T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
HATAY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
K1
– N1 – A1
VEKİLİ:
Av. K2 – A2
DAVALI:
K3
– A3
DAVANIN KONUSU :
Taşkınlığın ve taşkınlık tehlikesinin giderilmesi, Eski hale getirme, Zarar için tazminat
DAVA TARİHİ :
07/10/2015
DAİRE KARAR TARİHİ :
16/03/2018
KARAR YAZIM TARİHİ :
16/03/2018
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’ nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacının Antakya ili, A4 köyü, 111 ada, 76 ve 77 parsel sayılı taşınmazların hissedarı olduğunu, davalının 71 nolu parselinin davacının parselleri ile bitişik olduğunu, davalının düşük kotta kalan parselinde hafriyat çalışması yapıldığını ve davacının parselinde derin çatlamalara sebebiyet verdiğini, bu durumun Hatay 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/7 D.İş sayılı dosyasında tespit edildiğini, kaymaların halen devam ettiğini, davalıya yapılan müracaatlara rağmen olumlu sonuç alınamadığını belirterek, davacının uğramış olduğu zararın tespit edilip zararın giderilmesine, zarar tehlikesinin önlenmesine, eski hale iadeye ve tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı
K3 ilk derece mahkemesine vermiş olduğu beyanında özetle; davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davaya konu davacıya ait olan 75 ve 76 parselde kayıtlı taşınmaza, 01/11/2017 tarihli ek fen bilirkişi raporunda A ve B harfi ile gösterilen kısımlarda davalı tarafından el atma tarihinde kendisine ait olan parseldeki meyli teraslamak amacıyla harfiyat çalışması yaptığı, bu sebeple davacının parseli ile davalı parsel arasında kot farkı oluştuğu ve davacının parselinde bulunan toprağın davalı parsele doğru aktığı ve bu zararın durdurulması için sınır hattı boyunca istinad duvarı yapılması gerektiği gerekçesiyle davacının hissesine düşen 41.027,00 TL eski hale getirme bedelinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı K3 istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın ilk önce taşkınlığın ve taşkınlık tehlikesinin önlenmesini ve eski hale iadesini talep ettiğini, ancak mahkemece hüküm kısmının 1 nolu madde başlığında bu hususlara hiç değinilmeden davanın kısmen kabulü ile davacının hissesine düşen 41.027,00 TL eski hale getirme bedelinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiğini, 31/10/2017 tarihli oturumda ve son olarak da 19/12/2017 tarihli oturumda mahkemeye tarafına izin verilmesi halinde dava konusu istinat duvarını yapmaya hazır olduğunu (bu husustaki hafriyat ve toprak kaymasını gerçekleştirmemiş olmasına rağmen) beyan etmiş olmasına rağmen bu husustaki savunmalarının ve beyanlarının dikkate alınmadan mahkemece direk eski hale getirme bedelinin tarafından tahsiline karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın maliki olmadığı halde tarafına dava açılmış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, daha önceden dosyaya sunmuş olduğu bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de belirttiği üzere söz konusu hafriyat ve toprak kayması fiillerinin tarafından gerçekleştirilmediğini, davacı tarafın bu yöndeki eylemin kendisi tarafından işlendiğini ispat edemediğini, pasif husumet ehliyetinin olmadığı gibi söz konusu eylemin kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini, dava tarihi itibarıyle de dava konusu taşınmazın malikinin kendisi olmadığını, bu hususta pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, taşınmazı satın alan kişinin aktif ve pasifiyle ve halihazır durumuyla satın almış olduğunu, mahkemeye sunmuş olduğu 26/07/2017 tarihli dilekçesindeki, Bilirkişi Raporuna itirazlarını içeren dilekçede ileri sürmüş olduğu hususların mahkemece hiçbir surette değerlendirmeye alınmadığını, bilirkişilerden ek rapor alınmadığını, diğer hususlardaki itirazlarının da hiç değerlendirilmediğini, davacı tarafın dava konusu taşınmazda hissedar olduğunu, tamamının kendisine ait olmadığını, bu hususta diğer hissedarlar ile zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu ve birlikte dava açabileceklerini, mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olduğunu ve bu hususun mahkemece hiç değerlendirilmemiş olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasında görülen dava, zararın giderilmesi, zarar tehlikesinin önlenmesi, eski hale iade ve tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafından 71 parsel maliki olan davalının parselinde tesfiye çalışması yapması nedeni ile maliki olduğu 76 ve 77 nolu parsellerde çatlamalar ve kaymalar olduğu belirtilerek zararın giderilmesi, zarar tehlikesinin önlenmesi, eski hale iade ve tazminat istemi ile dava açılmıştır.
Davalı, söz konusu parseli sattığını, kendisinin parselde düzenleme işlemi yapmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının hisse oranı dikkate alınarak 41.027,00 TL eski hale getirme bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik karar verilmiştir.
Davalı istinaf yoluna başvurmuştur.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2013/15475 Esas, 2014/3056 Karar sayılı kararında belirtildiği şekilde; TMK m. 683’teki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.
Diğer taraftan TMK’nın 749. maddesi gereğince her arazi maliki taşınmazının sınırının çit veya duvar gibi sınırlıklarla çevrilmesi için yapılan giderleri karşılamak zorundadır. TMK’nın 750. maddesi gereğince de bu giderlere kendi yararlanması oranında katılması gerekmektedir.
Yine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin2012/13187 Esas, 2012/11479 Karar sayılı kararında da belirtildiği şekilde; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanun’un 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Yine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2006/6701 Esas, 2006/7862 Karar sayılı kararında da belirtildiği şekilde;Komşuluktan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde gözetilmesi gereken ilkelerden biriside komşu taşınmaz maliklerinin mülkiyetten kaynaklanan haklarını kullanırken bu haklarında karşılıklı fedakarlıklar da bulunmaları olup, çekişmenin çözümünde fedakarlığın olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi asıldır. Başka bir deyişle her taşınmaz maliki komşuluk hukukundan doğan hak ve yetkilerini kullanırken gerekli işlere ve doğan zararın giderilmesine kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.
Somut olayda; davalı, 71 nolu parselin farklı bir kişiye devredildiği, kendisinin 71 parsel maliki olmadığı, pasif dava ehliyetinin bulunmadığı iddialarını ileri sürmektedir.
6100 sayılı HMK.nun “Dava Konusunun Devri” başlıklı 125/1. maddesinde: “Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a)İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b)İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.” hükmü düzenlenmiştir.
TMK.nun “Katılma Yükümlülüğü” başlıklı 750. maddesinde; “Her taşınmaz maliki, komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması için gerekli işlere ve bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiştir.
TMK’nın 750. maddesindeki düzenleme dikkate alındığında, mahkemece, 71 nolu parselin yeni tarihli tapu kaydı getirtilerek, iddiaya konu husus araştırılıp, 71 nolu parsel maliki değişmiş ise yeni malikin davaya dahil edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece bu husus dikkate alınmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan rapor içeriği de fedakarlığın denkleştirilmesi açısından, yukarıda belirtilen Yargıtay kararları içeriğindeki düzenlemelere uygun değildir. Buna göre, gerekirse bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle yapılması gerekli istinat duvarı masraflarına, tarafların sebep olma ve yararlanma oranları gözetilerek özverinin (fedakarlığın) olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi için davacının 1/2’den daha az, zararın davalı tarafın eyleminden kaynaklanması nedeniyle davalı tarafın ise daha çok oranda olacak şekilde katlanmaları yönünde yeniden bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu nedenle mahkemece, taraf teşkili ve fedakarlığın denkleştirilmesi açısından eksik hususları giderip, yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a-4, 6 bentleri uyarınca kaldırılması gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Hatay 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19/12/2017 tarih ve 2015/229 Esas, 2017/578 Karar sayılı kararına karşı, davalının istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun
353/1-a-4, 6 bentleri uyarınca, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talepleri halinde iadesine,
5-
Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.16/03/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe