Adana BAM, 3. HD., E. 2019/2301 K. 2020/1395 T. 27.10.2020

İlgili maddeler: TMK Madde 705, TMK Madde 1007

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

KARAİSALI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVACI :

K1- N1

VEKİLİ:

Av. K2 – A1

DAVALI :MALİYEHAZİNESİ

– A3

DAVA :

TMK 1007’den Kaynaklı

KARAR TARİHİ :

27/10/2020
GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH :

27/10/2020
Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26/09/2019 tarih ve 2018/32 Esas, 2019/116 Kararsayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Adana ili Karaisalı ilçesi A4 Köyü 245 Parsel sayılı taşınmazı 23/09/2009 tarihinde satın aldığını, 21/12/2015 tarihinde taşınmaz hakkında Mahkememizin 2015/153 Esas sayılı dosyası ile tapu iptali ve tescil davası açıldığını, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunun tespit edilerek Hazine adına tapuya tescil edildiğini, davacının taşınmazın orman vasfında olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını beyanla davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili 21/01/2019 tarihli dava dilekçesinin açıklanması konulu beyan dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde sonuç ve istem kısmında talep edilen miktarın sehven belirtilmediğini, 28.525,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, 24/07/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam taleplerini 41.750,00 TL’ye çıkardıklarını beyan etmiştir.

CEVAP:

Davalı Maliye Hazinesi temsilcisi cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın davacının elinden çıkmasında Hazinenin etkisinin olmadığını, davacının taşınmazı alırken gerekli araştırmayı yapmak zorunda olduğunu, devlet ormanlarının mülkiyetinin Devlete ait olduğunu, Mahkeme kararı ile taşınmazın tapusunun iptaline ve orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tesciline karar verildiğini, bu kararın uygulanmasının zorunlu olduğunu, tapu memurunun kusurundan bahsedilemeyeceğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, 28.525,00 TL maddi tazminatın ıslah tarihi olan
21/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili; davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu olayda Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile taşınmazın tapusunun iptali ve orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiğini ve Tapu Müdürlüğü tarafından anılan karar gereğince tescil yapıldığını, açılan bu davanın M.K. 1007. maddesindeki devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan kusursuz sorumluluğu kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davalarıdır.

Mahkemece toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun “Sorumluluk” kenar başlığını taşıyan 1007. maddesi; “
Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
” hükmünü içermektedir.

Burada Devlete yüklenen sorumluluk kusursuz sorumluluktur. Maddede yer alan kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır, çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamdadır. Bu nedenle, 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Bu zararlardan da TMK 1007. Maddesi gereği Devlet (Maliye Hazinesi) sorumlu olduğundan,davalı vekilinin husumete ve kusurları bulunmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/153 Esas ve 2017/15 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; davacısının Orman İşletme Müdürlüğü, davalısının Hayriye Gün, konusunun taşınmazın orman niteliğinin çekişmeli olması nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, yargılama neticesinde Adana ili, Karaisalı ilçesi,A4 Köyü 245 Parsel sayılı davalı Hayriye Gün adına olan tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline karar verildiği, kararın 21/12/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Mahkemece Karaisalı Tapu Müdürlüğünden dava konusu taşınmazın davacı tarafından satın alındığı tarih olan 23/09/2009 tarihinde tapu kütüğünde taşınmazın oman olduğunu gösterir nitelikte herhangi bir şerh, beyan, tedbir ya da kısıtlama olup olmadığı sorulmuş ve cevaben böyle bir kayda rastlanılmadığı bildirilmiştir.

Mahkemece, dava konusu taşınmazın davacı tarafından 23/09/2009 tarihinde resmi işlemle satın alındığı, bu tarihte tapu kütüğünde taşınmazın orman olduğunu gösterir nitelikte herhangi bir şerh, beyan, tedbir ya da kısıtlama bulunmadığı, davacının taşınmazın niteliğini bilmediği ve bilebilecek durumda olmadığı, bu kapsamda iyiniyetli olduğu, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı zararlardan Devletin sorumlu olduğu ve bu sorumluluk halinin kusursuz sorumluluk hallerinden olduğu, tapu iptali ve tesciline ilişkin kararın kesinleşme tarihi olan 21/12/2017 tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın değerinin 40.342,50 TLolarak tespit edildiği, bilirkişi raporlarının denetime elverişli, hukuka ve usule uygun olduğu, bu sebeplerle hükme esas alınabileceği, davacının zararının bu miktarda olduğu, ancak davacı vekili tarafından ibraz edilen 21/01/2019 tarihli dilekçesinin iddianın genişletilmesi ve dolayısıyla ıslah niteliğinde olduğu, 24/07/2019 tarihli dilekçenin ise ıslahın yalnızca bir kez ileri sürülebilmesi sebebiyle kabul edilemeyeceği anlaşılmakla 21/01/2019 tarihli dilekçe ile belirtilen talepler üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkemece davalının zarardan sorumlu olduğuna dair yapılan tespitler dosya kapsamına, usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Her ne kadar davacı vekili tarafından 21/01/2019 tarihli dava dilekçesinin açıklanması konulu beyan dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde sonuç ve istem kısmında talep edilen miktarın sehven belirtilmediğini, 28.525,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini belirtir dilekçe 1. Islah olarak kabul edilmiş ise de, bu dilekçe dava dilekçesinin açıklanması niteliğinde verilmiş olup ıslah dilekçesi değildir, Yine mahkemece davacı vekili tarafından verilen 24/07/2019 tarihli ıslah dilekçesi ise 2. Islah olarak belirtilmiş ise de, davacı vekilinin verdiği ilk dilekçe dava dilekçesinin açıklanması niteliğinde, bu dilekçe ise 1. Islah dilekçesi niteliğindedir. Ancak davacı vekilince karar istinaf edilmemiş olmakla bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir.

HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;

İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle davalı istinaf sebeplerine yönelik olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,

2-
Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

3-
Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri yetmiş iki bin yetmiş (72.070,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından ( 28.525,00 TL)miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.27/10/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!