İ S T İ N A F K A R A R I
DAVA :
Tazminat (Rücuen Tazminat)
İmamoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17/07/2019 tarih ve 2016/111 Esas, 2019/274 Kararsayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
02/07/2008 tarihinde İmamoğlu İlçesi A1 Köyü 113 nolu bölmede davalının kasten orman yangını çıkarttığını ve bu eylemi nedeni ile Kozan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/146 esas -2011/27 karar nolu karar ile mahkum olduğunu, yangında 35 hektar alanın yandığını, yangın nedeni ile müvekkil idare aleyhine fidan zararı, ağaçlandırma gideri, yangın iaşe giderleri, yangın işçi masrafları, araç masrafları ve arazör masraflarının oluştuğunu, bu nedenle 211.419,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini beyan etmişlerdir.
CEVAP:
Davalının vasisi tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle ;
Davalı oğlunun doğuştan akıl sağlığının yerinde olmadığını, Adli Tıp Kurumu tarafından çıkarılan raporda cezai sorumluluğunun zeka geriliği nedeniyle tam olmadığının ortaya konduğunu, davacı kurumun gerçek zararının bu olmayıp fahiş nitelikte olduğunu, yine talebin zamanaşımına uğradığını, faiz talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, TBK 54. Maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Karara karşı davacı vekili; davalının orman yangınına sebep olmasından dolayı 35 hektar orman alanının yandığını, yangın nedeni ile müvekkil idareye zarar verdiğini, davalının olay nedeni ile Kozan Ağır Ceza mahkemesinin kararı ile ceza aldığını belirterek kabul kararı verilmek üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:
İstinaf dilekçesine karşı cevap verilmemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların mahkemenin kararının yerinde olup olmadığı, davalının zarardan sorumlu tutulup tutulamayacağı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER:
Ekonomik ve sosyal durum araştırması, nüfus kayıt örneği, Toroslar ilçe Emniyet Müdürlüğü yazı cevabı, Adli Tıp Kurumu İstanbul 4. İhtisas Kurulu raporu, bilirkişi raporu, , Kozan Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/146 Esas sayılı dosyası.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, orman yangını nedeniyle tazminat talebinden ibarettir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Kural olarak kusura dayalı olan haksız fiil hukukumuzda ayırt etme gücünden yoksun kişilerin kusurlarının bulunamayacağı gerekçesiyle eylemlerinden sorumlu tutulamayacakları kabul edilmektedir. TMK m. 15, ayırt etme gücünden yoksun kişilerin eylemlerinden ancak kanunda özellikle belirtilmiş hallerde sorumlu tutulabileceklerini düzenlemiştir. Bu hüküm kapsamında ayırt etme gücünden yoksun kişilerin haksız fiillerinden sorumlu olabilmelerinin iki dayanağı olabilir. Bunlar TBK m. 59’da belirtildiği üzere kişinin kendi kusuruyla ayırt etme gücünden yoksun kaldığı süre içerisinde bir zarara sebebiyet vermesi, diğer durum ise TBK m. 65’te düzenlenmiş olan hakkaniyet sorumluluğudur.
Hakkaniyet sorumluluğu, kanunun kusursuz sorumluluk halleri başlığı altında düzenlemiş bulunduğu bir sorumluluk türüdür. TMK m. 15’in işaret ettiği, ayırt etme gücünden yoksun kişinin eylemlerinin sonuçlarından sorumlu tutulabilmesi bu hüküm kapsamında mümkün olabilecektir (TBK m. 59’da yer alan ayırt etme gücünü kendi kusuruyla yitiren kişinin durumuna ek olarak).
Bu hüküm gereğince ayırt etme gücünden yoksun kişinin haksız fiilinden sorumlu tutulabilmesi ancak hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda mümkündür.
TBK m. 65 ve devamında düzenlenmiş olan ve hakkaniyet sorumluluğu dışında kalan diğer sorumluluk hallerini doğuracak bir eylemin söz konusu olması halinde hükmün TBK m. 65 hakkaniyet sorumluluğu uyarınca mı yoksa kanunda sayılmış olan diğer sorumluluk halleri uyarınca mı kurulması gerektiği incelenmeye değer bir meseledir.
Ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumluluğuna ilişkin öğretide yer alan diğer görüş ise ayırt etme gücünden yoksun kişinin eylemlerinden sorumlu tutulmasını bir kusur meselesi değil, bir hakkaniyet meselesi olarak kabul eder[4]. Bu nedenle TBK m. 65 ve devamında yer alan kusursuz sorumluluk hallerinden yalnızca TBK m. 65’de öngörülen hakkaniyet sorumluluğu ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumlu tutulabilmesine dayanak teşkil edebilir. Devamındaki hükümler kapsamına giren bir haksız fiilin işlenmesi halinde yine TBK m. 65 uyarınca bir hakkaniyet değerlendirmesi yapılmalı ve ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumlu tutulabilmesi ancak hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda mümkün olmalıdır. Ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumluluğu kusur meselesinden ziyade bir hakkaniyet meselesidir. Bu nedenle, öğretide yer alan ikinci görüşün takip edilmesi daha yerinde gözükmektedir. “( Yasemin Kabaklıoğlu Arslanyürek- Bir Hakkaniyet Meselesi Olarak Ayırt Etme Gücünden Yoksun Kişinin Haksız Fiil Sorumluluğu makalesinden)
Mahkeme gerekçesinde de”Mümeyyiz olmayanın hürriyetinin doğurduğu özel tehlike, temyiz kudreti olmamasına rağmen belli bir kusurun varlığı, zarara uğrayanın olay sırasında zarar failine karşı davranışı ve öncelikle mümeyyiz olmayanın iktisadi gücünün büyüklüğü ile zarara uğrayanınki ile karşılaştırılması gösterilebilir. Eğer olayın mali bakımdan doğurduğu zarar mağdur yönünden hissedilir derecede, buna karşılık fail için de nispeten kolaylıkla yüklenebilir mahiyette ise, mümeyyiz olmayan failin, zararı tamamen veya kısmen tazmin etmesi adalete uygun olur. Hâkim az önce değinilen diğer özel hal ve şartları, mümeyyiz olmayanın, zarara uğrayan tarafından tahrik edilip edilmediğini, edilmişse derecesini, mümeyyiz olmayanın eyleminden dolayı başkasının sorumlu tutulup tutulmayacağını, fiilin işleniş biçimini, mümeyyiz olmayanın eylemi işlerken içinde bulunduğu ruh haletini incelemeli ve sorumlu tutulabildiği takdirde bunun kapsamını tayin etmelidir.
Böylece, 54. madde gereğince, hakkaniyet gerektiriyorsa, davalının Kurum zararından en azından kısmen sorumlu tutulabilecektir. Yapılacak değerlendirmede, sorumlu tutulacak miktar hakkında, belirtilen hususlar yanında, davalının ekonomik durumu, ” Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyler…” şeklindeki Borçlar Kanununun 43. Maddesi (olay tarihinde yürürlükte olan) ile, yine aynı kanunun “Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.Eğer zarar kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.” şeklindeki 44. maddesi kapsamında dikkate alınmalıdır.
Eldeki davada, davalının ekonomik ve sosyal durumu detaylı olarak araştırılmış, Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/498 Esas sayılı dosyasından kısıtlandığı anlaşılmakla anılan Mahkemeden mal varlığı sorulmuş, davalının mal varlığına rastlanamamıştır.
Ceza davası dosyası celbedilip incelenmiş, davalının olay tarihi itibariyle işlediği orman yakma fiili bakımından temyiz kudretini haiz olmadığı, İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 17/01/2011 tarih ve 101 karar numaralı raporundan anlaşılmıştır.
Mahkemece davalının hürriyetinin doğurduğu özel tehlike, zarara uğrayanın Kurum olması, davalının eyleminden dolayı ev başkanının sorumlu olabileceği, davalının kendisine su verilmemesi sebebiyle sinirlenmesi ve bu durumdaki mümeyyiz olmayan ruh haleti ve olayın oluş şekline göre davalının sorumlu olmadığı belirtilerek reddine karar verilmiş olup yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, davalının sosyal ekonomik durumu ve zarardan sorumlu tutulmasını gerektirecek haklı bir sebep (hakkaniyet) bulunmadığından davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir husus yoktur.
HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
Açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1. maddeleri gereğince reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
3-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi’ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY’A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi.08/06/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe