İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU :
Elatmanın Önlenmesi ve Kal, Temliken Tescil
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili K1’a ait Adana ili, Karaisalı ilçesi, A2 Köyü, A1 mevkiinde bulunan n34a-07-d-4-a-4 pafta, 149 ada, 73 parselde kayıtlı yayla evini uzun yıllardan beri kullandığını, ancak bu yayla evinin ve tapuya dahil olan kullanım alanının 42,40 m²’lik alanına davalı komşusu K2 tarafından yapılan binanın taştığını, davalının kötü niyetli olarak ölçüm yaptırmadan inşaat yaptırdığını, yaklaşık yirmi yıldır da davalı tarafından taşkın inşaatın ev olarak kullanıldığını, bunun için müvekkilinin 08/12/2015 tarihinde Adana 2. Noterliği’nin 10593 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ölçüm sonucu belirlenen taşkın kısmın yıkılarak kendisine iadesini istediğini ancak davalı tarafın o tarihten itibaren teslime yönelik hiçbir girişimde bulunmadığını, müvekkilinin izni ve bilgisi olmadan yapılan inşaatın yıkılarak kal’ine karar verilmesi gerektiğini belirterek, dava konusu 149 ada, 73 parselde bulunan yayla evinin bitişiğindeki davalıya ait 149 ada, 69 parseldeki taşınmazın maliki K2’in 42,40 m²’liktaşkın inşaat için müdahalenin men’ine ve kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; taşınmaz henüz kimsenin adına kayıtlı değilken inşa edildiğini, davanın süresi içerisinde açılmadığını, üzerinde 2/B kapsamında kimin hak sahibi olduğu belirlenmemiş arazi üzerine, dava konusu yerin davalının kendi arazisinin parçası olduğunu düşünerek iyiniyetli inşa ettiği küçük bir kısım olduğunu, belirtip üzerinde müvekkiline ait yapılar ve ağaçlar bulunan dava konusu taşınmazın 42,40 m²’lik kısmının, davacının bu kısmı Karaisalı Mal Müdürlüğü’nden 2014 yılında satın aldığı 1.272,00 TL bedele ve/veya yakın bir bedel üzerinden TMK’nın 725/2 maddesi doğrultusunda mülkiyetinin müvekkiline devredilmesini(temliken tescilini) talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davanın, TMK 683. maddesine dayalı Müdahalenin meni ve Kal, karşı davanın ise TMK 724 maddesi gereğince Temliken Tescile ilişkin olduğunu, davacı tarafın kendisine ait olan Karaisalı İlçesi, A2 Köyü, A3 mevkiinde bulunan 149 ada, 73 parsel sayılı taşınmazın 42,40 m²’lik alanının davalı tarafından bina ve duvar yapılmak suretiyle tecavüz edildiğinden bahisle davalının müdahalesinin men’i ile yapının kal’ini talep ettiğini, davalı tarafın ise tecavüz edildiği iddia edilen yerin taşınmaz henüz kimsenin adına kayıtlı değilken inşa edildiği, yapıların inşa edildiği sırada davacı tarafın yapının inşasına herhengi bir şekilde ses çıkarmadığı, ayrıca bu yapıyı bilerek davacı tarafın komşu parseli bu şekilde aldığı, kendilerinin iyi niyetli olduğunu iddia ederek temliken tescil talebinde bulunduklarını, davacı ve davalı tarafın beyanları, 24/05/2017 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde dava konusu parsel üzerinde yapılan yapılaşmanın değerinin tecavüzlü olan yerin değerinden fazla olduğunu, parsel üzerindeki yapının yıkıldığı takdirde aşırı zarar doğuracağının belirlendiğini, davalı tarafın dava konusu yerin bedelinin mahkeme veznesine depo edildiğini ve TMK 724 maddesi gereğince temliken tescil şartlarının oluştuğunu gerekçe olarak belirtilip davanın reddine, fen bilirkişisinin 02/05/2017 tarihli ekli krokili raporunda A ve B harfleri ile gösterilen içerisindeki kargir binanın ve bir kısmının ve bahçe duvarı olan 149 ada, 73 parsel içerisinde kalan 42,40 m²’lik alanın davacı adına olan tapusunun iptal edilerek davalı adına tapuya kaydedilmesine, davalı tarafından mahkeme veznesine depo edilen 2.544,00 TL nin davacı tarafa ödenmesine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşan kısmın mülkiyetinin davalıya geçmesinin hukuka aykırı olduğunu, davayı davacı taraf olarak açmışken, davalının talebi ile yenilik doğurucu bir hukuki işlem ile mülkiyetin davalıya devredildiğini, yani davalı tarafın davacı gibi değerlendirilerek sonuca ulaşıldığını, usul hukuku açısından davalının bu yönde davacı gibi açmış olduğu bir davanın söz konusu olmadığını, bu nedenle davalının davacı gibi değerlendirilerek mülkiyetin davalıya geçirilmesinin usul yönünden hukuka aykırı olduğunu, davalı baştan itibaren kötü niyetli hareket ettiğini, şu anki mesafenin 1 metre olduğu dikkate alındığında davalının sınırdaki çit olarak üst üste dizilmiş taşların kaldırılıp atıldığını, sonuçta bunun bir duvar olduğu ve evin sınırını belirlediğinin ortaya çıktığını, davalı tarafın kendi evinin inşaatına yayla sezonu dışında ve müvekkiline bilgi vermeden fiilen inşaata başladığını, yayla sezonu başladığında inşaatın kaba olarak bitmesi ile müvekkilinin şaşırdığını, yaptıkları evin niye bu kadar yakın olduğunu müvekkilinin davalıya sorduğunda, davalı tarafın aslında kendi yerlerinin daha çok olduğunu beyan ettiklerini, yıllarca işgal edenin kendileri olmasına rağmen, müvekkilinin inşaatının taşkın olduğunu iddia ettiğini, müvekkilinin tapularını alıp, ölçüm yaptırdığında gerçeklerin ortaya çıktığını, davalı tarafın 43 m² kadar müvekkilin arazisine tecavüz ettiğinin belgelendiğini, bu davadan önce davalı taraf ile uzlaşmak üzere görüşmeler yapıldığını, komşuluk hukuku gereği yapıcı davranıldığını ancak davalı tarafın sembolik rakamları bile çok gördüğünü, üstelik bu taşkın yeri 20 yıldır kullanmaya devam ettiğini, bilirkişilerin vermiş oldukları bedelin ekonomik gerçeklere uymadığını, özellikle bahçe kısmındaki taşkınlık için belirlenen bedellerin ve bundan ulaşılan sonucun gerçeklere uymadığını, ziraat bilirkişisi tarafından sunulan ve 15,93 m² tutan bahçe taşkınlığından kaynaklanan arsa bedeli için 955,80 TL belirlendiğini, günün ekonomik koşullarına uygun bir bedelin söz konusu olmadığını, tüm taşkın alan için belirlenen m² birim fiyatının 60,00 TL olarak belirlenmesinin, hakkaniyete uymadığını, bu bedelin belirlenmesinin mülkiyet hakkının korunmasına, adalete ve hakkaniyete uymadığını, taşkın inşaat yapanın iyi niyetli olması ile birlikte, davalının sebepsiz zenginleşmesini sağlamayacak bir şekilde bedelin belirlenmesi gerektiğini, davada taşkın inşaatın 42,40 m² olduğunu, müvekkilinin yayla evinin girişinin daralması, evin yönü ve cephesi dikkate alındığında haksız bir şekilde sıkıştığını, mahkemenin belirlediği bedelin de 2.544,00 TL olarak saptanmasının oluşan gerçek zararı karşılamadan uzak olduğunu, müvekkilinin kendi mülkiyetinde olan yere tecavüz yapıldığı gibi, kullandığı evin sıkışmış durumda olduğunu ve havasız hale dönüştüğünü, yani sadece belediyeden alınan çoğu zaman gerçek değerin altında olan rayiç bedel üzerinden, taşkın inşaat bedeli belirlenmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, kaldı ki bunun adının bedel değil, tazminat olduğunu, müvekkiline ait taşınmazın değer kaybının da tespiti ile bunun tazmini yönünde karar verilmesi gerektiğini, taşkın inşaatta bahçe kısmında bulunan ağaçların, davalı tarafından dikildiğine dair tanıkların herhangi bir beyanının bulunmadığını, bilirkişi raporunda 16-18 yaş aralığında 6 adet ağaçtan bahsedildiğini, her ağaç için 150,00 TL değer gösterilip, toplamda 900,00 TL olan ağaç değerlerine, duvar değerinin (800,00 TL) eklenmiş olmasından hareketle tecavüze uğrayan bahçe kısmı için (15,93 m²) arazi değerinin (955,80 TL) üzerinde gösterilmesinin de davanın hakkaniyete uymayan bir şekilde sonuçlanmasına neden olduğunu, gerçekte bahçe duvarından başka bu ağaçların ticari bir değeri olmadığını ve tecavüze uğrayan bahçe kısmının arazi değerinin üzerinde olmasına olanak olmadığını, bunun üzerinden davacının bir değeri olmayan ağaçlar ve duvar üzerinden müvekkilinin arazisine taşmak suretiyle tecavüz sonucu, mülkiyetine hak kazanacak olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca ağaçların zayi olamadan sökülüp taşınmasının mümkün olduğu gibi, duvarın da zayi olmadan sökülüp taşınmasının da mümkün olduğunu, bu nedenle taşan bahçe bölümünün her halükarda müvekkiline teslim edilmesi gerektiğini belirtip kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Elatmanın Önlenmesi ve Kal, Temliken Tescil istemine ilişkindir.
Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.
El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.
Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, TMK’nin 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. TMK’nin 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş, böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine bazı koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
F1 inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu tür davalarda taşkın yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine, taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde taşkın yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
TMK’nin 725. maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır:
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nin 725. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nin 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur.
Bu kural, taşkın inşaatı yapan kimsenin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da taşkın inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
İyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan taşkın inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. (Sübjektif koşul)
b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşılan arazi parçasının değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)
c) Üçüncü koşul ise taşkın inşaat yapanın, taşınmaz malikine bu bedeli ödemesidir.
d) Bu üç koşulun yanısıra, mahkemece iptal ve tescile karar verilebilmesi için taşkın yapının zeminindeki arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
(Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/5954 Esas, 2018/6343 Karar sayılı ilamı)
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince
; davacının komşusu davalı tarafından kendi parseline tecavüz edildiği iddiasıyla el atmanın önlenmesi ve kal talebinde bulunduğu, davalının cevap dilekçesinde savunma yoluyla taşkın inşaat nedeniyle temliken tescil talebinde bulunduğu, mahkemece yapılan yargılama sonucunda el atmanın önlenmesi ve kal talebinin reddine, temliken tescil talebinin ise kabulüne yönelik kararın verildiği dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Mahkemece dava konusu taşınmazla ilgili olarak 2/B evrakları getirtilerek incelemenin yapılmasına karşın davalının iyiniyetinin tespiti açısından davalıya ait taşınmazla ilgili tapu kaydı ve varsa 2/B evraklarının getirtilmediği, davalı tarafından yaptırılan evin nasıl ve hangi şartlarda, hangi tarihte yaptırıldığının ayrıntılı olarak tespit edilmediği, davalının TMK’nın 725. Maddesi kapsamında iyiniyetli olup olmadığının ayrıntılı şekilde araştırılmadığı görülmektedir.
Ziraatçı ve inşaatçı bilirkişilerin raporunda fenci bilirkişinin raporunda B harfi ile gösterilen yerin arsa bedelinin bahçe duvarından daha değerli olduğunun belirtilmesine karşın B harfi ile gösterilen yerle ilgili olarak ta temliken tescile yönelik kararın verildiği, bahçe duvarının TMK’nın 725. maddesi kapsamına girip girmeyeceği hususunun mahkemece değerlendirilmediği, raporda kal’in fahiş zarar doğurup doğurmayacağı hususuna ilişkin ayrıntılı bir değerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece temliken tescil kararı verilirken temliken tescile yönelik harca da hükmedilmediği, bu hususta da usul ve yasaya aykırı davranıldığı görülmektedir.
Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a-4 ve 6 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05/04/2018 tarih ve 2016/53 Esas, 2018/33 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın,
6100 Sayılı HMK’nun
353/1-a-4 ve 6 bentleri uyarınca KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Davacı tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-
Davacı tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.02/04/2019
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe