Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2019/236 K.2022/720

İlgili TBK maddeleri: TBK Madde 149, TBK Madde 154

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 7. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı … Demirbaş ve arkadaşları vekili ile davalı … ve … vekili temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı … Demirbaş ve arkadaşları vekili ile davalı … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı … Demirbaş ve arkadaşları vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

4. Davacılar vekili dava dilekçesi ile; dava dışı Dostlar Sitesi tarafından Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/237 E. sayılı dava dosyası üzerinden müvekkilleri aleyhine açılan davanın yargılaması sonucunda, oluşan zararların tahsiline karar verildiğini, davalıların da müvekkilleri ile aynı dönemde yönetim kurulu üyesi olduklarını ve doğan zarardan müteselsilen sorumlu olduklarını, esasen Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin yargılaması sırasında temin edilen bilirkişi raporunda davalıların doğan zarardan sorumlu olduklarının ifade edildiğini, bu nedenle söz konusu bilirkişi raporu ve dava dilekçelerinde belirtildiği üzere her bir davalının sorumlu olduğu dönem ve miktarlar itibariyle şimdilik 1000TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 06.10.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır.

Davalı Cevabı:

5. Davalı … Demirbaş ve arkadaşları vekili cevap dilekçesi ile; davanın kısmi dava olarak açıldığını ancak ortada likit alacak bulunduğundan davanın kısmî dava şeklinde açılmasının mümkün olmadığını ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla alacağın zamanaşımına uğradığını, bunun dışında görev itirazında bulunulduğunu, mahkemenin iş bu dava açısından görevsiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

6. Davalı … ve … vekili cevap dilekçesi ile, davanın sebepsiz zenginleşme sebebine dayalı olduğunu, bu nedenle zamanaşımına uğradığını, müvekkillerinin davacıların eylemlerine katılmadığını ayrıca müvekkillerinin görev yaptıkları dönemin farklı olduğunu, bunun dışında site yönetimi tarafından müvekkilleri aleyhine dava açılmadığını, Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen dava sırasında davanın müvekkillerine ihbar da edilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Kararı:

7. Ankara 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.11.2015 tarihli ve 2014/1056 E. 2015/1025 K. sayılı kararı ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 73. maddesi uyarınca ödemenin gerçekleştiği 22.08.2012 tarihinden, davanın açıldığı 21.07.2014 tarihine kadar iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, TBK’nın 154/2. maddesi uyarınca dava açılması ve icra takibinde bulunulmasının işleyen zamanaşımının kesilmesine neden olacağı, davalılar hakkında Ankara 13. İcra Müdürlüğünün ilgili dosyaları ile 13.11.2013 tarihinde takip başlatıldığından, yine dava tarihi ile 06.10.2015 olan ıslah tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı, öte yandan apartman kalorifercisi olarak çalışan Ali Ertekin hakkında (Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/711 E.) Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/497 E. sayılı dava dosyası üzerinden yargılama yapılıp cezalandırılmasına karar verildiğinden ve TBK’nın 72. maddesi uyarınca zarara yol açan eylemin aynı zamanda suç sayılan bir eylemden doğduğu anlaşıldığından, somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin o suçun bağlı olduğu zamanaşımı süresinden ibaret olduğu, bu durum karşısında 5237 sayılı TCK’nın 66/e maddesi uyarınca söz konusu suç sayılan eylem açısından geçerli bulunan zamanaşımı süresinin en az sekiz yıl olduğu, bu yönüyle dahi, hem dava, hem de ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı, bu nedenle iddia, savunma, apartman görevlilerinin sorumluluğunun tespitine ilişkin olup kesinleşen Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/2465 E., Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2010/18531 E., Ankara 13. İcra Müdürlüğünün 2013/16649 E., 2013/16656 E., 2013/16707 E., Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/497 E. sayılı dava dosyaları, tapu kaydı, yönetim planı, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davanın kabulü ile, davacılar … ve …’ın her biri açısından ayrı ayrı olmak üzere, Cem Koca’dan 283,53’er TL, …’dan 332,35’er TL, İsmet E. Angın’dan 4.077,41’er TL, Nevzat Demirtaş’tan 4.360,94’er TL, …’dan 332,35’er TL, Suay Karaman’dan 332,35’er TL, G. Tülay Bahadırlı’dan 4.693,29’ar TL, Filiz Öcalan’dan 4.693,29’ar TL, Faruk Pehlivanlı’dan 4.693,29’ar TL’nin, (her davalı için 111,11’er TL’nin ödeme tarihi olan 22.08.2012, kalan bedeller için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile tahsili ile davacılara ödenmesine) karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

8. Mahkemenin bu kararı süresi içinde davalı … Demirbaş ve arkadaşları vekili ile davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

9. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 06.06.2017 tarihli ve 2017/912 E. 2017/5010 K. sayılı kararı ile; “…Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/2465 Esas sayılı dava dosyası ile Dostlar sitesi yönetimi tarafından davalılar …, Mehmet Kılıç ve … aleyhine alacak davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulü ile 69.461,52.-TL’nin davalıların fiilen görevlerinin sona ermesinden sonra işleyecek faizleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği, Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2010/18531 Esas sayılı dosyası ile verilen kararın icrası açısından icra takibinde bulunulduğu, takip sırasında takip konusu borcun … ve … tarafından 22.08.2012 tarihinde ödenerek dosya borcunun kapatıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece TBK’nın 73. maddesi uyarınca,”rücu isteminin tazminatın tamamen ödendiği ve birlikte sorumlu olunan kişinin öğrenildiği tarihten itibaren başlayarak iki yılın ve her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrayacağı” şeklindeki hüküm dikkate alınarak, ödemenin gerçekleştiği 22/08/2012 tarihinden, davanın açıldığı 21/07/2014 tarihinde 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı kanaatine varılarak hüküm kurulmuş ise de ödenen meblağ 69.461,52.-TL olup, davacı 21/07/2014 tarihli dava dilekçesi ile 1000.-TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı 06/10/2015 tarihinde 47.597,60.-TL üzerinden ıslah yapmış ise de talep edilmeyen kısım yönünden 22/08/2014 tarihi ile zaman aşımı süresi dolmuştur.

Bu durum karşısında dava veya icra takibinin ancak dava edilen miktar yönünden zamanaşımını keseceği kalan kısım yönünden zamanaşımının işlemeye devam edeceği gözetilmeksizin ıslah edilen bölüm yönünden zamanaşımı nedeniyle takibin reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde tamamına ilişkin kabulü doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

10. Ankara 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 16.10.2018 tarihli ve 2018/530 E. 2018/1011 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak Borçlar Kanunu’nun 133/2. maddesi (6098 sayılı TBK 154/2) hükmü uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılmasının zamanaşımını kestiği, bunun yanı sıra Yasa’nın 135. maddesinde zamanaşımının kesilmesi hâlinde yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı, davalılar hakkında davacı tarafından Ankara 13. İcra Müdürlüğünün 2013/16649 E., 2013/16656 E., 2013/16707 E. sayılı icra dosyaları ile 13.11.2013 tarihinde sırasıyla 6.654,17TL, 81.264,37TL, 5.670,40TL’lik alacaklarla ilgili olarak icra takibinde bulunulduğu, dava tarihi olan 21.07.2014 ile 06.10.2015 olan ıslah tarihinde iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir
Direnme Kararının Temyizi:

11. Direnme kararı süresi içinde davalı … Demirbaş ve arkadaşları vekili ile davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkin eldeki davada, ıslah edilen bölüm yönünden zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
A- Davalılar …, … ve … vekili ile davalı … vekilinin direnme kararına karşı temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;

13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce davalılar …, … ve … vekili ile davalı … vekilinin direnme kararına ilişkin temyiz isteminin miktar yönünden reddinin gerekip gerekmediği hususu tartışılıp değerlendirilmiştir.
14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 450. maddesiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için, HMK’da geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.

15. Bu bağlamda HMK’nın geçici 3. maddesi;
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez (Değişik fıkra: 22.07.2020 tarih, 7251 s. K. m.47).
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.

16. Yukarıdaki madde metninden, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.

17. Bilindiği üzere, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarihli ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden HUMK’un 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanun’lara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır.

18. Direnme kararının verildiği 2018 yılı itibariyle bu miktar 2590TL’dir.
19. 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.

20. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, yerel mahkemenin, Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.

21. Somut olayda davacılar vekili 21.07.2014 tarihli dava dilekçesi ile 1000TL’nin rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 06.10.2015 tarihinde 47.597,60TL üzerinden ıslah dilekçesi sunmuştur. Mahkemece direnme kararında davanın kabulü ile, davacılar … ve …’ın herbiri açısından ayrı ayrı olmak üzere, davalı …’dan 283,53’er TL, davalı …’dan 332,35’er TL, davalı …’dan 332,35’er TL, davalı …’dan 332,35’er TL’nin tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

22. Özel Daire ile mahkeme arasında direnmeye konu her bir davalı için temyize konu edilen miktar 2590TL’yi geçmemektedir.

23. O hâlde anılan davalılar yönünden direnme kararı miktar itibariyle açık biçimde temyiz edilebilirlik sınırı altında olduğundan, temyiz yasa yoluna gidilmesi imkânı bulunmamaktadır.

24. Hâl böyle olunca, davalılar …, … ve … vekili ile davalı … vekilinin temyiz istemlerinin reddi gerekir.

B- Davalılar …, …, …, … vekili ile davalı … vekilinin direnme kararına karşı temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;

25. Uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle zamanaşımının hukukî niteliğine ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
26. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 146-161. maddelerinde düzenlenmiş bulunan zamanaşımı, alacak hakkının, belli bir süre kullanılmaması yüzünden “dava edilebilme” niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir.

27. Borcun zamanaşımına uğramasıyla, borç (alacak) sona ermez, sadece alacaklının dava yoluyla alacağını elde etme olanağı, “alacağın dava edilebilme niteliği” ortadan kalkar. Zamanaşımına uğramış bir borç, ifa edilebilen, fakat dava edilemeyen eksik bir borçtur.

28. Zamanaşımına uğramış borç ifa edilirse, ifa geçerlidir, bir bağışlama veya alacaklı yönünden bir “sebepsiz zenginleşme” söz konusu değildir. Borçlu, borcun zamanaşımına uğradığını bilmediğini, bu nedenle hataen (yanılarak) ödemede bulunduğunu ileri sürerek verdiğini geri isteyemez (TBK m. 78/2).

29. Zamanaşımı hukukî açıdan “def’i” (kişisel savunma nedeni) niteliğindedir. Borçlu borcunu ifadan kaçınmak istiyorsa, zamanaşımı def’înde bulunup, alacağın zamanaşımına uğradığını, dava edilebilme niteliğini kaybettiğini ileri sürebilir (TBK m. 161). TBK m. 161’de açıkça belirtildiği üzere, “zamanaşımı ileri sürülmezse, hakim bunu kendiliğinden gözönüne alamaz”.

30. Bir alacağın zamanaşımına uğraması yani alacağın “dava edilebilme” niteliğini kaybetmesi için, “zamanaşımı süresi”nin geçmesi gerekir.

31. TBK’nın 146. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir” hükmünü içermektedir.

32. TBK’nın 146. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi genel bir süre olup, maddede de ifade edildiği üzere aksine bir hüküm bulunmadığı hâllerde bütün alacaklar için geçerlidir. Aksine hükmün bulunduğu hâllerden birisi bu maddeyi takip eden 147. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddede beş yıllık zamanaşımına tabi olan alacaklar altı bent hâlinde hükme bağlanmıştır.

33. Kanunlarda, TBK’nın 146 ve 147. maddelerinde öngörülen beş ve on yıllık zamanaşımından farklı zamanaşımı süreleri de vardır. Bu bağlamda TBK’nın 73. maddesi “Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.” şeklinde olup, iki ve on yıllık zamanaşımı süresi hüküm altına alınmıştır.

34. TBK m. 149’a göre, “Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.

Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hallerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar”.

35. Zamanaşımı süresi işlemeye başladıktan sonra borçlunun bazı eylemleri, borçla ilişkisinin devam ettiğini ve bu ilişkiyi devam ettirdiğini, alacaklının bazı eylemleri ise alacakla ilişkisinin devam ettiği ve hakkının peşinde olduğunu ortaya koyabilir. Bu eylemlere rağmen, zamanaşımı süresinin işlemeye devam ettiğini ve borcu sona erdirdiğini kabul etmek güçtür. Bunun dışında bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Türk Borçlar Kanunu’nda, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir.

36. Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Daha önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı durmuşsa, sebep ortadan kalkınca, zamanaşımı kaldığı yerden işlemesini sürdürür. Başka bir anlatımla, işlemiş bulunan süreler dikkate alınır, geri kalan süre için zamanaşımı yeniden işlemeye devam eder (TBK m. 153).

37. Zamanaşımının kesilmesi ise, borçlunun veya alacaklının veya hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak, işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır.

38. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz.

39. Zamanaşımını kesen sebepler TBK’nın 154. maddesinde gösterilmiştir. Bu maddeye göre zamanaşımı, borçlunun bir fiili ile; alacaklının bir fiili ile; yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle kesilebilir.

40. TBK’nın 154. maddesinin 1. fıkrasına göre “Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse” zamanaşımı kesilir. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre, “Alacaklı, dava veya defi yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa” zamanaşımı kesilir.

41. TBK’nın 157. maddesinin 2. fıkrasına göre de; zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.

42. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; eldeki dava rücuen tazminat istemine ilişkin olup, TBK’nın 73. maddesine göre tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yıllık zamanaşımı süresine tâbi bulunmaktadır. Rücu istemine konu ödemenin 22.08.2012 tarihinde gerçekleştiği, davacıların Ankara 13. İcra Müdürlüğünün 2013/16649 E., 2013/16656 E., 2013/16707 E. sayılı icra dosyaları ile 13.11.2013 tarihinde sırasıyla 6654,17TL, 81.264,37TL, 5670,40TL’lik alacaklarla ilgili olarak davalılar aleyhine icra takibinde bulunduğu, eldeki davanın 21.07.2014 tarihinde açıldığı ve 06.10.2015 tarihinde de ıslah ile talebin artırıldığı anlaşılmaktadır.

43. TBK’nın 154/2. maddesi gereğince, icra takibinde bulunulması zamanaşımını kesen sebepler arasında yer almakta olup, davacılar tarafından icra takibin yapıldığı 13.11.2013 tarihi ile ıslah tarihi olan 06.10.2015 tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.

44. Hâl böyle olunca icra takibi yapılmasının zamanaşımını keseceği, zamanaşımının kesilmesi hâlinde yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı, bu nedenle ıslah tarihi itibariyle iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle verilen direnme kararı yerindedir.

45. Ne var ki diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

I- A bendinde (§13-24) gösterilen gerekçelerle davalılar …, … ve … vekili ile davalı … vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
II- B bendinde (§25-45) gösterilen gerekçelerle direnme uygun olup, davalılar …, …, …, … vekili ile davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.05.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 11 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!