İ S T İ N A F K A R A R I
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi K1’ın borcu nedeniyle F1 A.Ş tarafından İstanbul 30. İcra Müdürlüğü’nün 2016/8149 E sayılı dosyasından icra takibine başlandığını, murisin terekesinin borca batık olduğunu belan etmiş, davacıların mirası hükmen reddetmiş sayılmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; borca batıklığın murisin ölüm tarihi itibariyle olması gerektiğini, alacağın büyük bir kısmının ise işlemiş yasal faiz olduğunu, böyle bir iddianın alacaklıları zarara uğratmak kastıyla yapıldığını, ödemeden acz halinde olmakla borca batık olmanın aynı şey olmadığını, beyan etmiş davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı TMSF ye karşı da dava açılmış ise de, mahkemece ön inceleme duruşmasında davalının yetki itirazı kabul edilerek bu davalı yönünden dava dosyası tefrik edilmiş, yetkisizlik kararı verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; Davanın mirasın hükmen reddi talebine dayandığından, davacıların dava öncesinde mirası kabul iradelerinin olup olmadığı ve murisin ölüm tarihi itibariyle terekenin borca batık olup olmadığı, yapılan tüm araştırmalar neticesinde davacıların, murise ait herhangi bir borcu dava öncesinde üstlenmedikleri, terekeye dair her hangi bir tasarruflarının olmadığı bu haliyle mirası kabul ettikleri sonucu doğuracak bir durumun bulunmadığı, gerek murisin şahsi mal varlığı, gerekse hissedarı olduğu şirketin mal varlığı yönünde yapılan araştırmalar doğrultusunda alınan bilirkişi raporunda murisin ölüm tarihi itibariyle terekesinin borca batık olduğunun rapor edildiği görülmüş, tüm bu tespitler ve izahatlar ışığında, şartları oluştuğundan davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davacılar lehine vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili 22.03.2018 tarihli dilekçesinde; İcranın geri bırakılmasını talep ederek, mahkemenin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, miras bırakan K1’ın borç ödemeden aciz halinde bulunduğunun onun ölümü tarihinde açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olması gerektiğini, bu bakımdan, miras bırakanın ölümünden sonra tespit yapılabilirse de, miras bırakanın borç ödemeden aciz içinde bulunduğunun ölümünden önce açık olması gerektiğini, resmen tespit durumunun ise, miras bırakanın ölüm tarihinde gerçekleşmiş olmasının, miras bırakanın ölümünden bir süre önce borçlarını ödemekten aciz durumda olmasına rağmen, daha sonra işlerini düzeltmesi sebebiyle veya başka bir nedenle ölüm anında borçlarını ödeyebilecek durumda olması durumunda, bu durumun davacılar veya çevresi tarafından bilinmiyor olsa bile mirasın hükmen reddedilmemiş sayılması, mahkemenin bu durumu aydınlatmadan karar vermesinin hatalı olduğunu, bu nedenle yapılacak istinaf incelemesi neticesinde yerel mahkeme hükmünün bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddi yönünde karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Dosya, HMK’nun 355 maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
Dava, TMK’nun 605/2. maddesi gereğince açılan mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. Ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605/2). Mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça, her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesinde belirtilen 3 aylık süre bu davada uygulanmaz. Dava alacaklılara husumet yöneltilerek görülür. Bu davada yetkili mahkeme ise alacaklıların davanın açıldığı zamandaki ikametgahı mahkemesidir. Ayrıca Türk Medeni Kanununun Velayet Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 39/2. fıkrası gereğince mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname sunulması da zorunludur.
Dosyada özel yetki içeren vekaletnamenin sonradan ikmal edildiği görülmektedir.
Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak, bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler, tapu müdürlüğü v.b. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı gözönünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.
Bu hukuksal açıklamadan sonra dava konusu olaya gelince; Davacılar 06.05.2016 tarihli dava dilekçeleri ile murisleri , K1’ın terekesinin ölüm tarihi olan 30/01/2006 tarihi itibariyle borca batık olduğunun ve yasal mirasçıları olan kendilerinin mirası reddettiklerinin tespitine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalı vekili borca batıklığın murisin ölüm tarihi itibariyle olması gerektiğini, alacağın büyük bir kısmının işlemiş yasal faiz olduğunu, böyle bir iddianın alacaklıları zarara uğratmak kastıyla yapıldığını, ödemeden acz halinde olmak ile borca batık olmanın aynı şey olmadığını, davanın 3 aylık sürede açılmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MK’nun 605/2. maddesi gereğince açılan mirasın hükmen reddi istemine ilişkin davalarda , ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, 3 aylık sürenin uygulanmayacağı, mirasın reddedilmiş sayılacağı (TMK m. 605/2). Mirasçıların Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı olan tereke işlerine, olağan yönetim işleri dışındaki işlemlerde bulunan, tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal edinen mirasçının mirası red edemeyeceği, TMK 617 ve 618 maddelerinde ise alacaklıların reddin iptali davası açılabileceği, reddin iptaline karar verilirse, mirasın resmen tasfiye edileceği, ölümden önceki son 5 yıl içinde ki almış oldukları değerle sorumlu olacakları, yine TMK 612 maddesi uyarınca, en yakın mirascıların tümü tarafından reddedilen mirasın iflas hükümlerine göre tasfiye edileceği belirtilmiş olmakla, alacaklıların taleplerinin açılacak bu davalarda ileri sürülebileceği yasa ve içtihatlarla sabittir.
Dosyada mahkemece murise ilişkin aktif ve pasif mal varlıkları araştırılmış, dosya içeriğinde murisin ölümünden sonra 1456 ada 475 parsel ve 2275 ada 2 parselin, Adana 4. İcra Müdürlüğü’nün 1998/3403 Esas sayılı takip dosyasında satıldığı, başkaca mal alacak ve hakkının bulunmadığı yapılan araştırma ve bilirkişi raporundan anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiştir.
Murisin aktif- (pasif) taşınmazının ve mal varlığının bulunmadığı, davalılarca mirasçı olan davacıların mirası kabul ettiklerine ilişkin, muristen intikal eden herhangi bir mal varlığını kabul ettiklerinin yada zımnen mirası kabul etmiş duruma düşüp düşmedikleri hususunun araştırılmadığı görülmektedir.
Adana 4. İcra Müdürlüğü’nün 1998/3403 Esas sayılı takip dosyası, İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün 2016/ 8149 Esas sayılı dosyalarında TMSF’ye devredilen F2bank ve F3bank’dan kullanılan kredilerin ödenmemesi nedeniyle takip yapıldığı, davacıların takiplere karşı , borca, yetkiye, faize itiraz ettikleri anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulan bilirkşi raporunda icra dosyaları bulunmadığından kapak hesabı yapılamadığı, ölüm tarihinde bakiye borcun tespit edilemediği bildirilmiştir.
Ayrıca TMSF yönünden 12.01.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında , davalılardan TMSF yönünden mahkemenin yetkisiz olduğu tespit edildiğinden, TMSF ye karşı açılan davanın tefrikine, yeni bir esasına kaydına karar verildiği, HMK 166 maddesi uyarınca tefrik sonucu bu dosyanın sonucunun ne olduğunun dosyada tespit edilemediği, bu dosyanın hangi bankadan kullanılan alacağa yönelik olduğunun tespit edilmediği, dosya celp edilip incelenmediği,her iki dosyanın birlikte incelenip oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği, yine F3bank Mersin Şubesi’nden kullandırılan krediye ilişkin banka kayıtları, icra dosyası celp edilip incelenmediği, yine davacıların İstanbul 7. İdare Mahkemesinde ödeme emrinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle 2016/951 Esas ve 2016/1007 Esas sayılı dosyalarda dava açtıkları anlaşılmakla bu dosyalar muris ve davacılara ilişkin olmakla incelenmeden karar verilmiştir.
Dosyada muris ve mirasçıları hakkında 6183 SK, İİK uyarınca yapılan takipler, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na göre ve TMSF’ye devredilen bankalardan kullandırılan krediler ile ilgili açılan takip ve dava dosyaları, temlik sözleşmeleri, TMSF kayıtları ve diğer belirtilen belgelerin celbi ile murisin ölüm tarihinde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak araştırılıp, yine mirasçıların takiplere karşı itiraz ve beyanları, idare mahkemesinde ki beyanları ile ilgili dosyalar getirtilip incelenerek, Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı olan tereke işlerine, olağan yönetim işleri dışındaki işlemlerde bulunup bulunmadıkları, terekenin ölüm tarihinde ki durumu hususlarında HMK 266. maddesine uygun bilirkişi incelemesi yapılması, mirasçı olan kişilerin mirası ret edebileceklerinden dosyaya veraset ilamının celbi ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-6 bendi uyarınca kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği görüşüne varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Adana 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21/12/2017 tarih ve 2016/301 Esas, 2017/479 Karar sayılı kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurularının, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca KABULÜNE,
2-İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-Davalı tarafca yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,
5-Davalı tarafca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından, taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
7-Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca, KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.24/04/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe