T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
ULUKIŞLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
18/06/2018
NUMARASI :
2017/73 Esas, 2018/104Karar
DAVACI:
K1
– N1
VEKİLİ:
Av. K2- A1
DAVALILAR:1-
K3
– A2
VEKİLİ:
Av. K4- A3
:2-
K5
– A2
DAVANIN KONUSU :
Elatmanın Önlenmesi (Yıkım)
DAVA TARİHİ :
12/06/2017
DAİRE KARAR TARİHİ :
12/07/2017
KARAR YAZIM TARİHİ :
17/07/2019
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekili ve davalı K3 vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin Ulukışla ilçesi, A4 mevkii, 135 Ada, 7 ve 8 nolu taşınmazların maliki olduğunu, ayrıca 7 nolu taşınmazda ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, davalılardan K3’ın ise komşu taşınmazlardan 6 nolu parselin maliki olduğunu, ancak müvekkiline ait 8 nolu parsel üzerinde inşaa ettiği binayı (dükkanı) diğer davalı K5’e kiraya verdiğini, bir başka değişle davalı K3’ın inşaa ettiği bina, müvekkilinin taşınmazı üzerinde olduğundan davalıların bu taşınmaza müdahalesi bulunduğunu, davalıların adı geçen 8 parsel nolu taşınmaza müdahalesinin bulunup bulunmadığı, varsa miktarının tespitini talep ettiklerini, öte yandan bahsi geçen taşınmazda davalılardan K5’in Demir Doğrama Atölyesi işlettiğini, müvekkilinin ikametine komşu olan bu taşınmazın bu şekilde kullanılması nedeniyle müvekkilinin büyük mağduriyet yaşadığını, oluşan koku ve gürültünün yanı sıra kaynak makinesi kullanımı nedeniyle oluşan kıvılcımların her an yangın riski oluşturması, müvekkilini her an tedirgin ettiğini, gürültü ve koku nedeniyle müvekkili ve ailesinin yaşamlarını idame ettiremediklerini, oluşan koku ve gürültü müvekkillerinin hayat şartlarını kalitesizleştirdiğini, söz konusu Demir Atölyesinin ruhsatının bulunup bulunmadığı, ustalık belgesinin bulunup bulunmadığı, bu husustaki usul ve yasalara uyulup uyulmadığının da belli olmadığını, davalıların bu nedenle TMK ilgili hükümlerine göre komşuluk hukukuna da aykırı hareket ettiklerini, bu nedenlerle, davalarının kabulü ile davalıların müvekkiline ait Ulukışla ilçesi, A4 mevkii, 135 Ada, 8 nolu taşınmaza elatmalarının önlenmesine ve el atan unsurların kal’ine, yapılacak keşiften sonra aldırılacak bilirkişi raporunda belirlenecek önlemlerin uygulanması için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Somut olayda davacı ile K3’ın Kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden sonra ev yaptırdıkları bazı tanık ifadelerine göre anlaşma sonucu evi önce davacının yaptırdığı, yine fen bilirkişisi raporunda her iki tarafında birbirlerinin taşınmazlarına tecavüz olacak şekilde yapı yaptığı, başta birbirlerine hukuki güven veren akit tablolarını seçmeden tek bir taraf iradesi ile davaya konu talepte bulunması dürüstlük kurallarına aykırı nitelik oluşturduğundan davanın K3 açısından reddine karar verilmiştir, Yargılama giderleri bakımından ise davacının K3’a karşı açmış olduğu davada haksız olması yine davacının davalı K5’a karşı açtığı davada haklı olması ayrıca davalı K3’ın kira ilişkisinden kaynaklı kiracı ve kiraya verenin sorumluluğu gereği yapılan masraflardan sorumlu tutulacağı durumu dikkate alınarak harç ve yargılama giderleri bakımından müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulmuşlar AAÜT için elatılan yer, yapı bedeli ve kal üzerinden vekalet ücreti hesaplanarak davalı K3 lehine, komşuluk hukukuna aykırı eylem nedeniyle de davacı lehine vekalet ücretine hükmedilerek;
1-Davalı K5 aleyhine açılan davanın konusuz kalması nedeniyle Karar verilmesine Yer Olmadığına,
2-Davalı K3 aleyhine açılan davanın Reddine, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın niteliği gereği yapılan keşifle; davalıların müvekkiline ait taşınmaza tecavüzde bulunduğu, demir doğrama atölyesinin koku, gürültü ve başkaca sebeplerden dolayı komşuluk hukukuna aykırılık taşıdığı, hususları net ve tartışmasız bir biçimde saptanmış olup yerel mahkeme tarafından her iki talepleri yönünden farklı ve hukuka aykırı gerekçelerle aksi yönde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, öncelikle el atmanın önlenmesi yönünden karara bakıldığında; mahkemenin red kararı verme gerekçesinin iyi niyet kurallarına dayandırıldığının görüldüğünü, oysaki somut olayda teknik bir durum olduğunu, çaplı taşınmazlara el atmanın önlenmesinde TMK 2 maddesi ve tanık beyanları gerekçe gösterilerek sonuca gidilemeyeceğini, yerel mahkeme kararında hiçbir Yargıtay kararına atıfta bulunulamaması da kendilerini haklı kıldığını, yerel mahkeme tamamen yasa ve Yargıtay kararlarına aykırı bir biçimde ve subjektif değerlendirme ile sonuca gittiğini, yapılan keşif ve alınan rapor ile de davanın haklılığı saptanmış iken yazılı şekilde karar verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından davalı K5 aleyhine olan talepleri yönünden ise davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, davalı K5’ın dava konusu taşınmazdan dava açıldıktan sonra çıkmış olması, davanın konusuz kalması sonucunu doğurmayacağını, kaldı ki muarazanın men’i talepleri hakkında da bir karar verilmediğini, yapılan keşifte komşuluk hukukuna aykırılık hususu saptanmış ve davalı tanıkları dahi oluşan koku ve gürültüden dolayı yaşamanın imkansızlığından bahsedildiğini, bu yönden de davalarının haklılığı saptanmış iken yazılı şekilde konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin istinaf nedeni sayılması gerektiğini, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre talepleri yönünde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğundan, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmelerle hüküm kurulmuş olduğundan ve re’sen saptanacak nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile hükmün bozulmasını-kaldırılmasını ve eğer yeniden hüküm kurulur ise davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf yoluna başvuran davalı
K3 vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde, müvekkili K3 aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesine ve diğer davalı K5 aleyhine komşuluk hukukundan kaynaklı açılan davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesine bir diyecekleri olmamakla birlikte, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri hakkında verilen kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6100 sayılı Yasa’nın 331. maddesinde, davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı durumlarda, hâkimin, davanın açıldığı durumdaki haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir edeceğinin düzenleme altına alınmış olduğunu, bu bakımdan diğer davalı K5’in demir atölyesinin komşuluk hukukuna aykırılık teşkil edip etmediği, davacının açmış olduğu davasında haklı olup olmadığının saptanması gerektiğini, diğer davalı K5’ın işlettiği dükkânda oluşan koku ve gürültü nedeniyle komşuluk hukukuna aykırı davranıldığı iddiasıyla açılan davada, müvekkilinin davalı sıfatı olmadığı halde yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, yerel mahkemenin kararında da davalı K5 aleyhine açılan davanın konusuz kaldığı belirtilmesine rağmen, davalı K5 aleyhine açılan davada müvekkilinin yargılama giderlerinden sorumlu tutmasının da usul ve yasaya aykırı düştüğünü, bunun yanında davacının açmış olduğu davasındaki taleplerinden bir kısmının reddine, diğer bir kısmının da konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı durumda yargılama giderlerinin üçe bölünmek suretiyle usul ve yasaya aykırı olarak 1.181,86 TL kısmından müvekkili ve diğer davalı K5’ın sorumlu tutulmasının da usule aykırı olduğunu, davacı lehine AAÜT göre hesaplanan 2.180,00 TL vekâlet ücretinden müvekkilinin sorumlu tutulması usule aykırı olduğu gibi vekâlet ücretinin de usul ve yasaya aykırı olarak hesaplanmış olduğunu, AAÜT m.6 ya göre anlaşmazlığın, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderildiği durumda, tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına hükmedileceği düzenlenmişken, tamamına hükmedilmesinin de usule aykırı olduğunu, diğer davalı K5’ın daha henüz ön inceleme duruşması yapılmadan davaya konu edilen dükkândan taşınması karşında davanın ön inceleme aşamasından önce konusuz kaldığının anlaşıldığını, bu durumda da (tarafları aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesini kabul etmediklerini belirtmekle) vekâlet ücretinin tamamına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili K3 aleyhine açılan davanın reddi nedeniyle müvekkili lehine hükmedilen 4.920,94 TL vekâlet ücretinin de usul ve yasaya aykırı şekilde eksik hesaplandığını, bu sebeplerle, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri yönünden yerel mahkemenin usul ve yasaya aykırı kararının müvekkili K3 lehine bozulmasına/kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, elatmanın önlenmesi ve komşuluk hukukuna aykırılığın tespiti ile muarazzanın men’i istemine ilişkindir.
Dairemizin 04/12/2018 tarih ve 2018/1303 Esas, 2018/1321 Karar sayılı kararında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.
El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.
Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, TMK’nın 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. TMK’nın 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş, böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş, bina sahibine bazı koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır.
Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir.
Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu tür davalarda taşkın yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine, taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde taşkın yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
TMK’nın 725. maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nın 725. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur.
Bu kural, taşkın inşaatı yapan kimsenin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da taşkın inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
İyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan taşkın inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir.
Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)
b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşılan arazi parçasının değerinden açıkça fazla olmasıdır.
TMK’nın 725. maddesinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen husus uygulama ve doktrinde inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının karşılaştırılması şeklinde değerlendirilmektedir. Kastedilen değer sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle TMK’nın 4., TBK’nın 50. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde dava tarihine ve objektif esaslara göre tespit ve takdir edilmelidir. (Objektif koşul)
c) Üçüncü koşul ise taşkın inşaat yapanın, taşınmaz malikine bu bedeli ödemesidir.
Taşkın inşaatın yıkılması gerekmiyorsa, mahkemece yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda belirlenecek bedel arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
d)Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, mahkemece iptal ve tescile karar verilebilmesi için taşkın yapının zeminindeki arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
(Bknz.
Yargıtay
14.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/485
Esas,
2
018/5565
Karar sayılı ilamı)
6100 Sayılı HMK’nun 297. maddesi uyarınca, mahkemenin, hüküm fıkrasında ; tüm talepler hakkında açık ve tereddüde yol açmayacak şekilde karar vermesi gerekir
. Söz konusu yasal düzenleme emredici niteliktedir. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında hakim tarafından re’sen gözetilmesi gerekir. Yerleşik uygulama bu yönde olup buna ilişkin Yargıtay’ın aşağıda gösterilen kararları dışında da birçok kararı mevcuttur.
“… Ayrıca; 1086 Sayılı HMK’nun 388. maddesi ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nın 297. maddesi hükmün kapsamını belirlemiş olup; mahkemece, taleplerden her biri hakkında hüküm kurulması zorunludur.”(Yargıtay 1. HD., 15.05.2017, 2014/22109E. – 2017/2598K.)
“Mahkemenin, hüküm fıkrasında asıl ve yardımcı taleplerin hepsi hakkında açık ve tereddüde yol açmayacak şekilde karar vermesi gerekir. (HMK 297).” (Yargıtay 3. HD., 29.01.2014, 2013/16605E. – 2014/1177K.)
Somut olayda; davacı ile K3’ın Kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden sonra ev yaptırdıkları bazı tanık ifadelerine göre anlaşma sonucu evi önce davacının yaptırdığı, yine fen bilirkişisi raporunda her iki tarafında birbirlerinin taşınmazlarına tecavüz olacak şekilde yapı yaptığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı K5 aleyhine açılan davanın konusuz kalması nedeniyle Karar verilmesine Yer Olmadığına, davalı K3 aleyhine açılan davanın Reddine karar verilmiş,davacı vekili ve davalı K3 vekili ayrı ayrı istinaf talebinde bulunmuştur.
Dairemizin 2019/85 Esasına kaydı yapılan dosyanın yapılan incelenmesinde; davacının istinaf dilekçesinin davalılara tebliğ edilmediği ve davalı K3 istinaf dilekçesi sunarken yalnızca nispi harç yatırdığı, istinaf yoluna başvurma harcı yatırmadığı anlaşıldığından dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar verildiği, yerel mahkemece yukarıda belirtilen eksiklikler tamamlanarak dosyanın tekrardan Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ise de verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı, delillerin yanlış değerlendirildiği, davacıya ait 8 nolu parsel yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de dava açmakla varsa önceden bir rızanın dava tarihi itibariyle sona ereceği, men yönünden buna değerlendirme yapılması gerekeceği, çaplı taşınmazda iyi niyet kuralının işlemeyeceği, yine davalı cevap süresi içerisinde defi yolu ile temliken tescil talebinde bulunduğu, temliken tescil talebi kabul olmaz ise yaptığı ev ve dükkan ile ilgili tazminat talebinde bulunduğu, bu hususlarda hiç değerlendirme yapılmadığı, olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği görülmüştür.
Yine dosyanın yapılan incelenmesinde; davalı K5’in dava açıldıktan sonra dava konusu yeri tahliye ettiği ve kullanmaktan vazgeçtiği ve bu kişi yönünden davanın konusuz kaldığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca; öncelikli olarak çaplı taşınmaza elatmayla ilgili iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceği, önceden rıza bulunsa dahi dava açılmakla bu rızanın sona erdiği hususları göz önüne alınarak elatma yönünden değerlendirme yapılması, yine davalının defi yoluyla ileri sürdüğü temliken tescil şartları oluşup oluşmadığı ve tazminat talebi ile ilgili de olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla tarafların istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulüne karar verilmesi gerekir.
Bu nedenlerle istinaf başvurularının, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Ulukışla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 18/06/2018 tarih ve 2017/73 Esas, 2018/104 Karar sayılı kararına karşı tarafların istinaf başvurularının
6100 Sayılı HMK.nun
353/1-a-6 bendi uyarınca ayrı ayrı KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
İstinaf edenler tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harçlarının talepleri halinde istinaf eden tarafa iadesine,
5-
İstinaf eden tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından istinaf incelemesine ilişkin taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
7-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.17/07/2019
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe