Adana BAM, 1. HD., E. 2020/604 K. 2020/1374 T. 24.12.2020

İlgili TBK madde: TBK Madde 237
İlgili madde: TMK Madde 571

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

DAVA :

MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekili ile davalı K1 vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacının babası K5’nun 05.08.2015 tarihinde vefat ettiğini, tarafların murisin mirasçıları olduğunu, murisin sağlığında maliki olduğu eski A1 3583 parseldeki hisselerini, muvazaalı olarak çocukları davalılar K1 ve K3’ye devretmiş olduğunu, daha sonra taşınmazın taksim ve ifraz gördüğünü, davalı K1’un hissesinin A1 9992 parsel’e, davalı K3’nin hissesinin ise 9993 parsele dönüştüğünü, akabinde davalı K3 adına kayıtlı bu parselin 245/445 hissesini yine muvazaalı olarak ve diğer mirasçıların dava haklarını engellemek kasdı ile eşi olan diğer davalı K2’e temlik ettiğini, yapılan bu devir işlemlerinin gerçek bir satış olmadığını, muvazaalı olduğunu, satış bedellerinin sembolik olduğunu, gerçek değerleri yansıtmadığını, murisin bu taşınmazları satmaya ihtiyacının bulunmadığını, davalıların da bu taşınmazı alacak mali güçlerinin bulunmadığını, devirlerin mirasçılardan mal kaçırmak kastı ile yapıldığını beyan ederek, dava konusu Hatay ili, Defne ilçesi, A1 mah, 9992 ve 9993 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarına ihtiyati tedbir konulmasına, davanın kabulü ile davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile veraset ilamındaki hissesi oranında müvekkili adına tapuya tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde faizi ile birlikte tenkisine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Bu dosyayla birleştirilen Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/301 Esas sayılı dava dosyasında davacılar vekili 21/03/2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin babasının 21/09/1983 tarihinde oğlu K4’na A1 mahallesi 3583 parseldeki 777/3553 hissesini devrettiğini, K4’un da hissesini muvazaalı olarak diğer mirasçıların miras ve dava haklarını engellemek kasdı ile erkek kardeşi davalı K1’na devrettiğini, davalıya muvazaalı olarak devredilen hissenin daha sonra ifraz görerek 9992 parsele dönüştüğünü, devir işlemlerinin gerçek bir satış olmadığını muvazaalı olduğunu, davalının taşınmazı üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, davalı adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile veraset ilamındaki hissesi oranında müvekkili adına tapuya tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde faizi ile birlikte tenkisine, 21/03/2019 tarihli dilekçe ile dava dosyasının Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/376 E sayılı dava dosyası ile birleştirmesine karar verilmesini talep etmiş, 26/03/2019 tarih 2019/167 Karar ile Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/376 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Davalılar
K2

K8 vekiliilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın tüm iddialarını kabul etmediklerini, davalılardan K8’in 3583 parseldeki 500/3553 hissesini 1978 yılında K6 (K7 kızı)’dan satın aldığını, K6 aynı tarihte 777/3553 oranındaki hissesini Muris K5’na, 776/3553 oranındaki kalan hissesini de K9oğluna sattığını, 3583 parselin 1996 yılında ifraz görmesi ile K8’nin hissesinin A1 Mahallesi 9993 parsele gittiğini ve bu parsele malik olduğu, bu taşınmazdaki bir kısım hissesini (245/445 oranında) eşi olan diğer davalı olan K2’e 30/10/1996 tarihinde devir ettiğini, davalılar K8 ve K2 ile muris K5 arasında mal alım satımı v.b. nitelikte bir devir işleminin gerçekleşmediğini, müvekkillerinin bu nedenle kanunen davalı taraf olarak yer almayacaklarını, açılan davanın davalı müvekkilleri yönünden usulden reddedilmesinin gerektiğini beyan ederek usul ve yasaya aykırı açılan davanın reddine, haksız koyulan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı
K1 vekiliilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalılardan K1’nun dava konusu olan Defne İlçesi A1 Mahallesi A2 mevkiinde kain 3583 parsel sayılı taşınmazdaki 777/3553 hissesini 08/09/1993 tarih ve 4768 yevmiye numarasıyla K4’ndan
(kardeşi) satın aldığını, murisin hissesini satın aldığı tarihten yaklaşık 6 yıl sonra 21/09/1983 tarihinde oğlu K4’na sattığını, davalılardan K1’nun yaklaşık 10 yıl sonra dava konusu yapılan 3583 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini kardeşi olan K4’dan satın aldığını, iddiaların aksine davalı K1 ile muris K5 arasında mal alım satımı vb.nitelikte bir devir işleminin gerçekleşmediğini, bu durumun tapu kayıtları ile sabit olduğunu, açılan davada müvekkilinin kanunen davalı taraf olarak yer almayacağını, davalı K1’un muvazaalı işlem yapmasını gerektirecek bir durumun da mevcut olmadığını, davalı K1’un dava konusu taşınmazdaki hissesinin bedelini ödeyerek satın aldığını, hukuka aykırı hiçbir işlemin söz konusu olmadığını, davacı tarafça tüm bu hususların bilinmesine rağmen bunun yanı sıra davalının maddi durumunun gayet iyi olduğunu bilmesine rağmen tamamen kötü niyetli davranarak iş bu davayı açtığını beyan ederek, usul ve yasaya aykırı açılan davanın reddine, haksız koyulan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davalı K3 kök parselde adına kayıtlı hisseyi 13.2.1978 yılında K6’dan satın aldığı ve bu haliyle davaya konu taşınmaz muristen gelmediğinden davalı K8 ve K2 yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Muris K5’nun 3583 parsel sayılı taşınmazda 777/3553 oranında hissedar olduğu, hissesinin tamamını 21.09.1983 tarih ve 4323 yevmiye numaralı satış işlemi ile oğlu K4’na devrettiği, K4 da bu hissenin tamamını 08.09.1993 tarih ve 4768 yevmiye numaralı satış işlemi ile kardeşi K1’na devrettiği, daha sonra taşınmazın ifrazı sonucu davalı K1 hissesi 9992 parsel olarak tescil edildiği, murisin ekonomik durumunun iyi olduğu ve taşınmazı satmasını gerektirir bir sebebin bulunmadığı, davalının taşınmazı satın alacak ekonomik güce sahip olmadığı, taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri ile satış bedeli arasında fahiş fark olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde taşınmazların davalıya bedel karşılığı olmaksızın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla devredildiği sonucuna varılarak asıl davanın davalı K1 yönünden kabulüne ve birleşen davanın kabulüne, dava konusu Defne İlçesi, A1 Mahallesi, 9992 parsel sayılı taşınmazın davalı K1 adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar K10, K11 ve K12 adlarına Hatay 6. Noterliği’nin 23.05.2017 tarih 13998 yevmiye nolu mirasçılık belgesindeki 1/8’er hissesi oranında tapuya kayıt ve tesciline, kalan kısmın davalı K1 üzerinde bırakılmasına, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

A)

İstinaf yoluna başvuran d avacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
** -Yerel mahkemenin davanın kabulü yönünden kurmuş olduğu hükmün son derece isabetli olduğunu,
– Dava her yönü ile ispat edilmiş ve muris muvazaası hiçbir şüpheye yer vermeyecek ölçüde sübut bulduğunu, davalılar K3 ve eşi K2 aleyhine ikame etmiş oldukları kök parselden müfrez Defne İlçesi, A1 mah., 9993 parsel yönünden davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatinde olduklarını,
Kök parselde muris ile davalı K8’nin hisselerini satın alma tarihinin ve yevmiyesinin aynı (13.02.1978) olduğunu, Muris bu hisseleri satın alırken aynı taşınmazın bir kısım hissesini kendi adına bir kısım hissesini da diğer mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı olarak kızı diğer davalı K3’nin adına tapuya kaydettirdiğini, bedelinin murisin ödediğini, K8’nin alacak gücü olmadığını ve eşinin de cezaevinde bulunduğunu, bu hususun tanık beyanları ile ispat edildiğini, murisin maddi durumunun ise üst seviyelerde olduğunu,
– Ayrıca ifade etmek gerekir ki, yerel mahkemece celbedilen, dosya içerisine getirtilen Hatay 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/162 E.-2017/467 K. sayılı dosyasında da yine birçok taşınmazını muvazaalı olarak diğer bir kısım mirasçılara devrettiği ve bu muvazaalı devirlerin de mahkemece iptal edilerek diğer mirasçılar adlarına veraset ilamındaki hisseleri oranında tescil edildiği ve bu kararın kesinleştiğini, Kısaca murisin kendi çocuklarına muvazaalı olarak taşınmaz devretmeyi itiyat haline getirdiğinin sabit olduğunu, murisin 1978 yılında aynı taşınmazın bir hissesini kendi adına alması, bir hissesini de kızının adına tescil ettirmesi işleminin muvazaalı olduğunu,
İlk derece mahkemesi gerekçesinin hatalı olduğunu, muvazaalı devrin açık ve kesin olduğunu, bedeli muris tarafından ödenerek davalı kızı K3 adına tescil edilen ve bu davalı tarafından daha sonra yarı hissesi, yapılan işlemi ve muvazaayı bilebilecek durumda olan eşi K2’e devredilen 9993 parsel no’lu taşınmaz yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini,
** -Yerel mahkemece yargılama giderleri ile taraflar lehine hükmedilen vekalet ücreti yönünden hataya düşülerek hesap hatası yapılmış ve bu hata müvekkilinin mağduriyetine yol açtığını, bu hususa ilişkin olarak – gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeden, bu maddi hatanın HMK 304. maddesine göre – düzetilmesi hakkındaki taleplerinin mahkemece uygun görülmemiş ve istinaf aşamasında düzeltilmesinin kabil olduğu gerekçesi ile reddedildiğini, bu nedenle aşağıda sunacakları hukuki nedenlerle bu maddi hatanın da düzeltilmesini talep ettiklerini,
-Dava dosyası birleşen dosya ile birlikte iki dosyadan ibaret olduğunu, Birleşen 2019/167 Esas yönünden davanın kabulüne karar verildiğini, bu dosya yönünden yargılama giderlerinin tamamı ile vekalet ücretinin davalı K1’na yükletilmesi gerektiğini,
-Asıl dosya davacısı K10 olduğunu, talebin ise dava konusu parsellerden davalı K1 adına kayıtlı 9992 sayılı taşınmazın tapu kaydının veraset ilamındaki hisse olan 1/8 oranında iptali olduğunu, bu parsel yönünden dava kabul edilmiş ve davalı K1 adına kayıtlı taşınmazın 1/8 hissesinin iptal edildiğini, bu parsel yönünden yasa gereği yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı K1’a yükletilmesi gerektiğini,
-Asıl davada 2.talep davalılar K3 ve K2 adına kayıtlı 9993 sayılı parselin tapu kaydının yine 1/8 ‘inin iptali ile müvekkili K10 adına tapuya tescili istemi olduğunu, bu talebin mahkemece reddedildiğini, bu parselin ek bilirkişi raporunda gösterilen ve mahkemenin kabulünde olan değeri 166.954 TL olduğunu, Dava konusu olan 1/8 hissenin değeri 166.954: 8 = 20.869,25 TL olduğunu, bu hisseye ilişkin taleplerinin mahkemece reddedildiğinden müvekkili aleyhine, bu davalılar lehine hükmedilecek vekalet ücreti ise (20.869,25 TL X %15 =) 3.130,38 TL olduğunu, bu ücret 2020 yılı AAÜT uyarınca maktu 3400 TL’den az olamayacağından davalılar lehine hükmedilmesi gerekli olan vekalet ücreti 3400 TL olması gerekli iken mahkeme kararında reddedilen kısmının değeri 133.301 TL kabul edilerek davalı lehine, 16.613,60 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, bu miktar neredeyse davanın kabulü halinde müvekkili adına hükmedilecek olan taşınmazın değeri kadar olduğunu, bu hesabın yanlış bir hesap olduğunu, maddi hata olduğunu, Yasa hükümlerine ve AAÜT tarifelerine göre 3400 TL olarak düzeltilmesini talep ettiklerini,
Yukarıda arz olunan ve resen takdir kılınacak nedenlerle, Hatay 3.Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kısmi red yönünden (9993 parseldeki 1/8 payın reddi ile ilgili) istinaf incelemesinin yapılarak hukuka, usul ve yasaya aykırı bu kısmi red kararının kaldırılarak davanın tümüyle kabulüne dair yeniden karar tesis edilmesini talep etmiştir.

B) Davalı K1 vekili istinaf dilekçesinde özetle;

Yerel mahkemece verilen davanın kısmen reddine ve vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kabul ettiklerini,
-Ancak yerel mahkemece verilen karar diğer tüm yönlerden (asıl ve birleşen dava) hukuka, usul ve yasaya, Yargıtay’ın emsal nitelikteki içtihatlarına da, açıkça aykırı olup, istinaf başvuru gerekçeleri incelenerek kararın bu yönlerden kaldırılarak dosyanın yerel mahkemeye iadesi veya talepleri doğrultusunda lehlerine yeniden karar verilmesinin zorunlu olduğunu,
-Mahkemece tanıkların beyanları ve delillerin hiç değerlendirilmediğini,adeta yok sayıldığını, delil durumunun mevcut haliyle dahi müvekkilinin lehine olduğu ve iddialarını ispatlar nitelikte bulunduğu açıkça ortada iken, tüm bu hususların ve yazılı beyanlarının da adeta yok sayılarak kabul kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
-Asıl ve Birleşen Dava yönünden yerel mahkemece müvekkili/davalılardan K1 aleyhine Davanın Reddine ilişkin taleplerinin reddine ve devamında müvekkili aleyhine vekalet ücreti, Harç ile yargılama giderine vd. karar verilmiş olmasının usul ve yasaya, hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, 35 yıl önce gerçekleşen dava konusu taşınmazın alımı-satımı ve gerçekleşen devirlerin kimler arasında ve hangi tarihlerde yapıldığı tapu kayıtları ile sabit iken ayrıca dilekçelerinde de ayrıntılı açıklamış oldukları üzere de hiç bir müvekkili ile muris arasında gerçekleşen bir devir işleminin olmadığı açık iken, – devir tarihleri arasında 10 yıllık uzunca bir sürenin bulunuşu, – dava dışı bırakılan ve muris ile arasında gerçek devir işlemi olan yusuf’a ilişkin;- davacıların leh veya aleyhte hiçbir beyan da bulunmamış olduklarını, K4’un tanık olarak beyanınında alındığını, murisin taşınmazların tamamını satabilecekken tek bir taşınmaz satmasının muvazaalı olmadığını,delil dilekçesinde bildirmiş oldukları delillerin toplanmadığını,
-K4 ile müvekkili/davalı K1 arasında geçmiş tarihlerde de başkaca taşınmaz alım satım işlemlerinin de ayrıca bulunduğunu, müvekkili K1’un ekonomik durumu iyi olduğu ve alacak gücü olduğu halde mahkemece bu hususun yanlış değerlendirildiğini,
– Açılmış olan dava, satıştan yaklaşık 35 yıl sonra açılmış olup TMK’nun 2. maddesine aykırı olup hakkın suistimali niteliği taşıdığını,
-İşbu davanın taraflarınca Hatay 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2015/162 E ve 2017/467 K sayılı davanın kesinleşme tarihi olan 14/05/2018’den çok kısa bir süre sonra 09/06/2018 tarihinde açılmış olduğu ve en önemlisi de söz konusu dava da davacıların işbu davadaki gerçek dışı iddialarını, cevap dilekçelerinde ya da beyanlarında dahi hiç zikretmemiş ve yöneltmemiş oldukları dosya kapsamı ile sabit olup bu durum dahi başlı başına iddialarının gerçekliğini ortaya koyduğunu,
Yukarıda arz ve izah ettikleri nedenlerle ve resen gözetilecek gerekçelerle, yerel mahkeme’nin Asıl dava ve Birleşen Dava Yönünden Davanın Kısmen Kabulüne dair verilen Kararının KALDIRILARAK dosyanın yerel mahkemeye iadesi veya yeniden inceleme yapılarak talepleri doğrultusunda davacının Asıl dava ve Birleşen Dava Yönünden davasının REDDİNE karar verilmesini, talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Asıl davada ve birleşen davada; Taraflar arasındaki dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
** Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2016/7130
Esas,
2019/5122
Karar sayılı ilamı)
** Bilindiği üzere, tenkis (indirim) davası
, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. (TMK m.565) Miras bırakanın TMK’nın 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

Somut olayda;

Asıl davada
; davacı vekilinin, avacının babası K5’nun A1 3583 parseldeki hisselerini, muvazaalı olarak çocukları davalılar K1 ve K3’ye devretttiği, daha sonra taşınmazın taksim ve ifraz görmesi ile davalı K1’un hissesinin A1 9992 parsel’e, davalı K3’nin hissesinin ise 9993 parsele dönüştüğünü, akabinde davalı K3 adına kayıtlı bu parselin 245/445 hissesini yine muvazaalı olarak ve diğer mirasçıların dava haklarını engellemek kasdı ile eşi olan diğer davalı K2’e temlik ettiği iddiasıyla tapu iptali ve tescil talebinde bulunduğu,
Birleşen davada
; murisin 21/09/1983 tarihinde oğlu K4’a A1 mahallesi 3583 parseldeki 777/3553 hissesini devrettiğini, K4’un da hissesini muvazaalı olarak diğer mirasçıların miras ve dava haklarını engellemek kasdı ile erkek kardeşi davalı K1’na devrettiğini, daha sonra ifraz görerek 9992 parsele dönüştüğünü, devir işlemlerinin gerçek bir satış olmadığını ve muvazaalı olduğu iddiasıyla veraset ilamındaki hisseleri oranında tapu iptali ve tescil, bu mümkün olmadığı takdirde faizi ile birlikte tenkis talebinde bulunduğu, İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;Asıl davada ve birleşen davada 9992 parsel yönünden davanın kabulüne, asıl davada 9993 parsel yönünden davanın reddine karar verildiği, verilen kararın Asıl davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada davalı K1 vekili tarafından ayrı ayrı istinafa taşındığı görülmüştür.

Dosya içerisinde bulunan Hatay 4. Asliye Hukuk Mah.’nin 2015/162 Es. 2017/467 Kar. Sayılı dosyası incelenmiş, davacılar; K1, K14, K4 ve K3 oldukları, davalıların ise K13, K15 ve K10 olduğu, davanın Muris Muvaazasına dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, muris K5 olduğu, dava konusu parseller; A3 Mahallesi 880 (yeni 110 ada 137) parsel, 881 (yeni 110 ada 138) parsel, 882 (yeni 110 ada 139) parsel, 883 (yeni 110 ada 140) parsel, 1373 (yeni 110 ada 141) parsel ve1467 (yeni 149 ada 4) parsel sayılı taşınmazlar olduğu, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, kararın davalılar K15 ve K10 vekili tarafından istinafa taşındığı, Adana BAM 1.H.D.’nin 2018/281 Es. 2014/294 Karar sayılı ilamı ile başvurunun esastan reddine karar verildiği, kararın taraflarca Yargıtay Temyiz yoluna gidilmediğinden 14/05/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

İlk derece mahkemesi kararı davalı K1 vekili tarafından istinafa taşınmış ise de
; kabul yönünden verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığı, delillerin toplandığı, taraf tanıklarının beyanlarının alındığı, davalı K1’a devir edilen taşınmazın (9992 parsel) muris muvazaası olacak şekilde bedelsiz olarak K1’a geçmiş olduğu anlaşılmakla davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Kaldı ki muris tarafından hak dengesini gözetir bir paylaştırma yapılmamıştır. Bir kısım mirasçılara devredilen taşınmazlar yönünden muris muvazaasının kabul edilmesi ve verilen kararın kesinleşmesi nedeniyle diğer mirasçıya devredilen taşınmaz yönünden muris muvazaası olmadığı şeklinde değerlendirme yapmanın hayatın olağan akışına aykırıdır. Aradan uzunca bir süre geçse de bedeli mukabilinde alındığı ispat edilebilmiş değildir. Bu nedenle davalı K1’un istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

Davacı
Cevdet vekilinin istinaf incelemesine gelince; davacı K10 vekili, reddedilen parsel yönünden ve yargılama gideri yönünden istinaf talebinde bulunmuştur. Davalılar K3 ve K2 hakkında açılan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Yine tenkis yönünden yapılan incelemede
; Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların ve davalıların miras bırakan K5’nun mirasçıları oldukları, dava konusu 9993 (eski 3583) parsel sayılı taşınmazın 1978 yılında satış suretiyle dava dışı K6 tarafından davalı K3’e temlik edildiği, murisin 05/08/2015 tarihinde öldüğü, eldeki davanın ise 09/06/2017 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 S.K. 17.md.) Miras bırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümleri, 1.1.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacaktır.

Somut olayda, mirasbırakanın ölüm tarihinin 01.01.2002 tarihinden sonra olması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun hükümlerinin uygulanacağı açıktır. Anılan Yasanın 571/1 maddesinde ”Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.” hükmü yer almakta olup, yasa maddesindeki süreler hak düşürücü süre niteliğindedir, bu niteliği uyarınca da taraflarca ileri sürülmese dahi hakim tarafından resen gözetilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, eldeki davanın öncelikle bu yasal düzenleme çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmekte olup, davanın temlikten yaklaşık 39 yıl sonra, mirasbırakanın ölümü tarihinden ise 1 yıl 10 ay sonra açıldığı, davalı K3 ve eşinin bu süre zarfında anılan taşınmazı kullanmaya devam ettiği, davacıların yargılamanın hiçbir aşamasında bu taşınmazın temlikini geç öğrendiklerini ileri sürmedikleri görülmektedir. O halde, davanın Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesi uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gözetilerek, hak düşürücü süre nedeniyle tenkis talebinin reddine karar verilmesi gerekir. Kaldı ki dava konusu taşınmazın davalı K3’ye bağış yolu ile temlik edildiği davacı tarafından ispatlanabilmiş değildir.

Açıklanan bu nedenlerle davalılar K3 ve K2 yönünden verilen ret kararında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Ancak asıl davada; 9993 parsel yönünden verilen ret kararı nedeniyle davalı vekili lehine dava konusu parselin arsa (zemin) değeri üzerinden
(parsel üzerindeki ev devir tarihinden çok sonra 1990 yılı ve sonrasında davalılar tarafından yapılmış olması nedeniyle) davacı K10 veraset ilamındaki hissesi oranında vekalet ücreti verilmesi gerekirken 133.301 TL üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olmamıştır. Dava konusu parselin zemin değeri 166.954 TL olup davacının 1/8 hissesine göre davalı lehine 20.869,25 TL üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi, yargılama giderlerinin de buna göre hesaplanması gerekmektedir.

Ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmeyen HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca dairemizce düzeltilebilecek hususlardandır.
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesinde; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzeltilerek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Bu nedenlerle davacı
K10 vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 bendi uyarınca, kısmen kabul edilip kararın kaldırılarak davanın kısmen kabul, kısmen reddi yönünde yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2017/3216 Esas, 2019/4358 Karar sayılı, 04/07/2019 tarihli içtihadında belirtildiği üzere: ”

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir… Somut olayda, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Bu durumda her bir davacının, dava edilen taşınmazdaki miras payının dava tarihindeki değerinin, dava değeri olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.”

Bu sebeple davacının her bir davalıya açtığı dava değeri ayrı ayrı düşünülerek Dairemiz kararının kesin olarak tesisi gerekmiştir.)

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

I-)

a)

Davalı K1 vekili istinaf talebinde bulunmuş ise de; Hatay3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/01/2020 tarih ve 2017/376 Esas, 2020/16 Karar sayılı kararı, kabul yönünden usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı K1 vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,

b)

Davalı K1 vekilinin istinafı reddolunduğundan kabul kararı verilen hisselerin değeri (41.351,25×3=124.053,75 TL) üzerinden Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
8.474,10 TL istinaf karar harcından peşin alınan
2.118,54
TL harcın mahsubu ile bakiye 6.355,56 TL harcın davalı K1’tan alınarak Hazine’ye irat kaydına,

c)

İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333.maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine.

II-) Davacı
K11 vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-2 maddesi uyarıncakısmen kabulü ile Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/01/2020 tarih ve 2017/376Esas, 2020/16Kararsayılıkararının KALDIRILMASINA, yerine aşağıdaki hükmün tesisine:

1-
Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile;

Asıl Dava Yönünden
;

a)

Davacının davasının davalı K1 yönünden kabulü ile Hatay ili, Defne İlçesi, A1 Mahallesi, 9992 parsel sayılı taşınmazın davalı K1 adına olan tapu kaydının iptali ile davacı K10’na
Hatay 6. Noterliği’nin 23.05.2017 tarih 13998 yevmiye nolu mirasçılık belgesindeki
1/8 hisse oranında davacı adına tapuya kayıt ve tesciline
, kalan kısmın davalı K1 üzerinde bırakılmasına,

b)

Davacının davalılar K2 ve K3 hakkında açtığı muris muvazaasına dayalı tapu iptali davasının ve terditli olarak açılan tenkis davasının REDDİNE,
Birleşen dava Yönünden
;

Davacıların davasının kabulü ile Hatay ili, Defne İlçesi, A1 Mahallesi, 9992 parsel davalı K1 adına olan tapu kaydının iptali ile 1/8 hissenin davacı K11 adına, 1/8 hissenin davacı K12 adına tapuya kayıt ve tesciline
, kalan kısmın davalı K1 üzerinde bırakılmasına,

2-Harç Yönünden;

a)

Asıl Dava için ; Karar tarihi itibariyle alınması gereken
(harca esas dava değerinin 41.351,25 olduğunun kabulü ile)
2.824,70 TL nisbi karar ve ilam harcından peşin alınan 3.026,03 TL harcın mahsubu ile artan 201,33 TL harcın talep halinde davacıya iadesine,

b)

Birleşen dava için; Karar tarihi itibariyle alınması gereken
(harca esas dava değerinin 82.702,50 TL olduğunun kabulü ile)
5.649,41 TL nisbi karar ve ilam harcından peşin alınan 256,17 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 5.393,24 TL harcın davalı K1’ndan alınarak Hazine’ye gelir kaydına,

c) *
Asıl davada, davacı tarafından peşin ve tamamlama harcı olarak yatırılan toplam
2.824,70 TL’nin davalı K1’tan alınarak davacı K10’e verilmesine.
*
Birleşen davada
, davacılar K11 ve K12 tarafından yatırılan
256,17 TL harcın davalı K1’tan alınarak davacılara verilmesine.

3-Yargılama giderleri yönünden;

a)

Asıl dava yönünden; * Davacı K10 tarafından bu dava nedeniyle yapılan 1.646,60 TL yargılama giderinden kabul ve ret oranına göre (41.351,25/62.220,50) taktiren 1.094,31 TL yargılama giderinin davalı K1’tan alınarak davacı K10’e verilmesine, artan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,

b)

Asıl davada davalı K2 tarafından yapılan 65,60 TL yargılama giderinin davacı K10’ten alınarak davalı K2’e verilmesine,

c)

Birleşen dava yönünden; davacılar tarafından yapılan 266,25 TL TL yargılama giderinin davalı K1’tan alınarak davacılar K11 ve K12’ye verilmesine,

4- Vekalat Ücreti Yönünden;

Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca;

a)*
Asıl davada – davanın kabul edilen kısmı yönünden; karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT uyarınca davacı vekili için (41.351,25 TL) üzerinden taktiren 6.175,66 TL nisbi vekalet ücretinin davalı K1’tan alınarak davacıya verilmesine,
*
Asıl davada – davanın reddedilen kısmı yönünden; karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT uyarınca davalılar K3 ve K2 vekili için (20.869,25 TL) üzerinden 4.080 TL nisbi/maktuvekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, b
)

Birleşen davada – davanın kabul edilen kısmı yönünden; karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT uyarınca davacılar vekili için (82.702,50 TL) üzerinden taktiren 11.551,32 TLnisbi vekalet ücretinin davalı K1’tan alınarak davacılara verilmesine,

5-
Asıl ve birleşen davada taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın, kararın kesinleşmesi ve istek halinde ilgili taraflara iadesine,

6-
Dava konusu taşınmazlar üzerine konulan tedbirlerin karar kesinleşinceye kadar devamına,
III
-) Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde HMK’nın 333. maddesi gereğince ilgilisine iadesine,
IV-)

Davacı vekilinin istinafı kabul olduğundan davacı tarafça yatırılan
54,40 TL maktu istinaf karar harcının talep halinde istinaf eden davacı tarafa iadesine,
V-)

Davacı vekilinin istinafı kabul olduğundan davacı tarafça gerekçeli karar sonrası yapılan
83,60 TL yargılama giderinin davalı K1’dan alınarak davacılara verilmesine,
VI-)

Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
VII-)

Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.24/12/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!