Adana BAM, 1. HD., E. 2018/894 K. 2018/933 T. 4.10.2018

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 31, TBK Madde 30

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

DAVANIN KONUSU :

Hata(Yanılma) Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

Mersin İli, Erdemli İlçesi, A1 Mahallesi, A2 Mevkii, 121 Ada, 39 parsel sayılı taşınmaz 1093 m² olarak adına kayıtlı iken 26.03.2015 tarih ve 5872 yevmiye numaralı resmi senetle 568 m²’sini davalıya sattığını, bu gayrimenkul içerisinde limon ağaçları ve ahır olarak kullanılan baraka bulunduğunu, diğer 525 m²’lik kısımda ise tarafıma ait iki katlı ev olduğunu, davalıya 568 m²’lik kısmı satmasına karşın taşınmazın tamamının davalı adına tescil edildiğini, bu durumu davalının tarafına gönderdiği Mersin 4. Noterliği’nin 05.08.2016 tarih ve 22887 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile öğrendiğini belirterek davalı adına yapılan, Mersin İli, Erdemli İlçesi, A1 Mahallesi, A2 Mevkii, 121 Ada, 39 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek 525 m²’lik kısmının adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davaya konu taşınmazın Kadastro Kanunu’nun 22/2-a maddesi uyarınca uygulamaya tabi tutulduğunu, uygulamadan önce tapuda kayıtlı yüz ölçümünün 568 m² olduğunu, uygulamadan sonra yeniden hesap edilen yüz ölçümünün ise 1093,16 m² olduğunu, yüz ölçümler arasındaki farklılığın ölçü tekniğinin ve hesap metodunun farklı olması ve detay noksanlığı gibi sebeplerden kaynaklandığının tutanakta belirtildiğini ve Kadastronun 24.02.2015 tarihinde kesinleştiğini, 26.03.2015 tarih, 5872 yevmiye numaralı satış senedinin incelenmesinde; davaya konu l2l ada, 39 parselin tamamının davacı adına kayıtlı iken, davacın hissesinin tamamını 800,00 TL bedelle davalıya sattığını, bu pay satış ve devrinin ifraza imkan vermediğinin belirtildiğini, işleme konu tapu sicil kaydına ait bilgiler kısmında yüz ölçümün 568 m² olduğunun görüldüğünü, davacının davaya konu taşınmazın toplamda 1093 m² olduğunu kabul ettiğini ve bunun 568 m²’lik kısmını sattığını belirttiğini, davacı her ne kadar taşınmazın yalnızca 568 m²’lik kısmını sattığını belirtmiş ise sattığını iddia ettiği yerin davacı tarafça keşif mahallinde gösterilen kısmın, 746 m² olduğunun bilirkişi raporunda tespit edildiğini, bu anlamda davacının sattığını iddia ettiği m² miktarı ile sattığı yerin gerçekte m² miktarının uyuşmadığını, ayrıca satış senedinde satılan taşınmazın satış ve devrinin ifraza imkan vermediğinin belirtildiğini, sonuç olarak satış senedinden davacının hissesinin tamamını sattığının anlaşıldığını, satış işleminin kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra yapıldığını, kesinleşen tespit tutanaklarına göre taşınmazın yüz ölçümünün 1093,16 m² olduğunu, satış senedinden davacının hissesinin tamamını sattığını, kesinleşen tespit tutanaklarına göre taşınmazın tamamının 1093,16 m² olması karşısında, taşınmaz yüz ölçümünün sehven uygulama öncesi m² miktarı olan 568 m² olarak yazılmasının davacının taşınmazın tamamını sattığı gerçeğini değiştirmeyeceğini, davacı tarafça aksinin ispatlanamadığını gerekçe olarak belirtip davanın reddine yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı istinaf dilekçesinde özetle; satış tarihinde gayrimenkulün toplamının 1093,16 m² olduğunu, satış senedinde 568 m²’lik kısmın satışının yapıldığını, resmi senedin bu şekilde olduğunu, taşınmazın içerisinde iki katlı evinin olduğunu, bilirkişi raporuna göre bu evin kapladığı alanın 746,60 m² geldiğini, bir kişinin ailesi ile birlikte oturduğu tek dayanak evini satmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, satış senedine yansıyan 568 m²’ye verilmesi gereken anlamın kişinin “yanılması” olabileceğini, söz konusu yanılmanın satıştan 1 ay önce yapılan 22/A uygulamasının gerçekleşme sebebinin anlaşılamaması olduğunu, 22/A uygulaması ile ilk tesis kadastrosundaki mevcut sınırın oturduğu binayı kesmesi nedeniyle binanın 39 parsele dahil edilerek ölçülmüş olmasından kaynaklandığını, başka bir ifade ile 40 parselden bir kısım alanın 39 parsele kaydırıldığını, 6098 sayılı TBK nın “madde 30- Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz” hükmünü amir olduğunu, aynı kanunun 31/5 maddesi “Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa” sözleşme ile bağlı tutulamayacaktır hükmünün düzenlendiğini, gerçekleşen olayların (22/A uygulaması) kendisinin evinin bir kısmını ortadan bölecek şekilde satmasının olsa olsa TBK 30 ve 31 maddelerinde düzenlenen “yanılma” ile açıklanabileceğini belirterek kararın kaldılırıp davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili ek istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda, dava konusu evin bulunduğu kısmın 22/a ölçümleri sonucu 39 parsele dahil olduğunun belirtildiğini, her ne kadar bilirkişi raporunda; 22/a ölçümleri sırasında evi kesmemesi için 39 parsele dahil edildiği yazılı ise de, rapordaki krokiye göre taşınmaz sınırının bu haliyle de evi kestiğini, yine, her ne kadar bilirkişi raporunun 1. sayfasında evin olduğu kısmın 346,56 m² ölçüldüğü yazılı ise de, raporun 3. sayfasında 39 parselin yüz ölçümünün 568 m² iken 22/a çalışmaları sonucu 1.093m²’ye yükseldiğinin yazılı olduğunu, raporun kendi içindeki bu çelişki evin olduğu kısmın keşifte doğru ölçülmemesinden ve evin sınır ölçümlerinde çevresinden “sıfır” mesafe olarak ölçülmesinden kaynaklandığını, bu konuda bilirkişi raporuna itiraz yapılmış ise de mahkemece değerlendirilmediğini, mahkemenin, “davacının sattığını iddia ettiği m² miktarı ile sattığı yerin gerçekte m² miktarının uyuşmadığı görülmektedir.” şeklindeki gerekçesinin, bilirkişi raporunda evin duvarından yapılan hatalı ölçüme dayandığını, bu konuda yapılması gerekenin, tüm bunayı içine alacak şekilde ve binanın çevresinde yeterli boşluk bırakacak şekilde ölçülmesi ve geriye (1.093-568= ) 525 m² olacak şekilde ölçülerek krokide gösterilmesi gerektiğini, bu anlamda; 22/a çalışmalarının mülkiyet ihdas eden ve kesinleştiren mülkiyet kadastrosu olmadığından kesinleşmesinin bir hak kaybına yol açamayacağı gibi, kesinleştiği belirtilen 22/a kadastrosunun tapuya tescil edilmediği ve satış senedinde kadastro parseli olarak hazırlanan “resmi satış senedinde” kargir ev bulunmaksızın 568 m² limon bahçesi olarak imzalandığının sabit olduğunu, bilirkişi raporundaki buna yönelik tesbitler ile tüm bu hususların davalarını doğruladığını, bilirkişi raporunda, davacıya resmi senetle satılan 568 m²’den az olamayacağı hesabıyla ve sadece 39 parsel ile evin duvarı sıfır kabul edilerek oturumunun ölçülmesi dikkate alınarak değerlendirmeler yapıldığını, oysa 25/10/2016 tarihli cevaba cevap ve delil dilekçelerinde de belirttikleri ada bazında tüm parsellerde bir kayma olabileceğinin de dikkate alınmasını talep ettiklerini, netice de, müvekkilinin davalıya 568 m²’lik kısım sattığını, mahkemenin; “…….Sonuç olarak satış senedinden davacının hissesinin tamamını sattığının anlaşıldığı, satış işleminin kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra yapıldığı, kesinleşen tespit tutanaklarına göre taşınmazın yüz ölçümünün 1093,16 m2 olduğu görülmektedir,,,,,,,,taşınmazın tamamının 1093,16 m2 olması karşısında, taşınmaz yüz ölçümünün sehven uygulama öncesi m2 miktarı olan 568 m2 olarak yazılmasının davacının taşınmazın tamamını sattığı gerçeğini değiştirmeyeceğinden,,,,,” şeklindeki gerekçesinin davanın reddine değil, kabulüne dair bir gerekçe olabileceğini, bu konuda hatalı hukuki nitelendirme yapıldığını, bilirkişi raporunda 22/a çalışmasının 24/02/2015 tarihinde kesinleştiği ve davacı ile davalı arasındaki satışın ise 26/03/2015 tarihinde yapıldığının belirtildiğini, bu tesbitten davaları açısından bir olumsuzluk çıkmayacağını, müvekkilinin 22/a tesbitinin ne zaman ilan olup ne zaman kesinleştiğini bilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki, 22/a kadastro çalışması kesinleşmiş olsa bile, satış işlemi itibariyle tapuda tescil edilmediğini, müvekkilnin, tapudaki resmi satış senedinde de 568 m² olarak yazılı olduğunu ve bu miktar taşınmazı sattığını görmesi üzerine evin olduğu kısmın 22/a çalışmaları sırasında varisleri ile zaten hisseli olduğu 121 ada, 40 parsel sayılı taşımnmazın içine alındığını düşündüğünü ve satış senedini imzaladığını, mahkeme gerekçesinin aksine, satış senedinde “..taşınmazdaki hissemin tamamını satıyorum…” ibaresine göre, şeklindeki gerekçenin hatalı bir gerekçe olduğunu, zira, bu gerekçeye göre bile müvekkilinin “..taşınmazdaki hissemin tamamını satıyorum…”şeklindeki imzaladığı satış senedinde müvekkilinin sattığı taşınmaz miktarının 568 m² olduğunun da bir gerçek olduğunu, satış senedindeki bu ibarelere göre müvekkilinin satış beyanının “…568 m² hissemin tamamını sattım…” şeklinde kabul edilmesi yerine yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer bir ifade ile mahkemenin, resmi satış senedindeki bir ibareyi alıp diğerini (satılan kısmın 568 m² olduğu) görmezden gelmesinin doğru olmadığını, keşifte dinlenen tanığın, 22/a çalışmalarında bilirkişilik yaptığını, müvekkilinin, ölçümleri en iyi bu kişi bilebilir diyerek iyi niyetli olarak tanık bildirdiğini, bu tanığın ise bu nedenle uhdesinde sorumluluk doğabileceğinden endişe ederek, ifadesinin başında müvekkilinin davacıya evin üst kısmını sattığını duyduğunu belirtmiş ise de, ifadesinin sonunda; “…davacının nereyi sattığını ve ne kadara sattığını bilmiyorum, dedikten sonra devamında; “…22/a çalışması sırasında bilirkişi evin bir kısmının tapu haricinde kaldığını görünce evin tamamını parselin içine dahil ettiler…” şeklindeki ifadesinin herşeyi ortaya koyduğunu, tanığın ifadesinin devamında yine; “…diğer hudutları davacı gösterdi tapu içerisinde kalmayan kısımlarda tapu içerisine alındı, iki katlı evi satıp satmadığını bilmiyorum,,,” şeklindeki ifadesinin müvekkilin davasını doğruladığını, zira müvekkilinin, kadastro çalışmasının 24/02/2015 tarihinden birkaç ay öncesinde olduğunu düşündüklerinde o tarihte taşımazı satmadığından, parsel sınırını evi dahil edecek şekilde göstermesinden daha doğal birşey olamayacağını, öte yandan; müvekkilinin kendisinin açtığı dava dilekçesindeki ibarelere göre mahkemece davanın tapu iptali ve tescil şeklinde görüldüğünü, bu şekilde görülmesiyle eldeki dava kabul edilemiyor ise, mahkemenin davanın ne davası olduğunu res’en belirlemesi gerektiğini, esasen uyuşmazlığın 39 ile 40 parseller açısından 22/a tesbitine itiraz davası olarak görülüp 40 parselin varsa diğer hissedarlarının davaya dahil edilip (veya muvafakatlarının alınıp) 568 m²’likkısım açısından 39 parselin sınırlarının düzeltimesi gerektiğini, zira, satış işleminden sonra 22/a tesbitinin tapuya tescil edildiğini belirterek kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, Hata(Yanılma) Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil istemine ilişkindir.

Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. (
Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2014/19910 Esas, 2017/1233 Karar sayılı ilamı)

Somut olayda; 26/03/2015 tarihli resmi senette işleme konu tapu sicil kaydına ait bilgiler bölümünde 121 ada, 39 parselin 568 m² limon bahçesi olduğu, tarafların anlaştığı hususlar bölümünde hissenin tamamının 800 TL bedelle K1’a satıldığının belirtildiği resmi senet suretinden anlaşılmaktadır. Dava konusu parsele ait tapu kaydı içeriğinden 3402 Sayılı Yasanın 22/a maddesi gereğince yenileme tescilinin tapuya 31/03/2015 tarihinde işlendiği, taşınmazın metrekaresinin 1093,16 m²’ye çıktığı görülmektedir. 22/a çalışması ile ilgili evraklardan 22/a çalışmasının 24/02/2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında 22/a çalışmalarının henüz tapu müdürlüğüne bildirilmeden davaya konu parsel henüz 568 m² iken bu hisse üzerinden davacı tarafından davalıya satıldığı anlaşılmaktadır. Mahallinde yapılan keşif sonucunda verilen bilirkişi raporunda verilen krokide de davacıya ait evin bulunduğu yer ile davacının sattığını ileri sürdüğü yerin fiilen duvar ile birbirinden ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının dava konusu parsele 22/a uygulaması ile dahil edilen evin bulunduğu yeri satma niyetinde olmadığı hususunu ortaya koymaktadır. Bu nedenlerle mahkemece 22/a çalışmasına ilişkin evrakların satış tarihi itibari ile tapuya işlenip işlenmediği hususu netleştirilerek, dava konusu parselin ifrazının mümkün olup olmadığı hususu da araştırılıp gerekli görülmesi halinde mahallinde yeniden keşif yapılarak veya bilirkişiden ek rapor alınarak davacının evinin bulunduğu yerin ifrazı mümkün ise ayrı parsel olarak ifrazı mümkün değilse hisse olarak, tapu kaydı iptal edilip davacı adına kaydının yapılması gerekirken buna ilişkin eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a-6 bendi uyarınca kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Erdemli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16/03/2018 tarih, 2016/275 Esas, 2018/170 Karar sayılı kararına karşı, davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
İstinafa başvuran tarafçayatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi halinde yatıran tarafa iadesine,

5-
İstinafa başvuran tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından, taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

7-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.04/10/2018
¸ e-imza ¸ e-imza ¸ e-imza ¸ e-imza

  • İlk yayınlanma tarihi: 01 Ağustos 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!