T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkilini kendisine K1’dan kalan Gülnar İlçesi, A1 Mah 101 Ada 152 parsel sayılı taşınmazın 1995-1998 yıllarında zeytin ağaçları yoğunlukta olmak üzere zeytin, limon, armut ve incir ağaçları diktiğini, yıllarca bu şekile kullandığını, davalı K2’nun bu durumu bildiğini, ancak kadastro geçerken taşınmaz müvekkil ile davalının paylaştığı şekilde kadastro yapılmamış farkli şekilde sınır tespit edildiğini, müvekkilin Adana ilinde olması nedeniyle sınır tespiti yapıldığından haberdar olmadığını, davalı taraf müvekkiline karşı olan tutumunun değiştiğini ve taşınmaz üzerinde bulunan zeytin ağaçlarını söktüğünü ve taşınmazı boşaltmasını istediğini, Gülnar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/1 D.iş dosyası ile tespit edildiğini, taşınmazın sınırları içinde kalan 413,35 m² de toplam 27 ağaç tespit edildiği ve ağaçlarının değerinin 7.845,00 TL olarak belirlendiğini, müvekkilinin 1995 yılından bu yana iyi niyetle kullandığını, müvekkiline ait olan 101 ada 151 pasele tevhidi ile müvekkil lehine temliken tesciline karar verilmesini, mümkün olmaması halinde davalıya ait taşınmazın beyanlar hanesine bu muhdesatın müvekkiline ait olduğunun tespiti ile şerhinin konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili aleyhine açılmış haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, bu dosyanın davacısı K3 aleyhine men-i müdahale ve kal davası açtığını, davanın halen derdest olduğunu, tarafların ve konusunun iş bu dava dosyası ile aynı olduğunu, 101 ada 152 parsel sayılı taşınmazın müvekkili adına, 101 ada 151 parsel sayılı taşınmazın ise davacı adına kayıt ve tescilli olduğunu, tarafların anne bir, babalarının ayrı olduğunu, taraflar annelerinden intikal eden taşınmazları kendi aralarında bölüştüğünü, bu bölüşme davacının isteği doğrultusunda olduğunu, müvekkili taşınmazın batı kısmına 15-20 adet zeytin ağacı bulunduğunu, davalının müvekkiline ait bu ağaçların mahsullerine el attığını, sözlü olarak uyardığını, davalı müvekkilini tapulu taşınmazı içerisine sokmadığını, davacının dava dilekçesindeki anlatımlarının gerçeği yansıtmadığını, davalı el attığı 825,18 m² civarındaki taşınmaz içine zeytin fidanların ektiğini ve damlama sistemi döşediğini, davalı müvekkilinin köyde bulunmadığı bir zaman da tarlasına ekim yaptığını, dava dilekçesindeki anlatımın ve talepleri kabul etmenin mümkün olmayacağını, davacını müvekkiline ait araziyi iyi niyetle değil kötü niyetle tecavüz ettiğini ve müvekkkilinin hakkına el attığını, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; Dava, TMK 722 vd. Maddeleri uyarınca temliken tescil istemine ilişkin olduğu,
Dava konusu taşınmazların tapu kayıtları ve kadastro tutanaklarının incelenmesinde; 101 ada 151 ve 101 ada 152 parsel sayılı taşınmazların sırasıyla davacı ve davalı adına tapuda kayıtlı oldukları, dava konusu taşınmazların bulunduğu A1 mahallesi, A2 mevkiinde kadastro çalışmalarının 02/06/2005 tarihinde tamamlandığı ve 03/06/2005 tarihinde de kadatro tutanaklarının kesinleştiği ve taşınmazların çapa bağlandığı, dava dilekçesi ve içeriği ile iddianın ileri sürülüş biçimi değerlendirildiğinde; davalıya ait 101 ada 152 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının üzerine dava konusu taşınmazda kadastro tutanağının kesinleşmesinden önce başka bir deyişle çapa bağlanmadan önce 1995-1998 yılları arasında zeytin ağaçları ve limon, armut gibi ağaçlar diktiği, taşınmazı yıllardır bu şekilde kullandığı, davalının da bu durumdan haberdar olduğu, müvekkili ile davalının kendi aralarında kadastro geçmeden bu şekilde taşınmazı paylaştıkları, ancak kadastro çalışmaları esnasında paylaşılan şekilde değil, farklı şekilde sınırın tespit edildiği, davacının o dönemde Adana’da olması nedeniyle taşınmazın bu şekilde sınır tespiti yapıldığından haberdar olmadığı, kadastrodan sonra da taşınmazı bu şekilde kullandığı, ancak davalının kadastro geçtikten sonra bu duruma razı gelmediğini belirterek müvekkilinin tasarrufta bulunduğu kısmın müvekkili adına temliken tesciline karar verilmesini talep ettiği,
Davacı vekilinin iddianın ileri sürülüş biçiminden anılan maddede öngörülen ve uygulamada temliken tescil olarak adlandırılan isteme ilişkindir. Bu kapsamda mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirmede; davacı vekili tarafından iddia edildiği gibi müvekkilinin bahse konu ağaçları kadastro tarihinden önce tesis ettiği ve dava konusu iddia ettiği yerdeki kullanım iddiasına kadastro öncesine dayandırdığı, tarafların hukuki nitelendirmesi ile mahkememizin bağlı olmayacağı, hukuki nitelemenin hakime ait olduğu açıklanan nedenlerle davacının iddiasını kadastro öncesi nedenlere dayandırdığı, dava konusu taşınmazların yine yukarıda izah edildiği üzere kadastro tespitlerinin 03/06/2005 tarihinde kesinleştiği, dava tarihinin 29/05/2017 tarihi olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. Maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, bu nedenle davacının TMK’nın 725. maddesine dayanan taleplerinin dinlenemeyeceği ve lehine bir ayni hak tesisine olanak bulunmayacağı nazara alınarak davacının davasının reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN: İstinaf yoluna davacı taraf başvurmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
– Mahkemece, daha ön inceleme duruşmasında, tanık dinlenilmeden, keşif yapılmadan davanın kadastro öncesi hukuki nedene dayalı olduğunundan ve hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
– Öncelikle dava dilekçesinde, açıkça davanın sadece kadastro öncesine dayanmadığını günümüze kadar süren bir hukuki durumu anlattıklarını, “Dava dilekçesi 3. Paragrafında kadastrodan sonra da taşınmazı aynı şekilde kullanmaya devam etmiştir.” şeklinde beyanlarının mevcut olduğunu, Yani mahkemenin gerekçeli kararında belirttiği üzere salt kadastrodan önceki hukuki nedene dayanmışlıklarının olmadığını, Sadece bu yeri kullanmaya başladığı tarih çok eski olup kadastro öncesine dayandığını, kadastro sonrasında da davaya konu taşınmaz içerisine ağaçlar diktiğini, Müvekkilinin bu taşınmazı ekip biçmeye kadastrodan sonra da yıllarca devam etmiş olduğunu, eksik inceleme ile yanılgıya düşerek, ön inceleme aşamasında davanın reddine karar verildiğini, HMK madde 140/5 gereğince daha 2 haftalık delil sunma ve delilleri açıklama süresi mevcut olduğunu, Hal böyle iken delilleri açıklama hakkı da kısıtlanarak, eksik inceleme ile verilmiş olan karar usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini,
– Kaldı ki Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2006/2861 Esas 2006/4422Karar sayılı 13/04/2006 tarihli kararında; “Yasada 724.maddeye dayanılarak açılan davaların belli bir zamanaşımı süresine tabi tutulduğuna dair hüküm yoktur.” şeklindeki kararı da açmış olduğu davanın zaman aşımına tabi olmadığını açıkça göstermektedir. Yine aynı karar da; “Başkasına ait arazi üzerine yapı yapıldıktan sonra bu hak hemen kullanılacağı gibi, yapı başkasının arazisinde kaldığı sürece 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş olsa bile yapının varlığı sebebi ile bu süre biter bitmez yeni bir talep ve dava hakkı doğacağından 10 yılın geçmesinden sonra da ileri sürülebilir demektedir.”
Bu karardan da açıkça anlaşılacağı üzere açmış oldukları dava için kanunda öngörülmüş bir hak düşürücü süre zamanaşımı süresinin mevcut olmadığını,
– Dava dilekçemiz tek talepli olmayıp terditli talep olduğunu, sadece tapu iptali tescil olmayıp bu talep kabul görmez ise muhdesat tespitine ilişkin olduğunu,
– Ayrıca gerekçeli karar incelendiğinde TMK’nın Taşkın yapılara ilişkin 725. Maddesi incelendiğini, Ancak dava dayanmış oldukları maddeler TMK 729 ve 724 olduğunu, mahkemece keşif yapılmadığından dolayı davaya konu taşınmaz içerisinde olan muhdesatın tespiti yapılamadığını,
Açıklamaya çalıştıkları nedenlerle eksik inceleme ve gerekçe ile verilen Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, dosyanın yeniden incelenmek üzere mahal mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Dava, TMK.nun 724 ve 729 mad. uyarınca açılan temliken tescil, olmadığı takdirde ağaçların davacı tarafından dikildiği ve yetiştirilmesi nedeniyle tapuya şerh verilmesi davası niteliğindedir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacının bahse konu ağaçları kadastro tarihinden önce tesis ettiği ve dava konusu iddia ettiği yerdeki kullanım iddiasını kadastro öncesine dayandırdığı, tarafların hukuki nitelendirmesi ile mahkememizin bağlı olmayacağı, hukuki nitelemenin hakime ait olduğu, açıklanan nedenlerle davacının iddiasını kadastro öncesi nedenlere dayandırdığı, dava konusu taşınmazların yine yukarıda izah edildiği üzere kadastro tespitlerinin 03/06/2005 tarihinde kesinleştiği, dava tarihinin 29/05/2017 tarihi olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. Maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, bu nedenle davacının TMK’nın 725. maddesine dayanan taleplerinin dinlenemeyeceği ve lehine bir ayni hak tesisine olanak bulunmayacağı (gerekçeleriyle) nazara alınarak davacının davasının reddine karar verildiği görülmüştür.
Kararı, davacı vekili istinaf etmiştir.
Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/173 Esas, 2017/396 Karar Sayılı dosyası üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan dava, muhtesat aidiyetinin tespiti ile bu muhdesatın değeri arazinin değerinden fazla olması nedeniyle bedeli karşılığında arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi istemi, bu olmadığı takdirde de muhdesatın – ağaçların davacı tarafından yetiştirildiğinin tespiti ile davacıya ait olduğunun tapuya şerh verilmesi istemi niteliğindedir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. (4721 Sayılı TMK 684/1 mad). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklarda girer (TMK 718 maddesi). 22.12.1995 tarihli, 1/3 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir.
Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 maddeleri), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Diğer yandan, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Beyanlar” başlıklı 1012/2, 3. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Tapu Sicili Tüzüğü’nün 60.maddesine göre de, kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır. Sözkonusu yasal düzenlemelere göre, her beyanın tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterebilmesi mümkün değildir. Bunun için, Türk Medeni Kanunu’nda ya da özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmiş olması veya Tapu Sicil Tüzüğü’nde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtme kütüğün beyanlar sütununda gösterilemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 Sayılı HMK 106/2 maddesi) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1 -h, 115 maddeleri).
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
TMK’nın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir.
Yapı yıkılamadığı ve temliken tescil olmadığı takdirde taşınmaz malikinin malvarlığında sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme sahibine muhik (haklı) bir tazminat vermesi gerekir. Ancak malzeme sahibi iyiniyetli değilse tazminat miktarı levazımın en az kıymetini geçemez.
Davacının ikinci kademesinde temliken tescil talebinde bulunmasına göre yapılan incelemede, TMK 684 ve 718 madde hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzi haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak yasa koyucu taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nun 722, 723 ve 724 maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli esaslı ve tamamlayıcı parça niteliğinde yapı yapması halinde diğer şartlar da mevcutsa malzeme sahibinin yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. TMK 724 maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Bunun için birinci şart malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. İkinci şart ise yapı değerinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Üçüncü şart yapıyı yapanın taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Bu üç şartın yanısıra yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanının kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek içni bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gerekir. Somut olayda dava konuşu taşınmazın bulunduğu yer arazi kadastrosu neticesinde davalı adına tescil edilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacının dava konusu taşınmazda hissesinin bulunmadığı, ancak dava konusu yer üzerindeki ağaçları kadastro öncesi dikmesi ve yetiştirmesi nedeniyle dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, TMK.nun 722, 723, 724 ve 729. caddeleri uyarınca açılan davalarda zamanaşımının kural olarak uygulanmadığı, bu nedenle davacının terditli talebi olan temliken tescil ve ağaçların davacı tarafından dikildiği ve yetiştirildiğinin tespiti ve 729.madde uyarınca değerlendirme yapılması gerektiği halde, dava dilekçesindeki değerlendirme ve açıklamalara aykırı olarak 10 yıllık zamanaşımı geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Davacı, dava dilekçesi sonuç kısmında açıkça TMK.nun 724 ve 729.maddesi uyarınca zemin değeri davacı tarafından ödenerek temliken tescil ve davacıya ait 151 parsele tevhidi talebinde bulunmuştur.
Tüm bu nedenlerle; malzeme sahibinin iyiniyetli olup olmadığı, yapı değerinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olup olmadığı, yapıyı yapanın taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesi hususları değerlendirilmeli, yine yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer inşaat/ağaçlı alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gerekir. Ancak burada ayrı bir parsel numarası verilmesinden ziyade davacı kendi parseline tevhit edilmesi talebinde bulunduğundan bu hususunda değerlendirilmesi gerektiğinden istinaf başvurusunun duruşma açılmadan HMK.’nın 114, 353/1-a-4, 353/1-a-6 maddeleri gereğince kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15/11/2017 tarih ve 2017/173 Esas, 2017/396 Karar sayılı kararına karşı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-4 ve 6. bendi uyarınca KABULÜNE,
2-İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4- Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının (35,90 TL) talebi halinde iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın yerel Mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.17/04/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe