T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACILAR:
1 -K1
2 -K2
VEKİLLERİ:
Av. K3
Av. K4
DAVALI:
K5
VEKİLİ:
Av. K6
DAVANIN KONUSU :
Taşkın Yapı Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil, Olmazsa Tazminat
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalının Hatay İli, Arsuz İlçesi, A1 Mahallesi 1001 ve 1002 parselin, davacı müvekkili K1’in A1 Mahallesi, 1005 parselin, diğer davacı müvekkili K2’in ise A1 Mahallesi, 1004 parselin maliki olduklarını, davacıların iyiniyetli olarak yanlışlıkla davalıya ait parseller içerisine bina yaptıklarını belirterek, davalıya ait dava konusu parsellerin TMK’nun 724. maddesi gereğince tapu kayıtlarının iptali ile müvekkilleri adına tapuya kayıt ve tesciline, bu talepleri kabul görmediği takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla TMK’nun 723. maddesi gereğince 10.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsili ile müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 20/02/2018 tarihinde verilen kararda özetle; davacıların, tapuda adlarına kayıtlı bulunan taşınmazlarının yüz ölçümünün yaklaşık iki katı kadar yer işgal ettiklerini, taşkın binaların, temliken tescil talep edilen taşınmazların çapa bağlanmasından sonra yapıldığını, tescil talep edilen taşınmazlardan başka üç parsele daha yapı yapıldığını, çaplı taşınmazda kural olarak iyiniyet iddiasının dinlenemeyeceğini, davacıların satın aldığı yeri ölçtürüp buna göre kullanmakla yükümlü olduklarını, davacıların bu yükümlülüklerini yerine getirmediklerini gerekçe olarak gösterip davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin
20/02/2018 tarihli kararına karşı istinaf yoluna başvuran davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, TMK’nun 722, 723 ve 724. maddelerinin olaya uygulanması gerektiğini, mahkemece 725. maddenin dikkate alındığını, tescil talepleri ile ilgili şartların oluştuğunu, dava konusu taşınmazların imarsız olduğunu, bu hususun mahkemece araştırılmadığını, yerel mahkeme tarafından terditli talepleri olan tazminat talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediğini belirterek kararın kaldırılması talebinde bulunmuştur.
Dairemizce yapılan inceleme sonucunda
; dairemizin 18/05/2018 tarih, 2018/446 Esas ve 2018/484Karar sayılı ilamı ile “…Somut olayda, davacılar kendi parselleri ile ilgili olarak, gerekli ölçümleri yaptırıp yapıyı kendi parsellerine yapmamışlar, davalıya ait çaplı parsellere el atarak yapıyı yapmışlardır. Çaplı taşınmaza elatma söz konusudur. Davacıların iyiniyetli olmadıklarına yönelik mahkemenin kabulü bu yönden doğrudur. Ancak davacı tarafça dava, terditli olarak açılmıştır. Mahkemece terditli davaya ilişkin talep hakkında bir karar verilmemiştir. Bu durum HMK’nun 297/2 maddesindeki düzenlemeye aykırıdır. Mahkemece verilecek hükmün sonuç kısmında, taleplerden her biri hakkında verilen hükmün; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir.
Mahkemece yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak, malzemenin (yapının) arazi maliki olan davalı için taşıdığı en az değerle ilgili olarak, davalıya ait parsellere tekabül eden kısımlar yönünden bilirkişiden ek rapor alınıp davacılar lehine tazminata karar verilip verilmeyeceğini hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna ilişkin mahkemece değerlendirme yapılmamıştır. Bu yönden karar yasaya aykırıdır….” şeklindeki gerekçelerle ilk derece mahkemesine ait karar kaldırılarak dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiş, ilk derece mahkemesi tarafından yeniden bu yönlerde araştırma yapılarak yeniden karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda 05/03/2019 tarihinde verilen kararda özetle; davacıların iyiniyetli olmadıkları, bu nedenle temliken tescil istemlerinin yerinde olmadığı, bu haliyle tapu iptal ve tescil taleplerinin reddi gerektiği, dava konusu taşınmazların asgari levazım bedeli olarak 31.929,25 TL alacakları bulunsa da Bölge Adliye Mahkemesi kararından sonra ıslah yapılamayacağından 10.000,00 TL üzerinden asgari levazım bedeline hükmedilmesi gerektiği, terditli olarak açılan davalarda ilk talebin reddine bağlı olarak ikinci talep hakkında kabul kararı verilmesi durumunda verilen karara göre harç, vekalet ücreti ve diğer yargılama giderleri hakkında hüküm kurulması gerektiği gerekçe olarak belirtilip tazminat talebinin kabulüne yönelik karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin 05/03/2019tarihli kararına karşı istinaf yoluna başvuran davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından hukuki değerlendirmenin yanlış yapıldığını, yerel mahkeme tarafından celp edilen evraklar incelendiğinde dava konusu taşınmazlar üzerinde yapılan inşaatın 1996 yılında müvekkillerinin satın almış oldukları ve K7 tarafìndan yapıldığının sonucunun ortaya çıktığını, ancak Karaağaç Belediyesi İmar Müdürlüğü’nün 09.12.1996 tarih ve 131 sayılı yazısında K7 tarafından yapılan yapının yıkılacağının belirtildiğini, yine İskenderun Kaymakamlığı tarafından taşınmazın yıkım kararının alındığını, tüm bu işlemler üzerine K7 tarafından yapılan yapının yıkıldığını, müvekkillerinin 1004-1005 sayılı taşınmazları satın aldıktan sonra dava konusu taşınmazlar üzerinde dava konusu yapının yapıldığını, Karaağaç Belediyesi Fen İmar Müdürlüğü’nün 03.05.2004 tarih ve 157 sayılı yazısında müvekkillerinden Fahri’nin 22.03.2004 tarihli tespit tutanağı ile kaçak inşaat yaptığının tespit edildiğinin, Karaağaç Belediyesi İmar Müdürlüğü’nün 11.09.1996 tarih ve 632 sayılı kararında da belirtildiğini, karara dayanak olan olay yeri tespit tutanağında müvekkilleri tarafından yapılan yapının inşaat aşamasında olduğu, tavan betonunun altıldığı, restaurant-gazino olarak inşa edildiğinin açık olarak belirtildiğini, taşınmaza çok sonra malik olan K5n’in müvekkilini bu haktan mahkum bırakmak amacıyla taşınmazı edindiğini, davalı tarafın iyi niyetinden bahsedilemeyeceğini, yapıyı yapan müvekkilleri olduğundan dolayı, taşınmazın sonradan davalıya satılması halinde dahi bu satışın müvekkilini dava konu taşınmazın tapusunu almasının önüne geçirmek amacıyla yapıldığından dolayı eldeki bu davanın yasal şartlarının oluştuğunu, ilgili belediye dahi inşaatın müvekkillerine ait parseller üzerinde yapıldığını belirterek ceza tahakkuk ettirmesi karsısında, müvekkillerinin iyi niyetli olmadığından bahsedilemeyeceğini, yapının kıymetinin taşınmazın değerinden fazla olduğunu, dava konusu taşınmazların imarsız olduğunu, bilirkişi tarafından imarlı taşınmazlar gibi fiyat ve değerlendirme yapıldığını, raporun uygun olmadığını, yerel mahkemenin gerekçesinde taşınmazlara takdir edilen bedelin resen piyasa rayiçlerine uygun bulunmasının açık bir hukuk ihlali olduğunu, dosya kapsamında aldırılan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, yerel mahkeme tarafından hukuki değerlendirmede hataya düşülmesine karşılık rapor konusunda da eksik incelemeyle karar verildiğini, müvekkillerinin taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesi halinde yapı bedelini ödemeye hazır olduklarını, yerel mahkeme tarafından terditli talepleri olan tazminat talepleri hakkın olumlu, olumsuz karar verilmediğini, davanın konusunun tapu iptali ve tescil, mümkün değilse TMK 723. maddesi gereğince tazminat istemine ilişkin olduğunu, bu taleplerinin hakkaniyete uygun olarak olarak değerlendirilebilmesi için taşınmazın değerinin itirazları doğrultusunda hesaplama yapılması gerektiğini, yerel mahkemenin müvekkilinin kötü niyetli olarak kabul edilmesi halinde dahi müvekkillerine muhik bir tazminat ödemesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizce yapılan inceleme sonucunda
; dairemizin 19/09/2019 tarih, 2019/851 Esas, 2019/944 Karar sayılı ilamı ile “…
Somut olayda
; Dairemizce verilen kaldırma kararı sonrasında yerel mahkemece terditli talep olarak ileri sürülen tazminat talebiyle ilgili olarak yeniden esas hakkında araştırma yapılması gerektiğinden tahkikat aşamasının bittiğinin kabulü mümkün değildir. Yerel Mahkemece ilk karar öncesi davacı tarafın terditli taleplerinin olmasına karşın buna yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dairemizce bu yönde söz konusu karar kaldırılmış ve yerel Mahkemece terditli talebe ilişkin tahkikat işlemleri yürütülerek talep konusunda değerlendirme yapılmıştır. Yerel Mahkemece terditli talebe yönelik tahkikat işlemlerine devam edilerek karar verilmiş olması nedeniyle terditli taleple ilgili yapılan tahkimat aşamasında davacılar vekilinin ıslah talebiyle ilgili olarak davacı tarafa ıslah için süre verilmesi, ıslahla tazminat miktarının arttırılması halinde buna ilişkin harcın yatırtılması ve sonucuna göre tahkikatın sonlandırılıp davanın esasına ilişkin karar verilmesi gerekirken istinaf Mahkemesinin kaldırma kararı sonrasında ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle ıslah talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK.’nın 353/1-a-4 ve 6 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği….” şeklindeki gerekçelerle ilk derece mahkemesine ait bu karar da kaldırılarak dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiş, ilk derece mahkemesi tarafından bu yönde değerlendirme yapılarak yeniden karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ TARAFINDAN YENİDEN YAPILAN YARGILAMA SONUCUNDA VERİLEN KARARIN ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacıların iyiniyetli olmadıklarını, tapu iptali ve tescil taleplerinin reddi gerektiğini, davacıların ancak enkaz bedelini talep edebileceklerini, bunun da ek bilirkişi raporu ile 31.857,67 TL olarak belirlendiğini gerekçe olarak belirtip davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; önceki istinaf dilekçelerinde belirtilen hususlara değinerek kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, raporun yetersiz olduğunu ileri sürüp kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda öncelikle tescil, olmazsa ıslah dilekçelerinde belirttikleri tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken davacının taleplerinin kısmen de olsa kabulünün hukuka aykırı olduğunu, BAM tarafından istinaftan sonra ıslah yapılabileceği kararı verildiğini, bu kararın Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına aykırı olduğunu, davanın tamamen esastan reddi gerektiğini, yine mahkemenin hüküm kısmında taraflarına hükmedilen vekalet ücretinin, gerek davacının kısmen reddedilen alacak talebi gerekse reddedilen tapu iptal ve tescil davası/talebi yönünden keşifle belirlenen taşınmazın değeri üzerinden hesaplanması gerekirken aksine lehlerine eksik vekalet ücretine hükmedilmesinin yasa ve usule aykırı olduğunu, kararın lehlerine eksik hükmedilen vekalet ücreti yönünden kaldırılarak tarifeye göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kabul edilen kısım yönünden kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Taşkın Yapı Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil, Olmazsa Tazminat istemine ilişkindir.
TMK’nın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.
Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14/02/1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)
İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.
b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)
c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.
d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
(Bknz.
Y argıtay
14.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2017/801
Esas,
2017/9530
Karar sayılı ilamı)
Yargısal uygulamalarda; kadastro görmüş, çapa bağlanmış yerlerde iyiniyetin ispat şekli kısıtlanarak, adeta resmi belgelerle ispat edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Bu durumda çaplı taşınmaza kendi malzemesi ile yapı yapan veya ağaç diken kimse, kural olarak iyiniyet savunmasında bulunabilir veya açtığı temliken tescil davasında iyiniyetli olduğunu iddia edebilir. Ancak iyiniyetli olduğunun kabul edilebilmesi için kendinden beklenen özeni göstermesi, Tapu Müdürlüğüne veya Belediye İmar Müdürlüğüne başvuruda bulunarak görevlendirilecek kadastro teknisyeni veya harita mühendisinin çap sınırlarını işaretleyip göstermesi, malzeme sahibinin bu sınırlar içerisine yapısını yapması gerekir. Açıklanan yöntemle çap sınırlarını tespit edip resmi memurun gösterdiği sınırlar içerisine yapısını yapan kimse kendinden beklenen özeni göstermiş sayılır.
(Bknz.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/1054 Esas, 2017/4289 Karar sayılı ilamı)
Türk Medeni Kanununun 723. maddesi uyarınca ödenecek olan tazminatın tutarı malzeme malikinin iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. TMK’nın 723. maddesinde “Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hakim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.
Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.
” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir.
Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakatı ile yapan malzeme sahibi de iyiniyetli sayılır. Buna karşılık, üzerinde inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi kötüniyetlidir (Prof. Dr. Kemal T.Gürsoy, Fikret Eren, Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku Ankara 1978.sh.610).
Malzeme maliki ve arazi sahibi iyiniyetli ise malzeme sahibine muhik bir tazminat ödenmelidir. Muhik tazminatın tespit ve takdiri hakime ait bir görevdir. Olayın özelliğine göre malzemenin dava tarihindeki değeri gözetilerek takdir edilir.
Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri öder.
(Bknz.
Y argıtay
14.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/19138
Esas,
2017/9333
Karar sayılı ilamı)
Somut olayda, davacılar kendi parselleri ile ilgili olarak, gerekli ölçümleri yaptırıp yapıyı kendi parsellerine yapmamışlar, davalıya ait çaplı parsellere el atarak yapıyı yapmışlardır. Çaplı taşınmaza elatma söz konusudur.
Davacıların iyiniyetli olmadıkları ortadadır.
Mahkemece davacıların ıslah dilekçelerinde belirtikleri talep miktarı dikkate alınarak 2. Ek raporda belirtilen tazminat miktarına hükmedilmiştir.
19/09/2019 tarihle kaldırma kararımızda da belirtildiği şekilde; Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun 176’ncı maddesinde, tarafların yapmış oldukları usul işlemlerini ıslah edebileceklerinden söz edilmekle birlikte, bu durum HMK’nın 141’inci maddesi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Islah, teksif ilkesine dayanan iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının başlangıcından sonra, taraflara bir defaya mahsus olmak üzere tanınmış bir hakkı ifade etmektedir(HMK m. 176/I, II). Bununla birlikte, HMK’nın 177’inci maddesinin birinci fıkrasında bir azami süre de öngörülmüştür. Buna göre ıslah yoluna ancak tahkikat aşamasının sona ermesine kadar başvurulabilir.
Konuyla ilgili 04.02.1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında; ıslahın tahkikatın bitmesi ve hüküm verilmesine kadar ki olan zaman kesitinde yapılabileceği, Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında ıslahın mümkün olmayacağı, aksi durumun bozmadan sonra doğan kazanılmış hakları ihlâl edebileceği, tamamen ıslah durumunda davanın değiştirilebilmesi karşısında yargılamanın nihayete erdirilmesinin güçleşebileceği kapsamlı olarak belirtmiştir
Bu karardan sonra doğrudan ıslah kurumuyla ilgili olmayan 04.02.1959 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında ise, bir mahkeme kararının temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay tarafından bozulması ve ilk derece mahkemesinin bozma kararına uymasıyla, davanın yeniden tahkikat aşamasına gireceği belirtilmiştir
İçtihadı Birleştirme Kararlarından sonra; bozma sonrası ıslahın mutlak olarak mümkün olduğu veya olmadığına dair kararlar olduğu gibi bozmanın niteliğine göre ayrım yaparak değerlendiren Yargıtay Daire kararları da bulunmaktadır.
2005 tarihli bir Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararında da talep edilen kalemlerden bir kısmı hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği gerekçesiyle verilen bozma kararından sonra alınan ek bilirkişi raporu üzerine davacı ıslah sureti ile talep sonucunu artırmış, HGK ise ıslahın geçerli olduğunu belirtmiştir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E: 2005/13-97, K:2005/150, T: 16.03.2005)
Esasa ilişkin bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığına dair Yargıtay kararları bulunduğu gibi bozmanın usule ilişkin olması durumunda ıslahın mümkün olduğuna dair kararda bulunmaktadır.
İkinci duruma ilişkin verilen kararın gerekçesi ise; usuli müktesep hakkın söz konusu olmayacağı ve bu tür kararların tahkikatın devam ettirilmesi zorunluluğunu doğurduğu, tahkikat devam ettiği için de ıslahın mümkün olduğudur.
Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2010/4062 Esas, 2010/12408 Karar sayılı ilamında; “HUMK.nun 84.maddesinde, ıslahın tahkikata tabi davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bozulan ilk karar göreve ilişkin olduğndan tahkikatın bittiği söylenemez. Bu durumda somut olayda 4.2.1948 tarih ve 10/3 sayılı içtihadı birleştirme kararının uygulanma olanağı yoktur. Hal böyle olunca mahkemece davacının ıslah dilekçesi de dikkate alınmak suretiyle belirlenen toplam 5.392,74 TL üzerinden maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde ıslah ile artırılan miktar hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirdiği” şeklinde belirtilmiştir.
Somut olayda; dairemizce verilen kaldırma kararı sonrasında yerel mahkemece terditli talep olarak ileri sürülen tazminat talebiyle ilgili olarak yeniden esas hakkında araştırma yapılması gerektiğinden tahkikat aşamasının bittiğinin kabulü mümkün değildir. Yerel Mahkemece ilk karar öncesi davacı tarafın terditli taleplerinin olmasına karşın buna yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dairemizce bu yönde söz konusu karar kaldırılmış ve yerel mahkemece terditli talebe ilişkin tahkikat işlemleri yürütülerek talep konusunda değerlendirme yapılmıştır.
Kaldı ki 7251 sayılı yasayla ıslaha ilişkin 6100 sayılı HMK.nın 177 nci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere “2) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” fıkrası eklenmiştir.
Mahkemece terditli taleple ilgili olarak kısmen kabul kısmen redde ilişkin karar verilerek davalı lehine reddedilen tazminat miktarı üzeriden vekalet ücretine hükmedilmiştir. Terditli davalarda, terditli taleplerden reddedilen talep için ayrıca harç alınmayacağı gibi vekalet ücreti ve yargılama gideri de takdir edilmez. Terditli taleplerden reddedilen tapu iptali ve tescil talebi yönünden harç, yargılama giderleri ve vekalet ücreti hesabı yapılmaz.
(Bknz. Yargıtay 8. Hukuk
Dairesinin 05.10.2015 tarihli, 2015/13594 Esas, 2015/17453 Karar sayılı ilamı)
Bu nedenlerle taraf vekillerinin istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri hususlar yerinde değildir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16/01/2020 tarih, 2019/292 Esas, 2020/8 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacılar vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacının istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken
54,40 TL istinaf karar harcı yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-
Davalının istinaf talebinin reddolunması nedeniyle Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken
2.176,19
TL istinaf ve karar harcından peşin alınan
490,00 TL harcın mahsubu ile bakiye
1.686,19 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
4-
Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
5-
İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.14/09/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe