Adana BAM, 1. HD., E. 2022/1346 K. 2022/1029 T. 21.6.2022

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 611, TBK Madde 614

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

ADANA 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

27/01/2022

NUMARASI :

2021/3 Esas, 2022/34Karar

DAVACILAR:

1-K1 – N1 – A1

2-K2 – N2 – A2

3-K3 – N3 – A3

4-K4 – N4 – A4

5-K5 – N5 – A5

6-K6 – N6 – A6

7-K7 – N7 – A7

VEKİLİ:

Av. K8 – [16707-07485-49714] UETS

DAVALI:

K9 – N8 – A8

VEKİLLERİ:

Av. K10 – [16208-02186-79082] UETS
Av. K11 – [16667-66455-28965] UETS

İLİŞKİLİKİŞİ:

K12 – -N9
A9

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Muris Muvazaası Nedeniyle)

DAVA TARİHİ :

06/01/2021

DAİRE KARAR TARİHİ :

21/06/2022

KARAR YAZIM TARİHİ :

21/06/2022
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacılarvekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilerinin babası K12’nın Adana ili, Seyhan ilçesi, A10 Mah. 2707 ada 2 parsel sayılı arsa niteliğindeki taşınmaz üzerinde kurulu kat irtifakına göre 15/740 arsa paylı A blok 14. Kat 29 nolu bağımsız bölüm mesken niteliğindeki taşınmazı 17/07/2017 tarihide davalı K9’a 330.000 TL bedelle sattığını, taraflar arasındaki bu işlemin muvazaalı olduğunu, bildirerek davanın kabulüne, Muris muvazaası sebebiyle Adana ili Seyhan ilçesi A10 mahallesinde bulunan dava konusu A blok 14. Kat 29 bağımsız bölüm nolu mesken niteliğindeki taşınmazın tapu kaydının iptaline ve davacıların miras payları oranında tapuya tesciline, aksi halde davacıların saklı payları oranında tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davalının yalın bir değerlendirmeyle muris muvazaasına dayandırılmasının hukuken kabul edilebilir bir durum olmadığını, murisin Adana 3. Noterliğinin 18/01/2017 tarih ve 01050 yevmiye nolu düzenlenme şeklinde vasiyetname düzenlediğini ve içeriğinde müvekkilini mirasçı olarak atadığını, dava konusu yapılan Adana İli Seyhan İlçesi A10 Mahallesi 2707 ada 2 parelde kayıtlı kat irtifakı A blok 14. Kat 29 nolu bağımsız bölümün müvekkiline 10.07.2017 tarihinde tapuda satış gösterilmesi Adana 3. Noterliği 18.01.2017 tarih 01049 yevmiye nolu “Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi”nde bakım alacaklısının taahhüt ettiği taşınmazı tapuda sözleşme gereği devir yerine satış göstermesi sadece hata hükümlerine dayanılarak çözümü gerekecek bir durumdur ki bu talebin satışı tarafından işlem tarihinden itibaren 1 yıl içinde yapılması gerektiğini, Satıcı/ölünceye kadar bakım alacaklısının aynı zamanda vasiyetname ile de bu devre muvafakat veren iradesi sözleşmeyle bağlılık konusunda samimi ve devamında ısrar ettiğinin göstergesi olduğunu, bildirerek açılan davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Somut olayda; veraset ilamına göre davacıların muris Seyfittin’in çocukları olduğu, dava konusu 29 nolu bağımsız bölümün muris tarafından 10/07/2017 tarihinde tapuda 330 bin TL bedel gösterilerek satılarak davalıya devredildiği, davacıların işbu devrin muvazaalı olduğunu ileri sürdükleri, bilirkişi raporuna göre devir tarihinde gerçek rayiç değerin 550 bin TL olduğunun tespit edildiği, görüleceği üzere Yargıtay içtihatlarında geçen bir misli farkın mevcut olmadığı, bunun yanı sıra diğer deliller incelendiğinde; ekonomik sosyal durum araştırmasına göre murisin aylık maaşının olduğu, ayrıca tapu ve trafik tescil kayıtlarına göre murisin adına 2 adet araç kaydı, Ulukışla ilçesinde 1 adet aktif taşınmaz kaydı olduğu, Adana 3. Noterliği’nin 18/01/2017 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesini davalı ile imzaladığı ve yine aynı tarihli Noterde vasiyetname tanzim edildiği, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin içeriğine göre de; işbu dava konusu 29 nolu bölümün bakım karşılığı davalıya devredileceğinin yer aldığı, yine aynı tarihli vasiyetnameye göre de; işbu dava konusu 29 nolu bağımsız bölümün davalıya, Sarıçam ilçesinde bulunan 5 taşınmazın ise diğer mirasçılara vasiyet edildiğinin yer aldığı, bu vasiyetin Adana 2 Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2020/1346 Esas sayılı dosyası ile 24/03/2021 tarihinde açılıp okunduğu, ayrıca davacının Noterde her iki işlemi yaparken aynı gün olan 18/01/2017 tarihli sağlık kurulu raporunun olduğu, sonrasında ise; 18/01/2017 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesinine konu işbu dava konusu 29 nolu bağımsız bölümün, 10/07/2017 tarihinde tapuda satılarak davalıya devredildiği, ve murisin 19/12/2020 tarihinde vefat ettiği, yine dosyadaki tüm tanık beyanlarına eşit olarak itibar edildiği, davacı tarafın davalı ile murisin gayrimeşru ilişkisi iddiasına dayandığı, bir kısım tanıkların bu iddiayı doğruladığı, bir kısım tanıkların ise; davalının bakım görevini yerine getirdiğini, muris ve evlatları arasında problemlerin olduğunu, bu sebeple kendisinin bakımı için davalıyı bakıcı olarak tuttuğunu ve bu bakım karşılığı onun hakkına dava konusu dairenin devredildiğini beyan ettikleri, yine karar celsesinde davacı taraf bir kısım kolluk ifade tutanakları sunmuş ise de; davalı tarafın açık rızasının olmaması karşısında işbu delillerin süresinde sunulmadığı da dikkate alınarak hükme esas alınamadığı,

… Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir…
” (Yargıtay HGK.’nun 29/04/2009 gün 2009/1-130 sayılı kararı)

Tüm bu deliller incelendiğinde; murisin ölünceye kadar bakma sözleşmesi ve vasiyetnamesinde belirttiği üzere; dava konusu 29 nolu BB’ün davalıya bakım karşılığında verilmesi hususunun murisin gerçek iradesini yansıttığı, kaldı ki murisin tek mal varlığının dava konusu 29 nolu bağımsız bölüm olmadığı, başkaca taşınmazlar ve 2 adet araç bulunduğu, murisin çocuklarının saklı payını saklı tuttuğunu vasiyetname içeriğinde de belirttiği, muris ölünceye kadar bakım karşılığı davalıya verilmesini arzu ettiği, 29 nolu bağımsız bölümü sağlığında davalıya devrettiği, bu suretle gerçek arzusunu sağlığında yerine getirdiği, bu noktada murisin iradesinin açık ve net olduğu, işlemin yapıldığı tarihte sağlık kurulu raporu ile akli sağlık durumunun yerinde olduğunun anlaşıldığı, murisin mal kaçırma amacı olması halinde diğer tüm mal varlığını da devre konu edebileceği, ancak bu şekilde davranmadığı, davalının bakım edimini yerine getirdiği, bu suretle her ne kadar tapuda yapılan işlem bedel karşılığı satış olarak yer almakta ise de; üst kısımda belirtilen Yargıtay içtihadına göre bedelin mutlaka para olmayacağı, bir hizmet yada emeğinde olabileceğinin sabit olduğu, bu suretle tüm deliller ışığında murisin gerçek iradesinin davacı çocuklarından mal kaçırma olmadığına tam olarak vicdani kanaat getirilmekle muris muvazaasının ispatlanamadığı, ayrıca terditli saklı paya yönelik talebin ise; 29 nolu dairenin devrinin karşılığının ölünceye kadar bakma sözleşmesinin davalı tarafça ifası sonucu murisin iradesinin gerçekleştiği, ve para yerine bakım ve hizmet olarak terekeye geçtiği bu suretle de tenkis talebi yönünden Davanın
REDDİNE, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;

Adana 9. Asliye Hukuk Mahkemesikararı hukuka aykırı olup süresi içerisinde itirazlarını sunduklarını,
– Normal şartlarda ölünceye kadar bakma sözleşmesi yahut bir vasiyetname tek başına taşınmazın devri için yeterli olabilecekken miras bırakan mirasçılardan mal kaçırma kastı bulunması sebebiyle taşınmazın 10.07.2017 tarihinde herhangi bir bedel karşılığı ödemeden muvazaalı bir şekilde davalıya satış yoluyla devrini gerçekleştirmiş olduğunu, dava konusu A blok 14. Kat 29 bağımsız bölüm nolu mesken niteliğinde taşınmaza ilişkin bir vasiyetname ve ölünceye kadar bakma sözleşmesi bulunmadığını, taşınmaz 10.07.2017 tarihinde davalı K9’a satış yolu ile devrolması sebebiyle vasiyetnamenin ilgili kısmı ve ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuken konusuz kaldığını,
Vasiyetname ve ölünceye kadar bakma sözleşmesi vasiyet bırakan / bakım alacaklısı ölünce sonuçlarını doğuracağını, şayet K12’nın iradesi bu yönde olsa idi ölümü sonucunda söz konusu taşınmazın davalıya kalacağı (saklı paylar hariç olmak üzere) pek tabi bir durum iken taraflar mirasçılardan mal kaçırma iradesi ile hareket edip zaten davalının kendisine kalacak olan bir taşınmazı satın alması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu dahi muvazaalı bir şekilde satış yapıldığının göstergesi olduğunu, murisin ölümünden kısa bir süre sonra satılığa çıkardığını,
– Geçerli Bir Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Olmadığını : Merhumun eşi ve çocukları sayesinde her ihtiyacının muntazam şekilde karşılandığı bir durumda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kurulması açısından bakım ilişkisini açıklayacak en ufak bir somut delil olmadığını
Adana 9. Asliye Ceza Mahkemesi 2017/4E. 2018/633K. sayılı dosyasına konu Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/80320 Soruşturma numaralı dosyasında, Muris K12:
“Çocuklarımın anneleri olan eşim K13’ı yaklaşık 15 yıldır yatalak hastası olması sebebiyle bir yıl öncesinden ekli tahkikat evraklarında açık kimlik bilgileri yazılı müşteki
K9 isimli bayanla dini nikahlı olarak birlikte yaşamaya başladım…”

Aynı soruşturma dosyasında K9:
“Yaklaşık bir buçuk yıldır K12’ı isimli şahıs ile birlikte imam nikahlı olarak yaşarız., yani kendisi benim eşim olur. … Eşim ile evimize geldik ve içeriye girdiğimiz sırada …” şeklinde açıkca ifade ettiklerini, muris ve davalı arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesini gerektirecek herhangi bir bakım ilişkisi olmadığını,
Murisin bakım ilişkisine ihtiyaç duyacak aczi bulunmadığını, kaldı ki davacılar henüz anneleri hayatta iken yıllarca anneleri ile ilgilenip, annelerinin her türlü ihtiyacını giderdiklerini, aynı şekilde babalarının da yanında olmak istediklerini,
Davalının, murisle kesinlikle ilgilenmediğini, bakmadığını, muris ölmeden önceki son yıllarında tek başına yaylaya gittiğini, hatta ölümünden önce tüm yaptıklarından pişman olan muris, tanıklarından Av. K14’in yanına giderek hata yaptığını, pişman olduğunu, çocuklarına öfkelendiği için davalıya dava konusu evi devrettiğini, dava açmak istediğini ifade ettiğini, davalının herhangi bir gelirinin de bulunmadığını,
Yukarıda açıklandığı üzere dinlenen tüm davalı tanıkları muris ve davalının açıkça ikrar ettiği gayri meşru ilişkilerini dahi bilmediklerini beyan ettiklerini, bu denli açık gayri meşru ilişkiyi bilmediklerini iddia eden tanıkların ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muhtevası hakkındaki beyanlarına riayet etmenin mümkün olmadığını, ayrıca tanıklar açık bir şekilde yargılama esnasında doğru olmayan beyanlarda bulunduklarını,
Yukarıda ve Adana 9. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasında arz ve izah olunan ve re’sen dikkate alınacak gerekçelerle; istinaf başvurularının kabulü ile Adana 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2021/3E, 2022/34 K sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, aksi halde tenkis istemine ilişkindir.

Somut olayda;

Davacılar vekili, müvekkillerinin babası K12’nın Adana ili, Seyhan ilçesi A10 Mah.de kain 2707 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kurulu A blok 14. Kat 29 nolu bağımsız bölüm mesken niteliğindeki taşınmazı 17/07/2017 tarihinde davalı K9’a 330.000 TL bedelle sattığını, taraflar arasındaki bu işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla, dava konusu A blok 14. Kat 29 bağımsız bölüm nolu mesken niteliğindeki taşınmazın tapu kaydının iptaline ve davacıların miras payları oranında tapuya tesciline, aksi halde davacıların saklı payları oranında tenkisine karar verilmesini talep ettiği, İDM yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacılar vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
**
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanununun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2020/845
Esas,
2021/4880
Karar sayılı ilamı)
** Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur.

Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın TMK’nin 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya TMK’nin 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK’nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2018/5150 Esas, 2020/5210 Karar sayılı ilamı)

Yargıtay
1.
Hukuk
D
.
2016/8051
Es.
2019/2308
Ka.sayılı ilamında;

Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (TBK m. 614 (BK) m. 514)).

Hemen belirtmelidir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.

Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.

Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.

Somut olaya gelince, bilirkişi dava konusu üç parça taşınmazın değeri ile mirasbırakan adına kayıtlı taşınmazların değerini saptamış ancak yine davalıya temlik edilen beş parça taşınmazın değeri belirlenmemiştir.

Buna rağmen toplanan deliller tanık beyanları, bilirkişi raporları yukardaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile temlik edilen taşınmazların mirasbırakanın tüm mamelekine göre makul sınırda kalmadığı, dolayısı ile temlikin mal kaçırma amacıyla muvazaalı şekilde yapıldığı sonucuna varılmaktadır.

Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ise de
, yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmıştır. Muris, aynı taşınmazla ilgili olarak Adana 3.Noterliğinde 18/01/2017 tarihinde 01049 yevmiye nolu “Düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi” ve aynı tarihli 01050 yevmiye nolu “Düzenleme Şeklinde Vasiyetname” düzenlediği, aynı taşınmazı 10/07/2017 tarihinde satış yolu ile davalıya devir ettiği anlaşılmaktadır. Takbis mal varlığı sorgusunda; Murisin, Niğde ili Ulukışla ilçesi A12 Mah. 80 ada 141 parsel, 1. Kat, 3 nolu b.b. Mesken nitelikli taşınmazı bulunduğu, yine Adana ili Sarıçam ilçesi A11 Mah. kain 611 ada 1 parsel, 485 ada 1 parsel, 352 ada 5 parsel, 491 ada 1 parsel ve 489 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarının bulunduğu, bu taşınmazların değerlerinin tespit edilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Yine minnet duygusu ile devir ve temlik yaptığına ilişkin bir delilde bulunmamaktadır.

Mahkemenin kabulünde olduğu üzere, murisin ÖKB ile devir ettiğini kabul etmek için murisin diğer taşınmazlarının da değerleri tespit edilmesi, ÖKB için makul sınırlar içinde kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yargıtay içtihadında belirtildiği üzere; Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.

Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş
, dava konusu taşınmaz ile muris adına kayıtlı olan diğer taşınmazların murisin ölüm tarihindeki değerleri tespit edilmeli, dava konusu taşınmazın ÖKB sözleşmesi olarak kabulü ve buna göre değerlendirme yapılabilmesi için devrin makul sınırlar içinde kalıp kalmadığının değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.

Bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Adana 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27/01/2022 tarih ve 2021/3 Esas, 2022/34 Karar sayılı kararına karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
İstinaf yoluna başvuran tarafça yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,

5-
Davacı tarafçayapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından istinaf incelemesine ilişkin taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,

7-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.21/06/2022

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!