Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/2024
Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.
Yaptırım yönünden, Baro Disiplin Kurulu’nun yaptırımı, şikâyetlinin daha önce kesinleşmiş uyarma ve kınama disiplin cezalarıyla sabit tekerrür durumu karşısında Avukatlık Kanunu madde 136 uyarınca ağırlaştırılabilir niteliktedir. Kanunun açık hükmü gereği, beş yıllık dönem içinde birden çok disiplin cezasını gerektiren davranışta bulunan avukata her yeni fiili için bir öncekinden daha ağır ceza uygulanır;
(Av. Yas. m. 34,134,136 TBB.Mes.Kur.m.3,4) [KARAR METNİ] Şikâyetli avukat hakkında; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 26.10.2017 günlü “Olur”u ile; “Boşanma davası açmak amacıyla …9. Noterliğince düzenlenen 07.10.2016 tarihli ve 13418 yevmiye sayılı vekâletname ile müştekinin vekilliğini üstlenmesine rağmen, … 4. Aile Mahkemesinin 2017/83 esasına kayden 28.02.2017 tarihinde 4 ay gecikmeli olarak açıp süresinde de tedbir talebinde bulunmayarak davalının mal kaçırmasına sebebiyet verdiği” iddiası bakımından soruşturma izni verilmesi ve şikâyetçinin 12.04.2017 günlü şikâyeti üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek ceza tayin edilmiştir.
Şikâyetli avukat soruşturma ve kovuşturma aşamasında savunma vermemiştir.
İncelemeye konu eylem bakımından yargılandığı ceza mahkemesinde, “Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, ben A… K… ile boşanma davasının açılması ve davalarının takibi için yazılı sözleşme yaptım, kendisi ile hatırladığım kadarıyla peşin ödemesi kaydıyla 6.500,00 TL ye anlaştık, müvekkilim buna rağmen bana 2.000-2.500 TL para ödedi, ücretimi sürekli bugün yarın öderim diyerek beni oyaladı, bizim kendisi ile yaptığımız sözleşmede ücretimin peşin ödenmemesi halinde benim hiçbir işlem yapmayacağım hatta ödemiş olduğu bir ücret var ise bunun da danışmanlık ücreti sayılacağı hususunda bir madde vardı, müvekkilim ücretimin tamamını vermediği halde, ben hak kaybına uğramasın diye boşanma davasını açtım, hatta sözleşme konusu olmamasına rağmen eşi ile arasında devam eden ceza davasında da eşi ile karşılaşmak istemediğini söylediği için bu davayı da herhangi bir ücret almadan takip ettim, ben mesleğimin gereklerini yerine getirdim, müvekkil bana karşı olan sorumlulukları yerine getirmemiştir, müvekkilin çalıştığı iş yerinde bir arkadaşı müvekkilimin boşanma davasının olduğunu öğrenince benim avukat akrabam var davanı ona verelim, o daha iyi takip eder demiş, müvekkil de ofisime gelip bana durumu anlattı, ödemiş olduğu parayı geri istedi ben de sözleşme gereği bana para vermesi gerektiğini söyleyince de beni şikâyet etti, olay bu nedenle bu hale geldi, ben üzerime atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum.” şeklinde savunmada bulunmuştur.
İncelenen dosya kapsamında; Baro Yönetim Kurulu’nun 21.03.2018 günlü toplantısında şikâyetli avukat hakkında, Avukatlık Kanunu’nun 34, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3, 4, 38 ve 41. Maddesi gereğince disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Şikâyetli avukatın disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle, “Görevi Kötüye Kullanmak” suçundan cezalandırılması istemiyle … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/502 esasına kayden açılan kamu davasında, Mahkemenin 26.11.2019 gün ve 2019/329 karar sayılı ilamı ile; sanık şikâyetli avukatın eylemine uyan TCK’nın 257/1. maddesi gereğince neticeten 8 Ay Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, şikâyetli avukatın eylemine uyan TCK’nın 257/2. maddesi gereğince neticeten 6 Ay Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz de onanarak 04.11.2024 günü kesinleştiği,
Bölge Adliye Mahkemesinin; “Sanık savunmasında katılan ile anlaşılan vekalet ücreti miktarı olan 6.500,00 TL’nin 2.000-2.500 TL’lik kısmının ödenmesi, kalan kısmının ödenmemesi nedeniyle düzenlenen Avukatlık sözleşmesi uyarınca sorumluluğu bulunmadığını ve görevini ihmal etmediği gibi katılan yönünden oluşan bir zararın da bulunmadığını, ancak katılanın mağdur olmaması için dava açtığını belirterek suçlamayı kabul etmemişse de katılanın belirlenen avukatlık ücretinin tamamının ödendiği yönündeki beyanı ile uyumlu tanıklar F…E… ve Ö… E…’ın beyanları ile dosyaya sunulan 11.10.2016 tarih ve 4.000,00 TL’lik ödeme dekontu nedeniyle suçtan kurtulmaya yönelik bulunan savunmalara itibar edilmemiştir.
İlk derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda eylemin yukarıda anlatıldığı şekilde kabul edilmesine karşın, eylem bir bütün halinde TCK’nın 257/1. Maddesi kapsamında değerlendirilmiş ise de sanığın icrai bir davranışı bulunmayıp, dava açması konusunda ihmal ve gecikme göstermesi sonucunda katılanın mağduriyetine sebebiyet verdiği dolayısı ile eylemin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen suçu oluşturup, eylemin icrai bir hareketle yapılmaması nedeni ile TCK’nın 257/1. maddesinde düzenlenen suç kapsamında değerlendirilemeyeceği ve sanığın dava açmakta ihmal göstermesi yanı sıra dava açtığı, konusunda oyalamaya yönelik sözlerinin ise suçun niteliğini değiştirmeyeceği anlaşılmakla, ilk derece Mahkemesinin yazılı şekilde sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine karar vermesi usul ve yasaya aykırı, sanık müdafinin istinaf kanun yolu başvurusu bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, CMK’nın 280/2 maddesi gereğince, … 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26.11.2019 tarih, 2018/502 esas ve 2019/329 sayılı kararı kaldırılarak,
Sanığın görevinin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme göstermek suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan suçtan TCK’nın 257/2 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suç konusunun önemi, sanığın güttüğü amaç ve saiki dikkate alınarak takdiren alt sınırdan ayrılarak cezalandırılmasına, ilk derece Mahkemesinin takdiri ile sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları ile bir daha suç işlemeyeceğine yönelik olumlu kanaat oluşmaması nedeniyle sanık hakkında taktiren TCK’nın 62/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın adli sicil kaydı, deneme süresinde kasıtlı bir suç işlemesi ve gözlemlenen kişiliği itibariyle suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaate ulaşılamaması nedenleriyle, hakkında CMK’nın 231, TCK’nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına dair…” gerekçesiyle karar verdiği,
Baro Disiplin Kurulu’nca “Şikâyetçi tarafından şikâyet edilenin boşanma davası açmak ve açılacak karşı davaları takip etmek üzere vekil tayin edilmesine rağmen, harçlar ve vekalet ücreti için kendisine 9.550-TL peşin olarak ödendiği halde vekaletname aldıktan 4 ay sonra, karşı tarafça dava açıldıktan sonra boşanma davasını açtığı, davanın 4 ay geç açılması nedeniyle ve tedbir talebinde bulunmayarak müvekkilinin maddi zarara uğrattığı mahkeme kararı ve dosya içeriğinden tespit olunmuştur.
Şikâyetli avukatın özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı heyetimizce kabul olunarak …Bölge Adliyesi 5. Ceza Dairesinin 2020/214 esas 2021/1509 sayılı kararı ile kaldırılarak TCK 257/2 maddesi gereğince cezalandırılmasın yönündeki kararı da dikkate alındığında, şikâyetli avukatın Avukatlık Kanunu ile Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarında düzenlenen yükümlülükleri ihlal ettiği kanaatine ulaşıldığından, şikâyetli Avukat hakkında kınama cezası vergilemesi gerektiği ancak şikâyetli Avukatın incelenen sicil dosyasından; Kurulumuzun 13.02.2014 gün ve 2013/245 esas, 2014/46 sayılı kararı ile ‘kınama cezası ile cezalandırılmasına’ ilişkin kesinleşen ve tekerrüre esas teşkil eden cezalarının bulunduğu anlaşılmakla, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanması gerektiğinden hakkında Avukatlık Yasası 136/1 ve 135/3 maddeleri gereğince takdiren ve teşdiden 500 TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.” gerekçesiyle karar verildiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde eylem tarihi itibariyle (13.04.2017), Avukatlık Kanunu’nun 136/2.maddesi gereğince, 22.11.2014 kesinleşme tarihli kınama ve 17.11.2014 kesinleşme tarihli uyarma cezasının olduğu,
Şikâyetli avukatın 10.04.2025 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle, itiraza konu kararın, eksik inceleme ile ve savunma hakları göz ardı edilerek verildiğini, temyiz aşamasından geçerek kesinleşen ceza davasında alınan kararda yalnızca şikâyetçinin akrabaları olan tanıkların beyanlarının esas alındığını, dava dosyasına sunmuş olduğu hiçbir delilin mahkeme nezdinde incelenmediğini, şikâyetçi ile imzalanan avukatlık sözleşmesi gereği tarafına ödenmesi gereken ücretin tam ve zamanında ödenmediğini, bu anlamda sözleşme hükümlerinin şikâyetçi tarafından yerine getirilmediğini, ücreti peşin, tam ve zamanında almadığı için herhangi bir yükümlülüğü olmamasına rağmen yine de mağduriyete sebep olmamak adına şikâyetçinin davalarını, üstelik sadece boşanma ve katkı payı alacağı için sözleşme yapılmış iken asliye ceza davasını da takip ettiğini, tanık listesinin sunulması dahi beklenmeden, boşanma dava dosyası ile katılma payı alacağı dava dosyası da huzurdaki dava dosyasına kazandırılmadan, sunmuş olduğu deliller ve gerekli tüm deliller dosya içerisine alınıp da bilirkişi incelemesi yapılmadan eksik inceleme ile ve savunma hakkı kısıtlanarak anılan kararın verildiğini belirterek cezanın kaldırılmasını talep ettiği,
Usulüne uygun tebligata rağmen itiraza cevap verilmediği görülmektedir.
Dosya kapsamı, taraf beyanları ve kesinleşen ceza yargılaması bulguları birlikte değerlendirildiğinde;
Şikâyetli avukatın, 07.10.2016 tarihli vekâletnameyi aldıktan sonra boşanma davasını yaklaşık dört ay gecikmeli açtığı, süresinde tedbir talebinde bulunmayarak müvekkilinin malvarlığı yönünden zarara uğramasına sebebiyet verdiği; bu maddi olguların, ceza yargılamasında da TCK 257/2 kapsamında “görevin gereklerini yerine getirmekte ihmal ve gecikme” olarak nitelendirilip 04.11.2024 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet hükmüyle teyit edildiği anlaşılmaktadır. Şikâyetlinin soruşturma ve kovuşturma safhalarında savunma vermediği; itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü “ücret tam ve peşin ödenmediği” ve “savunma hakkım kısıtlandı, delillerim incelenmedi” yönündeki soyut iddiaların ise dosya içeriği, ceza yargılamasının bağlayıcı olmasa da güçlü ispat değeri taşıyan tespitleri ve disiplin mercilerince yapılan hukuki değerlendirme karşısında itibar görmeye elverişli bulunmadığı görülmüştür.
Disiplin yargılamasının ceza kovuşturmasından bağımsız yürütülebileceği açık olmakla birlikte, aynı fiil ve vakıalara ilişkin kesinleşmiş ceza ilamı, olgusal zemini kuvvetlendiren bir delil niteliğindedir. Bu çerçevede ilk derece disiplin kurulunun eylemi sabit kabul eden ve yaptırım tayinine giden kararı usul ve yasaya uygundur.
Hukuki nitelendirme bakımından, avukatın müvekkiline karşı “özen” borcu Avukatlık Kanunu madde 34’te emredici biçimde düzenlenmiş; avukatın, üstlendiği görevi “özen, doğruluk ve onur” içinde ve meslek kurallarına uygun ifası zorunlu kılınmıştır. Bu ilke, Meslek Kuralları madde 3 ve 4’te, mesleğe güveni sağlayacak sadakat ve mesleğin itibarını zedeleyici her davranıştan kaçınma yükümlülükleriyle somutlandırılmıştır.
Somut olayda, davanın makul sürede açılmaması ve koruyucu/önleyici tedbirlere başvurulmaması, avukatın meslekî özen ve sadakat borcuyla bağdaşmaz.
Şikâyetlinin “ücretin tam ödenmemesi nedeniyle işlem yapmama” savunması, avukat-müvekkil ilişkisine içkin olan ve kamu düzeni boyutu da bulunan meslekî özen borcunu ortadan kaldırmaz. Meslek Kuralları madde 38, avukatın zaman ve yeteneğinin erişmediği işi kabul etmemesini ve işi reddetme hakkını düzenler; ne var ki iş üstlenilip vekâletname alınmışsa, avukatın işi meslek onuruna ve özen borcuna uygun şekilde yürütme yükümlülüğü devam eder. Bu bakımdan, ücret uyuşmazlığı öne sürülerek davanın geciktirilmesi veya koruyucu işlemlerden kaçınılması kabul edilemez.
Yaptırım yönünden, Baro Disiplin Kurulu’nun yaptırımı, şikâyetlinin daha önce kesinleşmiş uyarma ve kınama disiplin cezalarıyla sabit tekerrür durumu karşısında Avukatlık Kanunu madde 136 uyarınca ağırlaştırılabilir niteliktedir. Kanunun açık hükmü gereği, beş yıllık dönem içinde birden çok disiplin cezasını gerektiren davranışta bulunan avukata her yeni fiili için bir öncekinden daha ağır ceza uygulanır; bu çerçevede para cezası verilmesi ölçülülük ve kademelilik ilkeleriyle uyumludur.
Sonuç olarak; dosya kapsamındaki maddi olgular, kesinleşen ceza mahkûmiyetiyle güçlenen ispat durumu gibi hususlar bir arada değerlendirildiğinde, itiraz sebepleri yerinde görülmemiş, itirazın reddi ile usul ve yasaya uygun olarak verilen Baro Disiplin Kurulu kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1-Şikâyetli avukatın itirazının reddine, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin
“500,00 TL Para Cezası ile Cezalandırılmasına”
ilişkin 03.01.2025 gün ve 2018/129 Esas, 2025/2 Karar sayılı kararının
ONANMASINA,
2- Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere,
Oybirliğiyle karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe