T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI :
K1
VEKİLİ:
Av. K2
DAVALI :
K3
VEKİLİ:
Av. K4
DAVA :
Nişanın Bozulmasına Dayalı
Manevi
T azminat
Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21/05/2019 tarih ve 2018/596 Esas, 2019/183 Kararsayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Davalı K3’nin, eşi K5 ile boşandığını, evlenmelerine bir mani kalmadığını ileri sürerek davacıya evlenme teklifinde bulunduğunu, davacının ailesi ile davalının ailesinin de kararıyla 2015 yılının ekim ayında davacı ile davalının evleneceği hususunda karar alındığını, davacının bu inançla davalı ile 29/08/2015 tarihinde aileler arasında yapılan nişan merasimi ile nişanlandığını, tarafların evleneceği gün için tarih alınmış olup, davetiyelerinin basıldığı, davacının çeyizlerinin götürüldüğü, hatta davacı ile davalı arasında imam nikahının kıyılmış olduğunu, davalının düğüne çok az bir zaman kala davacıya, dava dışı K5 ile boşanma davalarının sonuçlanmadığını, bu nedenle resmi nikah yapılamayacağından düğünün olmayacağını söylediğini belirterek davalının kendi kusuru ile nişanlanmanın hükümsüz kalmasına sebebiyet verdiği, nişanın bozulması yüzünden davacı tarafın kişilik haklarının saldırıya uğradığı belirtilerek TMK 118 ve 121. maddelerine dayanılarak nişanın bozulması sebebiyle 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davasını TMK 118 ve 121. Maddelerine dayandırmış olduğunu bu sebeple Mahkememezin görevsiz olup, görevli mahkemenin Mersin Aile Mahkemesi olduğunu belirterek görev itirazında bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, manevi tazminatın şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Karara karşı davacı vekili; dinlenen tanıklar tarafından davalının evli olduğunu davacının ve ailesinin bilmediğini, davacı ve ailesine evlilik birliğinin sonlandığı yönünde bilgi verildiğinin beyan edildiğini, dinlenen tanıkların beyanları ile de sabit olduğu üzere davalı tarafın evli olduğunu gizleyerek evlenme vaadi ile müvekkilini kandırdığını ve müvekkilinin kişilik haklarını ağır şekilde zarara uğrattığını, dava tarihi itibariyle devam eden bir dini nikahın olduğunu ve davalının müvekkilini boşamamasının davacıyı aylarca toplum içinde rencide ettiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP: Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dosyadaki savunmalarında bu iddiaya karşılık olarak doktora bir kez gidildiğini sürekli gidilmediğini,bir tedavi sürecinin yaşanmadığını,günlük hayatta hemen hemen herkesin yoğun bir şekilde kullandığı en düşük dozajtan en hafif nitelemesi yapabileceğimiz basit bir teskin edici ilaç reçete ettirildiğini, sırf mahkemeyi etkilemek için ve delil oluşturabilmek için doktora başvurulduğunu ve ilaç alındığını beyan ettiklerini, nişanın bozulmasına dair manevi tazminat davası açıldığını, ortada hukuken korunacak bir nişan olmadığına göre nişanın bozulmasına dayanan tazminat davasının da görülemeyeceğini, ancak bu olay haksız fiil hukuksal nedeni kapsamında değerlendirilse dahi haksız fiilin şartlarının oluşmadığını, evli birisiyle bilerek nişanlanmanın ağır kusur olduğunu, hiç kimsenin kendi ağır kusurundan kaynaklanan bir nedenle tazminat talep edemeyeceğini, evli olduğunu bildiği kişiyle nişanlılığını devam ettirmesinin, rızanın olmasının haksız fiili ortadan kaldırdığını belirterek davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR:
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların davacının kişilik haklarının saldırıya uğrayıp uğramadığı ve tazminat talebinin haklı olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER:
Tanık beyanları, Mersin 1.Aile Mahkemesinin 2018/410 Esas, 2018/788 Karar sayılı dosyası.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, nişanın bozulması ve imam nikahına dayalı boşanmama sebebiyle açılan manevi tazminat davasıdır.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup davacı vekili tarafından davalının kendisini kandırarak boşandığını söylediğini, mahkemece verilen ret kararının yerinde olmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.
Mahkemece, somut olayda davacı ve davalının, davalının halen devam eden boşanma davasının sonuçlanması halinde evlenme yönünde iradelerini ortaya koydukları görülmüş olup, henüz boşanma davası kesinleşmeden dini nikahın taraflar arasında yapılarak düğün gününün belirlenmiş olması, resmi nikaha yönelik herhangi bir girişimde bulunulmaması, sağlık raporu vb resmi nikah için gerekli belgelerin hazırlanmaması ve buna göre düğün tarihinin belirlenip eşyalar ortak oturulacak eve yerleştirildikten sonra düğünden bir kaç gün önce tarafların ayrılmış olmaları dikkate alındığında davalının, evli olduğunu davacıdan gizlemediği, davacının boşanma davasının boşanma ile sonuçlanacağı inancıyla davalıyla dini nikah yaparak düğün hazırlıkları yaptığı, boşanma davasının redle sonuçlanmasının davalının iradesine bağlı bir durum olmadığı, davacının dini nikah kıyılan davalı tarafından dinen boşanmadığı için başka biriyle evlenme imkanın kalmadığına yönelik iddiasının da, davalıdan ayrıldıktan sonra 29/10/2017 tarihinde evlenmiş olması dikkate alınarak gerçekçi olmadığı, mevcut iddianın davacının soyut iddiasından öteye gitmediği anlaşılmakla tarafların nişan olarak adlettikleri durumun bozulmasında davacı lehine manevi tazminatı gerektirir mahiyette davalının bir kusurunun bulunmadığına kanaat getirilerek açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı ile resmi nikahlı eş arasındaki boşanmaya ilişkin Mersin 1.Aile Mahkemesi’nin 2018/410 esas sayılı dosyasının incelemede; davacının K3, davalının ise K5 olduğu, dava konusunun boşanma olup, mahkemece yapılan yargılama sonucu “Davanın reddine dair karar onanarak kesinleşmiş olmakla bir karar verilmesine yer olmadığına, diğer eş tarafından açılan birleşen davanın reddine” karar verilmiştir.
TMK 121. Maddesinde
“Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir.
TMK’nın 118. maddesi hükmüne göre ise
“Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.”
Gerçekte evli olan birisi bir başkası ile yeniden nişanlanma akdi yapamaz. Şayet yapmış ise yapılan bu akit geçersiz olur, yasal anlamda nişan akdi olarak kabulü olanaksızdır. Nişan akdi geçersiz olduğundan sırf tarafların nişan olarak akdetmiş oldukları fiili durumun son bulması tazminat talep etmek için başlı başına yeterli değildir.
Dosya kapsamından, mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere, davacının davalının önceki eşi ile resmi nikahlı olduğunu bildiği ve bu durumu bilerek davalı ile nişanlanmayı kabul ettiği anlaşılmaktadır. Resmen evli olan ve henüz boşanmamış olan bir kişi ile bilerek nişanlanmaya rıza gösteren reşit kişi bunun sonuçlarına katlanmalıdır. Davacı, davalı ile birlikte olduğunu ileri sürdüğü dönemde 1986 doğumlu olup reşit ve mümeyyizdir. Evlilik dışı nişanlanmanın sonuçlarının ne olabileceği davacı tarafından gözetilmesi gereken bir durumdur. Buna rağmen evlilik// boşanacağı vaadi ile kandırıldığı iddiası ile manevi tazminat isteminde bulunamaz. Bu nedenle, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi yerindedir. (Aynı yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2019/984 E- 2019/2786K; 2012/5971 E – 2013/5135 K; 2015/13890 E — 2016/4530 K sayılı kararı vb kararları)
Mahkemece yapılan tespitler dosya kapsamına, usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-
İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 44,40 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 10,00 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri yetmiş iki bin yetmiş (72.070,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından (25.000,00 TL) miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.17/03/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe