T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
SİLİFKE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
15/10/2020
NUMARASI :
2016/305 Esas, 2020/748Karar
DAVACILAR:
1- K1 – N1 – A3
2- K18 – N2 – A4
:
3- K2 – N7
VEKİLLERİ:
Av. K3
4-K4 – N3 – A5
DAVALILAR :
1- K5 – N4 – A6
2- K6 -N5 – A7
3- K7 -N8 – A8
VEKİLLERİ:
4- K8 -N6 – A9
VEKİLLERİ:
Av. K9 – Av. K10
MÜTEVEFFA:
K11 – N9
DAVANIN KONUSU:
Tenkis
DAVA TARİHİ :
23/03/2010
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Birleşen Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/145 esas sayılı dosyasında davacı vekilinin ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Davanın taraflarının kardeş olduğunu, ortak miras bırakanları babaları K12’nın 2009 yılında vefat ettiğini ve geride mirasçı olarak çocukları K2, K13, K1, K4, K7, K5, K8, K6, K14, K15 ve K16’yı mirasçı olarak bıraktığını, babalarının ölümünden sonra tapuya giden davacıların babalarına ait olarak bildikleri davaya konu A19 Mahallesi
184 ada 14 parselin babaları üzerine kayıtlı olmadığını, bu taşınmazın 1985 yılında davalı çocuklar K7, K5, K8 ve K6’ya bağış yoluyla devredildiğini öğrendiklerini, davacıların o günden bu yana babaları adına kayıtlı bu taşınmazın bağış yoluyla devri konusunda rıza göstermeyeceklerini bu devir işlemi hakkında yasal başvuruda bulunacaklarını bu sebeple dava yoluna gitmeden uzlaşmak istediklerini söylediklerini davalıların bu uzlaşmaya yanaşmadıklarını, bağış yoluyla yapılan bu temlik davacılardan miras payını kaçırma amacına yönelik bir işlem olduğunu, mirastaki saklı payları zedelediğini, Erdemli ilçesi, A1 mahallesi 184 ada 14 parselin içindeki limon bahçesi ile birlikte davalılara bağış yoluyla devrine ilişkin işlemin tenkise tabi tutulmasını ve tenkis karşılığı 8.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.
Birleşen Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/474 esas sayılı dosyasında davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle
; davacı vekili tarafların kardeş olduğunu, ortak miras bırakanları olan babaları K12’nın 2009 yılında vefat ettiğini ve geride mirasçı olarak çocukları K2, K13, K1, K4, K7, K5, K8, K6, K14, K15 ve K16’yı mirasçı olarak bıraktığını, murisin vefatından sonra müvekkillerinin dava konusu A1 Mahallesi
215 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın 1985 yılında davalılar K7, K5, K8 ve K6’ya bağış yoluyla devredildiğini öğrendiklerini, davalılara bağış yoluyla yapılan bu temlik işleminin müvekkillerin miras payını kaçırma amacına yönelik olduğunu ve müvekkillerinin saklı payını zedelediğini belirterek ortak miras bırakan Abdurrahman Kaya tarafından dava konusu A1 Mahallesi 215 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın davalılara bağış yoluyla temlikinin tenkise tabi tutulmasını, yargılama sırasında alınacak bilirkişi raporuyla fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydı ile gerek dava değeri gerekse saklı tutulan fazlaya ilişkin haklar yönünden bağış tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte şimdilik müvekkillerin saklı paylarına ulaşabilmeleri için 8.000,00 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda mahkemenin 05/07/2012 tarih 2011/474 Esas, 2012/328 Karar sayılı kararı ile iş bu dava dosyasının Erdemli 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2010/145 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Erdemli 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/145 Esas sayılı dosyasından;
K17’nın nüfus kayıt örneği UYAP sisteminden çıkartılmış, incelenmesinde, son yerleşim yerinin A10 olduğu anlaşılmış ve dava dosyası ile birleşen Erdemli 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/474 esas sayılı dava dosyası yönünden mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş ve dosya Mahkememize gönderilmiş yeni esasa kaydı yapılmış ve duruşma günü taraflara tebliğ edilmiştir.
Davacı K4 Mahkemenin 10/10/2017 tarihli duruşmasında; “Ben tapu üzerinde verilmiş olan 4 abilerime tapu veriyorsa ben vazgeçiyorum, bütün kardeşlerimiz daha önceden olduğunu biliyordu, diğer 11 kardeşte paylaşacaksa ben vazgeçmiyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; Mahkemece yapılan yargılama sonunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava; tenkis isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17).Mirasbırakan 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.
Hemen belirtilmelidir ki; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 513. maddesi hükmünde öngörülen süreler zamanaşımı iken 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun aynı yasal düzenleme (tenkis davası) için öngördüğü süreleri 571. maddesi hükmüyle hak düşürücü süre olarak kabul ettiği görülmektedir.
Tenkis (indirim) davası, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın TMK’nin 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya 743 sayılı TKM’nin 507/1, 2 ve 3. bentlerinde, 4721 sayılı TMK’nın 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK’nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (SABİT TENKİS ORANI) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
Kabule göre de, tenkis davalarında seçimlik hakkın kullanıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekir.(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/7602 E.- 2014/9631 K.)
Somut olayda, mirasbırakan K12’nın 07.06.2009 ölüm tarihi itibariyle tenkis davasının zamanaşımı def’ine değil, hak düşürücü süreye tabi olduğu kuşkusuzdur.TMK’nın 571. maddesine göre, tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamenin açılma tarihinden diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir yıllık süre, tenkis davası açmaya hakkı olan mirasçının saklı payına tecavüz edildiğini öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu sürenin işlemeye başlayabilmesi için iki durumun gerçekleşmesi gerekir. Bunlar, mirasbırakanın ölümü ve saklı payın ihlal edildiğinin öğrenilmiş olması. Çünkü tenkis talebi ancak mirasbırakanın ölümünden sonra ileri sürülebilir. Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/145 Esas sayılı dosyasında 22.03.2010 tarihinde dava açıldığı, söz konusu dava dosyası ile Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/474 esas sayılı dosyasının birleştirilmesine karar verildiği, mahkemece yapılan inceleme sonucu yetkisizlik kararı verilerek dosyanın mahkememize gönderildiği, davanın hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmakla Yargıtay 2.H.D 14/03/2005 tarih 2005/2870 -3900 E-K sayılı içtihatı ve TMK ‘nu 564 hükmü gereğince davalılara yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği zaman tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan sabit tenkis oranı tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup, olmayacağı mahkememizce araştırılmış, bu araştırma sonunda tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığından, bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilemeyip, TMK 504. madde gereğince tercih hakkı kullandırıldığı, davalı mirasçıların tercih hakkını kullanarak nakten ödeme yapmak istediğini beyan ettiği, sabit tenkis oranı ile ilgili hasaplamanın yapıldığı bilirkişi raporu mahkememizce usulüne ve hukuka uygun bulunarak benimsenmekle, davacıların 15/11/2018 tarihli ıslah dilekçesi doğrultusunda davacılardan K2, K13 K1 yönünden tenkis alacağına ilişkin davanın kabulü ile davacı K4 yönünden davanın feragat nedeniyle reddine, yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili dilekçesinde özetle;
Yapılan yargılama neticesinde tenkis alacağı davalarının kabulü ile saklı paya yapılan ihlalin parasal değerine hükmedildiğini, davalarını tenkis davası olarak açtıklarını ve yargılama sırasında sunmuş bulundukları yazılı beyanları ile davacı olarak öncelikli tercihlerinin davaya konu taşınmazların taraflarına verilmesi olduğunu beyan ettiklerini, hatta bu konuda ıslah haklarını kullandıklarını, tenkis davalarında tercih hakkı davalı tarafından kullanılmakta olup, dava, davalının yapacağı tercihe göre şekillenmekte olduğunu, Davacı, 15/02/2018 tarihli dilekçesi ile, tercih hakkını açıkça para yönünde kullandıklarını, yerel Mahkemenin 01/03/2018 tarihli celsede ‘davalının tercih hakkını para olarak kullanmak suretiyle beyanda bulunduğu anlaşıldı’ şeklinde tensip kurmuş iken; taşınmazın taraflarına bırakılması yerine lehlerine paraya hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Kanun’da düzenlenmiş bulunan seçim hakkı; yenilik doğuran hak olup, kullanılmakla neticelerini doğuracağı, değiştirilmesi mümkün olamayacağı arz edilen sebeplerle davalının para yönündeki tercihi doğrultusunda, dava konusu taşınmazların taraflarına bırakılmasına karar verilmesini talep etiklerini, davalının, parayı seçmiş bulunması karşısında, taşınmazlar taraflarına bırakılacak; taşınmaz değerleri davalıya verileceği için, taşınmazların değerlerine itiraz etmek aleyhimize olacağından, taşınmazların bilirkişi raporları ile belirlenen değerlerine itiraz etmediklerini, gelinen noktada, taşınmazların kendilerine bırakılması yerine, lehimize paraya hükmedilmiş bulunması sebebi ile bilirkişi raporlarına karşı itiraz haklarını ve lehimize hükmedilecek tenkis para alacaklarını artırma haklarının elinden alınmış olduğunu, izah edilen sebeplerle, yerel mahkeme kararının kaldırılması ile birlikte taşınmazların, ipoteklerinden ve takyidatlarından ari olarak taraflarına verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf yoluna başvuran davalılar vekili dilekçesinde özetle
; Dava konusu 184 ada 14 parsel ve 215 Ada 1 parsel 14.02.1985 tarihinde muris tarafından müvekkilleri adına devredildiğini, dava konusu taşınmazlar, yapılan kadastro çalışmalarından önce müvekkilleri tarafından 3. Kişilerden satış sözleşmeleri ile satın alınmış ve yine o tarihten buyana müvekkillerince kullanılmaya devam edildiğini, murisin taşınmazlar üzerinde malik sıfatıyla zilyetliğinin hiçbir zaman olmadığını, gerçekleşen kadastro çalışmaları sırasında yaşanan hata nedeni ile dava konusu taşınmazların muris adına tescil edildiğini, müvekkillerine ait olan taşınmazlar 14.02.1985 yılında muris tarafından müvekkillerine bağış yolu ile devredildiğini, söz konusu taşınmazlar üzerinde ne davacıların ne de murisin her hangi bir hakkının bulunmadığını, bu durumu gerek muris gerek ise davacıların zaten bildiklerini, bu nedenle muris kadastroca gerçekleşen kayıt hatasını bağış yolu ile devir yaparak düzeltmiş olduğunu, davacıların tamamı dava konusu taşınmazların murise ait olmadığını ve bu taşınmazların gerçekte müvekkillerine ait olduğunu yaklaşık 35 yıldır bilmekte olduklarını, muris 2009 yılında vefat ettiğini, bu tarihe kadar her hangi bir itirazda bulunmayan davacıların murisin vefatı ile iş bu davaları haksız ve kötü niyetli bir şekilde açtıklarını, öğrenme tarihlerinin üzerinden yaklaşık 35 yıl geçen davacıların yasal hak düşürücü süre içerisinde talepte bulunmamaları nedeni ile iş bu davanın reddini talep ettiklerini, g erçek durum bu iken, davacılar, saklı paylarının zedelendiğini iddia ettikleri, ancak murisin gerçek niyeti davacıların saklı payını zedelemek ve saklı pay kuralını etkisiz kılmak olmadığı gibi aksi yargılama esnasında ispat edilmediğini, dava konusu edilen her bir taşınmaz yönünden davanın reddi gerekir iken davanın kabulüne dair verilen karar hatalı olduğunu, dava ve talepleri kabul etmemekle, dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatların tarihleri ve kimlere ait olduğu konusunda da ayrıca bir inceleme yapılmadığını, bu hususun önceki itirazlarında dile getirildiğini, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların taşınmaza sağladığı değer artışının oranlanması iş bu davalarında önem arz etmekte olduğunu, dava konusu 184 ada 14 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatlar murise ait olmadığı gibi davacılar vekilinin 15.04.2014 havale tarihli dilekçesinde açık bir şekilde belirtildiği üzere sadece zemin değeri üzerinden tenkis alacağının talep edildiğini, İşbu sebeple 17.04.2018 tarihli ek raporun dayanak alınan kök raporda hesaba katılan 3.592,00 TL miktarlı muhtesat değerinin hesaba dahil edilmemesi gerektiğini, dava konusu edilen 200 m2’lik alanın çıplak değeri olan 7.060,00 TL üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, yine aynı raporlarda; dava konusu edilen 215 ada 1 parsel üzerinde bulunan muhtesatlar bedeli olan 18.595,00 TL hesaba dahil edilmiş, bu muhtesatların (AĞAÇ) bağışlama tarihi olan 14.02.1985 tarihinde var olmadığı raporlarla ispat edilmiş, işbu sebeple bağışlama tarihinde var olmayan ve davacı tarafından talep edilmeyen muhtesatların değerlendirmeye dahil edilmemesi gerektiğini, davacı yan, 15.11.2018 tarihli dilekçesi ile açılan davayı (birleşen her iki dava yönünden) ıslah ettiğini bildirdiklerini, ancak bir haftalık süre içerisinde davanın ıslah edilmemesi sebebiyle dava ıslah edilmemiş sayılacak iken davanın ıslah miktarı üzerinden kabulünün de hatalı olduğunu,
-Yine davacının ıslah dilekçesinde; “
Her iki dosya yönünden de talebimizi, terditli olarak; öncelikle taşınmazın aynı yönünden, olmadığı takdirde tenkis alacağı yönünden talep edilmek ve karara bağlanmak üzere ıslah etmekle beraber:
” şeklindeki beyanı davanın ıslahı anlamına gelmemekle 6100 sayılı HMK 180. Maddesinde düzenlene usulü şarta aykırı olduğundan kabul edilemeyeceği, ayrıca dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya dahil edilmesine ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (Yargıtay 1. HD. 2013/14142 Esas – 2014/17318 Karar)
-Yukarıda ve dava dosyasına sunmuş oldukları beyanları gereğince usul ve esas yönünden haksız olan dava ve taleplerin reddi gerekirken kabulüne dair karar veren Silifke 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/305 Esas 2020/748 Karar sayılı dosyasından verilen hükme karşı istinaf kanun yolu başvurumuzun kabulü ile kaldırılmasına, davanın öncelikle hak düşürücü süre yönünden aksi halde davacı yanın iddilarını ispat etmemesi ve diğer yönlerden davanın tüm yönleri ile reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Dava, Tenkis istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere; tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. (MK.565) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570.maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir. Davalılara yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (SABİT TENKİS ORANI) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir. Tenkis davası, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre çözülür. Çünkü miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır.(TMK. m. 575/1, eMK. m. 517/1) Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 s. Yürürlük K. m. 17) Saklı pay sahibi mirasçılar ve saklı pay oranları, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre tespit olunur.Davanın zamanaşımına mı, yoksa hak düşürücü süreye mi tabi olduğu, yine bu tarihe göre saptanır. Davanın açıldığı tarihin (usul hükümleri hariç) uygulanacak maddi hukuk kuralları bakımından bir önemi yoktur.
Somut olayda;
Asıl ve birleşen dava dosyasında davacılar, davanın taraflarının kardeş olduğunu, ortak miras bırakanları babaları K12’nın 2009 yılında vefat ettiğini ve geride mirasçı olarak çocukları K2, K13, K1, K4, K7, K5, K8, K6, K14, K15 ve K16’yı mirasçı olarak bıraktığını, babalarının ölümünden sonra tapuya giden davacıların babalarına ait olarak bildikleri davaya konu A1 Mahallesi
184 ada 14 parselin babaları üzerine kayıtlı olmadığını, bu taşınmazın 1985 yılında davalı çocuklar K7, K5, K8 ve K6’ya bağış yoluyla devredildiğini, birleşen dosyada öğrendiklerini, birleşen dosyada dava konusu A1 Mahallesi
215 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın 1985 yılında davalılar K7, K5, K8 ve K6’ya bağış yoluyla devredildiğini öğrendiklerini, davacıların babaları adına kayıtlı bu taşınmazın bağış yoluyla devri konusunda rıza göstermeyeceklerini bu devir işlemi hakkında yasal başvuruda bulunacaklarını bu sebeple dava yoluna gitmeden uzlaşmak istediklerini söylediklerini davalıların bu uzlaşmaya yanaşmadıklarını, bağış yoluyla yapılan bu temlik davacılardan miras payını kaçırma amacına yönelik bir işlem olduğunu, mirastaki saklı payları zedelediğini, Erdemli ilçesi, A1 mahallesi 184 ada 14 parselin içindeki limon bahçesi ile birlikte davalılara bağış yoluyla devrine ilişkin işlemin tenkise tabi tutulmasını ve tenkis karşılığı 8.000,00 TL’nin tahsiline, A1 Mahallesi
215 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın davalılara bağış yoluyla devrine ilişkin işlemin tenkise tabi tutulmasını ve tenkis karşılığı 8.000,00 TL’nin tahsilini talep etmişler, mahkemece yukarıda belirtilen açıklamalara göre; muris mirasbırakan Abdurrahman Kaya’nın 07.06.2009 ölüm tarihi itibariyle tenkis davasının zamanaşımı def’ine değil, hak düşürücü süreye tabi olduğu kuşkusuzdur.TMK’nın 571. maddesine göre, tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamenin açılma tarihinden diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir yıllık süre, tenkis davası açmaya hakkı olan mirasçının saklı payına tecavüz edildiğini öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu sürenin işlemeye başlayabilmesi için iki durumun gerçekleşmesi gerekir. Bunlar, mirasbırakanın ölümü ve saklı payın ihlal edildiğinin öğrenilmiş olmasıdır. Çünkü tenkis talebi ancak mirasbırakanın ölümünden sonra ileri sürülebilir.
Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/145 esas sayılı dosyasında 22.03.2010 tarihinde dava açıldığı, söz konusu dava dosyası ile Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/474 esas sayılı dosyasının birleştirilmesine karar verildiği, mahkemece yapılan inceleme sonucu yetkisizlik kararı verilerek dosyanın mahkemeye gönderildiği, davanın hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmakla, TMK 564 hükmü gereğince davalılara yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği zaman tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan sabit tenkis oranı tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup, olmayacağı mahkemece araştırılmış, bu araştırma sonunda tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığından, bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilemeyip, TMK 504. madde gereğince tercih hakkının kullandırıldığı, davalı mirasçıların tercih hakkını kullanarak nakten ödeme yapmak istediğini beyan ettiği, sabit tenkis oranı ile ilgili hasaplamanın yapıldığı, bilirkişi raporu usulüne ve hukuka uygun bulunarak benimsenmekle, davacıların 15/11/2018 tarihli ıslah dilekçesi doğrultusunda davacılardan K2, K13 K1 yönünden tenkis alacağına ilişkin davanın kabulü ile davacı K4 yönünden davanın feragat nedeniyle reddine yönelik karar verilmiş olmakla yapılan yargılama ve toplanan delillere görealınan rapor ve mirasçılık belgesi taşınmazların miktarına göre tasarrufa konu taşınmazların sabit tenkis oranında bölünmezliğinin ortaya çıktığı, TMK 564. maddesi uyarınca davalılardan tercihi sorulduğu para olarak tercih hakkının kullanıldığı, davacı tarafın tercih hakkı bulunmadığı, bulunan değerin ödetilmesine karar verildiği anlaşılmakla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Silifke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15/10/2020 tarih ve 2016/305 Esas, 2020/748 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacılar vekilinin istinaf reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken
59,30 TL istinaf karar harcından peşine alınan
54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye
4,90 TL harcın istinafa gelen davacılardan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3-
Davalılar vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken
3.182,66 TL istinaf karar harcından peşin alınan
795,75 TL harcın mahsubu ile bakiye
2.386,91TL harcın istinafa gelen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine’ye irat kaydına,
4-
İstinaf eden taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendileri üzerlerinde bırakılmasına,HMK’nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.20/09/2021
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe