TBB Disiplin Kurulu Kararı – E. 2017/952 K. 2017/1116

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/988

Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.

İlgili AVK maddeleri: AVK Madde 5, AVK Madde 153
[ÖZET] * Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesinde belirtilen bir suçtan dolayı hakkında mahkûmiyet kararı verildiği ve halen tutuklu bulunduğu, 153. maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği anlaşıldığından, şikâyetli avukatın tedbiren işten yasaklanmasına karar vermek gerekmiştir.
(Avukatlık Yasası 5/1-a, 153)

[KARAR METNİ] Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün 92358809-152.03-62189-33680 sayılı ve 01.12.2017 günlü “Olur”u ile Kurulumuzun 30.09.2017 gün ve 2017/786 Esas, 2017/834 Karar sayılı kararı,
“Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunca, Avukatlık Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca tedbir kararı verilebileceği hususunda adı geçen Avukata tebligat yapılmadığından savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle, itirazın kabulüne ve söz konusu kararın kaldırılmasına karar verilmiş ise de,
Adı geçen Avukatın FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklandığı ve hakkında … 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan söz konusu ceza davası neticesinde, 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 53, 58/9 delaletiyle 58/6, 7 ve 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde, baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek. Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığım tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerin terör eylemleri olduğu belirtilmiştir.
Milli Güvenlik Kurulunun 26.02.2014 ilâ 26.05.2016 tarihleri arasında gerçekleştirilen toplantılarda FETÖ/PDY’nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, Devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, yasa dışı ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapıldığı ve bu terör örgütü ile tüm kurum ve birimlerin birlikte etkin bir şekilde mücadele edilmesine dair kararların alındığı gibi Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarih ve Esas: 2017/1443, Karar: 2017/4758 sayılı kararında da silahlı terör örgütü olarak kabul edildiği görülmüştür.
Diğer taraftan, Ülkemizde Devletin içine sızan FETÖ/PDY mensupları, sadece demokratik hukuk düzenine tehdit oluşturmakla kalmayıp, 15.07.2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunmak suretiyle fiilen de demokratik hukuk devletine ve milli güvenliğe karşı da büyük bir tehdit oluşturduklarını göstermişlerdir. Bu nedenle, darbe teşebbüsü akabinde Devlet kurumlarının FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti değerlendirilen örgüt üyelerinden hızlı bir şekilde arındırılabilmesi amacıyla Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarılmıştır.
Milli Güvenlik Kurulu ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararları ile terör örgütü olarak belirlenen Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) mensubu ve bunlarla birlikte hareket eden bazı kamu görevlileri ve sivil unsurların kamu kurumlarında hücreler şeklinde yapılanarak bürokrasiyi ve Devletin yönetimini ele geçirmek amacıyla tüm ülke genelinde yaygın bir terör faaliyeti gerçekleştirdiklerinden bahisle birçok kişi hakkında ceza soruşturması başlatılmış ve çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerde tüm kamu personelinden terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Bu soruşturmalar kapsamında 15 Temmuz darbe gecesi fiili olarak darbe girişimine katılmamakla birlikte FETÖ terör örgütünün mensubu olduğu tespit edilen bir kısım hâkim ve savcılar hakkında da Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile meslekten çıkarma kararı verilmiştir.
Avukat ve Avukatlık mesleği, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ederek, hukuki sorunların ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması bağlamında, yaşamsal bir önem ve değere sahiptir. Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi, avukatlık mesleğinin “kamu hizmeti ve serbest bir meslek” şeklindeki nitelemesi ile, avukatların serbest meslek çalışmalarını yürütürken görev yapılan alanın kamusal ağırlığına dayanmaktadır. Bilgi ve deneyimlerini öncelikle adalet hizmetine vererek, adalete ve hakkaniyete uygun çözümler için hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasında yargı organlarıyla yetkili kurul ve kurumlara yardımı görev bilen avukatın, hukuk devletinin yargı düzeni içindeki yeri özellik taşımaktadır.
Bu kapsamda, Avukatlık Kanununun 5/1-a maddesinde Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süre ile hapis cezasına ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmak hali avukatlığa kabule engel sayılmıştır.
Aynı Kanununun 136/1. maddesi uyarınca, 5/1-(a) maddesinde sayılan bir suçtan kesin olarak hüküm giyme halinde meslekten çıkarma cezasının uygulanacağı ve 74. maddesi uyarınca da 5/1-(a) bendinde yazılı suçlardan kesin olarak hüküm giyenlerin ruhsatnamesi baro yönetim kurulunca geri alınarak iptal edileceği ve adları bir daha yazılmamak üzere levhadan silineceği hüküm altına alınmıştır.
Adı geçen Avukata isnat edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı Beşinci Bölümünde yer alan silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ile silahlı terör örgütüne üye olma suçları Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesi uyarınca avukatlığa engel olup 136/1. maddesi uyarınca da meslekten çıkarma cezasını gerektirmektedir.
Diğer taraftan, … Barosu Disiplin Kurulunca, Avukatlık Kanunu’nun 153. maddesi kapsamında tedbiren işten yasaklama kararı verilmeden önce adı geçen Avukatın 10.04.2017 tarihinde cezaevinde istinabe yoluyla dinlendiği ve kendisine süre verilerek aynı konuda 28.04.2017 tarihli yazılı savunmasının alındığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, adı geçen Avukatın Avukatlık Kanununun 5/1-a maddesinde belirtilen bir suçtan dolayı hakkında mahkûmiyet kararı verildiği ve halen tutuklu bulunduğu, 153. maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği, avukatlık mesleğinin önem ve niteliği, söz konusu örgüte mensup olduklarına dair kuvvetli delil ve şüphe bulunanların görevine devamının kovuşturmanın selameti ile yargı erkinin nüfuz ve itibarını zedeleyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde adı geçen Avukat hakkında Baro Disiplin Kurulunca verilen tedbir mahiyetinde işten yasaklama kararının kaldırılması yerinde görülmemiştir.” gerekçesi ile Avukatlık Yasası’nın 157/7. maddesi gereği bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmiştir.
Geri gönderme gerekçesi ile birlikte dosya yeniden incelendi:
Şikâyetli avukatın FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınması ve … 2. Ağır Ceza Mahkemesinde “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan kamu davası açılması üzerine re’sen başlatılan disiplin kovuşturmasında, Baro Disiplin Kurulu’nca Avukatlık Yasası’nın 153. maddesi uyarınca “Tedbiren İşten Yasaklama Kararı” verilmiştir.
Şikâyetli avukat yazılı savunmalarında özetle; Baro Disiplin Kurulu’nda sözlü olarak dinlenmek istediğini, bu imkânın sağlanmamasının savunma hakkının kısıtlanması mahiyetinde olacağını, Avukatlık Yasası’nın 153.maddesi uyarınca kendisine yapılan herhangi bir tebligat bulunmadığını, tutuklu olmayan avukatlar hakkında tedbir kararı verilebileceğini, tutuklu olan bir kişinin fiilen avukatlık yapamayacağının da herkesin malumu olduğunu, 18 yıllık meslek hayatı boyunca kusurlu bir davranışının bulunmadığını, darbe sonrası yapılan yargılamalarda hukuk düzeninin sağlıklı işlemediğini, olağanüstü koşullarda mahkûmiyetler dahi verildiğini, dernek üyesi olmak, banka hesabı olmak, basın açıklamasında bulunmak, sosyal medya paylaşımlarında bulunmak, FETÖ üyesi olduğu iddia edilen kişilerin avukatlığını yapmak, sohbet toplantısına katılmak, Bylock iletişim programı kullanmak, seyahat etmek şeklide tezahür eden hakkındaki suçlamaların Anayasa, AİHS ve Havana Kuraları kapsamında kendisine tanınmış olan temel haklar olduğunu belirterek, Baro Disiplin Kurulu’nun da hukuk dışı hareket etmeyeceğine inanarak hakkında tedbir kararı verilmemesini talep etmiştir.
Şikâyetli avukat sözlü beyanında; “Tarafıma TCK 314/2 maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olmaktan dolayı soruşturma başlatılmış olup bu bağlamda Cumhuriyet Savcısı H.K. Baroya hitaben disiplin yönünden de soruşturma yapılması amacıyla yazı gönderilmiştir. Öncelikle ceza soruşturması söz konusu iken bununla beraber ikinci bir bu eyleme dair disiplin soruşturması yapılması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırıdır. Bu nedenle Avukatlık Kanunu’nda da belirgin olduğu üzere ve Barolar Birliğinin birçok kararında da belirtildiği üzere disiplin soruşturmasının ceza soruşturması kesinleşene kadar durdurulması gerekmektedir. Ceza soruşturması kapsamında tarafıma isnat edilen terör üyeliği TMK 1. maddesinde cebir şiddet ve tehdit kullanmak sureti ile kanunda suç olarak tanım bulan eylemlerin gerçekleştirilmesi olarak nitelendirilmiştir. Tarafıma bugüne kadar TCK ya da sair kanunlarda suç olarak tanımlanan herhangi bir eylemi yaptığıma dair hiçbir isnatta bulunulmadığı gibi herhangi bir cebir şiddet ve tehdit yöntemini kullanarak suç konusu olan eylemleri yaptığımda iddia edilmemiştir. 18 yıllık meslek hayatım boyunca beni tanıyan bütün meslektaşlarım hiçbir kimseye zarar verici bir eylemimin olmadığını yakinen bilirler. Hatta şu anda ifade verdiğim disiplin kurulu üyeliği dahi yapmış olduğum baromuzun bu soruşturmayı yapmasından dolayı şahsım adına hicap duyuyorum. Ceza dosyası incelendiğinde tarafıma suç olmayan dosyaya delil olarak sunulan hususlar şunlardır. Adliye önünde hukuksuzluğa tepki amaçlı olarak hukuka uygun hareket edilmesi amacıyla yapılan bir basın açıklamasına katılmak. Havana kuralları gereği hukuksuzluklar karşısında bu hukuksuzluk her kime olursa olsun karşı çıkmak hukukun uygulanmasını talep etmek ilk olarak avukatların görevidir. Tarih boyunca haksızlıklara karşı çıkan ve bu uğurda canını vermiş olan öncelikle avukatlardır. Ve evrensel hukukun insan haklarının gelişmesini en büyük ölçüde sağlayan avukatlar olmuştur. Baro olarak da her daim hukuksuzluklara karşı basın açıklamaları yapılmış olup bu basın açıklamalarında ekseriyetle katılmış olduğum herkesle malumdur. En son 18 Temmuz tarihinde Baromuzca yapılan ve yargılamaların adil tarafsız hukuka uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi amacı ile yapılan adliye önünde ki basın açıklamasında da bulunmuş idim. Bu basın açıklamasında adliyemizden ve ilimizde bulunan idari ve askeri yargıya adliyelerden görevi başındayken gözaltına hâkim ve savcıların yargılamalarının da hukuk çerçevesinde olması gerektiği belirtilmiştir.
İkinci husus bir bankada hesabımın bulunmasıdır. Ceza yargılamasında belirttiğim üzere .de şubesi bulunan bankaların çoğunluğunda hesabım bulunmaktadır. Bir bankada hesap bulunması dünyanın hiçbir yerinde suç olarak nitelendirilmemektedir. Bu bankada her ne kadar mevduatım bulunmasa dahi mevduatın bulunması bile örgüt üyeliği olarak nitelendirilemez. Zor durumda olan bir bankaya Amerika ve Avrupa ülkelerinde örnekleri görüldüğü üzere doğrudan devlet tarafından mali durumunun güçlendirilmesi amaçlı destekler yapılmaktadır. Ülkede faaliyet gösteren herhangi bir bankanın mali durumunun kötüleşerek faaliyetlerinin sona ermesi doğrudan milleti etkilemektedir. Bunun örneğini ülkemiz çok görmüştür.
Üçüncü olarak bir iletişim programını kullandığım ifade edilmiştir. İletişim hakkı anayasa ve AİHS ile teminat altındadır. Böyle bir iletişim programını kullanmadığım savunmamda da belirtilmiştir. MİT tarafından gönderilen yazıda tespitin bir istihbarî veri olduğu hukuki delil mahiyetinin bulunmadığı büyük harf ve puntolarla belirtilmiştir. Ayrıca aynı yazıda bu verinin delil olarak kullanabilmesi için başka kurumlara bu bağlamda belge hazırlanması gerektiği belirtilmiştir. Mitin dahi yasak delil olarak nitelendirdiği belge ile yargılanmaktayım. Buradaki telefon numarasının bir başka H.A.’ya ait olduğu fakat yanına benim T.C. numaramın yazılmış olduğu dosya kapsamında ortaya çıkmıştır. Yine programı indirdim denilen tarihten 3 ay sonra telefonu satın almış olduğum dosyada belirgindir. Suç delili uydurularak, suç işlenerek tarafıma suç isnat edilmiştir. İnternet Yolu ile İşlenen Suçlara İlişkin Kanun, CMK ve MİT Kanunu uyarınca söz konusu verilerin delil olmayacağı aşikârdır.
Bunun dışında yine meslektaşımız tarafından aleyhimize tanıklık yapılmıştır. Dinlenen meslektaşımız benim ve diğer sanıkların iyi ahlaklı insanlar olduğumuzu söylemiştir. Ve bizim suç işlediğimize dair bir görgüsünün olmadığı da ifadesi ile sabittir.
Bunun dışında ki başkaca aklıma gelen isnat bulunmamaktadır. Lâkin varsa da arz ettiğim üzere kanunlarda suç olarak tarif edilen tanımlanan eylemler olmayıp tamamı savunmamda da belirttiğim üzere Havana Kuralları ile avukata yüklenmiş olan görev verilmiş olan hakların kullanılmasından ibarettir.
Hali hazırda aklıma gelen başkaca bir husus olmamakla birlikte ekleyecek başkaca bir husus olursa yazılı savunmamı da arz edeceğim. Bu konuda süre talep etmekteyim.” demiştir.
İncelenen dosya kapsamında Şikâyetli Avukatın disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan … 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/482 esasına kayden kamu davası açıldığı, Mahkemenin 17.07.2017 günlü kararı ile; sanık şikâyetli avukatın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5/1.maddeleri gereğince neticeten 10 Yıl 6 Ay Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına, sanığa verilen hapis cezasının miktarı dikkate alınarak TCK’nın 50, 51 ve CMK’nın 231. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği,
… Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/396 soruşturma nolu ve 25.10.2016 günlü iddianamesinin örneğinin, … 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/482 esas sayılı dosyasının 08.01.2017 günlü duruşma tutanağının örneğinin dosyamız münderecatında CD içerisinde yer aldığı,
Şikâyetli avukatın 05.09.2017 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle; önceki savunmalarını aynen tekrarla, Baro Disiplin Kurulu’nca dinlenmeye ilişkin herhangi bir çağrının olmadığını, Baro Disiplin Kurulu üyesinin cezaevine gelerek savunma almasının dinleme olarak kabul edilemeyeceğini, savunma hakkının kısıtlandığını, fiilen iş alabilme ihtimali de bulunmadığından hakkında tedbiren işten yasaklama kararı verilemeyeceğini belirterek yasal şartları oluşmadığından, somut olayda da tedbir kararı verilmesine yer olmadığından itirazının kabulü ile kararın kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir.
Bakanlık geri gönderme gerekçesi yerinde görülerek uyulması, itirazın reddi ile Baro Disiplin Kurulu kararının onanması, şikâyetlinin tedbiren işten yasaklanması gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1- Bakanlık geri gönderme gerekçesine uyularak itirazın reddi ile; … Barosu Disiplin Kurulu’nun
“Tedbiren İşten Yasaklama Kararı Verilmesine”
ilişkin 20.07.2017 gün ve 2016/38 Esas sayılı kararının
ONANMASINA
,
2-Şikâyetli avukatın
TEDBİREN İŞTEN YASAKLANMASINA
,
3-Sonucun, Avukatlık Yasası’nın 157/7. maddesi gereği Adalet Bakanlığı’na bildirilmesine,
4-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemesi’nde dava yolu açık olmak üzere,
Oyçokluğu ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 24 Aralık 2017
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!