İ S T İ N A F K A R A R I
DAVA
NIN KONUSU
:
Elatmanın Önlenmesi (Yıkım)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı-karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin Pozantı ilçesi A1 Mahallesi 350 ada 4 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının kendisine ait olmayan gayrimenkul üzerine taş duvar yapmak ve kendisine ait parsele ilave yapmak sureti ile müvekkiline ait gayrimenkule haksız müdahalede bulunduğunu, müvekkilinin uyarılarına rağmen müdahalesinin devam ettiğini, davalının söz konusu taşınmaza haksız müdahale ederek taş duvar yaparak kendi parseline dahil etmesinin müvekkilini mağdur ettiğini ve bu nedenle davalının haksız müdahalesinin önlenmesine, yaptırmış olduğu taş duvarın kal’ine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı-karşı davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle;
MüvekkilininA1 Köyü 350 Ada 5 Parsel de ikamet ettiğini, ancak davacı ile aralarında yapılan anlaşma gereği davacıya ait Pozantı İlçesi, A1 Köyü 350 Ada 4 Parseli müvekkilinin davacıdan satın almak için anlaştığını ve bir kısım para ödediğini, kalan kısım ödendiğinde tapu devri alınacağı şeklinde anlaştığını, kendisine ait parsel ile tapuda davacıya ait olan ancak mülkiyetin ileride kendisine geçirileceğine inandığı 4 parseli beraber taş duvar ile çevirdiğini, davacının haberi ve rızası dahilinde 2013 yılında yaptırmış o zamandan bu yana kullandığını, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, iş bu taşınmazın mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket ettiğini bu nedenle davanın reddine karar verilmesini, haksız inşa edildiği iddia edilen taş duvar arsa değerinden daha değerli olduğunu, Medeni Kanuna göre bir başkasının taşınır ya da taşınmaz bir malına haksız zilyet olan bir kişinin, bunu gerçek hak sahibine iadeyle yükümlü olduğunu, İade ile yükümlü olan kişinin, o ana kadar bu eşya için bazı masraflar yapmış olabileceği, bunların eşyanın iade edileceği hak sahibinden istenebileceğini, mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla yaptırmış olduğu taş duvarın işgal edildiği iddia edilen arsa değerinden fazla olduğu gerekçesi ile hakkaniyet gereği bedelinin davacı karşı davalıya ödenerek müvekkili adına tescil edilmesini dava ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Taraflar arasında davacı-karşı davalı taşınmazına taş duvar yapıldığına ve taşınmazına davalı-karşı davacı tarafından müdahale edildiğine ilişkin maddi vakıada uyuşmazlık yoktur.
Davalı-karşı davacı her ne kadar iyiniyetli olduğunu, taşınmazın satış ile devredileceği inancı ile müdahalede bulunduğunu iddia etse de beyan, dilekçe ve tanık anlatımlarından müdahale esnasında tapu kaydının davacı-karşı davalıya ait olduğunu bildiği, devir işlemi gerçekleşeceği düşüncesinin soyut sözlü beyanlara dayandığı, devir işlemi yapılmadan taşınmaza haksız olarak duvar inşa etmek suretiyle müdahale ettiği anlaşılmıştır.
Karşı dava açısından icra edilen keşif ve alınan bilirkişi raporunda davalı-karşı davacının iddialarının aksine zemin değerinin inşa edilen duvar değerinden daha fazla olduğu tespit edilmiştir.
Tüm dosya kapsamından davacı-karşı davalıya ait bulunan
Adana ili, Pozantı ilçesi A1 Mahallesi 350 ada 4 parseldeki taşınmaza, komşu 5 parsel sahibi davalı-karşı davacı tarafından yapılan müdahalenin haksız olduğuna kanaatine ulaşılmış ve davacı-karşı davalının yıkım sureti ile el atmanın önlenmesi talebi kabul edilerek, davalı-karşı davacının talebinin reddine, yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
İstinaf yoluna başvuran davalı – karşı davacı vekili dilekçesinde özetle;
a) Usul Yönünden ;
Davacı dava değerini 10.000TL göstermesine rağmen bilirkişi raporunda müddeabih değeri fazla çıkmış olmasına rağmen herhangi bir Islah dilekçesi vererek eksik harcı tamamlamamasına rağmen yerel mahkeme eksik harcı tamamlatmadan harç tamamlanmış gibi karar vermiş olduğunu, bu durumun bozma nedeni olduğunu,
b)
Esas Yönünden ;
Müvekkilinin Adana İli, Pozantı İlçesi, A1 Köyü 350 Ada 5 Parsel de ikamet ettiğini ve kendi adına kayıtlı olduğunu, Ancak davacı ile aralarında yapılan anlaşma gereği davacıya ait A1 Köyü 350 Ada 4 Parseli davacıdan satın almak için anlaşmış, bir kısım para ödemiş, kalan kısım ödendiğinde tapu devri alınacağı şeklinde anlaşarak kendine ait parsel ile tapuda davacıya ait olan ancak mülkiyetin ileride kendisine geçirileceğine inandığı 4 parseli beraber taş duvar ile çevirmiş olduğunu,davacının haberi ve rızası dahilinde 2013 yılında yaptırmış o zamandan bu yana kullanmakta olduğunu, herhangi bir itiraz olmadığını,
Haksız inşa edildiği iddia edilen taş duvar arsa değerinden daha değerli olduğunu, Medeni Kanuna göre bir başkasının taşınır ya da taşınmaz bir malına haksız zilyet olan bir kişi, bunu gerçek hak sahibine iadeyle yükümlü olduğunu, Ancak, bu talep hakkının kapsamı iadeyle yükümlü zilyedin iyiniyetli veya kötüniyetli olamasına göre farklı olduğunu, Dava konusu olayda müvekkilinin iyiniyetli olup iş bu taşınmazın mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmiş olduğunu, bu nedenlerle davacının açmıış olduğu dava haksız olup davacının davasının Reddi gerekirken kabul edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerektiğini beyan etmiştir.
c) Karşı dava açısından ;
Karşı dava kabul etmesi gerekirken Reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, A1 Köyü 350 Ada 5 Parsel müvekkili adına kayıtlı olup orada ikamet ettiğini, Ancak davalı-karşı davacı ile aralarında yapılan anlaşma gereği davacı-karşı davalıya ait A1 Köyü 350 Ada 4 Parseli müvekkilii davalı karşı davacıdan satın almak için anlaşmış bir kısım para ödemiş kalan kısım ödendiğinde tapu devri alınacağı şeklinde anlaşarak kendine ait parsel ile tapuda davacı karşı davalıyaait olan ancak mülkiyetin ileride kendisine geçirileceğine inandığı 4 parseli beraber taş duvar ile çevirmiş olduğunu, 2012-2013 yılından itibaren kullandığını ve davacının herhangi bir itirazı olmadığını,
Haksız inşa edildiği iddia edilen taş duvar ile arsa değeri arasındaki fark çok olmamasına rağmen yerel mahkeme çok yüksek fark varmış gibi değerlendirme yapıldığını, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, iş bu taşınmazın mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket ettiğini, İş bu nedenlerle açmış olduğu davanın kabulü gerekirken reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Arz ve izah edilen nedenlerle,Haksız ve kötüniyetli açılan davanın Reddine karar verilmesi gerekirken Kabul edilen ve İyiniyetli ve mülkiyetin kendisine geçeceği inancıyla hareket eden müvekkilin yaptırdığı taş duvar değerinin arsa değerinden fazla olduğundan (işgal edildiği iddia edilen) arsa değerinin davacıya ödenerek müvekkili adına tesciline karar verilmesi gerekirken Reddedilen usul ve yasaya aykırı kararın Bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı-Karşı davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;
Yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, kararın onanmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi istemine, karşı dava ise temliken tescili istemine ilişkindir.
Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası
, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.
El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.
Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.
Karşı Dava yönünden;
Türk Medeni Kanunun 684 ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, Yasa koyucu somut olaydaki taşınmaz ve muhdesatların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan (ağaç diken) kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanunun 722, 723, 724 ve 729. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir.
Konunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
TMK’nun 724. maddesi hükmüne göre “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir.” Görülüyor ki, bu hükümlerle kişilerin çıkarlarını korumak için özel hukukça mülkiyet hakkına sınırlama getirilmiş yasanın aradığı bazı koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyet hakkı sahibinin arzla ilgisi kesilerek yapı sahibine arazinin mülkiyetini talep yetkisi tanınmıştır.
Dosyamızdaki somut olaya gelince;
Asıl dava; Çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal, Karşı dava ise;temliken tescil istemine ilişkindir.
Davacı tarafça dava dilekçesinde dava değerinin 10.000 TL olarak gösterildiği, bilirkişi raporunda ise 350 ada 4 parsele müdahale edilen kısmının arsa değeri 22.161,00 TL, kal’i talep edilen duvar, ağaçlar ve demir kapının değerinin 13.182,95 TL olmak üzere asıl dava olan elatmanın önlenmesi ve kal davası yönünden harca esas dava değerinin toplam 35.343,95 TL olarak hesaplandığı dosyada mevcut bilirkişi raporu ve diğer belgelerden anlaşılmaktadır.
Mahkemece davacı tarafa (elatmanın önlenmesi ve kal istemi yönünde) bu değerlerin toplamı olan 35.343,95 TL üzerinden eksik harcı tamamlaması için süre verilerek eksik harcın tamamlanması sonucunda yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik harç tamamlatılmadan dava dilekçesinde belirtilen ve peşin olarak alınan harçla yetinilerek esasa yönelik karar verilmesi isabetli değildir.
6100 sayılı HMK.nun 120/1 maddesinde; “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.” hükmü, 492 sayılı Harçlar Yasası’nın 16/1 maddesinde; “Müdahalenin men’i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır.” hükmü, aynı yasanın 30. maddesinde; “Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz.” hükmü, yine aynı yasanın 32. maddesinde; “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıdaki maddelerin içeriklerinden anlaşılacağı üzere; 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmamış, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve emredici nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
O halde, mahkemece yapılması gereken iş, dava konusu olan yerin zemin değeri ve kal’i istenilen duvar ve muhdesatların dava tarihindeki değeri üzerinden (35.343,95 TL üzerinden) davacı tarafa eksik harcın tamamlatılması, eksik harcın tamamlanması halinde esasa yönelik karar verilmesinden ibarettir.
Bu nedenlerle davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-4 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 02/10/2019 tarih ve 2019/15 Esas, 2019/187 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-4 bendi uyarınca
KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Davacı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-
Davacı tarafçayapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.21/04/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe