Adana BAM, 5. HD., E. 2018/1028 K. 2019/1281 T. 13.11.2019

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 400, TBK Madde 506

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

MERSİN 1. TÜKETİCİ MAHKEMESİ

TARİHİ :

22/02/2018

NUMARASI :

2016/583 Esas 2018/81Karar

DAVACI:

K1
(T.C Kimlik No:N1) ve K2(T.C Kimlik No: N2)’e velayeten K3 – N3

VEKİLİ:

Av. K4

DAVALILAR:1-

F1
TIP HİZMETLERİ SAN VE TİC A.Ş.
(F2 HASTANESİ)

VEKİLİ:

Av. K5
: 2
-K6 – N4

MÜTEVEFFA:

K7
– N5

DAVANIN KONUSU :

TAZMİNAT
İSTİNAF YOLUNA

BAŞVURAN DAVACI:

K1
(T.C Kimlik No:N1 ve K2(T.C Kimlik No: N2’e velayeten K3 – N3
VEKİLİ
:

Av. K4

TALEP KONUSU :

Mahkeme Kararının Kaldırılması

İSTİNAF KARAR TARİHİ :

13/11/2019

KARAR YAZIM TARİHİ :

13/11/2019
Mersin 1. Tüketici Mahkemesi’nin 22/02/2018 tarih ve 2016/583 Esas 2018/81 sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusu ile ilgili yapılan esas incelemesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE :

Davacıların eşi/babası olan K7’in böbrek taşı rahatsızlığı nedeniyle 07/07/2014 tarihinde davalı şirketin işletiminde olan hastaneye başvurduğu, ilaç tedavisine cevap alınamaması üzerine lazer ile kırılmasına karar verildiği, bu konuda maktül ve eşine yeterli bilgi verilmediği, 08/07/2014 tarihinde kısmı anesteziyle operasyon gerçekleştirilerek taşın alınarak müteveffanın gözlendiği, hastanın düzenli kan testlerinin alınmasına rağmen önemli bir ihmal ile iç kanamanın tespit edilemedeği, çok geç yetkili hekimlere bildirildiği, sonuç olarak yapılan tüm müdahalelere rağmen müteveffanın yaşamını yitirdiği, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracat ile 2014/27187 sayılı soruşturma dosyası üzerinden tahkikat yapıldığı, tahkikat sürecinde yapılan otopside yer alan bilirkişi tarafından sunulan raporda müteveffanın sol böbrek damarında yırtık ve yırtığa bağlı kan birinkintisi, sağ böbrek damarında iki milim genişliğinde delik, bu deliğe bir santim mesafede bir bucuk santimlik eroze bulunduğunun bildirildiği, 16/10/2014 tarihli Adana Adli Tıp Kurumu raporunda müteveffanın ölüm nedeni hakkında otopsi yapan doktordan görüş alınmasının uygun olacağının belirtilerek neticeden üzerlerine sorumluluk almadan rapro tanzim ettikleri, bu nedenle dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği, kurumun 25/03/2015 tarihli raporunda müteveffanın zehirlenerek öldüğü yönünde tıbbi delillerin bulunmadığı, ölümün Endoskobik Ürüter Taşı ameliyatında oluşan Renal Van Perforasyonuna (Büyük Damar Delinmesi)’ne bağlı iç kanama sonucunda olduğunu oy birliği ile rapor ettiği, rapora göre sonucun hekim hatası olarak nitelendirilmesi gerektiği, Yargıtay’ın yerleşik ictihatlarında tedaviyi üstlenen hekimin özen borcu nedeniyle en hafif kusurdan dahi tam sorumlu olacağının belirtildiği, hasta ile doktar arasında vekillik sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu, özel hastane işleten şirketinde doktar ve diğer yardımcı personeli seçme ve denetlemede özenli olması gerektiği, çalıştırılan doktorların kusurlarından sorumlu olduğu, olayda davalı doktor tarafından yapılan operasyon neticesinde müteveffanın her iki böbreğinin üstündeki ana damarların yırtıldığı, yırtık fark edilmeden ameliyatın sonlandırıldığı, akabilinde kan tahlilleri sonucunda kan değerlerinin düştüğü variz olarak ortadayken önlem alınmaması ve geç müdahale nedeniyle ölüm olayının meydana geldiği, olaya ilişkin Adli Tıp Kurumunda alınacak raporun tek başına yeterli olmayacağını belirterek destekten yoksun kalan davacı eşi ölüm tarihinde 34 yaşında 2 çocuklu olarak dul kaldığı, işte çalışmadığı ve geçen süreçte evlenmediği, testekten yoksun kalan küçük K1 ve K2’nin 2008 doğumlu olduğu, babalarını yitirdiklerinden güvenli gelecekten yoksun kaldıkları, müteveffanın ozonla temizleme alanında danışmanlık hizmeti verdiği, aylık gelirinin 5000,00 TL olduğu, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla destekten yoksun kalma tazminatı belirlenerek şimdilik 100’er TL toplamla 300,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini dava ve talep ettikleri görülmüştür.

DAVALI
K6

CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Müteveffa hastasının olay tarihinde sağ böğür ağrısı, halsizlik, bulantı ve içtahsızlık şikayeti ile açil plokilinliğine müracaat ettiği, üroloji bölümüne sevki ile tarafınca muayene edildiği, sağ böbrekten taş düşürdüğü belirtilerek medikal tedavi düzenlendiği, şikayetleri geçmemesi üzerine ertesi gün tekrar gelerek ameliyatla taşın alınmasını istediği, aynı tarihte tetkikleri yapılarak böbrek filmi çekildiği, operasyonda 5 milimlik taşın basketle tutularak çıkartıldığı ve üretral sonda konularak operasyonun sonlandırıldığı, herhangi bir komplikasyon olmadığı, hastanın her iki veninin bu ameliyatla delinmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle hastanın ölümünün operasyona bağlı olmadığı, ameliyat sonrası kan hemogram seviyesinde düşme görülmediği, şikayetin olmadığı ve vital bulguların tamamen normal olduğu, iç kanama düşündürelecek hiç bir bulgunun gözlenmediği, yatakta oturur sohpet ederken birden yatağa düşerek öldüğünün söylendiği, hastaya ressitasyon uygulandığı, ilk etepta kalp krizi düşünüldüğü, verilerin iç kanamaya akla getiremeyeceği, bu tür durumlarda yapılması gereken tüm müdahalelerin yapıldığı, otopsi raporunda belirtilen bulguların gerçek olması halinde hastanın ameliyat masasında ölmesi gerektiği, oysa ameliyattan 8 saat sonra vefatının gerçekleştiği, hastanın vucut geliştirme sporu ile uğraştığı, vücut geliştirme ilaçlarının kalp ve damar komplikasyonlarına neden olduğu, ölümün yaptığı operasyonla bir bağlantısının bulunmadığını savunduğu görülmüştür.

DAVALI ŞİRKET VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Ameliyattan sonra hastanın iyileştiği, doktorlara, ağrılarının dindirilmesi nedeniyle teşekkür ettiği, taburcu işlemleri yapıldığı sırada aniden düşerek vefat ettiği, dava dilekçesindeki iddialarının gerçek dışı olduğu, kan değerlerinde ölüme sebebiyet verecek bir düşmenin olmadığı, hastanın vucut geliştirmek için Steroid (kordizon) aldığını beyan ettiği ve bu beyanı imzaladığı, anestezi uzmanının beyana göre işlem yaptığı, hastanede yapılan ameliyatta sadece taşın alındığı, böbreğe kadar çıkılmadığı, ameliyatın da teknik olarak böbrek damarlarına ulaşmasının mümkün olmadığı, taşın böbrek taşı olmayıp üreter alt kısım taşı olduğu, her iki damarında patladığından bahsedildiği, halbuki patlayan damarların bulunduğu bölgelerde hiç bir ameliyat işleminin yapılmadığı, oparasyonu gerçekleştiren davalı doktorun 10 yıllık üroloji uzmanı olduğu, 1000 üzerinde bu tür ameliyatı başarı ile gerçekleştirdiği böyle bir komplikasyon ile karşılaşılmadığı, olayla ilgili Mersin Cumhiriyet Başsavcılığı’nın 2014/27187 soruşturma, 2015/24082 nolu kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, karara itiraz edilmesine rağmen itirazın red edilerek kesinleştiğini belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddina karar verilmesini savunduğu görülmüştür.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI :

“Davacılar K3, K2 ve K1 vekilinin davalılar F1 Tıp hizmetleri San. Tic. A.Ş. Ve K6 alyehine açtıkları destekten yoksun kalma ve toplam 300,00 TL maddi tazminat istemine ilişkin, davaların ayrı ayrı reddine,” şeklinde karar verildiği görülmüştür.

DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Yerel Mahkemece ceza yargılamasında alınan ATK raporlarıyla yetinildiğini ve hukuki açıdan değerlendirme yapılmak üzere yeni bir rapor tanzim ettirilmediğini, ATK’nın 26/08/2015 tarihli raporunu hükme esas alarak somut olayda her iki davalının da kusurlarının bulunmadığını beyanla Mahkeme tarafından davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu olayın hekimin yaptığı ameliyat sırasında her iki böbreğin üstündeki ana damarları delmiş olduğu ve buna dayalı olarak bir iç kanama yaşandığı hususu sabit iken bundan dolayı gerçekleşen ölümden kaynaklı tazminattan sorumlu olup olmayacağı noktasında olduğunu, haksız taksirli fiil ve illiyet bağının oluştuğu olayda davanın reddine dair verilen kararın hukuka aykırı olduğunu belirtip, istinaf başvurularının kabulü ile usul ve yasaya aykırı Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER :

Yazılı beyanlar, 2014/27187 soruşturma sayılı dosyası, hastane kayıtları ve tüm dosya kapsamı.

DEĞERLENDİRME-GEREKÇE:

Dava, davacıların miras bırakanının tedavisini üstlenen davalı şirkete ait hastane ve davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılıktan dolayı maddi tazminat talebine ilişkindir.

İstinaf incelemesi HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen de kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmış olup,
Davacılar vekili, müvekkillerinin miras bırakanı olan K7’in böbrek ağrısı şikayetiyle 07/07/2014 tarihinde davalı şirkete ait Yenişehir Hastanesi’ne başvurduğunu, böbrekte tespit edilen taşın lazer yöntemiyle kırılmasına karar verildiğini, miras bırakana ve davacı eşi K3’e komplikasyonlar ile ilgili bilgilendirme yapılmadığını, 08/07/2014 tarihinde kismi anestezi ile kapalı yöntemle böbrek taşı ameliyatı yapıldığını, ameliyat sonrası miras bırakanın odasında izlendiğini ve düzenli olarak kan testlerinin alındığını, kan değerlerinin düştüğünün açık olmasına rağmen durumun yetkili doktorlara geç bildirildiğini, miras bırakanın kurtarılamadığını ve vefat ettiğini, otopsi raporunda her iki böbreğin üstündeki ana damarların yırtıldığının ve ölümün bu nedenle gerçekleştiğinin tespit edildiğini, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 25/03/2015 tarihli raporda da miras bırakananın iç kanama sonucu öldüğünün tespit edildiğini, davalıların kusurları nedeniyle miras bırakanın hayatını kaybettiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 100,00’er TL olmak üzere toplam 300,00 TL maddi tazminatın davalılardan alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket vekili, zamanaşımı definde bulunmuş, miras bırakanın kan değerlerinde ölümü sebebiyet verecek düşme olmadığını, miras bırakanın kendisince harici olarak kullanılan ilaçlar nedeniyle aniden vefat ettiğini, ameliyat kesisi olması durumunda ameliyat saati olan 12:00’dan saat 20:00’a kadar yaşamayacağını, davalı doktorun ve hastanenin herhangi bir kusurunun ve ihmalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı doktor, operasyonun başarılı geçtiğini, herhangi bir komplikasyon olmadığını, ameliyatta her iki renal venin delinmesinin mümkün olmadığını, hastanın ölümünün operasyona bağlı olmadığını, hastanın saat 20:00’a kadar herhangi bir probleminin bulunmadığını, yapılan tetkikte kalp krizini destekleyen kreatin kinaz enzimi nedeniyle ilk etapta kalp krizine bağlı ararest olduğunun düşünüldüğünü, durduk yerde bir insanın her iki renal veninin aynı anda spondan rüptüre olamayacağını, hastanın sporcu olduğunu, kaslarının ileri derecede gelişmiş olduğunu, sporcularda kullanılan ilaçların kalp ve damar komplikasyonlarına neden olduğunun bilindiğini, kendisinin herhangi bir kusurunun ve ihmalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk derece mahkemesince; İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 26/08/2015 tarihli raporuna göre, ameliyat sonrasında oluşan renal ven yaralanmasının operasyonun bir komplikasyonu olduğu, davalı şirkete bağlı hastanenin ve davalı doktorun hastaya karşı özen yükümlülüklerini yerine getirdikleri, kusur ve ihmallerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davalı şirkete ait hastanede düzenlenen 08/07/2014 tarihli epikriz raporunda; davacıların miras bırakanı olan K7’in sağ böğür ağrısı, bulantı, kusma ve idrar yaparken yanma şikayetleri ile 07/07/2014 tarihinde davalı şirkete bağlı hastanenin acil polikliniğine başvurduğu, serum takılarak servise yatırıldığı, sabah IVP çekilen hastanın sağ üreterde taş bulunduğunun ve böbreğin tıkandığının tespit edildiği, 08/07/2014 tarihinde davalı doktor tarafından hastaya spinal anestezi altında sağ endoskopik üreter taşı tedavisi yapıldığı, 30 dakika süren operasyonun komplikasyonsuz tamamlandığı, serviste yatağa alınan hastanın aynı gün saat 20:00’a kadar herhangi bir şikayetinin olmadığı, saat 20:00 civarında şiddetli göğüs ağrısı, terleme ve bulantı şikayetinin ortaya çıktığı, acil doktoru tarafından müdahale edildiği, yoğun bakıma alınan hastaya kardiyak arrest geçirmesi nedeniyle 22:30’a kadar resustasyon uygulandığı, ancak müdahalelere cevap vermeyen hastanın öldüğü anlaşılmaktadır.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/27187 soruşturma sayılı dosyasında taksirle ölüme neden olma suçu nedeniyle yapılan soruşturma sonucunda, davalı şirkete ait hastane yetkilileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, müşteki vekilinin itirazının Mersin 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce red edildiği, bu kez müşteki vekilince CMK ‘nın 308. maddesi kapsamında kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2016/9493 Esas 2016/13539 Karar sayılı ilamı ile kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Soruşturma dosyasında mevcut olan raporların incelenmesinde; Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığınca hazırlanan 16/10/2014 tarihli AHŞA raporunda, murisin otopsisi sonucunda alınan kan ve iç organ parçalarının incelenmesi sonucunda gerekli raporların düzenlendiği, ancak kişinin ölüm nedeni hakkında otopsi yapan doktorlardan görüş alınmasının uygun olacağı bildirilmiştir.

Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 25/03/2015 tarihli raporda kişinin ölümünün endoskopik üreter taşı ameliyatında oluşan renal ven perforasyonuna bağlı iç kanama sonucu meyadan geldiği bildirilmiştir.

Aynı kurum tarafından düzenlenen 26/08/2015 tarihli raporda ise, hastanın ameliyat sonrası uygun takip ve tedavisinin yapılmış olduğu, ameliyat esnasında oluşan renal ven yaralanmasının ameliyatın bir komplikasyonu olduğu, ameliyat öncesinden itibaren ateş, nabız, solunum ve kan basıncı takiplerinin düzenli aralıklarla yapılmış olduğu ve bunlarda bir özellik görülmediği, kişinin takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği bildirilmiştir.

Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (TBK 502, 506. md)

Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 400. md). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, (TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. (Yargıtay 13. HD 2016/13768 E. 2019/6769 K.)

Somut olayda; her ne kadar ilk derece mahkemesince Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 26/08/2015 tarihli rapor doğrultusunda davalı şirket ve davalı doktorun ölümün gerçekleşmesinde herhangi bir kusur ve ihmallerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de;

Dosya ve soruşturma dosyası kapsamındaki ifade, bilgi ve belgelerden, özellikle davalı doktor K6’in davaya cevap dilekçesinden, davacıların murisinin vücut geliştirme sporu ile ilgilendiği, kaslarının ileri derece gelişmiş-hipertrofik olduğunun, ameliyattan bir süre öncesine kadar vücut geliştirmede kullanılan steroid tablet kullandığının belirtildiği, yine davalı doktorun cevap dilekçesinde sporcularda kullanılan bu tür ilaçların kalp ve damar komplikasyonlarına neden olduğunu, hastanın bu ilaçları kaç yıldır kullandığının bilinmediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır.

İlk derece mahkemesince murisin kullandığı ilaçların hangi ilaçlar olduğu, bu ilaçları ne kadar zamandır kullandığı ve yapılan operasyona özel bir onam (aydınlatma) alınıp alınmadığı araştırılmadan rapor alınarak eksik inceleme ile karar verilmiştir. Öncelikle bahsi geçen hususlara ilişkin deliller toplandıktan sonra;

İlk derece mahkemesince karara dayanak yapılan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 26/08/2015 tarihli raporda, davacıların murisine yapılan tetkikler sonucu uygun tanı konulduğu, ameliyat endikasyonun yerinde olduğu, ameliyatın uygun teknikle yapıldığı, ameliyat sonrası uygun takip ve tedavinin yapıldığı, ameliyat esnasında oluşan ve renal ven yaralanmasının ameliyatın bir komplikasyonu olduğu belirtilmiş ise de, davalı doktorun cevap dilekçesinde ameliyatta her iki renal venin delinmesinin mümkün olmadığını, hastanın ölümünün operasyona bağlı olmadığını iddia etmesine göre, davalı doktor tarafından üreter taşı tanısı konulmasından sonra yapılacak tedavinin seçiminde endoskopik yöntemin hastanın durumu (özellikle vücut geliştirme sporu ile uğraşması ve kaslarının ileri derecede gelişmiş-hipertrofik olması) ve hekimin uzmanlığı itibariyle uygun bir tercih olup olmadığı, bir başka ameliyat veya tedavi yönteminin seçilmesi halinde bu komplikasyon riskinin önlenmesi imkanının olup olmadığı hususları değerlendirilmemiştir. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve yüksek yargı denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.(Aynı yönde Yargıtay 13. HD 2014/12014 E. 2015/10657 K., 2015/17154 E. 2017/12914 K. sayılı ilamları)

Mahkemece esasa etkili tüm deliller toplanmadan ve eksik inceleme ile karar verilmiş olması nedeniyle, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:

1-
Davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Mersin 1. Tüketici Mahkemesi’nin 22/02/2018 tarih ve 2016/583 Esas 2018/81 sayılı kararının
KALDIRILMASINA,

2-Dosyanın, gerekçede bahsedilen deliller toplanıp, eksiklikler giderilerek davanın yeniden görülüp, yeni bir karar verilmesi için mahkemesine iadesine,

3-Davacılar harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

4-İstinaf giderlerinin yargılama masrafı olarak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,

5-Kararın tebliği, harç vb. hususların 6100 Sayılı HMK’nın 302/5 ve 359/3 md. uyarınca ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.’nın 353/1-a maddesi gereğince
KESİN olarak oybirliği ile karar verildi.13/11/2019

  • İlk yayınlanma tarihi: 29 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!