Adana BAM, 6. HD., E. 2020/1023 K. 2023/488 T. 26.5.2023

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 147, TBK Madde 502

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: MERSİN 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: 28/01/2020
NUMARASI
: 2019/101 Esas – 2020/22Karar
DAVACI
: K1

N1
VEKİLİ
: Av. K2 [N2] UETS
DAVALI
: K3

N3
VEKİLİ
: Av. K4
DAVA
:

Vekalet
Sözleşmesinden
Kaynaklanan
Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: 26/05/2023
KARARIN YAZIM TARİHİ
: 26/05/2023
Mersin 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28/01/2020 tarih ve 2019/101 Esas-2020/22 Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusu ile ilgili yapılan incelemede;

DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Müvekkilinin uzun yıllardır Almanya’da yaşadığını, davalı ile müvekkilinin çok eskiden bu yana tanışmış olduğunu, davalı tarafın davacıya, “Türkiye’de senin adına arsa alacağım bunun için bana 19.000 Mark para göndermen gerekir” dediğini, müvekkilini ikna ederek davalı tarafın F1 Bankasında olan hesabına müvekkilinin 19.000 Mark parayı 1989 yılında gönderdiğini, müvekkilinin davalı tarafın yalanına kanarak ve davalıya duyduğu güvenden dolayı iş bu parayı gönderdiğini, müvekkili Türkiye’ye geldiğinde davalı tarafın müvekkiline “sana alacağımız arsa burası” diyerek Antalya İli, Kaş İlçesi girişinde boş araziyi müvekkiline ve eşi K5’e gösterdiğini, arsanın kadastro işlemleri bitmedi diye müvekkilini yıllarca oyaladığını, müvekkilinin 2018 yılı Temmuz aylarında davalı tarafından kendi adına alınan bir arsanın olmadığını davalı tarafın kendisini kandırdığını öğrendiğini, bunun üzerine müvekkilinin davalı taraftan göndermiş olduğu 19.000 Mark tutarındaki paranın karşılığı olan parayı davalıdan istemesine rağmen davalının iş bu parayı müvekkiline ödemediğini belirterek, davalı tarafa arsa alım bedeli olarak müvekkili tarafından banka kanalı ile ödenen paranın karşılığı Mezitli’de beyan edilen dairenin bedelinden 10.000,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı taraftan tahsil ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

DAVALI VEKİLİ, SÜRESİ İÇERİSİNDE VERMİŞ OLDUĞU CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:

Davacının dava açmakta herhangi bir hukuki yararının bulunmadığını, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, davacının iddiası nedeniyle alacaklı olduğunu ve müvekkiline göndermiş bulunduğunu iddia ettiği tarihin 1989 yılı ve öncesine dayandığını, dayandığı delil olan teminat belgesinin de 1994 yılına dayandığını, iddia konusu alacağın ve ferileri ile birlikte zamanaşımına uğradığını, dava konusu yapılamayacağını, Borçlar Kanununun 146. maddesinde;
“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir” şeklinde açık bir ifadenin düzenlendiğini, davacının kötü niyetli hareket ederek müvekkilinden hakkı olmayan bir talepte bulunduğunu, Antalya 8. İcra Müdürlüğünün 2018/9354 Esas sayılı icra takip dosyası ile 200.000,00 TL talep ettiğini, takibin durması ile birlikte 10.000,00 TL kısmi dava açarak şüpheye düştüğünü, zamanaşımı defi’nin, mahkemece ön hadise olarak çözümlenmesi gereken hususlardan olup, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesinin zorunlu olduğunu, tüm bu nedenlerle davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:

“… 1995 yılı Eylül ayında borcun muaccel olduğu ve 2005 yılında 10 yıllık zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından bu belgenin üzerinden davanın açılmasına kadar 25 yıl geçtiği, TBK’nin 146. Maddesi gereğince eldeki davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu anlaşıldığından, davanın zamanaşımı yönünden reddine,” şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili 10/07/2020 tarihli istinaf dilekçesinde;

Davalı tarafından davacı müvekkiline, arsa alımı için davacının 19.000 Mark(ondokuzbinmark) para gönderdiğine ilişkin teminat belgesi başlıklı belge gönderildiğini, davalının teminat belgesi karşılığında Mezitli’de müvekkiline bir daire vereceğini taahhüt ettiğini, davalı tarafın cevap dilekçesinde, söz konusu teminat belgesini kabul etmediğini beyan ederek zamanaşımı def’inde bulunduğunu, müvekkilinin, 2018 yılında Temmuz aylarında davalı tarafından kendi adına alınan bir arsanın olmadığını, davalı tarafından gösterilen arazide kadastro çalışması olmadığını, davalı tarafın kendisini kandırdığını öğrendiğini, müvekkilinin yıllarca, davalı tarafından kendi adına arsa alınacağı kanaati ile, davalı tarafından gösterilen boş arazinin kadastro çalışmasının bitmesini beklediğini, davalı tarafın kendisine doğru söylemediğini, dolandırıldığını öğrendiği tarihin 2018 yıllı Temmuz ayı olup, zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başladığını,
Davalı tarafın zaman aşımı itirazlarının haksız olduğunu, TMK m.2’de düzenlenen iyiniyet kurallarına uyma zorunluluğu olduğunu, TMK m.2 uyarınca herkesin haklarını ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, borçlunun zamanaşımı definde bulunmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği durumlarda zaman aşımı defi dikkate alınamayacağını,
Davalının davaya konu alacağın varlığının zamanaşımına uğradığı iddiasının adaletten uzak olduğunu, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, belirterek,
Sonuç itibariyle:

Yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı beyanda bulunmamıştır.

DELİLLER :

İstinaf incelemesine esas:

Yerel mahkemenin dosyası içerisinde bulunan belge ve kayıtlar.

ESASTAN İNCELEME RAPOR SONUCU:

Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasıdır.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkilini ikna etmesi üzerine davacının, kendisi için arsa alması amacıyla 1989 yılında davalıya 19.000 mark para gönderdiğini, davalının arsayı almadığını, davacıya, arsanın kadastrosunun tamamlanmadığını söyleyerek onu oyaladığını iddia etmiştir. Taraflar arasındaki hukuki işlemler, vekalet sözleşmesi kapsamında kalmaktadır.
6098 sayılı TBK’nın 502. maddesi vekalet sözleşmesini şu şekilde tanımlamıştır: ”

Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.

Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır

Yine davacı vekilinin iddiasına göre, dosyaya fotokopisi sunulan, davalının imzasını taşıdığı ileri sürülen 18/04/1994 tarihli “TEMİNAT BELGESİ”nde; arsanın mülkiyet durumunun kesinleşmemesi nedeni ile sonuca ulaşılamadığının belirtilerek, 1995 yılı Eylül ayına kadar arsa sorunu halledilmez ve arsa satışından bu para (19.000 DM) karşılanamaz ise, davalıya ait, Mezitli Kasabası A2 Sitesindeki dairenin 32.000 DM karşılığında davacıya devredileceği, davalının almış olduğu 19.000 DM’nin bu bedelden mahsup edileceği ve davacının göndereceği paraların da alınmış olan bu paraya ilave edileceği ifadelerine yer verildiği görülmüştür.

Davalı, işbu teminat belgesi ile, vekalet sözleşmesi kapsamında hesap verme yükümlülüğünü yerine getirerek, belli bir süre içerisinde (1995 yılı Eylül ayına kadar) vekaleten üstlendiği arsa alım işini yerine getirememesi halinde, kendisine ait daireyi davacıya satmayı taahhüt etmiştir.

Dava, davalı vekillerin vekalet sözleşmesine göre tahsil ettikleri bedelleri davacı müvekkillerine ödememeleri iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. İleri sürülüş şekli ve dayanılan olgular çerçevesinde, davacının bu davadaki alacak istemlerinin, vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması hukuksal nedenine dayandırıldığı açıktır. Gerçekten de vekil, vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. Başka bir ifade ile, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür. Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler öncelikle dahildir. Vekalet sözleşmesi, T.B.K. 147/5.maddelesine göre 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu tür vekalet ilişkilerinde zamanaşımı vekilin hesap verme yükümlülüğünü yerine getirdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Vekilin aldıklarını geri verme borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. (Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.)

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa, davacı, davalıların vekil sıfatıyla gerçekleştirmiş oldukları satış işlemi sonucu tahsil ettikleri paranın tamamının kendisine ödenmediğini ileri sürmüş, Bölge Adliye Mahkemesince davaya konu edilen vekaletnamenin davacının adına tescilli taşınmazın satışı için 27/07/1982 tarihinde verildiği ve taşınmazın vekaleten satışının da 27/06/1990’da gerçekleşmiş olduğu, davacının 22/06/2000 tarihinde vekaletin kötüye kullanıldığı iddiası ile vekaleten satılan taşınmazların tapu iptali için açtığı dava sonucunda, davanın reddine karar verildiği ve kararın düzeltmeden geçerek 22/03/2010 tarihinde kesinleştiği; TBK m. 147/5’e göre vekalet sözleşmesinden kaynaklanan davaların 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup vekaleten satışın yapıldığı tarih olan 27/06/1990 tarihinden dava tarihi olan 01/03/2011 tarihine kadar 5 yılı aşkın bir süre geçmiş olduğundan, dava zamanaşımına uğramış olup, davalının daha önce açtığı tapu iptali davasını da 5 yıllık süre geçirildikten sonra açtığı, söz konusu davanın gerek zamanaşımı süresi geçirildikten sonra açılması, gerekse eldeki dava yönünden zamanaşımını kesme etkisinin olmaması, davanın konusu da farklı olduğundan vekalet ilişkisinden doğan alacağa ilişkin zamanaşımını kesmediğinden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/09/2013 tarih, 2013/15-169 Esas, 2013/1365 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, zamanaşımını kesen veya durduran nedenler de bulunmadığından, kaldı ki bir an için tapu iptali davasının bu davada zamanaşımını kestiği varsayılsa bile TBK m. 158’deki munzam ek süre de geçirildiğinden davanın zamanaşımına uğramış olduğu gerekçe gösterilerek davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş ise de, hesap verme yükümlülüğü araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu hususta yeterli araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

(Yargıtay 13. H.D. 10/03/2020 tarih ve 2019/1149 E, 2020/3113 K.)

Davacı taraf, vekilin hesap vermesi niteliğinde olan teminat belgesinin varlığını kabul etmekte olup, yukarıda yer verilen emsal Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, muacceliyet, vekilin hesap vermesi ile başlar. Dava, TBK’nın 147/5. Maddesi kapsamında 5 yıllık zamanaşımına tabidir.

Dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur.

İlk derece mahkemesinin hukuki ilişkiyi nitelendirmesi hatalı ise de, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine ilişkin kararı yerindedir.

Sonuç olarak:

Davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
Davacı tarafınistinaf başvurusunun6100 Sayılı HMK 353/1-b.1 md.si gereğince
ESASTAN REDDİNE,

2-
İstinaf talep eden davacıdan alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı 179,90-TL olmakla peşin alınan 54,40-TL maktu harcın mahsubu ile bakiye 125,50-TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye
İRAD KAYDEDİLMESİNE,

3-
İstinaf talep eden davacıdan peşin alınan 148,60-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye irad
KAYDEDİLMESİNE
,

4-
İstinaf masraflarının, başvuran davacı üzerinde
BIRAKILMASINA
,

5-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA,

6-
Kararın 6100 sayılı HMK’nun 359/4.maddesi uyarınca dairemizce
TARAFLARA TEBLİĞİNE,
6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1, 361/1, 362/1-a ve 365/1. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde
Dairemize veya hükmü veren İlk Derece Mahkemesi’ne veya temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesi’ne verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. 26/05/2023
AZLIK
OYU
:

Somut olayda, tarafların çok eskiden tanıştığı, davacının Almanya’da, davalının ise Türkiye’de yaşadığı, 1989 yılında davacının Antalya ili, Kaş ilçesi girişinde kendisine arsa almak üzere davalıya 19.000 mark parayı F1 Bankası havalesi ile gönderdiği, davacı ve eşi birlikte Türkiye’ye geldiğinde davalının Kaş ilçesi girişinde bir arsayı göstererek, “sana alacağımız arsa burası” diyerek bir arsayı gösterdiği, ancak arsanın kadastro işlemleri bitmediğinden bahisle alınamadığı, davalının 18.04.1994 tarihli “teminat belgesi” başlığını taşıyan mektubunu posta yolu ile davacıya gönderdiği, mektupta davalının, davacıdan 19.000 DM’yi davacı için arsa almak amacı ile aldığı ve arsanın mülkiyet durumunun kesinleşmemesi nedeniyle sonuca ulaşılamadığı, 1995 yılı eylül ayına kadar arsa sorunu halledilemez ise Mezitli kasabası A2 sitesindeki dairesini yaptırdığı mutfak dolapları, tezgahlar ve güneş enerjisi ile birlikte 32.000 DM karşılığında davalıya devredeceği, bundan sonra gönderilecek paranın alınan paraya ekleneceğini bildirdiği, davacıya söz verilen arsa alınamadığından 27.03.2019 tarihinde Mezitli kasabası A2 sitesindeki daireye karşılık olmak üzere kısmî dava açıldığı sabittir.

Taraflar arasında vekalet ilişkisi vardır.

Bu ilke ve kurallar altında somut olaya bakıldığında, davalı vekilin 25.11.2007 tarihinde dava konusu taşınmazları dava dışı üçüncü kişiye tapuda resmi yolla satmış ve bedelini de almıştır. Davacı tarafından 08.04.2013 tarihinde kendisine düşen dairelerin teslimi yada rayiç bedellerinin ödenmesi hususunda gönderilen ihtarnameye karşılık davalı tarafından 19.04.2013 tarihinde verilen cevabi ihtarnameye kadar davalı vekil hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden dava tarihi de dikkate alınarak zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 09.09.2015 tarih ve 2014/19973 E.-2015/26636 K. sayılı kararı)

Vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir. Davacı satışı Elazığ Tapu Müdürlüğü’nün 25.5.2012 tarihli yazısıyla öğrendiğini beyan etmiştir. Davacının beyan ettiği öğrenme tarihinden daha önce satışı bildiğine ilişkin dosyada delil bulunmamaktadır. Buna göre öğrenme tarihinden itibaren BK.’nun 126.maddesindeki 5 yıllık süre dava tarihi itibariyle henüz dolmamıştır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 29.03.2016 tarih ve 2016/2814 E.-8874 K. sayılı kararı)

Somut olayda; davalı, Almanya’da yaşayan davacıya
18.04.1994 tarihli mektubu göndererek 1995 yılı eylül ayına kadar Antalya ili, Kaş ilçesi girişindeki arsanın hukuki sorunlarını çözüp alamadığı taktirde Mezitli kasabası A2 sitesindeki dairesini yaptırdığı mutfak dolapları, tezgahlar ve güneş enerjisi ile birlikte 32.000 DM karşılığında devredeceğini bildirmiş, ancak davalı vekil henüz hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden zamanaşımı süresi henüz başlamamıştır.

Bu nedenle yerel Mahkeme kararı kaldırılması gerektiğinden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

  • İlk yayınlanma tarihi: 29 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!