Adana BAM, 1. HD., E. 2021/2431 K. 2023/482 T. 8.5.2023

İlgili TBK madde: TBK Madde 237
İlgili madde: TMK Madde 692

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

HATAY 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

13/08/2021

NUMARASI :

2017/280 Esas, 2021/216Karar

DAVACI:

K1
– N1

VEKİLİ:

Av. K2 – A1

DAVALI:

K3
– A2

VEKİLİ:

Av. K4 – A3

DAVANIN KONUSU :

El atmanın Önlenmesi ve Ecrimisil

DAVA TARİHİ :

02/08/2017

DAİRE KARAR TARİHİ :

08/05/2023

KARAR YAZIM TARİHİ :

08/05/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle;

Müvekkilinin Antakya ilçesi A4 mahallesi 644 parsel sayılı taşınmazda davalıyla beraber toplamda üç kardeşiyle beraber ortak olduğunu, taşınmazda 1/3 hisseye sahip olduğunu, taşınmazda her ortağın yerinin fiili olarak belli olup her ortağın yerinin ayrı olduğunu, ortakların uzun yıllardan beri kendi aralarında fiilen taksim yaptıklarını ve her ortağın kendi yerini ayrı olarak kullandığını, müvekkilinin kendine fiilen olarak ayrılan yerde 2004 yılında ikiz olarak yan yana iki dubleks yaptığını, birisinde kendisinin oturduğunu, diğerini de kiraya vermeyi düşündüğünü, kiraya vermeyi düşündüğü dubleksin duvarlarını, sıvalarını ve boyasını bitirmiş iken davalı kardeşi ve ortağı müvekkilinin yanına gelerek kendisinin kapı, pencere ve yerleri yaptırıp iki yıl süreyle burada oturmak istediğini söylediğini, müvekkilinin de kardeşinin bu teklifi kabul ettiğini, davalının 2004 yılında daireye yerleştiğini, iki yıl aradan sonra müvekkilinin kardeşiyle görüştüğünü ve davalı tahliye edeceğini söyleyerek müvekkilini yaklaşık olarak bir yıl daha oyaladığını, ancak daha sonra davalının bu dairenin kendisinin de hakkı olduğunu ve daireyi boşalmayacağını ifade ettiğini, müvekkilinin davalı kardeşiyle kötü olmamak adına yıllarca sabrettiğini ancak fiilen yapılan taksim sonucu kendisine ayrılan yerde kendi parasıyla yaptırdığı ve kendisine ait olan ev davalı tarafından haksız işgal edildiğini, davalının da uzun yıllardır müvekkiline herhangi bir kira vermediğini belirterek müvekkiline ait A4 mahallesi 644 parsel sayılı taşınmazda müvekkilinin fiilen taksim edilmiş olan kendi yerinde yaptırmış olduğu evin davalı tarafından haksız olarak yapılan elatmanın ölenmesine ve davalının haksız olarak elattığı her yıl yönünden ecrimisile karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine verdiği cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddiaların gerçek dışı olduğunu, kabul etmediklerini, yasal ve yerinde olmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre;

Dava konusu taşınmazın niteliği ve fiili durumu göz önüne alındığında, bir tarafında davalı tarafın diğer tarafında ise davacı tarafın kullanımında bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf, davalı tarafın kullanmış olduğu kısmın kiraya verilmek amacıyla bu şekilde yapıldığını ileri sürmüştür. Davalı ise söz konusu taşınmaza ait kısmın kendisine ait olduğunu ileri sürmüştür. Dosya kapsamındaki belgelerden, davalı tarafın en azından 2006 yılından beri söz konusu taşınmazı kullandığı anlaşılmaktadır. Tarafların ortak murisinin 2016 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dava tarihinin ise 02.08.2017 olduğu görülmektedir. Tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki husumetin ortak murisin vefatından sonra ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın, muris tarafından davacı tarafın iddia ettiği şekliyle paylaştırıldığı iddiası davalı tarafın murisin hayattayken söz konusu taşınmazda oturmaya başlamış olması ve husumetin murisin ölümünden sonra ortaya çıkmış olması nedeniyle hayatın olağan akışına aykırıdır. Her ne kadar bir kısım tanık dava konusu taşınmazın kaba inşaatına ilişkin ödemelerin davacı tarafça yapıldığını ileri sürmüşse de dosya kapsamında yer alan tüm delillerin bir arada değerlendirilmesi sonucunda davacı tarafın söz konusu taşınmazın maliki olduğu yönünde Mahkememizde somut bir kanaat oluşmamış ve bu nedenle davanın reddineyönelik karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin Hatay İli, Antakya İlçesi, A4 Mahallesinde kain 644 sayılı parselde, davalıyla beraber toplamda üç kardeşiyle beraber ortak olup, taşınmazda 1/3 hisseye sahip olduklarını, taşınmazda fiili taksim yapılmış olup her ortağın yeri fiili olarak belli ve ayrı olduğunu, bu husus yapılan keşifte ve tanık ifadelerinden açıkça anlaşıldığını, Müvekkilinin kendisine düşen yerde, 2004 yılında ikiz olarak yan yana iki dubleks yapılmış olup, birisinde kendisinin oturduğunu, diğerini de kiraya vermeyi düşündüğünü, kiraya vermeyi düşündüğü dubleksin duvarlarını, sıvalarını ve boyasını bitirmiş iken davalı kardeşi müvekkilimin yanına gelerek, kendisinin kapı, pencere ve yerleri yaptırıp iki yıl süreyle burada oturmak istediğini söylediğini, müvekkili de kardeşinin bu teklifini kabul ettiğini, ancak davalı burayı tahliye etmemiş, yıllarca müvekkilini oyalamış ve müvekkiline sıkıntı yaşattığını, hatta tarafların aile büyükleri devreye girmiş ve davalı
‘Nasılsa burayı sadece yazın kullandığını, müvekkilime zararı olmadığını, zaten en kısa sürede kendi yerinde inşaat yapacağını’ ifade ettiğini, bunun üzerine aile büyükleri de müvekkiline ‘ daha sabretmesini
‘ söylemiş ve gerçekten müvekkili çok sabretmiş olduğunu, müvekkilinin çok sınırlı bir gelirinin olduğunu, çocuklarını okutabilmek için yaptırdığı ve davalının işgal ettiği evi kiraya vermek istemiş, müvekkili davalıya;
‘Evi boşaltmasını, çok istiyorsa daha önce de söylediği gibi fiilen taksim edilmiş olan kendi yerinde, inşaat yapmasını’ istemiştir. Davalı daha ise müvekkilime;
‘Benim tapuda ismim var. Ben tapuda ortağım. O halde bu evde de ortağım. Bu nedenle burası benim. Ben bu evi tahliye etmiyorum.’ dediğini, bunun üzerine de müvekkilinin işbu davayı açtığını, keşif yapıldığı ve bütün tanıklarının dinlendiğini, ancak bu delillerinin değerlendirilmediğini! yerel mahekeme somut delillere göre değil, tamamen soyut ve gerçeklerle bağı olmayan yoruma dayanarak karar verdiğini! yerel mahkeme gerekçeli kararında aynen; ‘
Dosya kapsamındaki belgelerden, davalı tarafın en azından 2006 yılından beri söz konusu taşınmazı kullandığı anlaşılmaktadır. Tarafların ortak murisinin 2016 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dava tarihinin ise 02.08.2017 olduğu görülmektedir. Tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki husumetin ortak murisin vefatından sonra ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın, muris tarafından davacı tarafın iddia ettiği şekliyle paylaştırıldığı iddiası davalı tarafın murisin hayattayken söz konusu taşınmazda oturmaya başlamış olması ve husumetin murisin ölümünden sonra ortaya çıkmış olması nedeniyle hayatın olağan akışına aykırıdır. Her ne kadar bir kısım tanık dava konusu taşınmazın kaba inşaatına ilişkin ödemelerin davacı tarafça yapıldığını ileri sürmüşse de dosya kapsamında yer alan tüm delillerin bir arada değerlendirilmesi sonucunda davacı tarafın söz konusu taşınmazın maliki olduğu yönünde Mahkememizde somut bir kanaat oluşmamış ve bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.’ denildiğini, Evi müvekkilinin yaptırdığı tanıkların ifadesinden çok açık bir şekilde anlaşılmakta olup, evin yapıldığı arsada üç kardeşin ortak olduğu ve üç kardeşin fiilen taksim yaptığı, fiilen taksim yapılan yerde kendisine düşen yerde müvekkilinde bu evleri yaptırdığı da çok açık bir şekilde anlaşıldığını, bu somut deliller dururken, davayla da hiçbir ilgisi olmadığı halde, tarafların murisinin ölüm tarihi ile dava tarihi arasında bir bağ kurup bu ihtilafı değerlendirmeye çalışmak açıkça hukuka uygun olmadığını, ayrıca somut olayda, davanın murisin ölümünden sonra açılmış olmasının (Husumetin bu zamanda çıktığını değerlendirmiş mahkeme Oysa husumet uzun zamandan beri vardı.) hayatın olağan akışına nasıl ters olabilir ki ?

Müvekkilim babasının ve diğer aile büyüklerinin ‘sabırlı ol’ telkinlerine uyduğunu, kaldı ki davalı da sürekli çıkacağını ve parselin ona ait yerinde inşaat yapacağını söylediğini, babaları vefat ettikten sonra da bu evden çıkmayacağını ve tapuda ortak olduğundan dolayı, burada da ortak olduğunu iddia ettiğini, dolayısıyla mahkeme somut delilleri tam olarak değerlendirmemiş ve son derece yanlış bir karar verdiğini belirterek açıklanan nedenlerle Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/280 E. ve 2021/216 K. Sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, El atmanın Önlenmesi ve Ecrimisil istemine ilişkindir.

Somut olayda
; Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, Antakya A4 Mahallesi 644 sayılı parselde davalıyla beraber toplamda 3 kardeşiyle beraber ortak olup, taşınmazda 1/3 hisseye sahip olduğu, taşınmazda her ortağın yerinin fiili olarak ayrı ve belli olduğunu, davacının kendisine fiilen ayrılan yerde 2004 yılında ikiz olarak yan yana iki dubleks ev yaptığı, birinde kendisinin oturduğu, diğerini kiraya vermeyi düşündüğü, kiraya vermeyi düşündüğü dubleksin duvarlarını, sıvalarını ve boyasını bitirmiş halde iken davalı kardeşinin yanına gelerek; kendisinin kapı, pencere ve yerleri yaptırıp iki yıl süre ile burada oturmak istediğini söylediğini, ancak daha sonra davalının dairenin kendisinin de hakkı olduğunu ve daireyi boşaltmayacağını söylediği iddia edilmiş ve davalı tarafından haksız olarak yapılan el atmanın önlenmesi ve davalının haksız olarak el attığı her yıl yönünden ecrimisile karar verilmesi talep edilmiş, davalı davanın reddini talep etmiş, mahkeme davanın reddine karar vermiş, davacı yukarıda belirtilen nedenlerle istinaf yoluna başvurmuştur.

Bilindiği gibi, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.

Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237, Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.

O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.

Somut olaya gelince; dava konusu Antakya İlçesi, A4 Mahallesi, 644 parsel sayılı taşınmazın dosya içeriğine göre (22a uygulaması ile 4392 ada 8 parsel sayılı taşınmazın) baba K5’un ölümü ile mirasçılarına intikal ettiği, davacı ve davalının taşınmazda 1/3’er hisseye sahip olduğu, dava dışı K6 ile K7’nin 12/36 ve 1/36’er hisseye sahip oldukları, tapu kaydına göre beyanlar hanesinde evlerle ilgili muhdesat bilgisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan keşif ve tanık beyanlarına göre taşınmazın muristen kaldığı, krokiye göre A ile işaretli binada davacının, B ile işaretli binada davalının oturduğu, davalı adına aboneliklerin bulunduğu, binaların muris zamanında yapıldığı, taşınmazın anne dahil baba öldükten sonra her mirasçıya fiili olarak bölünerek yer verilmediği, bu şekil kullanmanın fiili taksim olarak kabul edilemeyeceği, edinme sebebinde taksim olmayıp, intikalin olduğu, bu durumda uyuşmazlığın genel hükümlere göre çözümlenmesinin gerektiği, taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyetinin ana taşınmazdan ayrılamayacağı, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerektiği, yine paylı mülkiyette diğer paydaşların oluru alınmadan bina yapılamayacağı (
Türk Medeni Kanunu Madde 692- Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.)
, bütün paydaşları bağlayan harici veya fiili taksim bulunmadığı, yine her iki tarafında kullandığı yer bulunduğu paydaşların paydaştan el atma ve ecri misil talep edemeyeceğinden, belirtilen nedenlerle neticeten mahkemece verilen kararın dosya içeriğine uygun olduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece verilen karar tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 13/08/2021 tarih ve 2017/280 Esas, 2021/216 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, esastan REDDİNE,
2

Davacı vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
179,90
TL istinaf karar harcından peşin alınan
59,30
TL harcın mahsubu ile bakiye
120,60 T
L harcın istinafa gelen davacıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3

İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4

Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 08/05/2023

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!