İ S T İ N A F K A R A R I
DAVA :
Haksız şikayetten kaynaklı Kişilik Haklarına Saldırı Nedenli Tazminat İstemi
A1 Asliye HukukMahkemesinin 14/06/2017 tarih ve 2012/118 Esas, 2017/191 Kararsayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:
DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesi ile özetle;
Müvekkillerinin X1 olarak görev yaptığını 2012 yılı Ocak ayı içerisinde görevli oldukları sırada davacı hakkında idari para cezası düzenlediklerini, bu olaydan sonra davalının müvekkilleri hakkında iftiralar attığını, ” benim mersinde alayda tanıdıklarım var, ben bana trafik cezası yazan ekiple uğraşacağım gerekirse suç atacağım” şeklinde konuştuğunu A1 esnafından duyduklarını, davalının aynı günlerde müvekkilleri hakkında haksız suçlamada bulunarak şikayetçi olduklarını, bugünlerde müvekkilinin davalıyla karşılaştığı sırada müvekkilinin davalıya ” yazılan cezaya itiraz edersin, neden iftira atıyorsun, vicdanen rahatmısın” demesi üzerine, davalının bana siz ceza yazdınız, siz beni uğraştırdınız, bende sizi uğraştıracağım, sizde bununla uğraşın diye cevap verdiğini, bunu matbaa işletmecilerinin duyduğunu, davalının o günden sonra müvekkilleriyle uğraşmaya başladığını, idari para cezası ve karar tutanaklarına itirazda bulunduğunu, itirazlarının A1 Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/42 D.iş dosyasında verildiğini, aynı zamanda davalının kasıtlı olarak bununla kalmayarak Mersin İl Jandarma Komutanlığına müvekkillerini şikayeti sonucu müvekkillerinin hakkında idari soruşturma başlatıldığını, müvekkilleri hakkında rüşvet almak ve vermek suçundan savcılığa şikayette bulunduğunu, davalının müvekkillerine iftirada bulunarak onların kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, idari soruşturma ve şikayetten davalının bir sonuç almamakla birlikte bu durumlardan müvekkillerinin A1 gibi küçük bir ilçede ve mesleklerini icra ettikleri İlçe Jandarma Komutanlığına rencide olduklarını, küçük düştüklerini, insanların onlar hakkında yanlış fikirler beslemesine neden olduklarını, her ne kadar dosyalar sonuçsuz kapanmış sada müvekkillerinin insanların onlara duyacakları şüphenin kapanmayacağını, rüşvet almak gibi ciddi bir suçlamanın müvekkillerin hayatında kapanmayacak yaralar açtığını, yalnızca A1 halkı değil kendi kurumları içerisindede müvekkilleri hakkında şüphe oluştuğundan beyanla her bir müvekkili için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL tazminatın davalıdan tazminini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; haksız açılan davayı kabul etmediklerini, müvekkilinin anayasal şikayet hakkını kullandığını, müvekkilinin yalnızca trafik cezasından dolayı Alay Komutanlığına dilekçe verdiğini, dilekçe içeriğinde hakaret iftira ve suç unsuru olan cümle olmadığını, dosyanın savcılık makamına alay komutanlığı tarafından gönderildiğini, müvekkilinin davacı hakkında iftira ve suç isnadı ile bir şikayette bulunmadığını ve davacının ceza almadığını, ceza tutanağına itiraz edildiğini, Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/36 D. İş sayılı dosyasında itirazın usulden reddine karar verildiğini, esastan karar verilmediğini, ceza tutanağı incelendiğinde 4925. 5. maddesine göre işlem yapıldığını, yetki belgesi olmadan ceza yazıldığını, söz konusu aracın tiraci olmayan araç olması nedeniyle yetki belgesi olmadan ceza yazılamayacağını, şikayet hakkının Anayasanın hakların korunması ve ilgili hükümler başlıgı altında ve 36. maddesi gereğince kişilerin hak arama özgürlüğünün anayasal bir hak olduğunu, kişilerin gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurarak kendisine zarar veren kişilere karşı haklarının korunması ve haklarında yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılması hakkına sahip olduklarını, bu hakkın korunabilmesi için şikayet hakkı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylıda olsa varlığının olması beyanıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne; 2.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 17/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı K1’a verilmesine, 2.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 17/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı Veliaddin ERBAŞ’a verilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili süresi içinde verdiği istinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararanı usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacılar tarafından müvekkilinin şirketine ait 33 R 9427 plaka sayılı aracına ait 4925 sayılı yasanın 5.maddesine göre araçta yetki belgesi olmadığından bahisle ceza tutanağı düzenlendiğini, müvekkilinin bununu üzerine söz konusu aracın ticari değil hususi araç olması sebebiyle yetki belgesi olmaması nedeniyle ceza düzenlenemeyeceği için davacıların bağlı bulunduğu Alay Komutanlığına dilekçe verdiğini ve dilekçe içeriğinde davacılara karşı hakaret, iftira ve suç unsuru taşıyan ibarelerin bulunmadığını, müvekkilinin vermiş olduğu dilekçenin Anayasal hakkı olduğunu ve davacılar hakkında iftira suç isnadı ve herhangi bir şikayette bulunmadığını belirterek ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin yasa ve hukuka aykırı olduğunu bu nedenle kararın kaldırılması gerektiğini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:
İstinaf dilekçesi davacı vekiline usulünce tebliğ edilmiş ancak dilekçeye karşı cevap verilmemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR:
Davalının davacıları haksız yere şikayet edip etmediği, şikayet hakkını kötüye kullanıp kullanmadığı, bu sebeple davacıların kişilik haklarına saldırı olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
DELİLLER:
A1 Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/177 Esas – 2013/152 Karar sayılı dosyası, A1 Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/36 D.iş – 2012/36 Karar sayılı dosyası, A1 Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/122 Soruşturma sayılı dosyası, Jandarma Genel Komutanlığı’nın davacılar hakkında yapılan idari tahkikat ve buna ilişkin tahkikat dosyası ve imza sirküleri, trafik idari para cezası, trafikten men tutanağı, tarafların ekonomik ve sosyal durum araştırmaları,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, kişilik haklarının zedelenmesinden dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Dava; TBK’nın 58.maddesi gereğince haksız şikayet sonucu kişilik haklarının zedelendiği iddiasına dayalı manevi tazminata ilişkindir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasanın 36. Maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle Yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Nitleliği ” başlığını taşıyan 12.maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka 17.maddesinde de, herkesin yaşama maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. TMK’nın 24.maddesinde kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, TBK’nın 58. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; Hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alınması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığını kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasını uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda davalı K2 hakkında Jandarma ilçe Trafik ekibinde görevli olan davacılar tarafından 2012 Ocak ayında olağan denetim sırasında davalının işleteni olduğu araca idari para cezasının kesildiği, bunun üzerine davalının olaydan 6 – 7 ay sonra her iki davacı hakkında kendisinden bedelsiz şekilde bisiklet talep ettiklerini belirterek kendisinden rüşvet talep ettiğini ileri sürdüğü, bu konu hakkında davacıların görev yapmış olduğu İlçe Jandarma Komutanlığının bağlı olduğu Alay Komutanlığına şikayet dilekçesi sunduğu, bu şikayet dilekçesi üzerine Alay Komutanlığınca idari tahkikat yapıldığı, yapılan tahkikat neticesinde işlem yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, buna rağmen tahkikat dosyasının A1 Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, A1 Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma da ise her iki davacı yönünden rüşvet almak – vermek suçundan soruşturma yapıldığı, ancak toplanan delillerden davacıların davalıdan rüşvet talep etme yönünde herhangi bir beyanlarının olmadığı, söz konusu iddialarının soyut nitelikte olduğu gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Bunun akabinde dosyamız davalısı hakkında davacıya yönelik eylem sebebi ile iftira suçundan dolayı A1 Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davasının açıldığı, söz konusu dosyada yapılan yargılama neticesinde ise delil yetersizliği sebebi ile beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada dinlenen tüm tanık beyanları ve davalının şikayet dilekçesine göre davalının kendisi hakkında idari para cezası uygulayan kamu görevlisi konumunda bulunan davacılara yönelik olarak işlemedikleri halde kendisinden menfaat temini talep ettikleri yönünde asılsız şekilde isnatta bulunduğu anlaşılmakla söz konusu eylemin şikayet hakkının kullanılması niteliğinde olduğu kabul edilemez. Zira davalı davacıların kendisinden bedelsiz şekilde bisiklet talep ettiğine ilişkin olarak hiçbir tanık göstermemiştir. Gösterilen tanıkların görgüye dayalı herhangi bir bilgisi bulunmamaktadır. Hatta bisikletin alınması konusunda pazarlık yapıldığı söylenen dükkan sahibinin beyanına göre kendisinin bulunduğu sırada bu yönde herhangi bir görüşme olmadığını ifade etmiş, olay anında dükkanda bulunan tezgahtar tanık K3 olay ile ilgili herhangi bilgi ve görgüsünün olmadığını, olayı hatırlamadığını ifade etmiştir. Buna karşılık tanıklar K4 , K5, K6 beyanlarında davalının davacılar hakkında kendisine ceza yazmaları sebebi ile davacılar ile uğraşacağını beyan ettiğini ifade etmişlerdir.
Buna göre davalının anayasal hak olan hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirilen şikayet hakkını kullandığından söz edilemez. Bu itibarla davacılar lehine manevi tazminata karar verilmesinde herhangi bir yanlışlık bulunmamaktadır. Buna ilişkin olarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine kara verilmiştir.
Mahkemece takdir edilen manevi tazminat mitarı bakımından yapılan değerlendirmede ise; tarafların belirlenen sosyal ve ekonomik durumları, ülkenin ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü, olayın meydana geliş özelikleri davalının kendisinin dayısı olan, davacını ise babası olan, davacı ile babası arasındaki olaya müdahil olması ve mesaj yolu ile kişilik haklarına saldırıda bulunmuş olması TMK 4 maddesindeki hakkaniyet ilkesi dikkat alındığında mahkemesince takdir edlen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu anlaşılmakla bu istinaf başvursunun da reddi gerekmektedir.
HMK’nın 355. Maddesi gereğince kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
Her ne kadar davalı vekili tarafından istinaf dilekçesinde talep edilmemiş ise de, HMK 26. maddesi hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır.
Açılan bir davada hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan her bir alacak kalemi yönünden de uygulanır. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda davacılar vekili 17/07/2012 havale tarihli dava dilekçesinde davalıdan her bir davacı için ayrı ayrı 5.000,00’er TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ancak davacı vekilinin dava dilekçesinde ve sonraki beyanlarında yasal faiz talebi bulunmamaktadır. Talep olmadan fazlaya ilişkin karar verilemez. Bu itibarla mahkemesince davacı tarafından talep edilmediği halde hükmolunan manevi tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması hatalı olmuş, kararın bu nedenle faize ilişkin kısmının kaldırılarak HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı vekilinin İstinaf başvurusunun Kısmen Kabul – Kısmen Reddi ile;
1-HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, A1 Asliye HukukMahkemesinin 14/06/2017 tarih ve 2012/118 Esas, 2017/191 Karar sayılı kararının yeniden hüküm kurulmak üzere
KALDIRILMASINA,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353.maddesinin 1.fıkrası (b) bendinin 2.maddesi uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla;
2-
Davanın KISMEN KABULÜNE;
A)2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacı K7’a verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
B)2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacı K8’a verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
3- Davalıdan alınması gereken 273,24 TL harcın, peşin alınan 148,50 TL harçtan mahsubu ile, bakiye 124,74 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
4-Davacılar tarafından yapılan 148,50 TL peşin harç, 128,00 TL tebligat, posta ve müzekkere giderinden oluşan toplam 276,50 TL yargılama giderinden, davanın kabul-red oranına göre hesaplanan 110,60 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, bakiyesinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
5-Davacıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 2.180,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
6-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 2.180,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
7-Davalı tarafından yargılama giderinde bulunulmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-Kararın talep halinde taraflara tebliğine ve karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
İstinaf giderleri bakımından;
9
–
İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
10
–
Kesin olan iş bu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
11-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
12-Davalı tarafından harcaması yapılan 39,00 TL posta gidiş – dönüş ücreti giderinin davacılardan tahsili ile davalıya ödenmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362.maddesi gereğince; miktar veya değeri kırk yedi bin beş yüz otuz (47.530)
Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 03/10/2018 tarihinde OY BİRLİĞİ ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe