T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
CEYHAN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
05/10/2021
NUMARASI :
2019/564 Esas, 2021/255Karar
DAVACI:
K1
– N1 – A1
VEKİLİ:
Av. K2 – [N2] UETS
DAVALILAR:
1-K3 – N3 – A2
2-K4 – N4 – A3
VEKİLLERİ:
Av. K5 – [N5] UETS
Av. K6 – [N6] UETS
DAVANIN KONUSU :
Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil, olmazsa Bedel
DAVA TARİHİ :
25/12/2019
DAİRE KARAR TARİHİ :
15/05/2023
KARAR YAZIM TARİHİ :
15/05/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkili K1’ın A4 Mahallesi, Gaziantep N36 D-1C Pafta, 1 parselde kayıtlı, 53450,00 m² miktarlı taşınmazın 11/32 hisse oranında, A4 Mahallesi, Gaziantep N36 D-1C IV A Pafta, 249 parselde kayıtlı, 31800,00 m² miktarlı taşınmazın 25/159 hisse oranında, A4 Mahallesi, 774 parselde kayıtlı, 25600,00 m² miktarlı taşınmazın 1/5 hisse oranında malik olduğunu, müvekkilinin hisseli olarak maliki bulunduğu bu taşınmazların, bir takım işlemlerinin yapılması hususunda, davalılardan K4’a Osmaniye 5. Noterliğinin 16.02.2015 tarihli ve 3352 Yevmiye Nolu vekâletnamesini vermeye, davalılar tarafından ikna edildiğini, müvekkilinin rızası hilafına ve haberdar edilmeden, davalılardan K4 tarafından diğer davalı K3’a satış gösterilmek suretiyle devredildiğini, davalı K4’in, diğer davalı K3’e yaptığı satışın gerçek satış olmadığını, müvekkilden mal kaçırmak için satış gösterildiğini, ancak gerçekte bağış olduğunu, davalıların satış tarihinde evli olduklarını, ortada bir para alışverişi olmadığını, davalılar arasında dava konusu taşınmazın satışı sırasında herhangi bir para alışverişi olmadığını, taşınmazların tapuda gösterilen satış bedeli ile satış tarihindeki gerçek değerleri arasında fahiş fark bulunduğunu, satış gibi gösterilen işlemden dolayı 1 parsel için 53.500,00 TL, 249 parsel için 15.000,00 TL ve 774 parsel için ise 15.000,00 TL bedel gösterildiğini, oysa taşınmazların gerçek değerlerinin bu bedellerden kat be kat fazla olduğunu, taşınmazların satış sonrasında fiilen tesliminin de söz konusu olmadığını, taşınmazların fiili kullanım durumunda bir değişiklik olmadığını, davalıların hiçbir zaman taşınmazı teslim almadığını ve kullanmadıklarını, taraflar arasında yapılan işlemde gerçek niyetin bağış olmasına rağmen, tapuda satış gibi gösterildiğini ileri sürerek davalı K3 adına olan tapu kayıtlarının, müvekkilinin hissesi oranında iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesine talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine verdiği cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olduğunu, dava konusu taşınmazların davacının bilgisi ve rızası dışında ve de bedel ödenmeksizin davalı K3’a devredildiğini, davalılar arasındaki karı-koca bağı da gözetildiğinde davalı K3’in, vekilin görevini uygun davranmadığını bilebileceğini, iyi niyetli olduğunu somut olarak ispat etmediğini gerekçe olarak belirtip davanın kabulüne yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, davalı müvekkili K4 ile davacı arasında, birbirlerini önceden tanımaları, davacının, davalı müvekkilinin kirvesi olması sebebiyle güven ilişkisi bulunduğunu, davalı K4’ın tarım arazisi olan taşınmazın bir kısmını K7’a satma iradesinde olması sebebiyle İlçe Tarım Müdürlüğü’ne başvuru yaptığını, elinde kalan taşınmaz parçalarının belirli bir dönümün altında olması sebebiyle olumsuz cevap alan müvekkilinin, A4 61, 173, 107 ve 729 Parsel nolu taşınmazların devrini K7’a, müdürlüğün cevabı sebebiyle taşınmazın tamamının satışı yapılıyor olarak görünmesi için arazinin diğer parselleri olan 1, 59 ve 774 Parsel nolu taşınmazların devrini de tacir olarak iş yapan K1’a işlerinde kredisinin yükselmesini sağlayacağı düşüncesi ile aynı zamanda kirvesi olarak bulunması sebebiyle güvenerek kağıt üzerinde devrettiğini, tapu kayıtlarında görüleceği üzere 06/02/2015 tarihinde hem K7’a, hem de K1’a satış gerçekleştirdiğini, müvekkilinin davacı ile arasındaki taşınmazın satış işleminde herhangi bir para alışverişi söz konusu olmadığını, bu durum 26.01.2021 tarihli duruşmada dinlenen tanık K8 ile 23.02.2021 tarihli duruşmada dinlenen tanık K9’ın beyanlarında da belirtildiğini, müvekkilinin taşınmazın asıl malikinin kendisi olması ve sadece işlemleri yapabilmek için K1’a taşınmazı devrederek satış olarak göstermesi sebebiyle davacıdan Osmaniye 5. Noterliği’nin 16/02/2015 tarih, 003352 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Vekaletname aldığını, müvekkili K4’ın bu satış işlemini kağıt üzerinde gerçekleştirmemiş olsaydı, bu işlem gerçek bir satış işlemi olsaydı taşınmazı K1’a sattıktan 10 gün sonra böyle bir vekaletname almasının hayatın olağan akışına aykırı olacağını, bu alınan vekaletnamenin bile aralarındaki işlemin güven ilişkisi olması sebebiyle kağıt üzerinde yapılan bir işlem için K4’ın kendisini güvenceye almak amacıyla alındığını gösterdiğini, davacı K1’a taşınmazını sadece bir süreliğine hem davacının kredi çekmesini kolaylaştırmak hem de kendisinin taşınmazın bir bölümünü satabilmesi için devreden davalı müvekkilinin davacının borcu sebebiyle taşınmazı üzerinde haciz olduğunu öğrendiğini, borcunu ödeyerek taşınmazı üzerindeki haczin kaldırılması için davacıya süre verdiğini, bu sürede davacının borcunu ödememesi sebebiyle aralarında bulunan vekalet ilişkisine dayanarak tedbir amacıyla taşınmazı eşi K3’a devrettiğini, müvekkili K4 gerçekten taşınmazı kötü niyetli olarak davacının haberi olmadan devretmek isteseydi taşınmazı eşine değil 3. bir kişiye devredeceğini, burada bile müvekkilinin sadece kendisini korumak amacıyla tedbir amaçlı bir devir yaptığının anlaşıldığını, davacı tarafın gerçekte kendisine ait olmayan bir taşınmaz üzerinde davalı ile aralarındaki güveni kötüye kullanarak çıkar elde etmeye çalışmasının kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacı ile müvekkili arasında muhtarlık seçimleri nedeniyle uyuşmazlık çıktığını, bu sebeple davacının sırf müvekkiline zarar vermek amacıyla kağıt üzerinde kendisine ait olan fiiliyatta müvekkiline ait olan taşınmazın kendisine ait olduğunu iddia ederek aralarındaki güven ilişkisini kötüye kullandığını, bu davayı açtığını, TMK.nın 2. maddesinin; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklinde olduğunu, bu sebeplerle davacının bu davayı açmakta herhangi bir hukuki yararı olmadığını, müvekkilinin hem taşınmazının bir bölümünü satabilmesi için hem de davacının tacir olması ve kredi puanın yükselmesi için kağıt üzerinde davacıya devretmiş olduğu taşınmazın fiiliyatta davacıya ait olmadığını, davacının kötü niyetli olarak bu taşınmaz üzerinde hak iddia ettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil, olmazsa Bedelistemine ilişkindir.
Bilindiği gibi, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 2. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/14841 Esas, 2017/244 Karar sayılı ilamı)
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Diğer taraftan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2017/335
Esas,
2020/2469
Karar sayılı ilamı)
Somut olayda
; davacı tarafça davalı K4’e verilen vekaletin kötüye kullanılarak dava konusu parsellerdeki hisselerin diğer davalıya devredildiği hususunun ileri sürülerek vekaletin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunulduğu, mahkemece davanın kabulüne yönelik kararın verildiği, davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulduğu dosyada mevcut bilgi, belge ve delillerden anlaşılmaktadır.
Yolsuz tescile dayanarak ayni hak iktisap eden üçüncü şahsın iyi niyetli olup olmadığı ve yolsuzluğu hangi hallerde bilmesi gerektiği araştırılırken kesin bir ölçü koymak mümkün değildir. Genel bazı kriterlerle önemli özel durumların araştırılması gerekir. Genel kriter olarak, davalının dayandığı tescilin yolsuz olduğunu ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın genel hayat tecrübelerine ve hayatın doğal akışına göre bilip bilmediği veya normal görüşlü bir insanın sarf etmesi gereken dikkati sarf etseydi yolsuzluğu ve uyuşmazlığı bilecek durumda olup olmadığının araştırılması gerekir. Ayrıca, bazı fiili karinelerden de yararlanılır. Örneğin, temlik edenlerin davalı ile akrabalık ilişkisinin bulunup bulunmadığı, taşınmazın el değiştirmesindeki çabukluk, değerinin çok altında bir bedel ile satılması, tarafların aynı yerde ikamet edip etmedikleri veya aynı köyden olup olmadıkları gibi bazı fiili karinelerle ilgili olayların da araştırılarak bu karinelerden yararlanılması gerekir. Davalı dava konusu taşınmazı satın alırken iyi niyetli değilse TMK.nun 1024. maddesi uyarınca aynı kanunun 1023. maddesinden yararlanamaz.
Bu açıklamalara göre, davalı K3 ile diğer davalı vekilin devir tarihi itibari ile eş oldukları ortadadır. Davalı K3’in tüm oluşa göre vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilmesi gereken kişi konumunda olduğu ve vekaletin kötüye kullanıldığını bildiği ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenlerle davalılar vekilinin istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri hususlar yerinde değildir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği görüşüne varılmıştır.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Ceyhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05/10/2021 tarih ve 2019/564 Esas, 2021/255 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, esastan REDDİNE,
2
–
Davalıların istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
41.399,80
TL istinaf karar harcından peşin alınan
59,30+10.291,00=10.350,30
TL harcın mahsubu ile bakiye
31.049,50 T
L harcın istinafa gelen davalılardan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3-
İstinaf eden taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nun 361/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.15/05/2023
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe