T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
HATAY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
1- K1 – N1 A1
DAVACI :
2- K2 – N2
VEKİLLERİ:
Av. K3 – Av. K4 – Av. K5, A2
DAVALI :
K6
– A3
VEKİLİ:
Av. K7 – A4
DAVA
NIN KONUSU
:
Komşuluk Hukukundan Kaynaklanan Muarazanın Giderilmesi, Eski Hale Getirme, Tazminat
DAVA TARİHİ :
07/10/2015
DAİRE KARAR TARİHİ :
27/11/2019
KARAR YAZIM TARİHİ :
27/11/2019
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı K6 vekili istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacının Antakya ili, A5 köyü, 111 ada, 76 ve 77 parsel sayılı taşınmazların hissedarı olduğunu, davalının 71 nolu parselinin davacının parselleri ile bitişik olduğunu, davalının düşük kotta kalan parselinde hafriyat çalışması yapıldığını ve davacının parselinde derin çatlamalara sebebiyet verdiğini, bu durumun Hatay 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/7 D.İş sayılı dosyasında tespit edildiğini, kaymaların halen devam ettiğini, davalıya yapılan müracaatlara rağmen olumlu sonuç alınamadığını belirterek, davacının uğramış olduğu zararın tespit edilip zararın giderilmesine, zarar tehlikesinin önlenmesine, eski hale iadeye ve tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı K6 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu beyanında özetle; davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 19/12/2017 tarihinde verilen kararda özetle; davaya konu davacıya ait olan 75 ve 76 parselde kayıtlı taşınmaza, 01/11/2017 tarihli ek fen bilirkişi raporunda A ve B harfi ile gösterilen kısımlarda davalı tarafından el atma tarihinde kendisine ait olan parseldeki meyli teraslamak amacıyla harfiyat çalışması yaptığı, bu sebeple davacının parseli ile davalı parsel arasında kot farkı oluştuğu ve davacının parselinde bulunan toprağın davalı parsele doğru aktığı ve bu zararın durdurulması için sınır hattı boyunca istinad duvarı yapılması gerektiği gerekçesiyle davacının hissesine düşen 41.027,00 TL eski hale getirme bedelinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine yönelik karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin
19/12/2017 tarihli kararına karşı istinaf yoluna başvuran davalı K6 istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın ilk önce taşkınlığın ve taşkınlık tehlikesinin önlenmesini ve eski hale iadesini talep ettiğini, ancak mahkemece hüküm kısmının 1 nolu madde başlığında bu hususlara hiç değinilmeden davanın kısmen kabulü ile davacının hissesine düşen 41.027,00 TL eski hale getirme bedelinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiğini, 31/10/2017 tarihli oturumda ve son olarak da 19/12/2017 tarihli oturumda mahkemeye tarafına izin verilmesi halinde dava konusu istinat duvarını yapmaya hazır olduğunu (bu husustaki hafriyat ve toprak kaymasını gerçekleştirmemiş olmasına rağmen) beyan etmiş olmasına rağmen bu husustaki savunmalarının ve beyanlarının dikkate alınmadan mahkemece direk eski hale getirme bedelinin tarafından tahsiline karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın maliki olmadığı halde tarafına dava açılmış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, daha önceden dosyaya sunmuş olduğu bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de belirttiği üzere söz konusu hafriyat ve toprak kayması fiillerinin tarafından gerçekleştirilmediğini, davacı tarafın bu yöndeki eylemin kendisi tarafından işlendiğini ispat edemediğini, pasif husumet ehliyetinin olmadığı gibi söz konusu eylemin kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini, dava tarihi itibarıyle de dava konusu taşınmazın malikinin kendisi olmadığını, bu hususta pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, taşınmazı satın alan kişinin aktif ve pasifiyle ve halihazır durumuyla satın almış olduğunu, mahkemeye sunmuş olduğu 26/07/2017 tarihli dilekçesindeki, bilirkişi raporuna itirazlarını içeren dilekçede ileri sürmüş olduğu hususların mahkemece hiçbir surette değerlendirmeye alınmadığını, bilirkişilerden ek rapor alınmadığını, diğer hususlardaki itirazlarının da hiç değerlendirilmediğini, davacı tarafın dava konusu taşınmazda hissedar olduğunu, tamamının kendisine ait olmadığını, bu hususta diğer hissedarlar ile zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu ve birlikte dava açabileceklerini, mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olduğunu ve bu hususun mahkemece hiç değerlendirilmemiş olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 16/03/2018 tarih, 2018/204
Esas,
2018/
250 Karar sayılı kararında özetle
;
”
…Somut olayda; davalı, 71 nolu parselin farklı bir kişiye devredildiği, kendisinin 71 parsel maliki olmadığı, pasif dava ehliyetinin bulunmadığı iddialarını ileri sürmektedir.
6100 sayılı HMK.nun “Dava Konusunun Devri” başlıklı 125/1. maddesinde: “Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a)İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b)İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.” hükmü düzenlenmiştir.
TMK.nun “Katılma Yükümlülüğü” başlıklı 750. maddesinde; “Her taşınmaz maliki, komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması için gerekli işlere ve bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiştir.
TMK’nın 750. maddesindeki düzenleme dikkate alındığında, mahkemece, 71 nolu parselin yeni tarihli tapu kaydı getirtilerek, iddiaya konu husus araştırılıp, 71 nolu parsel maliki değişmiş ise yeni malikin davaya dahil edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece bu husus dikkate alınmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan rapor içeriği de fedakarlığın denkleştirilmesi açısından, yukarıda belirtilen Yargıtay kararları içeriğindeki düzenlemelere uygun değildir. Buna göre, gerekirse bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle yapılması gerekli istinat duvarı masraflarına,tarafların sebep olma ve yararlanma oranları gözetilerek özverinin (fedakarlığın) olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi için davacının 1/2’den daha az, zararın davalı tarafın eyleminden kaynaklanması nedeniyle davalı tarafın ise daha çok oranda olacak şekilde katlanmaları yönünde yeniden bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu nedenle mahkemece, taraf teşkili ve fedakarlığın denkleştirilmesi açısından eksik hususları giderip, yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-4, 6 bentleri uyarınca kaldırılması gerekmiş…” şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına yönelik karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda; bozma ilamı doğrultusunda alınan raporda davacı tarafın %30, davalı tarafın %70 oranında masraflara katılması yönünde hesap yapıldığında davacıya düşen miktarın 24.579,60 TL olduğu, davalıya düşen el atmanın önlenmesi ve eski hale getirme bedelinin 57.462,40 TL olduğu kanaatine varıldığının bildirildiğini, TMK’nın 750. maddesindeki düzenleme dikkate alındığında, mahkemece, 71 nolu parselin yeni tarihli tapu kaydının getirtildiğini, 71 nolu parsel malikinin değiştiğini ancak davacının eski malike karşı tazminat davası olarak devam ettiğini bildirdirip yeni malik davaya dahil etmediğini, mahkemece tarafların iddia, savunma ve bozma ilamı doğrultusunda tüm kanıtların toplandığını, davacıya ait tapu kayıtları ve çaplı krokilerinin dosya içerisine getirildiğini, mahallinde keşif yapılıp bilirkişi raporları ve bozma sonrası bilirkişi ek raporu alındığını, yapılan yargılama, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre; davaya konu davacıya ait olan 75 ve 76 parselde kayıtlı taşınmaza, 01/11/2017 tarihli ek fen bilirkişi raporunda A ve B harfi ile gösterilen kısımlarda davalı tarafından el atma tarihinde kendisine ait olan parseldeki meyli teraslamak amacıyla harfiyat çalışması yaptığını, bu sebeple davacının parseli ile davalı parsel arasında kot farkı oluştuğunu ve davacının parselinde bulunan toprağın davalı parsele doğru aktığını ve bu zararın durdurulması için sınır hattı boyunca istinad duvarı yapılması gerektiğinin anlaşıldığını gerekçe olarak belirtip asıl dosya açısından davanın kısmen kabulüne, birleşen dava dosyası açısından davanın kabulüne yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN:
İstinaf yoluna davalı K6 başvurmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı K6 11/06/2019 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı kanaatinde olduklarını, 13/12/2018 tarihli bilirkişi ek raporuna ilişkin itirazlarınızı içeren dilekçedeki hususların yeterince değerlendirilmeden yerel mahkemece eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini, 13/12/2018 tarihli itirazlarını içeren dilekçelerindeki açıklamalar kısmının 2 nolu madde başlığı ile dava konusu arazinin dava tarihi itibarıyla değerinin de sorulmasını talep etmiş olmalarına rağmen bu husustaki taleplerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini, bîlirkişilerce takdir edilen eski hale getirme bedeli olan (istinat duvarı için yapılması takdir edilen 81.932,00 TL bedelin kanaatlerince arazinin değerinden bile fazla olduğunu, hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmayan, adil olmayan bir rakam olduğunu, davacılara ait bulunan Hatay ili, Defne ilçesi, A5 111 ada, 76 nolu parselin dava tarihi itibarıyla toplam değerinin bile, eski hale getirme bedelininin altında olduğu kanaatinde olduklarını, bu itirazlarının yerel mahkemece hiç değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini, Adana BAM 1. Hukuk Dairesi’nin 2018/204 Esas ve 2018/250 Karar sayılı istinaf talebinin kabulüne ilişkin vermiş olduğu ilamda 3. sayfada 4. Paragrafta; “bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınmasının zorunludur” ibaresinin yer aldığını, bu gerekçelerin ve hususların yerel mahkemece değerlendirilmediğini, gerek 20/09/2018 tarihli bilirkişi ek raporu gerekse mahkemeye aynı bilirkişiler tarafından sunulan bilirkişi raporunun bilim ve tekniğe, denetime elverişli bir rapor niteliğinde olmadığını, tamamen soyut bir rapor niteliği taşıdığını, objektif nitelikte olmadığını, 03/05/2017 tarihli bilirkişi raporunda ortalama 5,07 metre yüksekliğinde istinat duvarının yapılmasından bahsedildiğini, bu hususun hayatın olağan akışına, hukuk mantığına, akla ve mantığa aykırı olduğunu, 5,07 metre yüksekliğindeki duvarın adeta kale duvarı yüksekliğinde olduğunu, bu hususun akla, mantığa aykırı olduğunu, yerel mahkemece hükme dayanak olarak teşkil eden bilirkişi raporunda ve ek raporda 26/07/2017 tarihli müvekkili tarafından verilen bilirkişi raporuna ilişkin itiraz dilekçesinin açıklamalar kısmının 3 nolu madde başlığında bilirkişilerin, toprak kaymasını önleyebilecek diğer alternatifleri bilirkişi raporunda tartışmadığını dile getirdiklerini, toprak kaymasını önleyebilecek diğer alternatiflerin bilirkişilerce hiç dile getirilmediğini, demirlik, ahşap, çit, tel ya da diğer önleyici malzemeler kullanılarak toprak kaymasının önüne geçilip geçilmeyeceğinin bilirkişilerce ve mahkemece hiç değerlendirilmediğini, bu hususun usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi ek raporunda denkleştirme ilkesi gereğince masraflara katılma oranı olarak davacı tarafın % 30, davalı tarafın ise % 70 oranında katılmasının uygun gördüğünü, hiçbir gerekçesi ve dayanağı olmayan bu oranlara bilirkişilerin nasıl ulaştığını, Yargıtay uygulamalarında davacı tarafın 1/2’den az, davalı tarafın ise daha çok oranda olacak şekilde masraflara katılmasından bahsedildiğini, bilirkişilerin hangi kıstasları nazara alarak davacı tarafın masraflara % 30 oranında katılmasını, davalı tarafın ise masraflara % 70 oranında katılmasını uygun gördüklerini ve 20/09/2018 tarihli bilirkişi ek raporuna 13/12/2018 tarihli dilekçeleri ile itiraz etmiş olmalarına rağmen bu husustaki itirazlarının hiç değerlendirilmediğini ileri sürüp istinaf taleplerinin kabulü ile anılan ilamın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Komşuluk Hukukundan Kaynaklanan Muarazanın Giderilmesi, Eski Hale Getirme, Tazminatistemine ilişkindir.
TMK m. 683’teki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.
Diğer taraftan TMK’nın 749. maddesi gereğince her arazi maliki taşınmazının sınırının çit veya duvar gibi sınırlıklarla çevrilmesi için yapılan giderleri karşılamak zorundadır. TMK’nın 750. maddesi gereğince de bu giderlere kendi yararlanması oranında katılması gerekmektedir.
Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanun’un 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
(Bknz.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2013/15475 Esas, 2014/3056 Karar sayılı kararı,
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2012/13187
Esas,
2012/11479
Karar sayılı kararı
)
Komşuluktan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde gözetilmesi gereken ilkelerden biriside komşu taşınmaz maliklerinin mülkiyetten kaynaklanan haklarını kullanırken bu haklarında karşılıklı fedakarlıklar da bulunmaları olup, çekişmenin çözümünde fedakarlığın olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi asıldır. Başka bir deyişle her taşınmaz maliki komşuluk hukukundan doğan hak ve yetkilerini kullanırken gerekli işlere ve doğan zararın giderilmesine kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.
(Bknz.
Yargıtay
1.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2006/6701
Esas,
2006/7862
Karar sayılı kararı)
TMK.nın 462/8 maddesine göre, acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması için vesayet makamından izin alınması gerekmektedir.
Somut olayda; dava dışı K8 adına kayıtlı 71 nolu parselin eski maliki olan davalı K6’in 71 nolu parselde tesviye işlemi yapması sonucunda oluşan kot farkı nedeni ile davacılara ait parsellerde kaymaların olduğu ileri sürülüp söz konusu davanın açıldığı, birleştirilen dosya davacısı K2’in dava tarihi itibariyle kısıtlı olmasına karşın kısıtlı davacı adına dava açmak üzere vesayet mahkemesinden izin alınması gerekirken izin alınmadan davanın açıldığı ve daha sonradan da iznin tamamlanmadığı dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davalı K6 tarafından 71 nolu parsel dava dışı K8’na 27/03/2007 tarihinde satılmış, birleştirilen dava dosyası ile davacı tarafça 05/10/2018 tarihinde açılmıştır.
TMK.nun “Katılma Yükümlülüğü” başlıklı 750. maddesinde; “Her taşınmaz maliki, komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması için gerekli işlere ve bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiştir.
Dava dışı K8’na ait 71 numaralı parsel ile davacılara ait 76 numaralı parsel arasına istinat duvarı yapılması halinde bu duvardan dava dışı malik K8’da istifade edecektir. İki parsel arasındaki kot farklı nedeni ile yapılacak istinat duvarı ile ilgili yükümlülük taşınmazdan kaynaklı yükümlülük olması ve yapılacak duvardan yeni malikin de istifade edecek olması nedeni ile birleştirilen dosyanın dava tarihi itibariyle 71 numaralı parsel maliki K8’nun da bu davada temsil edilmesi gerekmektedir.
O halde mahkemece yapılması gereken iş birleşen dava dosyası yönünden davacı K2’in dava tarihi itibariyle kısıtlı olduğunun anlaşılması nedeniyle vasiye kısıtlı adına dava açması için vesayet mahkemesinden izin almasına yönelik süre verilerek bu davacı yönünden dava ehliyetine ilişkin bu eksikliğin giderilmesi, 71 numaralı parselin yeni malikinin parseller arasına yapılacak duvardan etkilenme ve TMK.nın 750. maddesi kapsamında yapılacak istinat duvarı bedeline yararlanma oranında katılma yükümlülüğünün bulunması nedeniyle yeni malikin davaya katılımı sağlanarak davacılar ve davalı K6 ile davaya katılacak yeni malik K8 arasında gidere katılım konusunda oran kurularak esasa yönelik değerlendirme yapılmasından ibarettir.
Bu nedenlerle davalı K6’in istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a-4 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Hatay 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12/03/2019 tarih ve 2018/178 Esas, 2019/99 karar sayılı kararına karşı davalı K6’in istinaf başvurusunun
, 6100 Sayılı HMK’nun
353/1-a-4 bendi uyarınca KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
İstinaf eden tarafındanyatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-
İstinaf eden tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.27/11/2019
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe