Adana BAM, 1. HD., E. 2020/176 K. 2020/720 T. 1.7.2020

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 49, TBK Madde 56
İlgili madde: TMK Madde 369

DAVACILAR:

1 -K1 – N1- A1

2 -K2 – N3- A1

3 -K3 – N2- A1

DAVALILAR:

1 -K4 – N4-A2

2 -K6 – N5- A2

3 -K5 – N6

DAVANIN KONUSU :

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde düzenlenen ev başkanının sorumluluğu esasına dayalı Manevi Tazminat
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacı K1 ve davalı arasında sözlü tartışma yaşanıp kavgaya dönüştüğünü, davalının davacının parmaklarını tutup çevirerek kırdığını, olay sonucu şikayetçi olduklarını, ceza yargılaması sonucu davalının kasten yaralama suçunu işlediğinin sabit görüldüğünü, 3.740,00 TL adli para cezasına çarptırıldığını, kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davacının parmağının kırılmasından dolayı elem ve acı duyduğunu, yaşının küçük olması nedeniyle manen yıprandığını, davalının ergin olmaması nedeniyle anne babasının velayeti altında bulunduğunu, TMK. madde 369 gereğinceev başkanının sorumluluğunu düzenlediğini, bu nedenle çocuğun anne ve babasına karşı da dava açtıklarını, anne ve babasının küçüğü tehlikeli davranışlar konusunda yeterince eğitmediklerini, küçüğün haksız eyleminden doğan zararları tazmin etmekle yükümlü olduklarını ileri sürerek 3.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 24/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davayı kabul etmediklerini, K1 ile K4’nın sınıf arkadaşı olduklarını, K4’nın kasıtlı olarak davacıyı yaralamadığını, bu durumun ceza dosyasındaki tanık beyanlarından da anlaşıldığını, düşmemek için refleks olarak davacının elini tutunca K1’ın parmağındaki kırılmanın bu esnada gerçekleştiğini, iki küçük okullu çocuğun tartışması sonucu gerçekleşen itiş kakış sonrası oluşan bir kaza olduğunu, olayın okulda gerçekleştiğini ve ev başkanlarının sorumlu tutulamayacağını, müvekkilleri K7 ve K5’in kendisine düşen görevleri eksiksiz yerine getirdiğini, istenen manevi tazminatın çok yüksek olduğunu, manevi tazminat şartlarının oluşmadığını, K1’ın kusuru nedeni ile meydana gelen bir zarar olduğunu, K4’nın olayın oluşumunda bir kusurunun kastının bulunmaması nedeni ile davacının davasının reddinin gerektiğini ileri sürmüştür.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davanın, haksız fiil nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin olduğunu, TBK m. 49/1 gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil ile başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu, manevi zararın kişinin manevi cephesinde meydana gelen zararı ifade edeceğini, kişinin haksız fiil sonucu acı, ızdırap ve elem nedeniyle duygu yaşamında uğradığı bu kaybın giderilmesinin bir borç kaynağı oluşturacağını, manevi tazminat davalarında faize hükmedilebilmesi için dava dilekçesinde faiz isteğinde bulunulması gerektiğini, bununla birlikte faiz cinsinin kanuni faiz olduğunu, dava ve davaya cevap dilekçesi ve dosya kapsamındaki delillerden davacı ve davalının kavga etmeleri neticesinde davacının yaralandığını, Silifke 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/30 esas, 2017/145 karar sayılı dosyasında davalının ceza aldığı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, dinlenen tanık anlatımları da nazara alındığında yaralanma neticesinde manevi ızdırabının mevcut olduğunun kabulü ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafet kurallarına göre, manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel haller göz önünde tutularak, hak sahibi davacıda manevi huzur doğurmayı gerçekleştirecek, mevcut hale göre elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olacak miktarın değerlendirildiğini gerekçe olarak belirtip davacının manevi tazminat talebinin kabulüneyönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı K1 ve davalı K4 arasında olay tarihinde sözlü tartışma yaşandığını, tartışmanın kavgaya dönüştüğünü ve davalı K4’un davacı K1’ın parmaklarını tutup çevirerek kırdığını, yaşanan olay sonucu mağdur ve müştekinin şikayetçi olması sonucu kamu davası açıldığını, yapılan yargılama sonucu Silifke 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/30 esas ve 2017/145 karar sayılı ilamı ile K4’un kasten yaralama sonucu işlediği sabit görülüp 3.740,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, K1’ın yaralanarak parmağının kırılmış olmasından dolayı elem ve acı duyup yaşının da küçük olması sebebiyle yaşanan olaydan fazlaca etkilendiğini manen yıprandığını, yaşadığı ve yaşayacağı manevi acıların ve zararların tazmini istemiyle 3.000,00 TL manevi tazminat istemiyle dava açtığını, yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, verilen kararın usul, yasa ve içtihatlara uygun olmadığını, tazminat davasına konu olayın tamamen 2 küçük okullu çocuğun tartışması sonucu gerçekleşen itiş kakış sonrası oluşan bir kaza olduğunu, davacı K1’ın davalı K4’nın sınıf arkadaşı olduğunu, davalı K4’nın mağdura yönelik eyleminde parmağının kırılması olayında kasti bir eyleminin bulunmadığını, K4’nın davacının parmağını kırmak amacı ile hareket etmediğini, düşmemek için refleks olarak davacının elini tutunca K1’ın parmağındaki kırılmanın bu esnada gerçekleştiğini, dosyada davacı tanığı olarak beyanda bulunan tanık K8’ın ifadesinde “Ben K1 ile K4’nın arasındaki kavgayı nasıl başladığını bilmiyorum, onların kavga ettiğini görünce gidip ayırdım, daha sonra K1’ın evine gittik, K1’ın parmağı kırılmıştı, babasını aradık, hastaneye gittiler, K1 ameliyat oldu, bir süre eli alçı da kaldı, yaklaşık 1-1,5 ay kadar sürdü, bu 1-1,5 aylık dönemde K4 akşamları özür dilemek için K1lara geliyordu, bildiğim kadarı ile K4 bir kez annesi ile bir kez de babası ile geçmiş olsuna gitti, daha sonra K1 ve K4 barıştılar arkadaşlıkları devam ediyor, alçı süreci geçtikten sonra birlikte gezdik, top oynadık.” şeklinde beyanda bulunduğunu, tanık K9’nun ifadesinde ise; “K4 ile K1 arasındaki kavga aynen şu şekilde olmuştur, K1lar’ın toplanmış olduğu bir zaman ben onların yanlarına gittim, bana K4’nın benim arkamdan konuştuklarını söylediler, ben de K4’nın yanına gidip bunu sordum, K4 bana duyduklarımı kimin söylediğini sordu, ben de K1’ın söylediğini söyledim, K4 K1’ın yanına gitti, K1’ın nasıl böyle şeyler söylersin diye sordu, K1 çantasını çıkarıpK4ya saldırdı, daha sonra K4 düşecek iken K1’ın elinden tuttu, bu yüzden K1’ın parmağı kırıldı, olaydan sonra davalıların davacılar ile ilgilenip ilgilenmediğini, geçmiş olsuna gidip gelmediklerini bilmiyorum, olaydan sonra kavga edenler barıştılar.” şeklinde beyanda bulunduğunu, bu tanığın anlatımının yaşanan olayın bir kaza olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, Yargıtay 4. HD 13.04.1976 tarih ve 2237/9896 sayılı kararında küçük çocukların sürekli evde kalmaları ya da okula bir refakatçi ile gitmeleri diye bir kural bulunmadığı gerekçesiyle bir köyde yaşayan altı yaşındaki bir çocuğun başkasına verdiği zarardan ev başkanının sorumlu tutulmadığını, tazminat davasına konu olayın tamamen bir kaza olduğunu, bu olay nedeni ile davalı K4’nın son derece büyük bir üzüntü yaşadığını, olayı başlatanın davacı K1 olduğunu, dava konusu olayda zarar davacı K1’ın davalı K4’nın bacağına ve karnına vurması sonucu K4’nın düşmemek için davacının elinden tutması ile meydana geldiğini, bu durumun da ev başkanının özen yükümlülüğü ile zarar arasındaki bağlantıyı koparabileceğini, zira zararın, zarar gören K1’ın müterafik kusurundan kaynaklandığını, davalılar K6 ve K5’un tazmin sorumluluklarının bulunmadığını, bir ev başkanı olarak kendilerine düşen özen ve gözetim görevini eksiksiz yerine getirdiklerini, istenen manevi tazminatın çok yüksek olduğunu, manevi tazminatın adalete uygun olması ve bir tarafın zenginleşmesine yol açacak neticeler doğurmaması gerektiğini, hükmedilen manevi tazminatın miktarının çok yüksek olduğunu, olayda zarar gören K1’ın kusuru nedeni ile meydana gelen bir zarar olduğunu, ev başkanı olarak sorumlu tutulan müvekkillerinin ev başkanı olarak her türlü dikkat ve özeni gösterdiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılıp davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde düzenlenen ev başkanının sorumluluğu esasına dayalı Manevi Tazminat istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Sorumluluk” başlığını taşıyan 369. maddesinde aynen; “Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Zorunluluk halinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.” hükmünü içermektedir.

Görüldüğü üzere, ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.

Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir. Eş söyleyişle ev başkanının MK.369/1’den doğan bu sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlı olup, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur.

Bu nedenledir ki, ev başkanı özen ve gözetim görevini yerine getirmemesinden dolayı üçüncü kişilerin uğradığı zararı tazminle sorumludur ve bu sorumluluk hukuksal nitelikçe kusursuz sorumluluktur. Dolayısıyla, ev başkanının bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle küçüğü gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmesi ile mümkündür.

Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, ev başkanının sorumluluğu yasal dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukukunu düzenleyen ikinci kitabında yer alan 369. maddeden almakta; aynı zamanda hukuksal nitelikçe de aile hukuku hükümleriyle sıkı sıkıya bağlantılı bulunmaktadır.
(Bknz.

Yargıta y
3.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/13188
Esas,
2018/741
Karar sayılı ilamı)
“.
.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca; reşit olmayan küçüğün haksız eylemi nedeniyle açılan davanın Aile Mahkemesinde görülebilmesi için davanın 4721 sayılı TMK’nun 369.maddesine dayalı olarak açılması gerekmektedir.”
(
Yargıta y 17
.

Hukuk
Dairesi
‘nin
201
5
/1
9
1
95
Esas,
2018/
11539 Karar sayılı, 29.11.2018 tarihli ilamı)

Somut olayda da dava dilekçesinde TMK 369. maddesine dayanıldığından davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması isabetlidir.

Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır.(6098 sayılı TBK. md. 56)Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
(Bknz.

Yargıtay
17.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2019/3385
Esas,
2020/2422
Karar sayılı ilamı)

Somut olayda
; 24/12/2015 tarihinde davacı K1 ile davalı K4 arasında yaşanan tartışma sonrası davalı K4’nın K1’ın el parmaklarını tutup geriye bükerek doktor raporuna göre yaşamını tehlikeye sokmayacak, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda hafif derecede kemik kırığı meydana gelecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, davalı K4’nın Silifke 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığı, yargılama sonucunda 3.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kararın verildiği, kararda belirtilen adli para cezası miktarının Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından düzeltilerek 3.040,00 TL.ye indirildiği, olay nedeniyle davalı K4’ya haksız tahrik hükümlerinin uygulanmadığı, davacıların davalılardan bu olay nedeniyle manevi tazminat talebinde bulundukları, davalılar K5 ve K7’in davalı K4’nın anne ve babası olduğu dosyada mevcut bilgi, belge ve delillerden anlaşılmaktadır.

Davalılar K7 ve K5 ev başkanı olarak MK. 369. maddesi kapsamında davalı K4’nın davacı K1’a yönelik bu haksız davranışından sorumludurlar.

Yukarıda belirtildiği şekilde ev başkanı özen ve gözetim görevini yerine getirmemesinden dolayı üçüncü kişilerin uğradığı zararı tazminle sorumludur ve bu sorumluluk hukuksal nitelikçe kusursuz sorumluluktur. Dolayısıyla, ev başkanının bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle küçüğü gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmesi ile mümkündür. Somut olayda sorumluluğu ortadan kaldıracak bul hal gerçekleşmemiştir.

Davacı K1’ın parmak kırığı oluşacak şekildeki yaralanma olayı sonucunda yaşadığı fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmamakla beraber, manevi tazminata hükmedilirken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesinin amaç edinilmesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutulduğunda takdir edilen manevi tazminat miktarında hak ve nesafet kuralları çerçevesinde usul ve yasaya aykırı bir durumun olmadığı ortadadır.

Bu nedenlerle davalılar vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususlar yerinde değildir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Silifke 1. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nin 12/11/2019 tarih ve 2018/332 Esas, 2019/459 Karar sayılı kararına karşı davalılar vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-
Davalıların istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 204,93 TL istinaf karar harcından peşin alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 160,53 TL harcın davalılardan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3

İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, HMK.nın 333. maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.01/07/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!