlanmamış olduğunun belirlenmesi karşısında davacıların kontrol için çağrılmamış olması, davacılara usulünce kontrole davet edildiğinin ispatlanamaması karşısında gebeliğin devam etmesi ve bunun neticesinde davacıların bebeklerini söz konusu operasyondan üç ay on dokuz gün sonra başkaca bir operasyonla bebeğin ölü olarak doğurtulması ile kaybetmiş olmaları karşısında davalıların kusurlu olduğu bu nedenle davacılar lehine uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken talebin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiştir.

İstinaf talebinde bulunan davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile toplanan delillere göre yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmamakla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak (Düzeltilerek) esas hakkında Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b(2) maddesi uyarınca aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

A
– Davacıların istinaf isteminin
KABULÜNE,
Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 06/04/2021 tarih ve 2019/376 Esas, 2021/193 Karar sayılı kararının
KALDIRILARAK (DÜZELTİLEREK) esas hakkında aşağıdaki hükmün kurulmasına;

1-) Davacıların davasının
KISMEN KABULÜ, KISMEN REDDİ ile; a-) Davacı K2 bakımından 25.000,00.-TL manevi tazminatın haksız eylem tarihi olan 02.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, davacı tarafın diğer taleplerinin
REDDİNE, b-) Davacı K1 bakımından 15.000,00.-TL manevi tazminatın haksız eylem tarihi olan 02.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, davacı tarafın diğer taleplerinin
REDDİNE,

2-) Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 2.732,40-TL bakiye karar harcının davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

3-) Davacılar tarafından sarf edilen 2.458,00.-TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre 786,56.-TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4-) Davalı F1 Tıp Merkezi Ltd. Şti. tarafından yapılan 1.000,00.-TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranı dikkate alınarak 680,00.-TL sinin davacılardan alınarak bu davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına

5-) Davacı K2 kendini vekille temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak 4.600,00.-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

6-) Davacı K1 kendini vekille temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak 4.600,00.-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

7-) Davalılar K4 ve F1 Tıp Merkezi Ltd. Şti. kendini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/2. Maddesi dikkate alınarak, manevi tazminat taleplerinin kısmen reddi durumunda avukatlık ücreti davacı lehine belirlenen ücreti geçemeyeceğinden 4.600,00.-TLvekalet ücretinin davacı K2’dantahsil edilerek davalılara ödenmesine,

😎 Davalılar K4 ve F1 Tıp Merkezi Ltd. Şti. kendini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/2. Maddesi dikkate alınarak, manevi tazminat taleplerinin kısmen reddi durumunda avukatlık ücreti davacı lehine belirlenen ücreti geçemeyeceğinden 4.600,00.-TLvekalet ücretinin davacı K1’dantahsil edilerek davalılara ödenmesine,

9-)Taraflarca gider avansı olarak yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
B)

Davacılar tüketici olarak harçtan muaf olduklarından,her iki davacıdan da ayrı ayrı peşin alınan 59,30.-TL istinaf karar harcı ile 162,10.-TL istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının talep halinde davacılara ayrı ayrı iadesine,
C)

Davacılar tarafından sarf edilen 62,00.-TL İstinaf yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
D
) Karar tebliği, harç, gider avansı iadesi ve diğer usulî işlemlerin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 302/5 ve 359/3 maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 362/1-a maddesi gereğince
KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 29 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!